Ana Sayfa Blog Sayfa 45

Hangi Gün Ne Yaratıldı?– En Büyük Dua – Günlük Rızık Reçetesi – Benlik Puttur! – Ehlibeyt Nur’u – Vahiy Kesildi mi? Farz Değil Diyemezsin – Kıyamet’e Doğru Velilerin Gücü Artar – Vahdet-i Vücut, Vahdet-i Şuhut Yolu, İlmel Yakîn, Aynel Yakîn, Hakkel Yakîn Makamları – Şeriatsız Tarikat Olur mu? – “Bir Gün olsun Allah’a Dedik mi?”

0

Benlik Puttur!

Biz, her şeyi kendi nefsimize yüklüyoruz; “Şöyle yaparsak, böyle tutarsak, şöyle çalışırsak, bunu alırsak, bunu yersek, şunu edersek…” Hep benlik, benlik, benlik… Benliği sorgulayacağız. Hz. Mevlâna; “Benlikten çık, uzak dur” diyor. Benlik puttur.

Hangi Gün Ne Yaratıldı? 

Biz zayıf varlıklarız. İnsan çok güçlü bir varlık değil, topraktan…

Hz. Adem topraktan yaratıldı. Allâhu Teâlâ toprağı cumartesi günü yarattı. Pazar günü dağları yarattı. Pazartesi günü ağaçları yarattı. Salı günü tiksinti veren şeyleri yarattı ve böyle ta cuma günü ise insanı; Hz.  Adem’i yarattı. Onu; Hz. Adem’i, bu dünyanın her yerinden toprak aldırdı. İyide, kötüde Adem’in bedenindedir. Her şeyi DNA’nın içine yükledi.

Hz. Adem insanlığın atasıdır. O da hata yaptı…  Demek ki, insan hataya açık bir varlık. Ama salatu selam Efendimiz; “Günah işleyen helak olur” demiyor, “Tövbeyi, geciktiren helak olur” diyor.

En Büyük Dua! 

En büyük dua samimi istiğfardır. Hepimizin hataları, günahları, birçok eksikleri var. İkinci en önemli şeyde, Allâhu Teâlâ’yı birazcık tanıyıp, O’na bel bağlayamıyoruz. O’na tam güveneceğiz, O’na tamam bağlanacağız, O’na tam teslim olacağız.

Muhyiddin Arabi ne diyor; “Vallahi ve billahi, Allah’tan gayrı varlık yok!” Nedir burada ifade etmek istediği! Yunus ne diyor?

Yusuf’u aradım İlhan ilinde,

İlhan bulunur da Yusuf bulunmaz.

Günlük Rızık Reçetesi 

Çokluk âleminde tekliği aradı, tekliği buldu, çokluk yok oldu. Bildi ki, hepsi Allah’ın çizdiği tablolar. Güç kudret Allah’ın… Her güzellik O’nun katında, her kötülük şeytanın ve nefsin. Mutlaka ve mutlaka, katkısız, Allah’a bel bağlayan insana, hiç ummadığı yerden rızıklar gelir. Hiç ummadığı yerden, düğümler çözülür.

Çok geçim sıkıntısı yaşıyorsak bu zikri:

Lâ ilahe illallahül melikül Hakkul Mübin”. Başka bir çare yoksa, bol bol okuyup bir vesile ile yevmiyeni alırsın inşaallah.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kıyamet’e doğru insanların büyük bir çapta tefessüh edeceği; cücelerin dev, devlerin cüce olarak görüneceğini, yalancıların baş tacı edileceğini, doğrucularında yalancı olarak görüleceği gibi daha bir sürü şeyi bize haber veriyor.

Bugün, Cenab-ı Hakk on iki tarikata izin verdi, on üçüncüye izin vermedi. Zikir yolu Peygamberimiz (s.a.v.) ile başlar ve günümüze kadar ulaşır. Diğer bir hadiste ise salatu selam Efendimiz; “Cahil Müslüman, şeytanın maskarasıdır” der.

“Cahil Müslüman” bir zahiri ilim meclisi ile, bir bâtıni ilim meclisini birbirinden ayıracak kadar, ferasete sahip değildir. Bugün, hiçbir dini cemaat kesinlikle bir zikir meclisi değildir. Cemaatleri de geçelim, birçok kürsüde yumruğunu vurarak senelerce vaaz veren müftü ve üst makamlarda görev yapanlar bile imansız ölüyor. Çünkü; Nefsi Emmare, Nefsi  Levvame, Nefsi Mülhime var.

“Nefis tezkiyesi” bambaşka bir şeydir. Nefis tezkiyesi Resullulah’ın Miracı gibidir. Salatu selam Efendimiz; “Gafillerin içinde, zikreden -çarşı veya pazar gibi mekanlarda, kişinin kalbi Allah’ı zikretmesi- Allah için savaşa girip, bütün arkadaşları savaştan kaçtığı halde tek başına Allah rızası için düşmanla savaşan gibidir,” buyurmuştur.

Zikrin ehemmiyetini arz etmek için başka bir örnekler verecek olursak; “Bir kişi yalnız başına zikir ediyor. Bu kişide, Allah rızası için büyük bir orduyla tek başına savaşan gibidir.”

Ve “Karun’un hazinelerinin saklandığı yerlerin sadece anahtarlarını 40 veya 70 deve taşırdı. Karun bu hazineleri Allah için tamamını tasadduk etse, zikir ondan büyüktür, değerlidir,” diyor salatu selam Efendimiz, “Zikredenler, benim ev halkım gibidir.”

Cenab-ı Hakk’da; “Onlar Ben’im özel kullarım” diyor ve çok bariz bir şekilde zikredeni diğerlerinden ayırıyor. Diğer bir kutsî hadiste ise, “Benim kendim için seçtiğim kullar var”. Kimler? Salihler, Salihler kim? Allah’ı zikir edenler.

Bütün Peygamberler dua ederken, “Ya Rabbi! Bizi salihlerle et ve salihlerden et!”

Diğer hadislerde ise, “Yarın Mahkeme-i Kübra’da o zakirler -Allah’ı çok zikreden- herkes hesaba çekilirken, korku ve azap içindeyken; onlar, inciden tahtlar üzerine oturtulur, izzeti ikram edilir, onlara şehitler ve Peygamberler özenir, imrenir. Melekler konuşurlar; “Bunlar, Allah’ın nasıl kullarıdır?”

Yani, zikrin ehemmiyeti bu kadar büyükken, sen bu meclisle zahiri bir meclisi aynı kefede göremezsin. Çünkü Allâhu Teâlâ görmemiş, Peygamber salatu selam Efendimiz görmemiş, bizlerde hiç göremeyiz. Çünkü; bir insanda Nefsi Emmare, Nefsi Levvame, Nefsi Mülhime varsa, onun aklı; “akl-ı maaş”tır (Dünya aklı). Bu kişi, asla dünya atmosferini, öteleri aşıp ve basireti açılıp da Allah’ın ferasetiyle bakamaz. Ancak, kişi ne zaman ki Nefsi Emmare, Nefsi Levvame, Nefsi Mülhime, Nefsi Mutmainne, Nefsi Radiye’ye geldi; Ben-î İsraîl Peygamberler mesafesine geçti, kişide artık birçok şey çözülmeye başlar, farkında olsa da, olmasa da… İşte orda, kişide sukûtu fikir, konuştuğu zikir, bakışı ibret olması  lazım.

Bir gün Hz. Musa’ya halktan biri sordu:

“Ya Musa! Halkın içinde senin ayarında insan var mı?”

Hz. Musa; “Tabi, çok!” dedi.

