Ana Sayfa Blog Sayfa 44

Recep Ayında Nafile İbadetler – 2023

0

Recep Ayında Nafile İbadetler

Resullulah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki; Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Allah’ın ayı olarak Resullulah (s.a.v.) Efendimiz tarafından adlandırılan ay bilinmeyen ne güzellikler bereketlerle dolu olsa gerek. Acizane bu güzelliklerden bildiğimiz bir kaç güzelliği Rabbimizin izni ile sizlerle paylaşmak isteriz Recep ayında ecir kapılarını.

Recep ayının başı, ortası ve sonunda 20 rekat nafile namaz kılmak

Bu nafile namaz, ikişer rekat olarak kılınıp, iki rekatta bir selam verilir. Her iki rekatlık namaz da:

1. Rekatta: Sübhaneke, Euzu Besmele, Fatiha, İhlas,

2. Rekatta: Besmele, Fatiha, İhlas   okunup,

Oturuşta: Ettahiyyatü, Salli-Barik, Rabbena duaları okunur ve selam verilir.

Recep Ayının 14. günü teheccüd vakti kılınan 4 rekat nafile namaz: Bu namaz için Resullulah (s.a.v.) Efendimiz; Recep ayının 14. gecesi kılınan 4 rekatlık nafile namaz, bir müminin geçmiş bütün günahlarını siler, önünde ki bir yıl içinde de işleyeceği günahları yazılmaz, buyurmaktadır. Recep ayı 14. gecesi kılınan 4 rekatlık namazın kılınışı:

2’şer rekat olarak kılınıp, 2 rekatta bir selam verilir. Her iki rekatlık namaz da:

1. Rekatta: Sübhaneke, Euzu Besmele, 1 Fatiha, 10 İhlas, 3 Felak, 3 Nas,

2. Rekatta: Besmele, 1 Fatiha, 10 İhlas, 3 Felak, 3 Nas   okunup,

Oturuşta:  Ettahiyyatü, Salli-Barik, Rabbena duaları okunur ve selam verilir.

Not: 2023 yılı için Recep ayı 29 gün olup,

Recep ayı 1. gün  (23 Ocak 2023 – Pazartesi)

Recep ayı 14. gün (5 Şubat 2023 – Pazar)

Recep ayı 15. gün  ( 6 Şubat 2023 – Pazartesi)

Recep ayı 29. gün (20 Şubat 2023 – Pazartesi)

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

 

#Recep #üçaylar #ucaylar #recepşabanramazan #nafileibadet #namaz #ücaylarnamazı #ibadet #din #islam #4rekatnamaz #2023recepayınafileibadetler #2023üçaylar #2023üçaylar #2023ucaylar #2023recepayinafileibadetler

Miraç’ta Neler Yaşandı? – Namaz Neden Müminin Miracıdır? – Dervişlere Miraç Yolu Açık!

0

Burada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize kadar hiçbir Peygamberde Miraç olayı yok, hiçbirinde bak! Hazreti Musa ile konuşuyordu Cenab-ı Hak. Nerede? Turi Sina’da. Dini kurallar vardı, ibadet şekli vardı. Yani, Kur’ân’da olan birçok şey Tevrat’ta var, İncil’de var, Zebur’da var. Ama Kur’ân’da ziyadesi var, daha fazlası var. Ve ne Musa, ne İbrahim, ne şu, ne bu, hiçbir Peygamberde “Miraç” olayı yoktur. Şimdi bakın, Miraç olayının ehemmiyetine.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin, bu gece Miraç Kandili kutluyoruz.

“Miraç” biliyorsunuz Kur’ân’da Cenab-ı Allah; “Bir gece yarısı, kulumuz Muhammed’i, Mescidi Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya ulaştıran Allâhu Teâlâ’nın şanı ne yücedir. O, her şeyi hakkı ile görür, hakkı ile bilir.”

Böyle başlıyor Kur’ân’daki Cenab-ı Hakk’ın Miraç olayını anlatması.

Hazreti Cebrail geldi. Burak ile Resullulah’ı aldı ve Miraç olayı başladı. Ve diyor ki Allâhu Teâlâ; “Habib’imizi bir kısım ayetlerimizi göstermek için huzurumuza davet ettik. Huzurumuza aldık.” Değişik yönlerden anlatılıyor.

Orada, İbrahim Aleyhisselam’a uğradı. Musa Aleyhisselam’a uğradı Miraç’a giderken, Musa Aleyhisselam namaz kılıp, Peygamber’imizin ümmetine hayır dua ediyordu, o şekilde buldu. Hazreti İbrahim (a.s.)’de Peygamberimizle bize bir mesaj yolladı. İbrahim Aleyhisselam, Allah’ın dostudur.

“Ya Resûlullah, ümmetine benden selam söyle, cennetin toprağı düz ve çok hoştur.” Demek ki, cennete yapılacak şey yok, bu yüzden suyu topraktadır. Ondan sonra, işte ne varsa anlattı. “Ümmetime selam söyle, bu cennetin diyeti; “Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahu vallahu  ekber. Vela havle kuvvete illa billahil Aliyyül Azim. Yani, bütün peygamberlerin zikri buydu. Ondan sonra ve Miraç olayı başladı. Cenab-ı Hak Habib’ini huzuruna aldı.

Yol çok uzun çok… Anlatılacak çok şey var ama … Hatta “Yecüc” ile “Mecüc”e bile uğradı Peygamberimiz. Onları dahi Allah’ın yoluna davet etti. Reddetti onlar, kafirdi çünkü.

