Ana Sayfa Blog Sayfa 46

Resûlullah’ın Nur’unda Yolculuk! Fenafîl-Resûl Makamı

0

“Bir daha uyuma, seccadeden kalkma, güneş doğuncaya kadar salavat getir. Güneş doğunca da 5-10 dakikalık küçük bir zikir yap, reçete bu!” diyor. “Ben buna başladım, Mısır halkını doyurmak bana çocuk oyuncağı geldi” diyor. Resûlullah’ın beti bereketi bu kadar büyük. Cenab-ı Hak bütün mükevvenatı (yaratılmışlar ve bütün mahluklar) Ehlibeyt’in Nur’undan yarattı.

Bugün içinde Resûlullah’ın (s.a.v.) Nur’u bütün kâinatı kuşatmıştır. İşte, benim ehemmiyetle üzerinde durduğum, o Nur’da yolculuğu öğrenin. Her dervişin Nur’u şu Dünya’yı lahana yaprağı, lahanayı nasıl sararsa, Dünya’yı saracak kadar Nur’u var!

O Nur’u Allâhu Teâlâ bize yerleştirmedi, yerleştirseydi biz çatlardık. Çektiğimiz bir Esma’ya gizledi onu, o Esma’yı biz çekiyoruz, ne olduğunu öğrenmeyin şimdilik. O Esma’yı çektiğimiz için o Nur bizim tasarrufumuzda. Bizi, Resûlullah (s.a.v.)’a götürüp, getiren vasıta o. Yani bir dağ başında 2 metre kar var, attığın adım batar, yürüyemezsin. Ama bir kızak olduğu vakit n’apıyorsun, dakikada uçup gidiyorsun! İşte, o kızak misali, o Nur taşıyor bizi, Resullulah’ın Nur’unda. Nereye taşıyor? Nur’un merkezine taşıyor, Ravza’ya taşıyor.

Özendirmek için söylüyorum. Dün salavatları çekiyorum Ravza-i Mutahhara’nın kabri şeriflerinin önünde, Resûlullah çıktı, şöyle bir çerçevenin içinde bir gül verdi bana. Nasıl anlatacaksın ki o gülü? Öyle bir renkler yok Dünya’da. Yani, yolculuk oraya… O zaman, Resûlullah’ın ev halkından olur herkes.

Artık Fenâfil-Resûl Makamı’na yani; onda dokuzunuzun artık gidip gelmesi lazım.

Birinci seyri sülükten sonra kişi Veli’dir, Veli ise Veli’ye Veli’nin rızkından vereceksin. Her köşede bir Veli yetişsin, bir Allah dostu yetişsin, ne güzel bir şey. Bir Allah dostunun, bir gölgede oluşunun dahi beti bereketi vardır, onlar kandil gibidir veya yıldızlar gibidir, sadece aydınlatır. Bunların çoğalmasına gayret etmek lazım. Şu irşat olayı, yav her köşeden başlasın, ne kadar güzel bir şey. Bugüne kadar bunlar niçin yapılmadı? Ben bu soruları hep sordum.

Bugün kemâlata ermiş, Resûlullah’ın Nur’unda yolculuk yapan insanın tasarruf gücü olur. Söylediği laf etki yapar.

Bugün on kişi etki eden olursa, senede on kişiyi etkileseler; yüz kişi olur. O yüz kişi, ertesi yıl bin kişi olur. O bin kişi, milyon kişi olur ama yıllardır olmuyor. Neden? İşte, nedenini düşünüp bulmak lazım.

Yani, Osmanlı’da hep böyle yapıldı, bunlar ki, Osmanlı dünyayı talan ediyordu. O Almanya’da bir vilayetin valisine de diyordu; “Bütün Osmanlı İmparatorları güç bizde değil, arkamızdaki dua ordusunda” diyordu. Kimdi o dua ordusu? Dervişlerdi… Artık zaman ahir zaman. Zaman Kıyamet’e doğru dolu dizgin giden bir zaman.

“Bir kişinin imanının kurtulması, güneşin doğduğu yerle, battığı yer içindeki her şeyden hayırlıdır” diyor Peygamber (s.a.v.) Efendimiz. Mümin akıllı insandır, becerikli insandır, asla aptal değildir.

Kâinatın incisi; Resûlullah’tır. Allâhu Teâlâ onun Nur’undan yaratıyor her şeyi. İşte içtiğimiz çay, ısırdığımız ekmek hep onun beti bereketi.

“Ya Habib’im, seni yaratmayacak olsaydım, âlemleri yaratmazdım” diyor, “Seni yarattığım için âlemleri de yarattım ve seni ‘Hatem’ül Enbiya’ olarak en sona bıraktım. Ve senin ümmetini de bütün ümmetlerin en seçkini yarattım!” diyor “Senin ümmetinin Veli’lerine, daha evvel dönemdeki Peygamberlere verdiğimden fazlasını verdim” diyor.

Daha evvelki Ben-î İsrail Peygamberlerine Miraç kapısı açık değildi ama Resûlullah’ın ümmetinin Veli’lerine Miraç açıktır. Birinci ve ikinci seyri sülükte yola çıkıyor, gidiyor. Allâhu Teâlâ o kadar kıymet vermiş, değer vermiş bu ümmete. Kıymet vermiş, muhatap edinmiş, “Yeryüzünün halifeleri” demiş. Bizde, Allâhu Teâlâ’nın o hitabına yakışır bir tavırla, yakışır bir atmosferde ne yapacağız? Hayatımızı idame edeceğiz.