Halktan biri; “Peki, kim onlar?”

Hz. Musa; “Sükûtu fikir, konuştuğu zikir, bakışı ibret olanlar” dedi.

Nefsi Radiye Makamı’ndan sonraki, Nefsi Merdiye (Kayyûm Esma’sında) kişinin hali değişmeye başlar. Kendisi farkında olsada, olmasa da… Birinde iğrenç bir günah gördüğünde, hemen “Bende yok, Elhamdülillah!” der. Öyle demesi, o halden etkilenmedir. Neden beş- on sene evvel demiyordun? Evvelden tepki veriyorsun belki, ama sinirden o kişiye “Bir sopa çeksem…” gibi şeyler diyordun, bunu demek marifet değil.

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri bir sözünde; “Ben edebi, edepsizden öğrendim” diyor.

Ehlibeyt Nur’u 

Alemlerde ne Hz. Adem, ne Hz. Nuh, ne Hz. İbrahim, ne Hz. Musa… Hiçbiri Miraç yapmadı, yapamadı. O yol kapalıydı. Ne zaman ki Hatemü’l Enbiya geldi, ondan sonra açıldı. Allah (c.c.) alemleri yaratmadan önce, Ehlibeyt’in Nur’unu yarattı. Sonra, onu bir kandile koydu, o Nur Allah’tan utanıp terlerdi. Her şeyi, o Nur’dan yarattı ve o Nur ilk yaratılan Hz. Adem’in alnında belirdi. Hz. Adem’den, Hz. Şit Peygambere geçti. Hz. Şit Peygamberden, Hz. Nuh’a; Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim Peygambere ve böyle nesilden nesile Nur devam etti.

Vahiy Kesildi mi? 

Şimdi konumuza dönecek olursak, Peygamber (s.a.v.) Efendimize kadar, Allâhu Teâlâ Miraç yolunu kimseye açmadı. Haberdar bile değildi insanlar. Peygamberler dahi haberdar değildi. Vahyediyordu Cenab-ı Hakk, ikincisi de Hz. Cebrail ile irtibat kuruyordu. Vahiy kesildi mi? Hayır! Vahiy kesilmez! Ama “Peygamberimizin gelişiyle, Kur’ân-ı Kerim’in inişiyle, bir vahiy kesildi” der zahiri alimler. Asla başka kitap yoktur, asla başka Peygamber yoktur ama vahiy kesilmez. Cenab-ı Hak kemâlat kazanmış Veli’lerin gönüllerine vahiy eder. Birçok Veli, birçok sırrı nereden bilecek Allah bildirmezse! Allâhu Teâlâ bildiriyor.

Burada öyle bir büyüklük, öyle bir muhteşemlik, öyle bir muazzamlık var ki bu ümmet için; bu ümmet seçilmiş ümmet, bu ümmet torpilli ümmet. Rasulullah (s.a.v.) Efendimize ne yaptı Allâhu Teâlâ, Kendi ayetlerini göstermek için kendi katına aldı. Kur’ân-ı Kerim’de Miraç olayı:

“Biz bir gece yarısı kulumuz Muhammed’i (Bakın kulumuz Muhammed’in ruhu veya kulumuz Muhammed’in astral bedenini demiyor, mantal bedenini de demiyor, aurasını da demiyor, kulumuz Muhammed’i! Bütün melekeleri ile) Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya, ulaştıran Allah’ın şanı ne yücedir! O, her şeyi hakkıyla bilir, hakkıyla görür!”

Mirac’ın başlangıcı… Devamında Hz. Cebrail, Mescidi Aksa’da Peygamberi bekliyordu. Neyle? Burak’la (Burak cennetteki binektir). Yunus Emre Hz. ne diyor Allâhu Teâlâ’ya? Tevekkül şiiri bu:

  Kullar senin, sen kulların

  Günahları çok bunların

  Uçma ile sal bunları

  Binsinler Burak Çalabım

Ne güzel bir temenni… Bu yan parantez.

Miraç… Peygamber (s.a.v.) Efendimiz alemleri göre göre, gök kapılarından geçe geçe cehennemleri de gördü, cennetleri de, Berzah Alemi’ni de, Misal Alemi’ni de gördü ve Allah’ın katına kadar yükseldi. Cenab-ı Hakk’tan hediyelerle -ki namaz bunlardan biridir, geri döndü geldi. Daha evvel, hiçbir Peygamberin gitmediği yol açıldı.

Farz Değil Diyemezsin!

Bu yol nedir? Seyri sülük yoludur. Şimdi, sen nasıl “Zikir farz değil” dersin! Allâhu Teâlâ Kur’ân’da, “Çok namaz kılın” demez, “Çok oruç tutunda” demez, “Çok hacca gidin” de demez. Çokluk kelimesini birçok ibadetlerde kullanmıyor ama zikirde; “Ben’i çokça zikredin” diyor, “Eder misiniz?” demiyor, “Edin” diyor.

Zikir farzdır ve farz-ı ayndır. Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir bedende baş ne ise ibadetlerin başı da zikirdir” diyor açık bir şekilde. Bazılarında zikir olur mu, olmaz mı diye bir sürü münakaşalar olur. Ya kıl namazı, bak işine gibi şeyler… Yahu hüküm kesme! Allah’ın “Yapın” emrini verdiği şeyde, şu veya bu şekilde, ona bahaneler uydurulmaz. Yaparsın ya da yapmazsın ama dilinle günah işleme.

İnsanın, iki günah kapısı vardır bunlar; iki dudak arası ve iki bacak arası. Ama iki dudak arası, öbüründen daha tehlikelidir. Onun için, ona sahip olacaksın. Çünkü bunların hepsi kayda geçiyor, yarın sorusu suali yapılacak.

Peki ne oldu burada? Burada çok muhteşem bir şey oldu. Alemlerde daha evvel hiç olmayan bir olay oldu. Allâhu Teâlâ o ümmeti büyük şereflerle şereflendirdi. Çünkü Peygamberlerin en iyisini onlara gönderdi ve hiçbir Peygambere nasip olmayan zikir yoluyla Mirac’ın yolunu açtı. Her dervişte eninde sonunda ruhani Miraç yapar ve Yaradan’ın huzuruna çıkar.

Bu 2’inci seyri sülüğün yarısından sonraki “Ulûlelbab Makamı”na doğru başlar. 1’inci seyri sülük nedir? Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiyye, Mardiyye, Safiyye. %51 nefsin afetlerinden arınır kişi ama daha afetler var. Oradaki Veli bile, nefsinden “El aman” der. Yunus Emre Hazretleri bile, 2’inci seyri sülüğün 4’üncü Makamı’nda. Bugünün Veli’si, o makamı geçiyor.

Kıyamet’e Doğru Veli’lerin Gücü Artar 

Niçin Kıyamet’e doğru, Allah’ın Veli’lerinin gücü artar? Peki bunun hikmeti nedir?

Misal; bir kardeşimiz Veli -Mürşit- onun bir potansiyeli var. “Manâ İlmi”nden, “Ledün İlmi”nden vesaire yani; bir sermayesi var diyelim daha güzel anlaşılsın. Birde artı kendi özellikleri var. Şimdi, bu kişi öldüğünde onun manevi mirası, ona en çok benzeyen birisine geçiyor. Artı, bir de o geçen kişinin kendi güçleri vardı. İşte bu olay, Kıyamet’e doğru Veli’lerin güçlerini arttırıyor. Yani bir çığın koptuğu zaman büyüdükçe büyümesi gibi Kıyamet’e doğru, işte bu manevi güçler büyür. Çünkü fitne çoktur.

