Ana Sayfa Blog Sayfa 47

Tuzakların En Büyüğü Nedir? – Nefsini Mutmain Etmeyen Asla Cennete Giremez! – Gönlünüze Bu İki Kelimeyi Yazın!

0

Tuzakların En Büyüğü Nedir?

“İnsan bu emaneti aldı ve insan,” diyor, “Onun için çok zalim ve çok cahildir”. Emaneti kabul ettiği için çok zalim ve çok cahildir. Şimdi emaneti almak o kadar kapsamlı bir mesele ki… Emaneti almakla bir Cenab-ı Hak sana hür irade bahşetti. Hür irade tuzakların en büyüğü… Hayvanda hür irade yok, bitkide hür irade yok, melekte hür irade yok, Hz. Cebrail’de, Hz. Mikail’de, Hz. İsrafil’de, Hz. Azrail’de hür irade yok, insanda hür irade var.

Nefsini Mutmain Etmeyen, Asla Cennete Giremez

Hür irade tuzakların en büyüğü, neden? Hz. Cebrail’de hür irade yok. O günah işleyemiyor, böyle bir programı yok, böyle bir düşünce hissi yok, böyle bir vesvese alma olasılığı yok. Neyle emir olunduysa, sadece o çizgide gidiyor. İnsan öyle mi? İnsanın etrafı tuzaklarla dolu. Kadın tuzak, para tuzak, hırs tuzak, şehvet tuzak, kıskançlık tuzak, cimrilik tuzak, mal tuzak, çoluk çocuk tuzak, hepsi tuzak… Hangi birinden kurtulacaksın? Hür iradeyi almışsın, şimdi kurtulman lazım.

Nefis, en büyük tuzak. Tuzak, tuzak, tuzak, tuzak, tuzak… Dünya meşgaleleri tuzak… İnsanın vehimeleri var tuzak!

Nefis, en büyük tuzak. Tuzak, tuzak, tuzak, tuzak, tuzak… Dünya meşgaleleri tuzak… İnsanın vehimeleri var tuzak!

Kendini bir tahlil ediyorsun ki; “Heyhat, ben cehennemin Gayya Kuyusu’ndayım. Bunları nasıl yarıp, geçeceğim? Hangi taraftan geçeceğim? Hangi taraftan benim yolum, benim patikam çıkar düze?” Bir yokuşta bocaladıkça geri gider. Şöyle, Arab’ın çölde attığı adım gibi geri kayar, kum çünkü. Debelen debelen birazdan gücün bitecek. İnsan, bu halde yani…

Allâhu Teâlâ diyor ki ayette; “Nefsini mutmain etmeyen asla cennete giremez. 

Nefsini mutmain edebilmen için, nefsini mutmain etme noktasına gelebilmen için, 72 tuzağı geçmen lazım. Bunlar aşama, aşama, aşama aşama, aşama, aşama nefsine muvaffak olacak yere kadar geleceksin. Nefis, zaten sensin.

Yunus’un:

“Senden içeri bir sen, Yunus’tan içeri bir Yunus” dediği nefsi.

Ona geldiğin vakit, büyük savaş başlıyor zaten. Savaş-ı Ekber, hakiki mücahitlik orada başlıyor. Şimdi, kemalata yöneldiğin an, Allah’tan gayrısından bir şeyler beklemek nerdeyse şirk oluyor. Yani, ilerledikçe tuzaklar çoğalıyor, tehlike çoğalıyor bir yere kadar, bir yerden sonra iş bitiyor.

Şimdi örnek verelim; bir yere iş için müracaat ediyoruz, işte diyoruz ki; “Falanca torpil yapsa bize”. “Kemâlat” ehli isen, işte şirk kadar günah işlemiş oluyorsun.

BâyezidiBistâmî Hazretlerine, bir yerde süt ikram ettiler, içince karnı ağrıdı. “Süt karnımı ağrıttı” dedi, Cenab-ı Hak 40 gün yüz vermedi ona. “Süt kim oluyor ki, senin karnını ağrıtacak, Ben’im takdirim olmadan…”

Bu şimdi, ince bir çizgi, kemalata yürüdükçe, gittikçe; işte bir iş için müracaat ettik, “Falanca bize acaba yardım eder mi? O torpil yapabilir mi gibi…” başkalarından bir şey beklemek, bir şey ummak, şirke yakın günah oluyor. Direk Allah’a bağlanman gerekiyor. Allah dilerse olur, dilemezse olmaz. Allah’ın takdiriyle, Allah’ın hükmüyle, Allah’ın iradesiyle oraya kilitlenme gerekiyor. Kilitlenemiyor vatandaş, o bilinçte değil.

Borç para istemeye gidiyor komşusundan; “Acaba komşum bana verir mi?” diyor. “Allah, bana nasip edecek mi? Acaba, komşuya verdirecek mi?” fikri yok adamda. Neden? O hale gelmemiş ki adam. Ne bekleyecekse kemâlat ehli, Allah’tan bekleyecek! O zaman işler kolaylaşıyor.  Ama kişi ne o bilinçte ne o kültürde ne öyle bir terbiye görmüş. Niye? Dejenere bir toplumdan çıkmış adam, toplumun böyle adetleri yok ki!

Toplum, “Ben aldım, ben tuttum, ben kazandım, ben kafamı kullandım, ben şöyle harcadım, böyle araba aldım, böyle eşya aldım, böyle ev aldım…” İşte, nefsin binmiş sırtına dolu dizgin gidiyor. Nereye gidiyor? Cehennemin dibine. Kolay mı yani, insan olabilmek, adam olabilmek, yani kamil mümin olabilmek? Kolay mı nefsini mutmain etmek?