Bunun en güzeli, en mükemmeli, en muhteşemi, en paha biçilmezi, en tarif edilmezi Resûlullah’ın Nur’unda yolculuk etmek ve Resûlullah’ın Nur’unda zikre başlayıp, bitirmek. Öyle bir an gelir ki; zikri yapan sen misin, Resûlullah mı bilemezsin? Zaten onun gözüyle görürsün her şeyi.

Bu “Fenâfil-Resûl” Makamı’dır, çok yüce bir makamdır. Allâhu Teâlâ’nın övdüğü bir makamdır. İşte, insan orada, insan-ı kamil oluyor. O zaman, o insanın şeytanı, mümin oluyor. Düşünebiliyor musun? Hâya ediyor adamdan şeytan. Şeytan mümin oluyor, susuyor. “Yav bu kadar mükemmel bir şeye ben nasıl vesvese veririm, nasıl uğraşırım?” diyor ve mümin oluyor o adam ölünceye kadar. O ölünce, tekrar şeytan oluyor.

Yani, bu yolculuk insanı “taa” o merhalelere götürüyor. Allâhu Teâlâ’nın meth ettiği bir kul haline getiriyor. Melekleri çağırıp, onunla iftihar ettiği kişi oluyor. Onun için, Allâhu Teâlâ’nın izniyle bunlara gayret edeceğiz. Tabi bir günde bir haftada olmaz. Onu bileceğiz, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş Allâhu Teâlâ ve Resûlullah yolumuzu açar.

 

——————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz

#resullulah #Allahuteala #kemalat #ruhanimirac #nur #nurdayolculuk #dervis #seyrusuluk #seyrisuluk #seyrisülük #tasavvuf #FenâFirResulMakamı #fenafirresul 

Cebrail (A.S.) Kimin Kılığında Gelirdi?

0

Hazreti Cebrail Aleyhisselam Kur’ân’ı getiriyordu ayet ayet. Şimdi tutsam sorsam size; Cebrail Aleyhisselam hangi kılıkta geliyordu? Cebrail Aleyhisselam’ın kendi haline gözükmesi mümkün değil, hiçbir insan dayanamaz.

Ve Peygamberimiz, Ashab’ında çok değerli bir Ashab vardı, Hazreti Dıhye. Hz. Cebrail hep Hz. Dıhye’nin kılığında gelirdi. Hatta, Peygamberimiz, bir gün birini ararken, Ashab’a sordu; “Falanı gördünüz mü?” “Hz. Dıhye gidiyordu o tarafa doğru, o gördü” dediler.

Bir gün Peygamber Efendimiz torunlarıyla otururken Hz. Hasan ve Hüseyin küçük daha, onlara Hz. Dıhye kılığında Hz. Cebrail Aleyhisselam geldi. Peygamberimize selam verdi, önüne oturdu. Hz. Hasan ve Hüseyin hemen koşarak gitti. Hazreti Cebrail ceplerini aramaya başladılar, çünkü Hz. Dıhye Aleyhisselam geldiği vakit ceplerine yiyecek bir şey koyuyordu, onları alıştırmıştı. O yiyeceği almak için Dıhye’nin ceplerine bakar, onları alır, yerlerdi.

Cebrail onun kılığındaki geldi. Çocuklar, ceplerine baktılar bir şey yok! Bu sefer Hz. Peygamberimiz utandı; “Ya Cibril, Hz. Dıhye cebinde bir şey getirirdi. Seni o sandılar” dedi.

Bu sefer Cebrail utandı. “Bismillahi” dedi elini uzattı, cennetten bir salkım üzüm kopardı. Cebrail oturduğu yerden elini uzatıyor, cennetten bir salkım üzüm koparıyor Hazreti Hasan’a. Bir daha uzatıyor, bir salkım daha koparıyor Hazreti Hüseyin’e veriyor. Cibril bu oturduğu yerden, dünyadan cennetteki üzümü koparıyor.

 

#Hz.Dihye #melek #dinisohbet  #Hz.Cebrail #Cebrail 

Cezbe İle Gelen Ecir Nedir? – Birine Cezbe Gelirse Yanındaki Ne Yapmalı? – İlim Öğrenme İle Gelen Ecir – Zikirde Adap!

0

Bir mecliste, bir kişiye Rahmani cezbe geldiği vakit, oradaki bütün insanlar için kabul olunmuş, bin hac sevabı yazılır. Bir kişiye cezbe geldiği an, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti indi, nazarı indi. Bu bin haccı insan kaç ömür yaşasa yapabilir? Onun için, cezbeleri asla hor görmeyin, bir meclise cezbe iniyorsa; o hayırdır, onu hor görmeyin, cezbe gelen arkadaşın yanı başındakiler salavat getirsin ona üflesin veya sıvazlasın sakinleşir, salavatın sakinleştirme özelliği vardır. Onun için cezbe rahmettir, bir kişiye cezbe geldiğinde “Ya bu ne? Bunun yaptığı iş mi?” diye algılamayın.