Konumuza dönecek olursak, burada daha evvelki peygamberlere nasip  olmayan bir yol, Peygamberimizin Miraca çıkmasıyla açılıyor. Peki kime? Niçin diyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Benim ümmetimin velileri, Ben-î İsraîl Peygamberleri mesafesindedir.” Peygamber değildir, asla, yanlış anlaşılmasın.

26 tane Peygamber vardır. Şimdi, birçok veliye verilen ilim, daha evvelki Peygamberlerde yok. Mesela; Tevrat, İncil, Zebur. Bu üç tane kitap, dördüncüsü Kur’ân-ı Kerim. Bunlarla sınırlı değil, birde yüz tane suhuf vardır, küçük kitaplar. Bu peygamberlerin hepsi şeriat ilmiyle geldi. Yani, bozuk bir kavme, arızalı bir kavme. Onları din yoluna yani, bir treni rayına koyar gibi, Allah’ın dosdoğru koyduğu yola koyma gayretine girer.

Vahded-i Vücut, Vahded-i Şuhut Yolu, İlmel Yakîn, Aynel Yakîn, Hakkel Yakîn Makamları -Şeriatsız Tarikat Olur mu?

Tasavvuf bunun bir üst derecesidir. Şeriatsız, tarikat asla olmaz. “Şeriattır cümle işin başı, şeriatsız tarikat şeytan işi.”

Kur’ân anayasadır. Asla onun dışına çıkmamak kaydıyla, tarikatta artılar vardır. Şeriatta, kimse oturup Allah’ı zikretmez. Kılar namazı, tutar orucu, verir zekatı ama tarikat daha incedir. Büker boynunu, Allah’a teslim olur. Yüzlerce defa, Yaradan’ı zikreder ki Cenab-ı Hak ne diyor; “Nafilelerle kulum Bana yaklaşır.” Yaklaştıkça ne olur, sevgi artar.

Sıfat-ı Zatiye, Sıfat-ı Subûtiye, Sıfat-ı Fiiliye; bunlar yavaş yavaş zahir olur.

Sonra “Mengese İlmi”nin kapısına gelirsin, bunları anlatmak bir ay sürer o yüzden özet geçiyoruz.

Derviş “İlmel Yakîn Makamı”na gelinceye kadar bilir, bilmez, yanlış bilir, unutulur vesaire. Ama orda nakş olur. Ne diyordu Yunus Hazretleri:

 Sana ibret gerek ise

 Gel göresin Muhsinleri

 Gel taş isen eriyesin

 Görüp, duyup bunları

Peki, Muhsinler ne, 2. seyri sülük; “Fenâfillah”, “Bekâbillah”, “Züht”, “Muhsinler” dördüncü makam. Bugünün dervişi geçiyor Muhsinler’den sonra “Ulûlelbab” geliyor, ruhani Miraç yapıyor. Ondan öteye gidilir mi, Allah bilir!

Geriye iki makam kalıyor. “İhlas Makamı”; her yüzyılda sadece, Peygamber soyundan dört kişi gelir. Bunlara “Kutbul Aktap” diyoruz.

Onunda bir üstü, “Bi Hakkı Takva”. Bu kişide, her asırda bir tane peygamberin soyundan gelir ve vârisi olur. Bu kişilere de, “Gavsul Azam” diyoruz.

Yol bu… Fakat bir sürü yere çatal var. “İndi İlahiye” 21. Sır Makamı’na geliyorsun, sonra yol “Vahdet-i Vücud”a mı, “Vahdet-i Şuhut”a mı? Vahdet-i vücuda ise Muhyiddin Arabi Hazretlerine yönelirsin. Vahdet-i şuhut ise Abdûlkadir Geylani Hazretlerine.

Peki, bu yolda tekrar ne var? “İlmel Yakîn”, “Aynel Yakîn”, “Hakkel Yakîn”.

İlmel yakînde kişide aşk yoktur, ilim olarak bilir.

Aynel yakîn hal olur sende. Hal olmadan, şeytanda da ilim var, o yüzden bir şey fayda etmiyor. Aynel yakînde hal alıyor, boynu bükülüyor.

Hakkel Yakîn, Allah’a aşık olma noktası.

Oradan, Ulûlelbab Makamı ve sonra bir bakıyorsun Levh açılıyor. Nerde, Mescid-i Aksa’da, Kudüs’te. Sonra bir tayyi mekan… Bakıyorsun Cenab-ı Hakk’ın yanındasın. Bu Ruhani Miraç, bu olay Resullulah (s.a.v.) Efendimizden evvel, hiçbir Peygambere nasip olmamış. Peygamberimize (s.a.v.) ve ümmetine verilen değeri bir düşünelim…

Cenab-ı Hak, Peygamberimize; “Seni yaratmayacak olmasaydım, kâinatı yaratmazdım.” buyuruyor. Onun ümmetine verdiği değere bak ki; biz bu kadar büyük, bu kadar muhteşem değere sırt çevirip, onun düşmanı olan şeytana, onun düşmanı olan nefse uyuyoruz. Aşağılıkların aşağılığı oluyoruz.

Esteizüillah”; “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

Summe radednâhu esfeli safilin.”

Bir evvelki ayette ise:

Esteizübillah”; Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm.”

“Ant olsun ki, insanı en iyi biçimde yarattık, aklı selim yarattık, suretini güzel yarattık, yeryüzüne halife olarak yarattık ve ruhumuzdan üfledik.”

İnsanı bu kadar muhteşem yaratıyor. İnsan niçin muhteşemdir!

Allâhu Teâlâ’dan bir nebze var, O’nun ruhundan bir nebze var.

Allâhu Teâlâ sana elçi yolluyor, Peygamberler elçidir. Diyor ki:

“Ey kullarım, sizin için güzel cennetler yarattım, güzel mülkler yarattım, ölümsüz bir hayat yarattım. Orada; ibadet yok, ölüm yok, hastalık yok. Böyle güzellikler yarattım ve size bir de elçi yolluyorum. En sevdiğimi yolluyorum. Buna tabi ol, iman et! Ve Ben’im rahmetime gel.” Bu nankör insan n’apıyor? Hadi yav, vesaire. Üç günlük dünya… Yunus Emre Hazretleri ne diyor:

 Geldi geçti ömrüm benim

 Şol yel esip geçmiş gibi

 Hele bana öyle gelir

 Bir göz açmış etmiş gibi.

Bir Gün Allah’a Dedik mi?

Bütün hayırlar Allah’ın Kat’ındayken, bütün şerler nefsin taşıyacağı yerdeyken, bu kadar doğruyla yanlışı ayıramayacak kadar, basiretsiz misin? Ki Allâhu Teâlâ’nın, hangi nimetine şükretmeye gücümüz yeter? Sırtım kaşınıyor, parmağımı uzatıyorum tam orayı kaşıyorum. Gözümü var bu parmağın? Nefes alıyorum, 32 derece olarak. Yazı da aynı, kışı da… Böyle bir klima var mı yeryüzünde, görüyor muyuz bu nimetleri? Hayır! Şaşı olmuşuz, kör olmuşuz. Allâhu Teâlâ’nın şükrünü asla eda edemeyiz.

“Kardeş hakkını helal et!” Peki bir gün boynumuzu büküp dedik mi; “Yarabbi, hakkını helal et! Yarabbi senin hakkın çok…” dedik mi? Demedik! Dememiz lazım! Niçin diyemiyoruz? Nefsin hoşuna gitmiyor. O nefsin başını kesmedikçe, kamil iman sahibi olamayız. İmam-ı Rabbani diyor ki; “İnsan, öz kardeşini öldürmedikçe, kâmil iman sahibi olamaz” diyor.