Allâhu Teâlâ; “Nefsini mutmain etmeyen cennete giremez” diyor. Girmeyecek bu bir gerçek. Allah’ın sözü mutlak Hak’tır, dediği mutlaka yerine gelir!

İşte böyle bir zaman diliminde yani dejenere bir toplumdan ne oluyor? Süzüle süzüle… Toprakta süzülen su, nasıl kaynağa ulaştığı zaman saf, billur gibi bir hal alırsa, işte toplumdan, bu tür cemaatlara süzülen insanlar da billurlaşıyor. Eksiği vardır mutlaka.  Adamlar birinci seyri sülükta büyük Veli oluyorlar, hala nefislerinden “el aman” diyor yani. Mücadele bitmiyor çünkü; tuzak bir değil, beş değil, on değil, elli beş değil, yani sonu yok tuzağın…

Gönlünüze Bu İki Kelimeyi Yazın

Şeytan, Peygamber (s.a.v.)’e selam veriyor yav!  Geliyor, “Selamünaleyküm” diyor. Bak Peygamber (s.a.v.) Efendimize tuzak kuruluyor, sana bana nasıl tuzak kurmasın? “Aleykümselam” dese; Allah (c.c.) Peygamberi Peygamberlikten silecek.

Peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiş.  “Selam Allah’ındır, ya melun” diyor, “Aleykümselam” demiyor. O tuzağa düşürmek için geldi.

Peygamberi tuzağa düşürmeye gelen bir sistem, sana bana gelmeyecek mi sanıyorsun? Şimdi acaba bize selam veren kaç tane meluna biz bu kelimeyi kullanıyoruz.

Bir örnek; tamamen Allah düşmanı, din düşmanı biri geliyor; “Selamünaleyküm”, “Aleykümselam” diyoruz. İşte duman oldun gittin. Tuzağa düştün işte. Diyemiyoruz yani… “Selam, Allah’ındır!” desek, o tuzağa düşmeyeceğiz.

“Aleykümselam” nerde denilir, nerde denilmez onun bile farkında değil insan, neden? Dejenere bir toplumdan gelmiş. Toplumun böyle adetleri yok ki!

Suudi Arabistan’da, Hatay’lı Allah’a küfür etti diye kellesini kestiler. Ne güzel, Allah’a söven terbiyesizler var ya. Ne yaptı? Yargıladı, “Allah’a dil uzattı bu!” dedi. Bizim Cumhurbaşkanı devreye girdi, yine dinlemediler.

Böyle bir toplumdan süzülüp gelsen, bu hatalara düşmezsin ama bizim toplumumuz bu değil ki. Biz, bataklıklardan süzüle süzüle buralara kadar billur gibi oluyoruz ama bitti mi tehlikeler? Bitmiyor.

İşte aklın uyanması lazım. Akıl uyanacak bir kere. Aklın uyanması içinde Allâhu Teâlâ’nın “Bak” dediği yerden bakarsan, Allâhu Teâlâ’nın, “Gör” dediğini görürsün. Biz, Allâhu Teâlâ’nın “Bak” dediği yerden bakmıyoruz. Bakıyoruz ama Allâhu Teâlâ’nın “Bak” dediği yerden bakarsan, “Gör” dediğini görürsün. Bu çok önemlidir, bunu yazın gönüllerinize.

Allâhu Teâlâ’nın “Bak” dediği yerden değilde başka yerden bakarsan, “Gör” dediğini asla göremezsin.

 

——————————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#nefistuzakları #nefsintuzakları #nefs #nefsimutmain #mutmain #dinisohbet 

Mahkeme-i Kübra (Mahşer) Nerede Kurulacak? Hz. Adem’in Ve Havva’nın Yaratılışı – Kalûbela – Cenab-ı Hakk’ın “Elestü Bi Rabbiküm” Hitabı – Baharatların Yaratılışı

0

Mahkeme-i Kübra (Mahşer) Nerede Kurulacak?

Mahkeme-i Kübra’nın merkezi Şam’dır. Merkezi Şam olmak kaydıyla Mahkeme-i Kübra olur. Düzeni kurulur. Hatta, Şam’da Veli’ler vardır. Bu Veli’lerden biri eksilsin, Dünya üzerinde bin yıl geçsin, bir damla yağmur yağmaz. Bu da ayrı bir konuda, ayrı bir şey yani kısaca; Şam’ın ne olduğunu pekiştirelim.

Hz. Adem’in Ve Havva’nın Yaratılışı  – Kalûbela  – Cenab-ı Hakk’ın “Elestü Birabbiküm” Hitabı

Suriye’de yani, Adem’in yoğurulduğu su hala akar. Cenab-ı Hak onu yoğurdu ve bıraktı. Âlemleri yarattı Cenab-ı Hak ama insan yok. İnsanın, ruhu da yok. Kalûbela olayı yok, “Elestü birabbiküm” hitabı yok daha. Onu çok iyi anlayalım.

Bütün mahlukatı, nebatatı her şeyi yarattı. İnsan ortada yok daha ve Adem’i yaratmadan önce melekler toplumuna dedi ki:

“Eyy meleklerim, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” Ve izah etti.

Melekler dediler ki:

“Ya Rabbi, yeryüzünde kan akıtacak, yeryüzünde günah işleyecek, yeryüzünde adam öldürecek, yeryüzünde içki içecek, yeryüzünde zina yapacak, bir eşkıya mı yaratacaksın? Biz, senin zikirden aciz miyiz ki, öyle bir eşkıya yaratacaksın.”

Cenab-ı Hak dedi ki:

“Ey meleklerim, siz Ben’im bildiğimi bilmezsiniz. Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım.”

Her şey yaratıldı, insan yok ve Adem’i yoğurdu Suriye’de. O su, hala akar.