Bu cezbenin inmesi, Allâhu Teâlâ’nın büyük bir lütfunun oraya ihsan edildiğinin ifade şeklidir, belirtisidir. Cezbe, bütün zikir meclislerinde vardır. Kemâlât kazanmış insanda, hafif göz yaşı olarak belli eder. Tam kemâlât kazanmamış insanda da bağırma, çağırma, feryad (“Allah!” diye bağırma) vb. kemâlat ehlinde, ben Hacı Naci Efendiye de kaç defa cezbe indiğini gördüm, hafif gözleri yaşarır, hazmeder yani; hazım meselesi bu. Yani; kaba inen Nur sığmazsa, kişi bağıracak yani o da normaldir, anormal bir hal değildir. Ama kalp genişledikçe, onu hazmeder. Cenab-ı Hakk’ın selamı, Cenab-ı Hakk’ın lütfü, Cenab-ı Hakk’ın hediyesidir. Böyle bir kazancı, nerede elde edeceksin ki, kabul olunmuş bin hac, dahası da var. Allâhu Teâlâ çok cömert, hadis-i şerifte; “Bir ilim erbabından, ilimden birkaç paragraf dinleyip, öğrenmek, hem bak ilim öğrenip, bir şey kazanıyorsun. Hem de 1000 rekat kabul olunmuş” diyor o cemiyetin hepsine, ayağa kalktığı zaman bin rekat kabul olunmuş namaz yazılır. Allâhu Teâlâ’nın şu cömertliğine, şu lütfuna bak! Müminleri seviyor ve müminlere çok bol ihsanda bulunuyor işte bunu idrak edip, bunun şükrünü yerine getirmek lazım.

Mevlana’da aynı şeyi yapıyordu, Mevlâna’ya cezbe gelince kalkar “sema” (dönme) yapardı. Döne döne ayakları yerden kesilip, yükselirdi boşlukta, o zaman işte güdümü (def) Şeyhi hızlı çalınca gerisin geriye, döne döne geri inerdi. O çalmanın hikmeti odur yani.

Biz eskiden Çengeloğlu’nda, halka açık gösteri yapıyorduk, 30-35 sene önce, sonra bu işlere iftiralar, yamalar… Çekildik kabuğumuza, biz orada binlerce kişinin önünde, körüklerde demirleri kızartırdık, kıpkırmızı demiri ağzımızda soğuturduk, bir zikir türü var onunla. Yani; zikrin bir “tavan noktası” var, oraya geldiği zaman, seni ne ateş yakar, Hak ile doluyorsun, ne sana kurşun işler.

Rufailer ateş ediyor kendilerine, şiş sokuyor buradan giriyor, buradan çıkıyor, oradan sokuyor, buradan çıkarıyor. Her tarikata verilmiş keramet var ama bunları reklam etmekte çok makbul bir hal değil.

Ben biliyorum hani, o variller var ya bidonlar, onlarda ateş yakmışlar kışın, atmışlar kömürü, odunu kıpkırmızı olmuş herife bir cezbe geldi, kalktı, onun üzerine oturdu yarım saat, indiği zaman pantolonunda bile yanma yok. Yine, bizim aşçıyı gördüm helva karıyor, koca kazan, olmuş içi ateş gibi “Allah, Allah” diyerek koca küreğiyle çevirirken, birden cezbe geldi attı küreği, başladı eli ile karmaya, yarım saat ufak bir yanık bile yok. Yakmaz kardeşim, Nemrut’un ateşi Hz. İbrahim’i yaktı mı, yakmadı.

Onun için cezbeleri yadırgayıp, “Bu da iş midir?” demeyin, o Allâhu Teâlâ’nın selamıdır. Büyük bir ecrin verildiğinin işaretidir. Ama dediğim gibi, Mürşit silsileyi saadete bağlı değilse, oraya da gelen rahmani değil, şeytanı cezbedir. 

 Geçidin bilmezsen gölü boylama,

 Her olur olmaza sırrın söyleme,

 Ben bilirim diye dava eyleme,

 Arif meydanında şaşarsın var git…

 Çokta çekme bu dünyanın yasını,

 Giyipte sallanma hop libasını

 Bal diye içersin ahu tasını

 Sonra zehirlenir ölürsün var git

Zikrin, edep ve adabına ne kadar çok uyarsan o kadar rahmet gelir. Bu akşam bütün zikrin içinde 8-10 dakika aralığında bağlanabildim, kopmalar oluyor, Resullulah’ı görüyorum, Nur’dan tacını görüyorum, Abdülkadir Geylani Hazretleri’nden tut, bütün Piran oradayız, bütün bizim geçmiş evliyalar orada, Hacı Naci Efendi, biz oradayız, Peygamberimiz değişince, burada Esma değişiyor. Fakat arada tam kurala uymayınca, Resûl’e karşı mahcup duruma düşüyorsun, ordasın zaten hem ordasın hem buradasın. Burada oturup duran da sensin, yürüyüp gidende sen.

Senden içeri, bi sen var o gidiyor oraya yani. İşte kuralına, ne kadar uyulur ise o kadar kazanç kapısı artar. Resûlullah; “Aferin!” der. Sanmayın Resûlullah’a bir salavat getirilsinde, Resûlullah orada olmasın, mutlaka oradadır, Resûlullah’a salavat getirilen meclise, Resûlullah gelmiştir. Hiç gelmemesi mümkün değildir.