Peygamberimizin hadisine bakıyoruz; “Her insan, doğmasıyla beraber, birde şeytanın pişi doğar.” Artık o onun üvey kardeşi gibi ve ömür boyu takılır peşine. Yani, onu öldürmedikçe, İmam Rabbani’nin dediği bu yani… Tutupta öz kardeşinin katili olacak değil.

Hep bunların farkında olmamız lazım. Gafletle geçerse ömür, ötelerde yolumuz çok büyük yokuşlara sarar. Çünkü Cenab-ı Hakk ayetinde, “Dünyada siz Ben’i nasıl unuttuysanız, Ben’de sizi şimdi cehennemde unuturum!” Allah için birbirlerini sevenler dahi kurtuluyor. Hadis-i şerifte; “Allah için birbirlerini sevenler ayrılsın.”

Gruplar ayrılır ve der ki Cenab-ı Hak “Ben’im için birbirinizi sevdiniz. İşte hesap, kitap yok… İşte gidin cennetlere…” Allâhu Teâlâ bu kadar cömert. Bu kadar cömert bir Rabbimiz var, bu kadar iyi bir Rabbimiz var. O’na hala itaat etmiyorsak, hala teslim olmuyorsak, hala gece-gündüz şükür etmiyorsak, gerçekten biz her şeye layığız!

Ya bir sinirli Allah’ımız olsaydı? Duman ederdi alemi. Bu kadar muhteşem bir Allah. Hadis-i şerifte; (Daha evvelde anlattım bunu, tekrarlamada yarar var, yer etsin gönüllere) “Mahkeme-i Kübra’da Allah’ın huzuruna adam geliyor. 85 yaşında bir sürü büyük günah…

Allah diyor ki; “Kulum, bunları sen mi işledin?”

“Hayır” diyor, “Ben işlemedim.”

Allah bilmez mi onun işlediğini? Ama inkar ediyor adam. Bir daha  soruyor; “Sen işlemedin mi?”

“Ben işlemedim.”

“Sen işlemedin mi?”

“Ben işlemedim.”

“İyi o zaman, gir cennete!” diyor Cenab-ı Hak.

Melekler; “Yarabbi, biz yazdık, çizdik bu işledi.”

Allah ne diyor biliyor musun?

“Meleklerim, Ben bilmiyor muyum! Saçı sakalı ağarmış. Sen yalan söylüyorsun diyemedim, yüzüm tutmadı” diyor. Böyle bir Allah’ımız var. Elhamdülillah.


——————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Ehlibeytnuru #yaratılış #ademilehavva #HzAdem #kainathangigünyaratıldı #hangigünneyaratıldı #ego #benlik #SıfatıZatiye #SıfatıSubûtiye #SıfatıFiiliye #Fenafillah #Bekabillah #Züht #Muhsinler #nefsmakamları #hücre #Nefsiemmare #NefsiLevvame #NefsiMülhime #NefsiMutmainne #NefsiRadiye#vahiy #VahdediVücut #VahdediŞuhut #İlmelYakin #AynelYakin #HakkelYakinMakamı #dna #Ledunİlmi #Mengeseİlmi #dervis #nefsmertebeleri #nefismertebeleri #nefismakamları #seyrisuluk #tarikat #seyrisuluk #2seyrisuluk #dua #gunlukrızıkduası #rızık #darlık #geçimsıkıntısı #tasavvuf 

Peygamberimizin Peygamber Olmadığını İspatlamaya Çalışan Bilim Adamı!

0

1982 yılında ben Suudi Arabistan’da idim. Oradayken bir olay oldu.  Bir İngiliz bilim adamı geldi. Müslüman oldu orada, bütün ailesiyle, çoluğu ile çocuğu ile.

Günlük gazetelerde konu oldu, işte bizde biraz göz gezdirdik. Adam birçok dinleri, birçok peygamberleri, hadisleri, yani, birçok şeyi incelemiş. “Hadi” diyor, “Birde bu Müslümanların Peygamber dediğini inceleyelim… (Değil de diyor.)” “‘Peygamber’ diyorlar ya, şunu da bir inceleyelim” diyor, “Ne çıkacak! Birkaç palavrasını bulayım da” diyor, “Temelli rezil edeyim bunları…” Yani, önyargılı adam.

Başlıyor hadis-i şerifleri incelemeye… Arka arkaya, iki hadis-i şerif kalıyor, “Tamam!” diyor, “Tamamen palavra…”

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir tabak yemeğiniz var. Geldi bir sinek düştü içine, sinek debeleniyor. Canlıysa, genişçe suyundan alıp atın, başka yemeğiniz varsa, yemeyin. Yok illa yemeniz gerekiyorsa, şöyle genişçe alıp atın. Ama sinek yemeğin içinde ölürse yemek temizdir, sineği çıkar at, yemeği ye” diyor.

“Hah!” diyor, “Yakaladım! Bana birkaç sinek yakalayın” diyor.

Laboratuvarı var, yakalatıyor, iki tabak yemek koyuyor mikroskobun altına. Atıyor sineği debelenirken yayılıyor mikrop, bu kadar yerde mikrop, malum onlarda kabul ediyor. Öbür tabağa atıyor bir sinek, sinek ölünceye kadar takip ediyor, yalanını yakalayacak ya.

İçinde debeleniyor, debeleniyor, debeleniyor ölürken kanatlarının altından bir salgı salıyor, bütün mikrobu yok ediyor. Sineği çıkar, yemek temiz. Şaşıp kalıyor adam. Hemen yapışıyor bir telefona adam:

“Bana, Müslüman ülkesine 5 bilet! Yav, biz kör yaşamışız” diyor.

Hemen çoluk çocuğunu alıyor, Suudi Arabistan’a gelip, Müslüman oluyor.

“O gün için ne bir mikroskop var” diyor, “Ne bir inceleme imkanı var… Bu kadar doğru söyleyen bi insan, nasıl Peygamber olmaz?” diyor.

Geldi, Müslüman oldu adam.

Hani, o gün için mümkün değil ki, ne ile inceleyecek bi sineğin ölüm anında kanatlarının altından bir salgı salacağını? E, bugüne kadar dediklerinin bir teki yanlış çıkmamış, doğruların en doğrusunu söylüyor ama insanoğlu duymuyor ki, insanoğlu kendi burnunun dikine gidiyor.

———————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#sinek #nedeninsanoglumutsuz #mutsuzluk #ibadet #Müslüman #Peygamberinsözleri #HzMuhammed #Peygamber

Utanıp terleyen Kandildeki Nur – “Kün Feyekün” – Ehlibeyt’in Nur’u İle Sulandı – Rabıta – Çizgi Ötesi Sohbet Gerek – Halakayı Zikir

0

Utanıp terleyen Kandildeki Nur 

Ben öyle sanıyorum Allâhu Teâlâ Hazretleri’nin alemleri yaratmadan önce hükümranlığı suların üzerindeydi, “Kudret Denizi” 7 tane alemden birisi, Nefsi Safiye’de. Hükümranlığı suların üzerindeydi, deryaların üzerindeydi, alemler yoktu, hiçbir şey yoktu, ne insan, ne mahlûk, ne ağaç, hiçbir şey. Allah var, hükümranlığı var ve büyük sular var; Kudret Denizi. Cenab-ı Hak alemleri yaratmadan önce O Kudret Denizi’nin üzerinde hükümranlığını sürerken, bir “Kandil” yaptı kendisinin sık sık tecelli ettiği bir yerde, çok büyük bir Kandil yaptı, onun içinde de Ehlibeyt’in Nur’unu yarattı. Alemleri yaratmadan evvel bu vardı.