Hazreti Cibril’e dedi ki; “O kalıbı, al getir.” Hz. Adem’i aldı, Mevla’ya götürdü. Yukarıda, koydu. Orada hani kiremit nasıl kızarır, Adem öyle pişmeye başladı.

Şeytanı biliyorsunuz. O dönemde meleklerin imamı. Meleklerin imamıydı ve İblis, Harris, Azazil gibi isimler aldı. Terfi etti, yükseldi. Meleklere imam oldu.

O (şeytan) geldi Adem’in başına, Adem’in yaratılışı 80 ay sürdü.  İlk yaratılışı 80 ay sürüyor, 80 arşın. 72 metre boyunda yaratıldı. Şeytan yani İblis o gün için lanetlenmiş değil.

Meleklerin imamı geldi Adem’in başında, bir ucundan bir ucuna, bir ucundan bir ucuna, bir ucundan bir ucuna geziniyor.

“Ya bu, benden nasıl üstün olur? Ya ben, şuadan yaratıldım, ateşin gücünden yaratıldım. Ben bugünkü meleklerim imamıyım. Bu aşağılık topraktan bozma şey, benden nasıl üstün olur?”

Ve göbeğinin olduğu yere “Tüü!” diyerek aşağılamak için tükürdü. Hemen Hazreti Cibril, oradan bir parça kopardı, fırlattı. Havada fırlayıp giderken, Allah; o parçadan köpeği yarattı. Köpek onun için Adem’in göbeğinden alıntıdır. Şeytanın tükürüğü vardır. Adem’in göbeğinden alıntı olduğu için sahibine de çok sadıktır. Konumuz o değil. Ve Cenab-ı Hak bütün melekleri topladı. Dedi ki:

“Ey meleklerim!”  Bak buraya çok dikkat edelim. “Ben Adem’e kendi ruhumdan ruh üfleyeceğim,Adem canlanırken hepiniz ona secde edeceksiniz” dedi.

Allâhu Teâlâ sana nasıl, nasıl bir değer vermiş ki, meleğe sana secde ettirmiş. “Kim etmezse lanetlerim” demiş.

Şimdi, Allâhu Teâlâ’nın kuluna verdiği değeri bir düşünelim. Biz burada isyan ederken O’na karşı, bunu hatırlayalım. Meleklere secde ettiriyor sana. Sana nasıl bir değer vermiş. Ve Allâhu Teâlâ, kendi ruhundan üfledi. Bütün melekler secde etti, Azazil etmedi. Şeytana Allah gökten bir şua gönderdi, ona isabet etti. Biçimsiz bir şekil aldı ve lanetlendi. İnsanın ilk yaratılışı, şeytanın lanetlenmesi ile Adem’in can bulması aynı anda. Şimdi iki zıt kutup, birisi şeytan, insandan nefret eden, Allah’a baş kaldıran. Biri de Adem Allah’ın ipine sımsıkı sarılan. 

Ve bu olaydan sonra şeytan yani Azazil dedi ki:

“Yarabbi, beni azdırmana karşı.” Bak, “Ben azdım” demedi.

“Beni azdırmana karşı, senden mühlet istiyorum.”

Cenab-ı Hak demedi; “Seni Biz azdırmadık.” Çünkü sapla saman başka türlü ayrılmayacaktı.

“Sen mühlet verilenlerdensin” dedi Cenab-ı Hak. Şeytan dedi ki:

“Yetmez Yarabbi. Bana bütün kullarının kalplerine kan aktığı zaman kan, ne kadar damarda geziyorsa oraları yol et” dedi.

“Ben onların gönüllerine gireyim, kalplerine gireyim, oraları karıştırayım” dedi.

“Tamam, onu da verdim sana” dedi.

“Yetmez. Kadınları da bana ver” dedi.

“Kadınları da sana verdim” dedi Cenab-ı Hak.

“Yetmez. Onun dört cephesini de bana ver” dedi.

“Dört cephesini de sana verdim” dedi.

Melekler dedi:

“Ya Rabbi, sen bu insanı düpedüz cehennem için yaratıyorsun, o kadar tuzaktan bu insan nasıl kurtulur?” dedi.

Ve şeytan, yemin etti o zaman; “İzzetin ve celalin üzerine yemin olsun ki, onların yollarına pusu kuracağım ve onlardan pay alacağım.”

Cenab-ı Hak dedi ki; “Senin hiçbir etkin onların üzerinde yok ama isteyerek sana tabi olan varsa senin olsun. Seninle cehennemin dibine gider ama Ben’im ihlaslı kullarımın üzerinde, senin hiçbir etkin olamaz, mümkün değil, söz konusu bile değil!” dedi.

Ve bu olay uzunca ama kısaca geçiştirmek gerekiyor. Cenab-ı Hak, üç yerde yedi kudretini kullandı. Bak, biri Tevrat’ı yazarken, biri Cennet ağaçlarını dikerken, üçüncüsü de bu Adem olayı. Adem’e kendi ruhundanüfledi. Sonra sırtına Kudret Eli’ni koydu trilyonlarca veya milyarlarca ne kadar ruh çıkardıysa, ruh çıkarttı.

Onlara dedi; “Âlemi Berzah’a gidin.” Daha evvel yaratılmıştı zaten Âlemi Berzah.

“İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki bunların hepsi cennetlik” dedi Yed-i Kudretini koydu ve ilk çıkan ruh adedinin yüzde 99 fazlasını çıkardı. “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki bunların da hepsi cehennemlik” dedi.