Resûlullah’ın geldiği bir cemiyette, onun varlığını hissettiğin an, edep ve adabın ne olmalı? Biz bunları daha öğrenemedik, öğrenecez. Resûlullah Efendimiz, bizi hoş görüyor, “Öğrenirsiniz” diyor. Onun için meşrebine ne kadar çok uyulursa, kazanç kapısı o kadar çok artar. Cezbeyi hor görmesin kimse, Resûlullah cezbeyi yadırgamaz asla.

——————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#cezbe #ecir #feryad #kemalat #semayapma #Allahdiyebagırmak #Hzİbrahim #ateş #yakmayanateş #dinisohbet

Yılbaşı Delaleti – Nefsin Himmeti Ve Gayreti – Himmetin Kapıları Neyle Açılır? – Himmeti Ön Plana Aldığımız Zaman Neler Olur? – Allah’ı En Az Anan Hayvan Hangisidir? – Azap Neden Toptan Gelir? – Müslüman Bu Değil! – Nasıl Allah’ı Sevmek Bu! – Hz. Ali Efendimizin Namaz Öncesi Hali Nasıldı? – Derecatına Ulaşılamayacak Veli Kimdir? – Miras Kalan Manevi Miras – Akl-ı Maaşın Etkisinden Kurtulmak!

0

Yılbaşı Delaleti

Noel babalar, yılbaşılar… Ya ne işin var senin? Hazreti İsa’nın doğumu bu. Ona da salatu selam olsun. O da canımız, ciğerimiz. Peygamber, Nebi iman ediyoruz ama senin peygamberin var, sen onun doğduğu gününü bilmiyorsun ya. Sen, senin yılbaşını bilmiyorsun ya.

Bu sene bir de Noel Baba icat ettiler. Ya Hz. İsa’ya salatu selam olsun, bir Peygamberin doğumu içki ile, kumarla, zina ile dansözle mi kutlanır ya? Bu nasıl delalet, ben anlamıyorum. Ama bunu söyledin mi sen yobaz oluyorsun, çağ dışı oluyorsun, şu oluyorsun, bu oluyorsun.

Nefsin Himmeti Ve Gayreti – Himmetin Kapıları Neyle Açılır? Himmeti Ön Plana Aldığımız Zaman Neler Olur?

Nefiste, himmette var, gayrette. Biz himmette mi kullanıyoruz, gayrette mi? Bütün mesele bu. “Her nefsin bir himmeti, birde gayreti var” diyor. Çağımızın insanının 100’de değil, 1000’de 999’un nefsi gayrette. Nefis gayret makamında, bedendeki akıl, akl-ı maaş olur. Akl-ı Maaş; dünyanın hizmetinde olan, nefsin hizmetinde olan, şeytanın hizmetinde olan, hannasların hizmetinde olan, fitnenin emrinde olan, fesatın emrinde olan, daha sonu yok bunu saymanın… Akl-ı maaş bunlara hizmet eder. Bununda bir sonraki adımı, nefisteki gayret makamı.

Malumunuz yaşadığımız zaman… Zaman tertemizdir Cenab-ı Hak’tan. Zaman kir tutmaz, zaman ipek mendil gibidir, zaman duru su, temiz su gibidir. Zaman tefessüh etmez, zaman cehaleti çağırmaz. Kabahat zamanın değil, zamanda yaşayan mahlukatın.

Nedir emperyalist? Komünizmi terazideki tepesini aldığımız zaman; bir tepede komünizm varsa, diğerinde emperyalizm vardır.

Nefislerin himmet yönü değil, gayret yönü bu. Yani, her nefiste iki yüz vardır. İki yüzlüdür, nefisler. Asla, insan gibi tek yüzlü değildir. İki yüzlüdür.

Mümin görünür onun arkasındaki yüzü kafirdir. Tabi, şimdi nefsin o yönüne hizmet ettiğin an, bugünkü cemiyetler doğar ortaya. Bugünkü cemiyetlerin doğuşundaki ilk adım, Peygamber salatu selam Efendimizin çok güzel ifade ettiği o mübarek sözünden, sözü kontak anahtarı gibi.

“Her nefsin bir himmeti ve bir gayreti var.” Biz, bizler değilde yaşadığımız toplumda himmet gözünü hiç görmediler. Hep, gayret gözünü gördüler. İşte “Çok çalıştım, kazandım, güzel eş aldım, güzel araba aldım, şunu aldım bunu aldım…” Allah kahretsin seni. Sen hiçbir şey alamazsın, Allah lütfetti! Gayret gözünde bile Allah lütfediyor. Himmet gözünü bırak. Gayret gözünü dahi lütfeden Allah. Her nimetin sahibi; Allah. Mülk senin olmaz. Araba senin olmaz. Çocuk senin olmaz. “Benim” dediğin, boynunda asılı kolye senin olmaz.

Yunus ne diyordu?

  Sen yarattın cismi canı,

  Sen yarattın bu cihanı

  Mülk senindir Kerem kânı

  Kimsenin olmaz Allah’ım.

Allah’ı En Az Anan Hayvan Hangisidir?