Kün Feyekün” 

Alemlerde bir Yaradan Allah vardı, hükümranlığı Kudret Denizi ve o büyük Kandil’deki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Ehlibeyt’in Nur’u vardı.

Allâhu Teâlâ ona nazar ederdi, o da Allah’tan utanır, terler dururdu Nur. Bak o Nur Allâhu Teâlâ’dan haya eder, edepten terler dururdu ve Cenab-ı Hak âlemleri yaratmayı murad etti, onu tasarladı, onu düşündü, onu planladı, her şeyi o Nur’dan yaratacaktı, her şeyi o Resûlullah’ın Nur’undan yaratacaktı. Çünkü kendisi varken, tek var olan şey; O’ydu, başka hiçbir şey yoktu. Sırf kendisi var, su (Kudret Denizi) ve Ehlibeyt’in Nur’u vardı. Ondan yaratacak bütün mükevvenatı. Yaratmayı murad etti ve bunu tasarladı. Cenab-ı Hak Yasin-i Şerif’te:

“Esteizübillah”; “Kün Feyekün” geçer, “Kün” ol emridir, “Feyekün” de Kıyamet’in emridir. “Feyekün” ile de yok eder onu. Ona nazar ederek “Kün” emrini verdi. O Nur büyük bir patlamayla kâinat oluşturmaya başladı.

Ehlibeyt Nuru ile Sulandı 

Bakın âlemlerde, ne görüyorsanız Resullulah (s.a.v.)’ın beti bereketi, Nur’u vardır. Bütün âlemleri, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin Nur’u kaplamıştır, bütün mükevvenatı, ne görüyorsan Resûlullah’ın (s.a.v.) Nur’u vardır her zerresinde. Çok uzatmayacağım, ileriki saatlere kalmasın diye yani özet olarak izah etmeye çalışacağım ve Cenab-ı Hak o Nur’dan ne görüyorsanız bak âlemlerde, o Nur’dan yarattı, cennetlere kadar, her şeyi o Ehlibeyt’in Nur’undan yarattı.

Nur’un özünü de, Resullulah’ın (s.a.v.) kendi Zât’ı için gene ayırdı, daha sonra Dünya’yı yarattı, bitkileri yarattı, meyveleri yarattı, hububatı yarattı. Bunlar, bak, buğday olmadan çürürdü, meyve çiçek yapar, tane yapar, olgunlaşmadan çürür, yenilebilecek hale hiçbiri gelmiyordu. Cenab-ı Hak, tekrar bunları Ehlibeyt’in Nur’uyla suladı, bugünkü kıvama erdi her şey.

İnsan ağzına ne alırsa alsın ilk akla gelecek, “Bismillahirrahmanirrahim” sonrada, “Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ ali Seyyidina Muhammed.” Allah Resûlullah’ın (s.a.v.) Nur’uyla bunu suladı, bu kıvama erdi, bu lezzeti biz öyle hissediyoruz yani; vesile sebep olarak, onun vesilesiyle diye salavat getirmemiz lazım.

Şimdi Cenab-ı Hak âlemleri Habibullah’ın Nur’uyla yarattı, bütün kâinatı ve bütün kâinatı Resûlullah’ın Nur’u kaplamış durumdadır. Şimdi, buna bir anti parantez koyalım, gelelim dervişlere, peki ne ilgisi var, çok ilgisi var.

Allâhu Teâlâ mümin kulları için, her mümin kul için, tam bu Dünya’yı çepeçevre kavrayacak bir Nur yarattı, bunu da bir Esma’nın içine gizledi. Her dervişin Nur’u bu Küre-i Arz’ı kaplar. Fakat bunu senin, benim bedenime yerleştirmedi. Bizim çekeceğimiz bir Esma’nın içine yerleştirdi ve buradakilerin hepsi bu Esma’yı çekiyor.

Rabıta– Çizgi Ötesi Sohbet Gerek – Halakayı Zikir

Ben, size geçen ki toplantıda ne dedim, özellikle üzerinde dura dura. Tesbihe oturduğunuz zaman ön şartlar bitti, zikre başlayacaksınız, “La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah” durduk, geldi Mürşid’in aldı, seni nereye “Rıza Kapısı”, “Sır Kapısı” sonra, Resûlullah’ın Nur’una geldin, peki, bu yolculuk nasıl oluyor? Nur, Nur’da yürür, başka şeyde yürümez, işte; o Esma’yı siz çekiyorsunuz, o Esma’ya gizledi, o Esma’yı sen çekiyorsun, o Nur senin tasarrufuna giriyor, o Nur senin oluyor. Onun için gözünü kapattığın an Mürşid’inle, Resûlullah’ın (s.a.v.) Nur’una ulaşabiliyorsunuz. Senin Nur’un, Resûlullah’ın (s.a.v.) Nur’unda gark oluyor ve tesbihi öyle bitiriyorsun. Resûlullah (s.a.v.) mı dersi çeker, sen mi bunu zamanla ayıramazsın. Öyle dervişler vardır ki, benim dervişlerimin arasında da var -siz onları tanımıyorsunuz, adamlar aynen benimle, seninle nasıl konuşuyorsak, Resullulah (s.a.v.) ile günde 70 defa konuşuyorlar. Adam kitabı alıyor, okurken, bir tereddütte kaldığı acaba dediği yer oluyor, misal midir gerçek midir? Hemen, o Nur’da yolculuk ediyor. “Ya Resûlullah (s.a.v.) bu hadis sizden mi?” diyor.

Resûlullah (s.a.v.)’de, hadis ise; “Benden evlat”, değilse “Mahaldir” diyor.

Bu Nur’da yolculuklarla sen Resûlullah’ın (s.a.v.) aile fertlerinden biri olursun. Bunları sizlere söyleyen belki hiç olmadı. 40 sene gitseydiniz ama artık duvarları, tabuları kaldırmak lazım. Şimdi bu şekilde Resûlullah (s.a.v.)’e yakın olmak, onun potasında zikir etmek, onun dili mi, senin dilin mi ayıramazsın, öyle bir zaman gelir.

Gaye ne? Gaye bu, Resûlullah’ın (s.a.v.) nasıl doğduğunu, ne zaman doğduğunu, işte hayatını aşağı yukarı bugün 10 yaşındaki çocukta biliyor. Bunu tekrar, tekrar, tekrar aç bir kitap oku, bir satır ha, bu böyle demektir, şu şöyle demektir demek değil! Bu devrin insanın hiçbiri aptal değil artık. Mühim olan çizginin ötesinde neler yapmamız gerektiği.

Bir şeyi de sizden rica ediyorum, bugüne kadar söylemedim, bugüne kadar da hoş gördüm, bunu söyledikten sonrada, hoş görmem bak. Bir şeyi bilmeyerek yapmak ayrıdır, bilerek hata yapmak suçtur.

Her zikir meclisine bak, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz gelir, bir tarafında Sıddık-ı Azam vardır, bir tarafında da Hz. Ali (Kerrem Allahu veche) vardır, sadece bu iki kişiyle gelir, başka kimse olmaz, her zikir meclisine bak, gelir oturur, zikri idare eden ben değilim Resûlullah (s.a.v.) bak, bunu bilin ve buna göre de saygılı olun. Buna görede temponuzu ayarlayın. Bugüne kadar söylemedim, artık hepiniz olgunlaştınız.