Bakın dikkat edin. Ha şimdi diyeceğiz ki; “Allah’ın iradesi bu.” Hayır. Allah, onların kendi haline bırakıldığı zaman ne yapacağını biliyor. Onun için bunu söylüyor. Yani, bir takvim yaprağında; “Ayın 20’sinde, güneş tutulacak”.  Takvim yaprağı yazdığı için mi oluyor?  Hayır, olacağı için. Allah’ın sözü de böyle. Çünkü Cenab-ı Hak kimin ne yapacağını bildiği için…

  Kâinatı kurarken Allah

  Nasibi olan bulmuştu felah

  Kimine sevap kimine günah

  O günde verildi güzel kardeşim

Çünkü Cenab-ı Hak kimin ne yapacağını biliyordu. Ve Hazreti Adem’e can verildiği zaman Hz. Adem kalktı, oturdu, hapşırdı. “La ilahe illallah Muhammeden Resullulah” dedi. Melekler büyük bir hayrete düştü. İlk yaratılan peygamber biliyordu Resullulah’ı, bilmeyenlerde vardı. Tüm melekler ikinci kez secdeye vardı.

Ya Allah, ya Hu, ya Hak, ya Kayyum, ya Kahhar, ya Fettah, ya Vahid, ya Ehad, ya Samet…”  başladı zikretmeye Adem.

Melekler büyük bir hayrete düştü. “Yarabbi, bu ilk yaratılıyor, bizim bilmediğimiz zikir türlerini biliyor.”

Cenab-ı Hak dedi ki; “Ey meleklerim, Ben size demedim mi, Ben sizin bilmediğinizi bilirim.” Ve Cenab-ı Hak o olaydan sonra, buraları biraz kısaltmak zorunda kalıyoruz. Çünkü; konu Miraç’a gelecek. Yani, kâinattaki en muhteşem olay Miraç.

“Kalûbela” bir zaman diliminin adıdır. Ve Kıyamet’e kadar yaratılacak insanların ruhlarını yarattı ve “Âlemi Berzah”a yolladı. Ve o, Kalûbela denilen zaman diliminde, Cenab-ı Hak o ruhların tümüne dedi ki:

“Ben kimim, siz kimsiniz?” Yani; “Elestü bi Rabbiküm.”

Ruhların bir kısmı secde etti, bir kısmı etmedi.

Cenab-ı Hak, aynı soruyu tekrar sordu. İlk secde edenlerin bir kısmı caydı. İlk secde etmeyenlerin bir kısmı secde etti. Üç seferde, değişik sahnelerde secde olayı oldu.

Ve Allah, Levh’e bunu yazdı; “Biz, her şeyi bir kitap da yazdık” diyor ya ayet-i kerimede biliyorsunuz. Her şey bir kitapta yazılıdır.

Üç hitapta da hiç katkısız secde edenler, Peygamberler ve Veli’ler. Üç hitapta, iki sefer secde edenler. Bir sefer tereddütte kalan alimler. Üç sefer hitapta, bir sefer secde edenler; müminler. Üç seferde, bir sefer secde edip sonra cayanlar; münafıklar. Hiç etmeyenlerde, kafirler. Bunlar o şekil kitaba yazıldı, Allah’ın “Levh”ine yazıldı.

Hani Hz. Ali Efendimiz diyor ya; “Ben ahirimden korkmam, evvelimden korkarım.”

Ne olduysa evvelde oldu. Bu film çekildi, bugün sahnede oynuyoruz. Dünyada oyuncuyuz, öldüğümüzde uyanacağız. Ve Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bu muhteşem âlemde bir sürü mahlukat varken, insan yaşamı bu şekilde başladı. Adem’i cennete koydu. Adem mutlu olamadı cennette. Çok güzel bir yer ama kendi cinsinden bir şey yok. Yani kendi cinsinden ikinci bir Adem yok. Cennet çok güzel dönüyor dolaşıyor.

Cenab-ı Hak onun bu üzüntüsünü görünce, Adem’in sol kaburgasının üzerinde bir çıban çıkarıyor. 72 metre bir insanın çıbanını düşünün ne kadar olur? Bir oda kadar bir çıban böyle büyüdü. Bir gün cennette, çıban yarıldı, içinden Havva anamız çıktı.

Yani, Hazreti Adem’in bedenindendi Havva. Yarıldı ve düştü. Baktı, baktı… Küçücük bir şey ona göre. Bugün, Havva anamız, senden benden iri düşüyor ama 72 metrelik bir adam için çok küçük bir şey o. Baktı, baktı… Ne bilemedi! Giderken, gelirken baktı, büyüye büyüye kısa bir zamanda Adem gibi oldu. Baktı, tam bu benim eşim işte…

Cenab-ı Hakk’ın Kur’ân’daki hitabı:

“Biz, o elmadan yeme dedik.” Başka ifadelerde bulunan Allah dostları da var. Cennetten atılmaları için. Biz o başkalarına itibar etmeyeceğiz. İtibar edilecek ilk kaynak Kur’ân’dır.

Cenab-ı Hak, “Biz, onlara yeme dedik.”, “Biz o meyveden onlara yeme dedik.” Ve bunlar, Havva validemiz kandırıyor ve bu meyveden hem kendi yiyor hem de Hz. Adem’e yediriyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki bir hadis-i şeriflerinde:

“İnsanlığın atası hata yaptı.” Adem için, “İnsanlığın atası hata yaptı ki, sizde yapacaksınız” diyor. Orada yaratılan ve Allah’ın vechini gören cennette, her şeyi gören insan hata yapıyorsa, insanlığın atası hata yaptı ki, sizde yapacaksınız.

Peki vesile sebep neydi? Şeytana verilen, kimdi şeytana verilen kadın?  Ne demişti; “Ya Rabbi, kadınları da istiyorum.” Kadınları da vermişti Allah. Kadın vasıtasıyla, insanlığın atası hata yaptı. Cenab-ı Hak da bunları cennetten kaldırdı, attı.