Yalan mı söylüyor? Bunlara kulağı tıkadık. Neye kulak açtık? “Benim arabam, yazlığım. Ben şöyle para kazandım. Benim şöyle fabrikam var. Benim şöyle başarılarım. Benim… Benim… Benim”. Ne yaptın? Nefsin gayret gözünde kendini put yaptın. Allah’ı ittin bir kenara. Benliği koydun, sen kazandın. Sen var ettin, sen yarattın. İşte, böyle insanlardan oluşan cemiyetler böyle oluşur.

Bugün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne güzel bir mesaj söylüyor; “Her nefsin bir himmeti, bir gayreti vardır.” Biz nefsimizi hep gayrette kullandık. Himmette hiç kullanmadık. Bu kanalı kapattık, diğer kanalda böyle cemiyetler yetişti. Bu cemiyetler ne Allah’tan korkuyor, ne Peygamberden, ne haramdan korkuyor, ne günah işlemekten korkuyor.

Hiçbir şeyden korkmayan bir kavim. E bundan ne bekliyorsun ki başka? Buna hayvan desen hayvanlar darılır, der ki; “Etme, ben Rabb’imi zikrediyorum. Beni neden onun ayarıma getiriyorsun ki?”

Allah ayet-i kerimede “Onlar köpektir” diyor. Hemen arkasından gelen mübarek sözünde de “Hayır, onlar köpekten de aşağıdır, köpekte olamazlar” diyor. Köpek çünkü Yaradan’ı zikrediyor.

Yaratılanların en az Allah’ı zikredeni eşektir. Eşekte 21 bin defa lafza-i Celal çeker. Bak, en az zikreden eşektir. Eşeğin anırması, cehennemin anırmasıyla aynıdır. Eşek anırmasının tonunda, cehennem anırır ama çok yüksek dozda. Eşek en makbul olmayan hayvanlardan biridir. En az zikredendir. Domuz dahi, eşekten fazla zikreder Yaradan’ı 21 bin defa lafza-i Celal çeker.

 Azap Neden Toptan Gelir?

Bu ülkede ne bet olur ne bereket olur, ne rahmet olur. Gelir adam çöker tepemize. O yetmedi, bu gitmedi. Derttir, can sıkıntısıdır, geçimsizliktir, komşuyla, anayla, babayla böyle gider. Neden? Toktan çöktü. Allah iyiyle, kötüyü ayırmıyor… Allah yemin ediyor. Allah yemin etmeye mecbur mu? Allah hiçbir şey yapmaya mecbur değil.

Allâhu Teâlâ diyor ki; “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin ederim ki!” Allah bak! Sema yap, kardeşim. Kalk, dön, haykır. Ne kadar emniyetli ki, Allah yemin ediyor. Allâhu Teâlâ diyor ki; “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin ederim ki, bir evde 20 nüfus yaşasa, içlerinde mükellef olup, bir kişi namazı terk etsin. Hepsine toptan azap ederim.” Şimdi şu ciddiyete bakın. Kork Allah’tan ya, kalbin titresin ya. “20 kişi bir evde yaşayacak, bir kişi namazı terk etsin!” diyor, yemin ediyor Allah, “Hepsine toptan elim azap ederim”.

“Neden Yarabbi?”

“Niçin tebliğ etmedin? Niçin ona namaz kıldırmadın?”

Allah diyordu ki; “Ey kulum, şu gönderdiğim dini yaşayın, yaşatın. Bu dini mübinini insanlık namına perçinleyin”. Ayet-i kerime söylüyor bunu, “Bunu yaparken, ne kaybederseniz kaybedin, canınızdan, malınızdan. Ayağınızın altında cehennem ateşleri kaynasa, tepenizden cehennem ateşleri dökülse, hiç kaybınız yok. Sizin davanız Bana ait. Sizin müşteriniz Ben’im!” diyor Allâhu Teâlâ. “O kaybettikleriniz karşılığında, size cenneti veririm, satın alırım. Bununla uğraşın!” diyor.

Allah diyor ki; “Niçin zorlamadınız? Niçin tebliğ etmediniz, niçin azarlamadınız? Niçin kalbini kırmadınız?”.

“Ya, onun kalbi kırılır” dedik.

İnsanın kalbinin kırılması mı önemli Allah’ın mı, insanın hatırı mı önemli, Allah’ın mı?

Biz Allah’ın hatırından geçtik, insan hatırını göz önünde tuttuk. Allâhu Teâlâ apaçık bize mesajlar verirken, biz ne yaptık? “Ya kalbini kırmayalım, kılar bir gün, falan filan…” Sebepler bulduk. Yanlış, yaptığınız yanlış!

Ne diyordu Peygamberimiz; “Her nefsin, bir himmeti, bir gayreti var.” Biz gayret kanalına geçtik, dolu dizgin gittik ve bu günlere geldik. Şimdi, yakınmanın, ağlanmanın, “ah” demenin, “vah” demenin bir yararı yok. Daha çok yakınacağız. Çünkü biz himmet gözünü hiç görmedik. Allâhu Teâlâ’nın mesajları apaçık.

Resullulah (s.a.v.) Efendimiz bu mübarek mesajları hadislerle bize şerh etti, önümüze sundu. Uygulamadık. “Ya” dedik, “Olur bir gün felan filan… Bayatlamış bir boşver.” Müslüman bu değil ki.