Yani Resûlullah’a (s.a.v) karşı biz ne kadar saygılı olursak Cenab-ı Hakk’ın lütfu, keremi üzerimize o kadar fazla olur. Biz onu sevdikçe, Allah bizi sever, biz onu sevdikçe, Allah bizi sever. Zikir bazen burada kalır, bazen olduğu gibi Resullulah (s.a.v.) Efendimiz, Ravza’ya alır. Ravza’ya aldığı zaman, uzun tutarsa bak, kişi şu minderlerle kalkmaya başlar havaya, tavana kadar kalkar bak, bazı zikirlerin kısa kesilmesinin hikmeti bu.

Bu, ne benim elimde ne onun ne de bunun Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz dilediği zaman, Ravza’ya alır, senin bak astral bedenin her şeyin ordadır, senin sadece kalıbın buradadır, zikrin özünü oraya taşır. Zikrin özü, oraya gidince bir yerden patlak verir, cezbe başlar.

Bazen, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buraya gelir, getirir bak, Mürşit O’dur. Mürşit’ler Mürşid’i O’dur. Yani, bunları bilelim ha, ona göre saygılı olduğumuz zaman, Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize ne kadar yakın olursak, ne kadar saygılı olursak, ne kadar o büyük Nur’da bizim münferit nurla, yolculuklara devam edersek, bu baştan kolay değildir, kimi altı ayda muvaffak olur, kimi 1 senede olur, kimi 5 senede olur, kimi 5 günde olur, bu yolculuklar ama artık, “Fenâfîl-Resûl Makamı”nı kazanın. Yani; o zaman Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz gibi düşünürsünüz, Resûlullah (s.a.v.)’in gözüyle görürsünüz olayları, onun gibi muhakeme eder, onun gibi yargılarsınız.

Yani, hep, “Fenâfil-Şeyh Makamı”nda kalmak marifet değil. Hayat harekettir.

“İki günü birbirine eşit olan mümin ziyandadır” diyor hadis-i şerif.

İki günümüz, birbirine eşit olmayacak, arpa boyu da olsa her gün ne yürüyeceğiz, gideceğiz nereye gideceğiz? Cenab-ı Hakk’ın rızasına. Fenâfîl-Resûl’de, kırk sene, yirmi sene kalmak yok. Oradada, devamı var nereye? Cenab-ı Hak, İndi İlâhîye (Fenâfillâh). Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanmaya. O zaman, kişide hoşgörü artar, tevekkül artar, tedbiri terk eder.

Şimdi, şu anda bir çocuk bir kabahat işlerse, azarlarız, o zaman azarlamazsın, çünkü biz günde 50 tane hata yaparız, Allah bizi azarlamaz, hoş görür. Bu ahlaktan aldığın zaman, sende öyle hoşgörülü olursun. Bak Allah dostlarına, o kadar büyük şeyleri hoşgörü ile karşılar ama Allah’a karşı bir yanlış olsun, orada hiç sabretmez. Orda da, tepkisini koyar.

Bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ehli olduğumuz an ki bu kolay, zor değil. Artık bundan ötede sözün bittiği yer.

——————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#KünFeyekün #Ehlibeyt #Habibullah #ibadet #nur #yasin #dinisohbet #halka-izikir #zikir 

Beraat Gecesi – Namaz Nedir? – Beraat Gecesi Affedilmeyenler Kimlerdir? – Kendimizi Heseba Çekmek! Kemalatın Başlangıcı Nedir? – Abdurrahman-ı Sami Niyazi Hazretlerinin Hali! – Günlük Kul Haklarından Arınma!

0

Namaz Nedir?

Namaz insana verilmiş hediyelerin en büyüğüdür. N’apıyor Cenab-ı Hak? Seni huzuruna kabul ediyor. Başlangıç tekbiri “Allahu ekber”, Allah’ın huzurundasın. Peki, Allâhu Teâlâ’nın huzurunda olan namaz nasıl kılınmalı?

Büyük bir dostun, çok büyük bir dostun huzurundasın; hiçbir endişe ne dünyasal ne ahiretsel ve gibi şeylerden, hepsinden arınarak huzur ve hûşu içinde emniyet içinde namazı kılmamız lazım, namazları böyle mi kıldık kendimizi sorgulamamız lazım.

Salatu selam Efendimiz ne diyor:

“Namaz müminin Mirac’ıdır.” Yani bu mübarek kelimeye, hadise uygun mu kıldık? Yoksa baştan savma mı kıldık? Salat-ı nefes miydi kıldığımız? Salat-ı cisim miydi? Salat-ı kalp miydi? Salat-ı ruh muydu? Biz kendi kendimizi sorguya çekmemiz, kendi müsbetlerimizle, menfilerimizi gönlümüzdeki, nefsimizdeki mizanda yaratmamız lazım.

Bir yılı geride bıraktık, bir yılda geriye kala kala insan ne yapar? Şahikayı hedefler gelir, ona ulaşır. Biz kendimizi sorgulamazsak, ötelerdeki sorgumuz çetin olur. Nefsini sorgulayan adamın, ötelerde işi kolaylaşır.

Böyle bir mübarek gecede, “Berat” alanlardan mıyız, almayanlardan mıyız? Berat alsaydık getirileri nelerdi? Berat alamadıysak, götürüleri nelerdir? Kendimizi sorgulamamız lazım.

Canan-ı Hak Celle Celaluhu Hazretleri, Kur’ân’da; 58 yerde, “Namazı dosdoğru, gereği üzere kılın” diyor.

Namaza durduğumuz zaman ne tasamız, ne yasamız, ne hastalığımız, ne yoksulluğumuz, ne borcumuz, ne derdimiz, ne eşimizle olan gerginliğimiz, ne anne ve babamızla, ne konu komşuyla, ne tarlada mahsul batmış çıkmış, bunların hepsinden arınacağız.

Allahu ekber” nedir? Büyük olan Allah’ın huzurunda hûşu içinde olacağız. Böyle namaz kılıyorsa kişi o “salat-ı kalp”, o müminin Miraç’ıdır. İnsanın ruhu da Arşı Ala’ya kadar tavaf eder gelir. Kendimizi sorgulayalım.

Oruç, zekât yani; farz-ı ayn olan bütün amellerden, bu şekilde hesaba çekmemiz lazım. Hakikaten, Allâhu Teâlâ’nın “Yap” dediği şekilde mi yaptık, yoksa nefis baştan savma bir şeyler mi yaptırdı bize? Oruç… Allâhu Teâlâ diyor ki; “Bütün ibadetler, kulumun kendisi içindir, oruç Ben’im içindir.” İkincisi, yeğane riya karışmayacak ibadet, oruçtur. Çünkü; ben dışarda “Oruçluyum” diye gezerim. Kim bilebilir Allah’tan gayrı? Demek ki, “Oruçluyum” deyip evde de yemiyor, içmiyorsam oruçluyum ve buna riya karışmaz. Riya karışmayan ibadetlerin en başında gelen oruçtur ve Cenab-ı Hak diyor ki:

“Bütün ibadetler kulumun kendisi içindir ama oruç, Ben’im içindir. Ona, nasıl bir ecir vereceğimi Ben’den gayrı bilen yok.”

Fakat gerçekten aç kalmak ile mi oruç tuttuk? Bunu da sorgulayacağız. Şimdi, 15 saat yemeden içmeden kesilmek, oruç anlamına gelmez. Oruçlunun dili oruç tutacak, oruçlunun gözü oruç tutacak, oruçlunun kulağı oruç tutacak. Oruçlunun, aklıda oruç tutacak, bin bir türlü hiyanet düşünmeyecek, gözünü haramdan sakınacak, dilini haramdan sakınacak, kulağını malayani sözden sakınacak. Yani; orucunda bir atmosferi var, bu atmosferde mi oruç tuttuk?