Baharatların Yaratılışı

İkisini de bir araya atmadı. Birbirlerini buluncaya kadar çok çektiler. Adem tövbe etti. Allah, tövbelerini kabul etti biliyorsunuz. Ve işte, Adem’in tövbe edip, Havva’yı ararken, nereye gözyaşı düştüyse orada çay bitti. Baharatın ilk yaratılışı bu şekilde başladı dünya üzerinde. Ve birbirlerini buldular fakat bu arada Adem tövbe ederken, öyle bir ağlıyordu ki, gök gürlemesi sıfır kalıyordu.

Melekler acıyordu onun haline. “Yarabbi, buna merhamet et.” Melekler dua ediyordu. “Yarabbi, buna merhamet et.”

Cenab-ı Hak, uyku halindeyken onun boyunu 80 arşından, 40 arşına indirdi. İşte ondan sonra, Adem Havva’yı buldu.

İnsanlık kuruldu dünya üzerinde. Cennetten atıldı ve insanların atası hata yaptı. Şeytana verilen bir malzemeyle hata yaptı ve insan hayatı başladı.

Şit, Adem’in oğlu bir köy yaptı. Adem’den sonra bin köyünde kapısına (Dünya üzerinde bunlar hala duruyor):

La ilahe illallah Adem Safiyullah Muhammeden Resullulah” yazdı. 

Çünkü; Adem’den Resullulah’ın Nur’u Şit’e ulaşmıştı, Şit’in alnındaydı. O da biliyordu ki Peygamberimizin Nur’u. Onlar biliyordu. Ve bu Peygamberler serisi de geldi, geldi, geldi, geldi, geldi.

Peygamberimiz yaratılmadan önce, Kureyş’te Hz. Ebu Bekir bir rüya gördü. Şam’a gitti kervanla. Büyük tüccardı Ebu Bekir Sıddık (r.a.).

Bir rüya gördü. Ay parçalanıyor. Ayın en büyük parçaları, Kureyş kabilesine oradan da bir eve geçiyor. Ebu Bekir Sıddık, çok etkisinde kaldı bu rüyanın. Şam’da bir rahibe gitti. Sapıtmamış rahiplerden yani, o dinin hak olduğu dönemde, sapıtmamış bir rahibe gitti.

Dedi ki; “Ey rahip, ben böyle böyle bir rüya gördüm, çok etkisinde kaldım”.

Rahip bu rüyayı dinleyince yüzü aydınlandı. Dedi ki; “Ey Ebu Bekir, sana müjdeler olsun! Tevrat’ın da, İncil’in de, Zebur’un da hepsinin dediği “Ahmet” geliyor. Sen, ona arkadaş olacaksın, sen ona dost olacaksın, sana müjdeler olsun ki, Ahmet’in gelişi çok yakın, keşke ona ulaşsaydım da onun ayağının tozu olsaydım” dedi.

Ebu Bekir, Şam dönüşü bir manastıra daha uğradı. Oradaki rahibede rüyasını anlattı. O da dedi; “Ey Ebu Bekir, sana müjdeler olsun. Ahmet geliyor. Sen ona yakın dost olacaksın.”

Allâhu Teâlâ, Resullulah (s.a.v.), gelmeden onun alt yapısını zaten hazırlamış. Böyle bir olay değil. Şimdi zamanımız yok, detaya giremiyoruz. Birçoğu Hz. Cenab-ı Peygamberimizin geleceğini biliyordu ve zamanı geldi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz geldi. Onun büyümesi “Muhammedül Emin”di. Hiç yalanı olmayan, dost doğru olan, katı dili olmayan, yumuşak gönüllü bir genç olarak yetişti. “Muhammedül Emin” diyordu  herkes.

Yani, bu bir şey diyorsa, mutlak doğru. Yalanı dolanı yok çünkü.

Cenab-ı Hak onun annesini aldı, babasını aldı. Niçin aldı? Melekler ağladı o zaman. Dedi ki:

“Meleklerim, Ben Habib’imi anne baba terbiyesine bırakmayacağım, Ben kendim terbiye edeceğim, Ben’im terbiyem de büyüyecek.”

Ve Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz geldi Peygamber olarak.

———————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Levh #melek #şeytan #elestübirabbiküm #AdemileHavva #HzAdem #HzAdemincennettenkovulması #AlemiBerzah #yaratılış #HzMuhammed #Adem #Ademoglu #Adem&Eve #insan #özgürirade

Cehennem Ehlinin Hali! – Kim İbret Alıyor? – Cehennemin Hakkı Ne Kadar?

0

Hadis-i şerifte salatu selam Efendimiz; “Cehennem ehlinin, bir azı dişi Uhud dağı kadar olur” diyor. Bir azı dişi, bir Uhud dağı kadar olur… “Bedeni de Mekke ile Medine arası kadar olur. Derisi 4 metre 90 santim olur ve bu deriden günde 70 deri atar” diyor, “Yiyip içeceği kaynamış irindir veya zakkumdur” diyor.

İyi de kardeşim o sözü söyleyen Peygamber. O sözü söyleyen bir palavracı değil, yalancı değil… O sözü söyleyen sözlerin en iyisini, en doğrusunu söyleyen insan. Keza, Allah’ta bunu daha detaylı anlatıyor bize. O diyor; “Ne kötü dönüş yeridir.”

İşte cehenneme gidecekleri detaylı anlatıyor. “Kafirleri cehennemin kenarına dizeriz, aralarında şunu konuşurlar” diyor. Yani, Allah ve Resulü sözlerin en doğrusunu söyleyenler, bize bunları haber veriyor.