Şimdi toplumlar, dejenere, dejenere, dejenere… Neye kul oldular? Paraya kul oldular. Mala kul oldular. Neye kul oldular? Kadına kul oldular. Yani sekse. Bunlara kul oldular.

Müslüman Bu Değil  – Nasıl Allah’ı Sevmek Bu?

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir insan neyi en çok seviyorsa, Allah’ı o.” Biz acaba kalbimize danışalım. En çok Allah’ı mı seviyoruz? Kadını mı? Malı mı? Mülkü mü? Arabayı mı? Tarlayı mı? Ağacı mı? Neyi seviyoruz acaba?

Büyük Allah dostları diyor ki, “Size sorsalar ‘Allah’ı seviyor musun,sevmiyor musun?’ Sukut edin. Ne ‘Evet’ deyin, ne ‘Hayır’ deyin. Sadece sukut edin. İçinize dönün bakın. Sukut edin. Günlük kullandığın çakmak kadar seviyor musun Allah’ı acaba?” diyor. Bunun değeri var. Düştüğünde alıp bakıyorsun, bir yeri çizildi mi diye.

Allah’ın “Kıl” dediği namazı, kılmadığımız zaman, o üzüntüyü, o dikkati çekiyor muyuz? Çekmiyoruz. E nasıl Allah’ı sevmek bu?

Ve o Allah dostları diyor ki; “‘Seviyorum’ deseniz yalan olur.  ‘Sevmiyorum’ derseniz fasık olursunuz.”

İki uçta tehlike! İkrar etme. Yalanda konuşma, tersini de yapma, sus. Bu sana ders olsun. Bundan sonra, şu çakmağa gösterdiğin itinayı, Allah’ın emirlerine gösterirsen, doğru yola girersin. Ha bu çakmak bir yere düştüğü vakit, üzüntü duyuyorsun bir anda. Alıyorsun, bakıyorsun bir yeri çizildi mi diye. Çizilmişse üzülüyordun. Ya Allah’ın emirleri için var mı bu kadar gayret?

Hz. Ali Efendimizin Namaz Öncesi Hali

Hadi ezan okundu. Lambur lumbur yatıp kalkalım. Namaz; 4 kategoride ele alıyoruz. Defalarca anlattım. “Salat-ı Nefs”, “Salat-ı Cisim”, “Salat-ı Kalp”, “Salat-ı Ruh”.

Hz. Ali Efendimiz, namaza iki saat kala sapsarı kesilir suratı, kamburu çıkar yamulurdu. Ya Ali, ne oldu?  Ordulara tek başına giderdi. Koca orduyu tek başına göze alan adam.

“Ya Ali, ne oldu hasta mısın?”

“Hayır.”

“Peki, nedir derdin?”

“Rabbimin huzuruna çıkacağım.”

“İlmin kapısı” diyor Efendimiz; “Şehri ben isem, kapısı Ali” diyor.

Hz. Ali Efendimiz, namaza iki saat kala sapsarı kesilir suratı, kamburu çıkar, yamulurdu. “O’nun, huzuruna çıkmaktan korkuyorum. Kulum desem, kulluk isteyecek kul olamıyorum.” O gayrette, o üzüntüdeydi. Ya biz?  Akıl bağda, bahçede, tarlada, makinada namaz kıldım ben. Salat-ı nefs. O çok önemli. Ama “Allah kahretsin seni” diyip tepene çalarlar o namazı! Derece kazanmadın, derecat yok…

“Allahu ekber.” Tecelli eder kıbleden, her zerrende hissedersin.  “Elhamdüllillahi Rabbil âlemin” beni duyduğunuz gibi duyarsın. Meleklere der ki; “Bak, kulum ne kadar doğru söylüyor.”

E kardeşim, hadi kıyasla şimdi bu iki namazı.

Cenab-ı Hak diyor ki; “Ben’im huzuruma geldiğiniz zaman tasayı, kasayı, dünyayı, malı, mülkü atın. Huzur, huşu içinde Ben’im huzuruma gelin ve namazı öyle kılın.” Böyle kabul olmuş bir rekat namaz, insanı cennete götürür. Allah, bu kadar da cömert. Bunu yapmaya gayret edelim.

Namaz, lambur lumbur yatıp kalmak için değil. Namazda, bizi nizama çağırıyor Allah.

Hayyalel sela, hayyalel fela” diyor.  Ne demek “Hayyal el fela”? “Selaya gel, namaza gel, felah bul”. Kurtuluş bu. Allah’ın kurtuluş yolunun, kapısını aç. O merdivenleri tırman. Allah’ın selamına, selametine git. Duyuyor musun? Ha işte, okunuyor canım, ezan vakti geldi. Namazı huşu içinde, huzur içinde, ister 4 rekat kıl, ister 54 rekat kıl, namazı; namaz gibi kıl. “Akimusselah.” “Namazı gereği üzerine kıl” diyor. Sadece spor yap demiyor. Bütün azalarınla namaz kılacaksın. Aklınla, kalbinle, gözünle… Her şeyinle…

Namazdayken, salatu selam Efendimiz diyor ki:

“Şöyle gözüm kaydı, oradaki bir şeye baktı. Allah hemen sesleniyor; ‘Kulum o baktığın şeyden, Ben, daha hayırlıyım!’” diyor. Niçin? Sen Allah’ı unuttun, bibloyu hatırladın. Kendine geldin, birazdan, camekana baktın. Allah yine sesleniyor; “Kulum, o baktığın şeyden, Ben daha hayırlıyım.” İkinci, üçüncüye de Allâhu Teâlâ namazı paçavra gibi çalıyor başına. “Al, senin namazında hayır yok!” diyor. Bunların farkında mıyız?