Beraat Gecesi Affedilmeyenler Kimlerdir? Kendimizi Hesaba Çekmek

Kendimizi sorgulayacağız.

Zekât…

Cenab-ı Hak 58 yerde namaz ile bir zekâtı zikir ediyor bize.

Esteizübillah”; “Ve ekımıs salate ve atüz zekate.” “Namazı ikame edin, zekâtı verin.”

Hemen arkasından, yani; nishab miktarına ulaşan kardeşlerimiz, bu zekâtı hakikaten Allâhu Teâlâ’nın emri olduğu için, severek, isteyerek gözü kalmadan mı ödedi, yoksa kıyısından köşesinden yontarak mı verdi? Malı olan ne yapıyor? Kırkta bir yani; kırk koyunundan, birini vermesi lazım. Sıradan geçirecek hangisi gelirse, içlerindeki en zayıfını, en yaramazını mı seçti verdi? Bu zekât değil! Allah için vereceğin şeyin, en güzelini vereceksin. Allah için veriyorsun. Allah için verdiğin şeyin en güzelini, en temizini seçip vereceksin. İşte zekâtın makbul olanı bu!

Yani, Allâhu Teâlâ’nın ne kadar “yap” emirleri varsa, “yap” emirlerini sorguladığımız gibi, “yapma” emirlerini de sorgulamayacağız.

Allah “İçki içmeyin!” dedi bize, yani geçmiş yılda içkiye özendiğiniz oldu mu? Nefs, ona karşı bir istek duydu mu? Duyduysa, bizim ona karşı tavrınız ne oldu? Allah, “Açığa, saçığa bakma!” diyor, ne kadar baktın? Yani, o konuda Allah’ı ne kadar dinledin?

Bu gece Berat Gecesi’dir, mübarek bir gecedir. Bugün kılınan bir namaz, bin namaz olacak. Bir Allah, dememiz bin Allah. Bir Kelime-i Tevhid, bin Kelime-i Tevhid olarak yazıldığı mübarek bir gecedir. Allâhu Teâlâ’nın rahmetinin coştuğu bir gecedir. Böyle bir gecede kendimizi sorgulamamız lazım.

Kendimizi sorgulamak yani; nefsi sorgulamak, “kemalât” yolunun başlangıcıdır. Eğer, kendimizi sorgulamıyorsak, nefis yad ellerde ise, namazda aklımız fikrimiz, yad ellerde ise, serçe kuşu gibi o daldan- o dala konuyorsa, işte; bunlardan arınma gayretine girmemiz lazım ve bu arınma için bu gecede Allâhu Teâlâ’ya, bu atmosferde kul olmak lazım. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ki, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmıştır, zaten günahı yoktu. O mübarek Peygamber (s.a.v.), validelerimiz öyle diyor:

“Gece secdeye kapandığı zaman o kadar uzun kalırdı ki, biz onu secdede öldü zannederdik.” Düşünebiliyor musun? Şimdi, bizim örnek alacağımız yeğane kişi kimdir; Resullulah(s.a.v) Efendimiz. Öyle ise, biz mümkün mertebede onun yaptıklarını yapmaya gayret edeceğiz, tamamını yapamayız, gücünüz yetmez.

Abdurrahman-ı Sami Niyazi Hazretleri’nin Hali

Üç beş nesil önce bizim Mürşit’lerimizden Abdurrahman-ı Sami Niyazi Hazretleri vardı. Şücaeddin Baba’nın müridi idi. Abdurrahman-ı Sami Niyazi Hazretleri, son 15 yılda hiç karısının yanında yatmamış. Millet yatmaya çekildiği an, secdeye kapanmış. 15 yıl secdede geçiriyor. Düşünebiliyor musun, nasıl bir dervişmiş! Uyuklasa bile secdede uyuklarmış, kendine geldiği zaman zikrine devam ediyor, secde halinde. Şimdi, biz onlar kadar yapamasak da, bunları örnek alacağız ve o zât büyük alimlerden; simya ilmi var, kimya ilmi var, biyoloji ilmi var o zatta. Eski mollalardan, çok zor teslim olmuş, hep sorgulamış.

En son bir işaret görüyor, Şücaeddin Baba’ya tamamen gark oluyor.

Aradan yıllar geçiyor, Şücaeddin Baba diyor ki:

“Ya Sami, senin dişlerinin arasında eski ilmi bölümünden bir şeyler mi kaldı?” diyor.

O mübarek zât, gidiyor, 32 tane sağlam dişini çektiriyor geliyor. Sadakata bak! Hani, biz böyle olamayız ama bunlardan bir miktar gündeme getirelim, bunlardan biraz örnek alalım. Onlarda insandı, Allâhu Teâlâ’ya nasıl ram oldular? 

Bizde insanız yani, arada kıyaslama yapmayacağız mı? Onlar, Allah dostlarıdır, onlarla kıyaslama olmaz ama birazcık onlardan esinlenelim, bu gece kendimizi sorguya çekelim.

“Yarabbi, sen bize şunu, şunu, şunu yap dedin, şunu, şunu, şunu yapma!” dedin, biz bu hususta ne kadar kendimize hakim olabildik? “Ne kadar sana kul olmaya yaraşır şekilde ibadetlerimizi yapabildik?” sorgulamamız lazım.

Berat Gecesi’dir bu gece, berat alan çok mümin var.

Bu gece, Allâhu Teâlâ’nın rahmeti çok coştuğu bir gecedir, bu gece yapılan duaların çok büyük bir bölümünü geri çevirmez, bazı güruhları hariç.

Devamlı içki içenin duasını kabul etmez Cenab-ı Hak, salatu selam Efendimiz; “Devamlı içki içen, puta tapan gibidir!” diyor. Ana ve babaya eziyetle, hakaret edenler bu gece bundan mahrum kalır.

Allah’ın dinine, Allah’ın kitaplarına, Allah’ın peygamberlerine, Allah’ın şeriatına, Allah’ın tarikatına, Allah’ın hakikatine, Allah’ın marifetine dil uzatanlar, bu gece bundan mahrum kalır.

Şeytani ilimlerle kahinlik, sihirbazlık, büyü yapanlar, bu gece bundan mahrum kalır.

Cenab-ı Hakk’ın, hidayetten uzak tuttuğu bazı gruplar, güruhlar vardır -ki bunlardan hiçbiri içimizde değil, bunların dışındaki insanların çok büyük bir bölümüne Allâhu Teâlâ’nın af ve mağfireti kapısı açıktır. Bu gecenin kendine özel ibadeti yoktur.

Peygamberimiz diyor ki:

“Yarabbi, sen affı seversin, beni de affet” diyor. Kısa ve öz…

İşte, bu gece duanın bir şekli şemali yoktur. İçinden nasıl geliyorsa… O senin Yaradan’ın, senin sahibin, seni bugüne kadar rızıklandıran, sana bugüne kadar sıhhat veren, sana bugüne kadar nimet veren yani; cömert bir Zât’tır. O’nun büyüklüğünü idrak ederek, muhteşemliğini idrak ederek, O’nun cömertliğini idrak ederek, O’nun ilmini fikrini idrak ederek, O’nun kudretinin büyüklüğünü idrak ederek, O’nun azabının büyüklüğünü idrak ederek… “Zül celali vel ikram”, Celali de var, ikramı da var, bunların farkında olarak; O’na yaraşır bir şekilde, O’na yanaşalım, O’na secde edelim, O’na gözyaşı dökelim, O’na yalvaralım.

Bir yılı geride bıraktık, ikinci Berat Kandili geldi. Bu Berat Kandili’nde Allâhu Teâlâ’dan çok yardım isteyelim hem ahiret, hem de dünya için.