İyi de sen nasıl göze alıyorsun? Bir dişin Uhud Dağı kadar olacak. Niçin bu, azabın çok şiddetli olması için. Ve Allâhu Teâlâ, Mahkeme-i Kübra’da zaten; “Siz, nasıl dünyada Ben’i unuttuysanız, Ben’de sizi cehennemde öyle unuturum” diyeceğini Kur’ân’da defalarca Cenab-ı Hak kendisi anlatıyor.

İyi de kim ibret alıyor? Doludizgin gidiyor insanlık. “Sobaya parmağını sok” desen dayanamayan insan, feryat eden insan, Allâhu Teâlâ’nın “Ne kötü yerdir” dediği yere, doludizgin gidiyor. Şimdi bu nasıl bir akıldır ya, bu nasıl bir ahmaklıktır. Adama “Ahmak” desen, “Ben aklımı çalıştırıyorum” der, ee nasıl kafa çalıştırmadır ki bu?

Ayet-i kerimede öyle diyor; “Canı çıkasıca kafirler, ne kadar kafasızlar” diyor. Cenab-ı Hak, kullanıyor bak bu kelimeleri ama faydası yok.

100 kişinin 99’u gidiyor nereye? Ateşe.

Zaten hadis-i şerifte diyor; “100 kişinin 99’u ateşin hakkı” diyor.

Hz. Adem’e (a.s.) Mahkeme-i Kübra’da, Cenab-ı Hak der ki:

“Ya Adem, ateşin hakkını ayır bunlardan.” O da der ki:

“Yarabbi, kaçta kaçı?” İnsanların atası ya!

Cenab-ı Hak der ki; “100’de 99’u!” Bu hadiste bize anlatılıyor.

E bunu görüyoruz zaten. En azından bu artık son yani, Kıyamet geliyor. Nasıl her canlı ölecekse, dünyada ölecek. Böyle bir dönemde bari insanların ibret alması gerekirken, almıyor. Bütün araştırmalar, yeryüzünde ne kadar araştırma varsa, Kur’ân’ın atmosferinde birleşiyor.

Bakın doktorlar yıllardır “Aman ha, tereyağı yemeyin, aman ha yumurta yemeyin, yoğun kolesterol var, falan var, fişman var…” derken bugün; “Aman ha tereyağı yiyin. Bak, kolesterolü öldürücü muazzam bir şey bulundu içinde.”

Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 yıl önce diyor:

“Sığırın sütü ve yağı şifadır, eti marazattır” diyor.

Ne oldu? Araştır, araştır, araştır Peygamberin sözünde buluşuyorsun. Bir tanesi yanlış çıksa ya söylediklerinin! Bir tanesi yanlış çıkmıyor ama yine insanoğlu itibar etmiyor. Bunu anlamakta zorluk çekiyor insan. Her dediği o gün için, o zamanlarda araştıran mı var, şu mu var, bu mu var?

 

—————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#HzMuhammed #hadis #etyemek #et#kollestrol #cennet #cennetehli #cehennem#zakkum #Uhuddagı

Mahkeme-i Kübra (Mahşer Yeri) Dizaynı Nasıldır? – Mahşer’de Zakirlerin Gıpta Edilen Hali!

0

Mahkeme-i Kübra (Mahşer Yeri) Dizaynı Nasıldır?

Kur’ân’da Kaf , Ha, Ya, Ayın, Sad.

Başlıklardan çok önem arz eden. Hepsi önem arz eder Kur’ân’ın. Yani bizim yönümüzden, bize çok hitap eden bir başlık. Kaf, Ha,Ya, Ayın, Sad. Bu Mahkeme-i Kübra’daki dizaynı anlatır. Hani Kur’ân başlıkları bir şey anlatmaz, kimse anlamaz lafları… Allah, Kur’ân’ı kulları onunla amel etsin diye yolladı. Ama sen Allah’tan ne kadar himmet alabildiysen, ne kadar Nur alabildiysen, siretine ne kadar Nur yükleyebildiysen, Kur’ân’dan senin anladığın o kadar olur. Yani senin şamandıran nereye kadar yükseliyorsa, o kadarını anlarsın. Ve Mahkeme-i Kübra’nın dizaynını anlatır.

Ya Rahim, Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad bunlar bi kavşakta Mahkeme-i Kübra’da bir araya gelen haller. Mahkeme-i Kübra’da herkesin yeri bellidir. Bir kafir dikilir başına azap iner, yanı başında bir mümin dikilir, başına rahmet iner.

Süresi elli bin yıldır. Dünyanın bin yılı Allah’ın bir günüdür. O günlerden elli bin yılı düşün! Elli tane amelden, biner yıl hesaba çekilir insanlar. Kiminin dizine, kiminin beline, kiminin gırtlağına kadar ter içindedir. Güneş üç mızrak boyu iner. Ter kaynıyor, kaynayan terin içindesin. Ve ayet-i kerimede Cenab-ı Hak öyle diyor. Ve kafirler derler ki:

“Yarabbi, bizi istersen ateşe at yeter ki, bizi şu terden kurtar!” derler. Mahkeme-i Kübra çok dehşet bir gündür.

Bütün Peygamberler ümmetine hitap ederken; “Sizi dehşetli günün azabından sizin için korkarız” derler.

Mahkeme-i Kübra böyle bir gündür. Arş’ın gölgesinden başka gölge yoktur. Terde kaynar. Bu dehşetli günler bütün ümmetler için.

‘Kâinatın Kıyamet’i çünkü Resullulah (s.a.v.) geldi. Hatemül Enbiya (Yani peygamberlerin sonu) başı da O’ydu, sonu da O’ydu, konu biraz uzun, biraz vaktimiz olsaydı başını da anlatırdık. Çünkü; Allâhu Teâlâ her şeyi Ehlibeyt’inin Nur’uyla yarattı.