Ya bir valinin huzuruna gidiyorsun. Put gibi duruyorsun. Dikkatle dinliyorsun. Ne derse doğru cevap veriyorsun. Nedir ki bir başbakan, vali! Sen, âlemlerin Rabb’inin huzurundasın. Acaba, o huzurda nasıl davranman gerektiğini hatırlıyor muyuz?

Hayır. Anca, “Allah Kerim”. Allah, muhakkak “Kerim”. Sen de o Kerim olan Allah’a yaraşır bir hal, al. O atmosfere gir. O bilinçte ol. O şuurda ol. Olmamız lazım. Yine en iyi olanlar, sofilerdir. Şimdi genel bir değerlendirme yapıyoruz.

Ne diyordu salatu selam Efendimiz; “Her nefsin, bir himmeti, bir gayreti vardır.” Dikkat et. Hadiste, bakalım biriniz dikkat edecek misiniz? Biriniz soracak mısınız? Bekliyorum.

Onun için hadisi tekrar tekrar gündeme getiriyorum. Efendimiz; “Her nefsin, bir gayreti, bir himmeti var” demiyor. Himmeti birinci dereceye alıyor, gayreti sonra. Bu şimdi, bugün tersine çevrilmiş, gayret yönünden.  Himmet; gayretin peşine, gitmez. Ama gayret; himmetin peşine gider.

Güneşe yüzünü dön. Gölge peşine gelir. Dünyada böyledir. Yönünü Allah’a dön, dünya peşine gelir. Ama güneşe sırtını dön. Her adımda gölge, senden uzaklaşır. Dünya kaçar senden. Ucu sendedir, ama senin olmaz yine. Senin biriktirdiklerini başkası yer. Sen, başkasına hamallık edersin.

Onun için Allah razı olsun. Himmeti ilk kademeye alıp, himmetin kapıları neyle açılır. Seyri sülük. Allâhu Teâlâ diyor ki; “Benim ipime sımsıkı sarılın.” İşte buralara açılır. Biz, O’nun ipine sımsıkı sarıldığımız zaman, adam gibi sarılırsan, Allah’ın istediği, Resulallah’ın gösterdiği şekilde yaparsan. Birçok şerler, hayr olur.

Şimdi tevekkül ehli öyle diyor, İbrahim Hakkı Hz.; “Hak, şerleri hayr eyler!” diyor. Tamam kardeşim, senin gibi olsak öyle olur ama biz senin gibi olamıyoruz ki. Sen kendi bulunduğun noktadan, dem vuruyorsun. “Ben, o noktaya gelsem, bende bunu biliyorum olacağım”. “Hak, şerleri hayr eyler. Sanma sakın, gayr eyler.” Şu itimata bak, şu güvene bak, şu tevekküle bak!

Derecatına Ulaşılamayacak Veli Kimdir?

Tevekküle bak. İyi de Yunus olsak öyle olur. Bir Yunus olalım, bir İbrahim Hakkı Hz. olalım, bir Şeyh Muhyiddin Arabi Hz. olalım, bir Sadrettin Konevi Hz. olalım, bir Mevlana, bir Yunus olalım. Niçin olamıyoruz? “Olamayız!” diye bir şey yok.

Abdulkadir Geylani demiyorum bak. Onun gibi kimse olamaz. Onun derecatına gelecek bir Veli yok. Neden yok? Peygamber salatu selam Efendimiz, Miraç’a giderken, Burak’a binmek için yürüyünce ayaklarının altında bir şey hissetti. Ve kaldırdı onu, Burak’a binsin diye. “Ya Cebrail, bu nedir?” dedi. “Bu, senin soyundan gelecek olan Abdulkadir Geylani’nin ruhaniyetidir” dedi. Peygamberimiz elini açtı orda; “Ya Rabbi, bu zâtın makamını bütün evliyanın makamlarının üzerinde tut!” diyerek dua etti. Allah’ta kabul etti.

Miras Kalan Manevi Miras

Onun için Abdulkadir Geylani Hz. makamına hiçbir Veli’nin ulaşması mümkün değildir. Ha, ona yakın yerlere gelir. Ama onun dışındaki, her Veli’nin makamına, her dervişin makamına gelmesi muhtemeldir; çünkü Kıyamet’e doğru dervişlerin, Veli’lerin güçleri artar, devamlı artar.

Abdulkadir Geylani Hz. meclisindeki, sufilerin derecatını, bugün gerçek sofiler aşar. Niçin? Çünkü sufinin mirası sofiye, Veli’nin mirası Veli’ye kalır. Artı kendisininki var. Kendi artısıyla bir öncekini almıştı. Miras bıraktı. O miras bıraktığının da var.