Cenab-ı Peygamberimiz; “Müminin duası, müminin silahı gibidir” buyuruyor. Mümin biliyorsunuz, Cenab-ı Hakk’ın Nur’u ile bakar her olaya. Feraset dediğimiz şey budur.

Fazla uzatmayalım Beraat Kandil’ine her yıl değiniliyor, herkes Beraat’ın ne olduğunu biliyor, herkes onun idrakında, farkında ama biz kendimizi sorgulayalım. 

Kendimizi, nefsimizi burada sorgularsak, ötelerde işimiz kolaylaşır. Sorgulamazsak zaten o zıvanadan çıkar gider.

Halife Ömer (r.a.) zamanında Ashap’tan biri tesettürlü bir kadın, “Tövbe Yarabbi!” dedi, baktı ve kadın sağ yola doğru ayrıldı. O zâtta sola bir yere ayrıldı, Halife Ömer’in yanına geldi.  Hz. Ömer şöyle bi baktı, “Git boy abdesti al, öyle gel yanıma!” dedi.

Şafi mezhebi de aynısını söyler; bir kadına dikkatli baktığın an, boy abdesti alınması gerekir, onun için Şafi mezhebini herkes taşıyamıyor. Göz zinası oluyor, kendi eşine dahi bu kadar değse abdesti bozuluyor. Şimdi, bizim ile kıyaslayalım bu olayı; işte böyle zorluklar olduğu için, istikamet sahibi müminde, kırk şehit sevabı alıyor.

Peygamberimiz salat ve sellem Efendimiz bu günleri biliyor muydu? Biliyordu.

Secde etmediği zaman Allah’tan istekleri vardı şeytanın.

“Yarabbi” dedi, “Beni azdırmana karşılık -dikkat et kelimeye- mühlet istiyorum” dedi.

“Sen mühlet verilenlerdensin” dedi Cenab-ı Hak.

“Yetmez” dedi şeytan.

“Onların, dört yönünü de bana ver” dedi.

İnsanı dört yönünden şeytan kuşatmıştır, kale gibi.

“Yetmez” dedi, “Onların, damarlarını bana asfalt yap, otoban yap, onlar esnediği zaman ya sol elinin tersiyle ya da sağ elleriyle kapatmazlarsa içine dalarım, kalbini bozarım” dedi.

“O da sana verildi” dedi.

“Yetmez” dedi, “Onların, zaaflarını (kemalat ehli için zaaflar şirktir bir nevi) da bana ver” dedi.

Onu da verdi Allâhu Teâlâ. Melekler ağlamaya başladı, dediler ki; “Yarabbi, bu kullarını düpedüz ateş için yarattın, bu kadar şey verilirse, birde dört yönü şeytana verilirse, bu insan nasıl kurtulur?” dediler. 

Allah buyurdu ki; “O meluna iki yönü unutturdum, secde ve dua halinde, onlara hiç müdahale edilmez.” Dikkat edin, namazda ne secdede vesvese gelir ne de el açıp dua ederken. Bu iki yönde şeytanın yetkisi yok. Yani, Allâhu Teâlâ’ya açılan yollardır.

Nefis girer aklına ama şeytan giremez, nefs ve şeytan ayrı şeyler. Nefs sensin zaten başka biri değil ki, sen ondan gayrı bir şey değilsin ki.

Allâhu Teâlâ dedi ki:

“Ben’im has kullarım, Ben’im kendim için seçtiklerimin üzerinde, onun hiçbir etkisi yok!” dedi. Şeytanda dedi ki; “İzzet’in ve Celal’in adına yemin ederim ki, kullarından pay alacağım!” dedi, Allah ile inatlaştı.

Cenab-ı Hakk’ta buyurdu ki; “Sana tabi olanlar senin olsun, Bana tabi olanların üzerinde, senin hiçbir etkin olmaz.”

Onun için, hiçbir dervişin üzerinde, şeytanın etkisi yoktur. Nefsinin vardır ama şeytanın yoktur, bize hataları yaptıran nefsimizdir, yani, ben olan, “Benim” dediğimiz melun, o hataları bize o yaptırır, şeytanın bir etkisi yok.

Günlük Kul Haklarından Arınma

Peygamberimizin eşi; “Komşumuzun boyuda ne kadar uzun” dedi, Peygamberimiz aceleyle, “Sakın ağzındaki tükürüğü yutma, dışarı tükür!” dedi. O, gıybet edilen ağzındaki tükürüğü yutmasına razı olmadı ve tükürünce de kan tükürdü. Dikkat edin, olan şey hakaret değil, tahrip edici değil, şimdi “Gıybet zinadan büyüktür”. Hadis-i şeriftir.

Allâhu Teâlâ, ayet-i kerimede diyor ki; “Siz, ölü kardeşinizin etini yiyebilir misiniz? Yiyemezsiniz, ondan tiksinirsiniz; öyleyse, gıybet etme, tövbe et.” Gıybeti de tövbe ederken, öyle tövbe ettin kurtulmak yok!

Estağfirullah” demekle de kurtulmak yok, tövbenin bak şekli var.

Esas, zikir ehlinin her gün dersten sonra, bir tespih zor gelmezse salatu selam Efendimiz şöyle izah ediyor; “Kul hakkı aldın boynuna, birinin arkasından gıybet etmek kul hakkıdır ve zinadan büyüktür” diyor.

Hadiste diyor ki; “Zinanın tövbesi var, gıybetin tövbesi yok.”

Bu ehemmiyeti bakımından fakat, tövbenin şöyle bir şeklini anlatıyor; biri hakkında gıybet ettik, ona kızdık, sövdük, bilmem ne oldu, akşam virdini bitirdikten sonra, “Ya Rabbel âlemin, gıybet ettiğim müminlerin ve bende hakkı bulunan diğer insanların, günahları namına” kendin için değil, “Onların günahları namına” bir tespih tövbe istiğfar. Gıybetin istiğfarı, onun günahları namına tövbe etmek. Bunu, her gün vird edinirse kişi, o konuda kul hakkı kalmaz ve onlara da iyilik etmiş oluyorsun, ayrıyetten onun günahlarını da sen dökmüş oluyorsun. (Hayasızın gıybeti olmuyor, hadis-i şerifte; “Öyle bir insan, İslam’ı terk etmişse, o hayasızdır, onun hakkında konuşulan, gıybet olmuyor” diyor.)

Biz gıybetten, aşağıya doğru, arına arına, buna kadar gelebilsek, bu zaten çoktan uçar, giderdi ama gelemiyoruz. Hatamız çok, günahımız çok, adam gibi yaşayamıyoruz bu yüzden.

İnsan; gözünü, aklını oruçta öyledir, sırf aç kalmakla değil, gözün harama bakmayacak, dilin yalan konuşmayacak, alışverişe gidiyorsun, oraya gidiyorsun, buraya gidiyorsun, haramı da görüyorsun, şüpheli şeyde alıp getiriyorsun, şu da bu da… Yani, zor bir zaman, insanlığın tefessühü işleri zorlaştırıyor ama zorlaşınca da ecir büyüyor.

Hadis-i şerifte, “Zamanın tefessühünde istikamet sahibi mümin, kırk şehit sevabı alır” diyor. “Bir şehide, kabirden kalk, cennete gir” denilir, zorluğunda böyle büyük mükafatı var.

 

—————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz

#namaz #ibadet #kendinihesabacek #beraatgecesi #beratgecesi #berat #affedilmeyenkullar #iman #ibadet #kelimeitevid #laihaleillallah #cennet #cehennem #AbdurrahmanNiyaziHz #Uşşaki #zakir