Her şeyi ne varsa kâinatta, “Kün” emriyle o Nur’a verdi Allah. O Nur’da büyük bir patlamayla oluştu kâinat sadece 6 günde. Allâhu Teâlâ:

“Biz altı günde bütün âlemleri yarattık ve hiçbir yorgunluk duymadık” diyor. Çünkü; yorgunluğu yaratanda O (Allah).

Neyse, konumuz bu değil. Ve oraya Mahkeme-i Kübra’ya hak dinlerinin Veli’leri de var, müminleri de var kafirleri de var, münafıkları da var, putperesti de var. Bu Mahkeme-i Kübra’da öyle bir sahneler var ki Allâhu Teâlâ aynı anda hepsini yargılar. Allah öyle bir Allah.

Cenab-ı Allah’ı bir parça tanımak için “Mengese İlmi”nden bilmek lazım. Cenab-ı Hak’ı hakkıyla Peygamberlerde bilmez. Ancak O (Allah), O’nun kendisinin bildiği gibidir Cenab-ı Hak. Peygamberimiz dua ederken:

“Yarabbi, ben Sen’i senadan acizim. Ancak Sen seni senâ ettiğin gibisin” diyor.

Hiçbir kulun Allâhu Teâlâ’yı hakkıyla anlaması, kavraması mümkün değil, bilebildiğin kadar tanırsın. Ve Allah, Mahkeme-i Kübra’da aynı anda O (Allah) bütün insanları sorgular. Müminler çabuk sorgulanır.  Salatu selam Efendimiz temiz müminler için şu ifadeyi kullanıyor:

“En kısa bir namazın farzı kadar bir zamanda orda imtihanı bitirir. Diğerleri de elli bin yıl ve bunlar ateşten ızgaralarda yani, ızgaraların altında ateş var, yalın ayak alınırlar.”

Elli amelden bu şekilde sorgulanıyor. Bu konu çok uzun da ben özet yaparak geçiştiriyorum, esas konumuza gelmek için, o çok dehşetli bir gündür Mahkeme-i Kübra; kimi ter içinde, kimisi ateş ızgaraların üzerinde, beyni fokur fokur kaynıyor ama Allah ölümsüz yarattı seni ikinciye.

Peki, insanlar nereden geldi, nereye gidiyor? Bu devrin insanının en çok bilmediği şey bu. Ana rahmindeki 4 aylık bebek 50 bin yaşındadır, tam 50 bin yaşındadır.

Allâhu Teâlâ öyle öyle bir sistemimize etmiştir ki olayları. Mesela; Adem’e can verdi, Ruh’undan üfledi. Sırtından ruhlar çıkardı, Berzah’a yolladı. Bunları çok kısa özet yapıyorum bu mübarek gecede, bunları açıp yayıp anlatmak için bir yıl lazım, satır başları bunlar.

Şimdi Ayşe ile Ahmet evleniyor. Onlardan bir çocuk olacak. Allâhu Teâlâ bu işi öyle bir dizayn etmiştir ki, o çocuk ana rahmine düşme noktasında Âlemi Berzah’tan yola çıkar, 50 bin yıl önce Âlemi Berzah’tan yola çıkar. Ananın karnından tam 4 aylıkken 120 günlükken, ruh birinci kat semavata ulaşır. “Seyyalevi bağ” geliyor, önce ananın göbeğinden sonra çocuğun alnındangirer, çocuk canlanır, ana rahminde tam 50 bin yaşındadır. 50 bin senelik yoldan geldi bu ve doğar, 3-4 dakika dünya üzerinde oyalanır. Peygamberimiz (s.a.v.) daha önce hadiste de söyledim:

“Siz uzun bir yoldasınız, dünya hayatı bir ağacın altında verdiğiniz mola kadardır.”

Bir mola veririz burada ama bütün artılar eksiler, getiriler götürüler bu molada kazanacaksın, kaybedeceksin burada ve devam edersin devamı kabir, Berzah ve Mahkeme-i Kübra. Mahkeme-i Kübra’daki sahneler.

Mahşer’de Zakirlerin Gıpta Edilen Hali

Bu kadar büyük kavimler, bu kadar büyük insan toplulukları, büyük korkular, büyük endişeler, büyük azaplar altında hesap kitap verirler Cenab-ı Hakk’ın huzurunda. Peygamberimiz diyor ki hadis-i şerifte (bunu sık sık tekrarlıyorum tamamen yer etsin sizde):

“Bir zümre insan vardır” diyor Ashab’ına, Ashab’ına anlatıyor Peygamberimiz; “Orda bir zümre insan vardır, herkes büyük endişeler, korkular, azaplar altında hesap kitap verirken, onlar inciden tahtlar üzerinde oturtulur, onlara izzet ve ikram edilir. Ve Peygamberler ve şehitler bunlara özenir, imrenir!” diyor. Ashap hayretler içinde; “Ya Resullulah, kim bu devletliler?” diye sorarlar.  Herkes böyle azaplar içinde hesap verirken, onlar inciden tahtlar üzerinde oturtuluyor, izzet ikram ediliyor. Peygamberler ve şehitler bunlara özenip, imreniyor. Peygamberimiz devam ediyor hadis-i şerifinde:

“Bunlar, insanlık bozulup tefessühe doğru gittiğinde, her biri bir yerde oturduğu halde halakayı zikir yapmak için bir araya gelen zakirler, zikir edenlerdir” diyor. Yani bizi anlatıyor! Şu devlete bakın! Bundan büyük kazanç nerde kazanılır ne yapılır?