Bir dağ başında, nasıl çığ koptuğu zaman büyüyerek inerse, Kıyamet’e doğru Veli’lerin güçleri böyle artar. Bir evvelkini, bir evvelkini alarak, o onunkini, o onunkini alarak kendininki artarak gider. Bu lütuflar bugün insan için açık.

Niçin diyordu salatu selam Efendimiz “Benim yaşadığım dönemde İslam’ın 10 emrinden, 9’unu yapıp, birini terk eden helak olur. Öyle bir gün gelir ki; tefessüh dönemi, İslam’ın 10 emrinden, 9’unu terk edip 1’ini yapan kurtulur” diyor. Niçin bu? Güçler ve lütuf artıyor. Allâhu Teâlâ’nın lütfu artıyor onun üzerinde. Allâhu Teâlâ’nın lütfu artmasa zaten, güç artmaz.

Güç ne insandan, ne hayvandan, ne yediğinden, ne içtiğinden, ne parandan, ne pulundan gelmiyor. Bu manevi güç, sadece Yaradan’dan gelen. Yaradan’dan onun dozu arttıkça, güç yükseliyor. Ne taşıyor bunu sana?  Salavat taşıyor. Salavat bunun gibidir, Allâhu Teâlâ’dan Nur’ları alır, senin kalbine ulaştırır. Sonra, o salavat doğru meleklerden salatu selam Efendimize taşınır.

Hatta bir hadis-i şeriflerinde derler ki; “Ya Resullulah, felan sana, salatu selam getirdi.” Peygamberimiz diyor ki; “Benim Ravza’mda, bana salavat getireni, yanımda oturan gibi görürüm ama dünyanın neresinde, bana bir salatu selam getirilirse, anında haberim olur, bana ulaştırılır.”

Sanmayın boşa gidiyor, duyulmuyor, bilinmiyor. Böyle bir şey yok. Biliniyor, sayılıyor, büyütülüyor, ecirde büyütülüyor. Ha, biz böyle bir tefessüf döneminde, yani, zaman tertemizdir. Zamanda tefessüh etmiştir insan. Çünkü; artık kıyamet insanıdır, Mahşer insanıdır bunlar. Yavaş yavaş her şeyin nasıl ömrü tükeniyorsa, bitiyorsa dünyada o hallere geliyor.

Akl-ı Maaşın Etkisinden Kurtulmak

Dünyanın sonuna doğru azgınlık, küfür artacak… Bunlar herkesin bildiği şeyler. Ama bu dönemde, kendine çeki düzen veren insanın, getirisi de çok büyük olur. Yani, Akl-ı maaşı bırakalım. “Akl-ı maad” olalım.

“Akl-ı maad” dervişlerin aklıdır.

“Akl-ı kül” evliyanın.

“Akl-ı evvel”de Resullulah’ın aklıdır. 

Şimdi bunların farkında olalım. Akl-ı maaş kimseye fayda getirmez. Akl-ı maaşta 19 tane afet vardır. Hırs, tamah, gadap, şehvet gibi tam 19 tane afet. Bu 19 afet, hiçbir dervişin kalbinde, gönlünde yoktur. En azından, bunların yarısını silip, atmıştır.

Üçte ikisini silip atmıştır. %90’ını, 95’ini silip atmıştır. Kalan üçün, beşin yani azınlığın esiri olmayalım. Onlar bizim esirimiz olsun.

Bunları bu şekilde, birde benliğimizi sorgularsak, akl-ı maaşın etkisinden kurtuluruz. O zaman birinci derecede Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hadiste dediği; “Her nefsin, bir himmeti ve bir gayreti var.” Himmeti ön plana alırız. Himmeti ön plana aldığımız zaman, az önce bahsettiğim gibi dünya peşine gelir. Dünya için çok tasalanma. Çünkü Cenab-ı Hak diyor ki:

“Ben, her kulumun rızkına kefilim.” Rızık için tasa eden ahmaktır. Ama sen elinden geleni yapacaksın. Sen elinden geleni yapmadan, yan gelir yatarda, “Allah Kerim” dersen, bu sadece ahmaklık olur.

Cenab-ı Hak nimeti, sıhhati, nasibi, insanı, mahlukatı yaratmış, âlemi dayamış, döşemiş. 1000 sene, 500 sene lazım olacak, alt katmanları yerleştirmiş ve sana da demiş ki; “Biraz gayret et. Evinden namazı kılıp, o gayrete çıkarsan, bütün çalışmalarını da ibadet kabul ederim” diyor. Böyle bir Yaradan. Bu kadar cömert bir Yaradan. Bir Rabbimiz Allah’ımız var. Öyleyse, sana düşen, birazcık gayret ve ona “Eyvallah!” demek.

  Bilirsin ki ben kulum, sen Sultanımsın.

  Dilimde zikrin, kalbimde tercümanımsın.

Diyecen. Hadi bakalım söyleyin, şimdi bir kaside…

——————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#HzAli #Hzİsa #HzMuhammed #islam #yeniyıl #noelgünü #noelkutlaması ##Salatnefs #salatıcisim #salatıkalp #salatıruh #ibadet #nefs #dervis #ibniarabihz #ibniarabi #YunusEmre #imamazam #AbdulKadirGeylanihz #namaz #ibadet