Ve hadis devam ediyor diyor ki:

“Allâhu Teâlâ ihsan ediyor. Cehennemliklerin evvela yüzünün Nurunu alır. Sonra, onlara demirden pranga vurulur, görevli melekler gelir onları cehennemin kapısında zebani meleklerine teslim eder. Onlarda cehenneme atar onları azap için.”

Zebani meleği deyince ne geliyor aklınıza?

“Zebani meleğinin kulağının üzeriyle, kulak memesi arası mesafesini hızlı koşan bir at 70 yılda ulaşır!” diyor. Düşünün! Gerçi sende orda 36 metre olarak yaratılıyorsun, yani böyle bir metre, iki metre değil! “Ve bir zümre insanı” diyor Cenab-ı Hak, “cehenneme sevk eder”, görevli meleklere der ki:

“Bunları cehenneme götürün.” Melekler götürür cehenneme. Cehennemin kapısındaki zebani meleklerine der ki:

“Rabbimiz cehennemlik yolladı bunları!”

Zebani melekleri der ki; “Bunlar cehennemlik değil ki!”

“Neden değil?”

“Bunların yüzlerinin nuru alınmamış, prangalarda vurulmamış, kelepçelerde vurulmamış bunlara!”

“Vallahi, biz onu bilemeyiz! Rabbimiz ‘Bunları cehenneme götür’ dedi bize!”

“Peki” der, zebani melaikeleri bunları teslim alır. Bunlarla konuşmaya başlar cehennemin kapısında, der ki diyor:

“Siz kimin ümmetisiniz?”

“Vallah biz kimin ümmeti olduğumuzu unuttuk!” derler.

“Peki kitabınız neydi?” derler zebaniler.

“Kitabımız Kur’ân’dı” derler.

“Ha, siz âlemlere rahmet olarak gönderilmiş en büyük Peygamberin ümmetisiniz! Peki siz dünyada n’apıyordunuz?” Bunlar der ki:

“Biz dünyada derviştik!”

“Hadi be!” der zebani melekleri; “Bakın dervişlere, inciden tahtlar üzerinde ikram ediliyor! Sorguya dahi çekilmiyor!”

“Vallahi biz derviştik ama, ara sıra içerdikte!”

“Eee…”

“Ara sıra çalardıkta!”

“Eee…”

“Ara sıra kumarda oynardık! Zikire de giderdik! Ara sıra kötü kadın bulduk mu, onlara da giderdik!” Zebani melekleri hiddetlenir diyor:

“Yav, siz ne arsız ne yüzsüz insanlarsınız? İnsan hem zikre gidip hem böyle yerlere gider mi? Girin cehenneme!” der diyor. Ve onları kaldırır atar diyor cehennemin içine!

“Bunlar cehenneme girer!” diyor. “Dizilir tek sıra diyor bi başlar ‘Kelime-i Tevhid’ zikrine bunlar”, aynı toplu zikirde gibi. “Bunlar yürür, cehennem kaçar” diyor. Bunlar yürür, cehennem kaçar. Bunlar yürür, cehennem kaçar. Cehennem başlar feryada, figana diyor.

“Yarabbi, bunlar benim canımı çıkarıyor beni kurtar bunlardan! Yarabbi, bunlar beni yok ediyor”.

Zebani melekleri secdeye kapanır diyor:

“Yarabbi, buraya bir grup göndermişsin cehennem gidiyor elden! Bunlar dergâhta gibi Kelime-i Tevhid’i zikrediyorlar! Zikirle yürüdükçe cehennem kaçıyor.”

Cenab-ı Hak onlara; “Ya meleklerim, Ben onları ibret için yolladım! Onlar dünyada halakayı zikre girdiler, onları yakacak bir ateş yok, onları çıkar cennete artık gönder!” diyor.

Ha sakın ha, yani “Biz dervişiz” diyipte, “Şunu da, bunu da yaparız…” demeyin! Bunun ruhsatı değil, bu! Yani Cenab-ı Hakk’ın dervişe olan merhametini anlatıyor bu!

Şimdi Allah razı olsun.

Peygamberimiz (s.a.v.) Miraç’tan dönerken İbrahim (a.s.)’la görüşüyor. İbrahim (a.s.) diyor ki:

“Ümmetine selam söyle benden. Cennetin toprağı düz, mis gibidir. Meyveleri çok tatlıdır, bunun tapusu da diyor, ‘Sübhanallahi velhamdu lillahi vela ilâhe illallahu vallahu  ekber’dir. Bunu çok zikretsinler” diyor. Bu haberi bize yolluyor yani.

Dünyada zikirden daha büyük bir ibadet yok! Kur’ân Allah’ın sözüdür, zikir Allah’ın Zât’ı kendisidir. Alimler diyor ki:

“Namazdaki zikir kısmı, öbür kısmından üstündür, Fatiha Kur’ân’dır”, Allah’ın sözü. Başlangıç tekbiri “Allahu ekberzikiridir, “Semi Allahü limen hamideh” zikridir, “Sübhane Rabbiyel azim”, “Sübhane Rabbiyel ala” zikridir. Bu kısmın, diğer kısmından üstün olduğunu söylüyorlar. Bunlar görüşler. Acizane bana sorulsa doğru yani! Sözü mü, Zât’ı mı? Zât’ı gibi hiçbir şey olmaz. Kendisi gibi hiçbir şey olmaz.

Allah razı olsun… İnsanın ağzını, gönlünü, Allah zikirle süslemişse o kulu her murada ermiştir. Onun için tasayı, kini, kızgınlığı, kıskançlığı, bilmem şunu, bunu bu tür şeyleri asla yanınıza sokmayın.

Hasbinallahu ve nimel vekil”, Allah’ı vekil et!

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#cehennem  #sohbet #dinisohbet #hadis #mahşer