Ya çok geniş kapsamlı bir olay ama biz konumuzla ilgili olanı konuşalım yani, kendimize yetecek kadar bir zaman diliminde konuşalım. Vee Cenab-ı Hak huzura aldı.

“Müminin Miraç’ı namazdır” diyoruz her zaman… Niçin diyoruz? Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Allâhu Teâlâ’nın huzuruna gitti, “Ettehiyyatü lillahi vessalavatü vettayyibat” dedi. Gerisini Cenab-ı Hak söyledi. Ayetin son kısmını yine Resulullah söyledi.

Ve ayetin bitiminde bütün melekler; “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü anne Muhammeden abduhu ve Resulu.”

Ve Cenab-ı Hak dedi ki; “Habib’im, Ben’den ne diliyorsun?”

“Ümmetimi” dedi.

Bak şimdi orada sen, ben mi vardık Resûlullah’ın yanında? Seni, beni istiyor. Demiyordu “Bana dünyayı ver”, demiyordu “Bana dağlar gibi altın ver”.

“Ya Habib’im dile dağları altın yapayım!” diyordu.

“Ümmetim!” diyordu.

Cenab-ı Hak diyor ki; “Ya Habib’im, dile, ne dilersen dile Ben’den.” “Ümmetim!” diyordu. O yüce Peygamber seni, beni istiyor yani. “Ümmetini sana verdim” dedi. Bunu herkes biliyor zaten. Senelerdir anlatılan gelen şeylerdir.

Ve Cenab-ı Hak beş vakit namazı, 50 vakit istedi biliyorsun. Peygamberimizi defalarca Musa çevirdi yoldan, “Bu ümmetime fazla gelir yapamaz”. İşte gitti geldi, gitti geldi, beş vakit elinde, en sonunda kabul etti, onu da çok buldu Musa (a.s.) ama kabul etti. 50 vakit kılacak yani, bugün beş vakit namaz kılan her mümine, elli vakit namaz yazılacak.

Bir rekat kabul olmuş namaz insanı cennete götürür. Bu kadar namazın içinde kabul olmuşu da olur.

Hepimiz için bu geçerli ve hediyelerin en büyüğü Allah’tan insana; namazdır. Namaz dinin direğidir. Miraç’tan önce, Cenab-ı Peygamberimizden ve Hz. İbrahim (a.s.)’den kalan 2 rekat namazdır. Peygamberimizin, peygamberlik döneminde namaz kıldığı yıl 11 yıldır veya 12 yıldır. Ama Miraç’ta namaz verildi. Ve başka hediyeler oldu, Bakara Sûresi’nin son ayetleri “Amenerrasulü” gibi, “Ayetel Kürsi” gibi. Cenab-ı Hakk’ın özel hediyesidir “Ayetel Kürsi”. Çünkü; Ayetel Kürsi’nin son ayeti:

“Esteizü billah”; “Vela yeuduhu hıfzuhuma ve hüvel Aliyyül Azim.” Ayetinin yakmayacağı hiç kötü cin yoktur. Bunu, tekrar tekrar okuduğunda ya cin toz olacak yada ateş olup yanacak. Bir de silah olarak müminlere verilen ayetlerden.

Cenab-ı Hak ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Muhkem ayetler, tecdid-i iman gibidir.” Biliyorsunuz.

Mesela; İhlas, “Kul hüvallâhü Ehad.” Yemin ediyorsun. Nedir Ehadiyet? “Allahüssamed.” Nedir Samediyet?

Bir insan, çok İhlas okursa çok rahat ölür, ölümü duymaz bile yani, çok rahat ölmek istiyorsan İhlas oku.

 Ve o namaz ve diğer hediyeleri ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Miraç olayı kesiliyor. Ve müminlere ne oldu namaza başladı. Bugünkü İslam’ın yani, İslam’ın çatısı tamamlandı ve Ashab namazı, zekâtı, orucu, haccı, her şeyi zaten daha önceden Kur’ân’da pek çok emir belirtilmişti.

Biliyorsunuz 23 yılda tamamlandı Kur’ân. Miraç olayı da tamamlandı, Resûlullah bu âlemden göçtü, gitti.

Sonra ne oldu? Hz. Ebu Bekir geldi. Hz. Ömer geldi. Hz. Osman geldi. Hz. Ali geldi. Fakat burada bir Miraç yolunu açtı. Hiçbir peygambere, hiçbir ümmete âlemler yaratıldı yaratılalı nasip olmamış bir Miraç yolu var, kime? Resûlullah (s.a.v.) ümmetinin sufilerine, Veli’lerine açtı.

Ne diyor bir hadiste; “Benim ümmetimin Veli’leri, Ben-î İsrail Peygamberi mesafesindedir.” Peygamber değil bak, peygamberler mesafesindedir.

Diğer bir hadiste de diyor ki; “Mahşer’de, Mahkeme-i Kübra’da, peygamberler ile Veli’ler aynı safhadadır. Aralarındaki fark 1 derecedir ve Peygamberlik derecesindedir.” Veli’ler Allah’ın dostlarındır, Allah’ta Veli’lerin dostudur.

Şimdi bak ne yaptı? Miraç yolunu açtı. Kime? Sana, bana… Eğer Allah’ın ipine sıkı sarıldıysan eğer Allah’ı adam gibi zikrettiysen, hiçbir peygambere, hiçbir insana nasip olmamış bir yol Resûlullah’ın ümmetine açıldı. Çünkü; bu ümmet torpilli ümmet, böyle bir Peygamberin ümmeti, Allah’ın katında bunlar çok değerli.

Şimdi bir mümin vaat ediyor. Allah’a mülaki olmayı düşünmedikçe Allâhu Teâlâ bir mümine nasip etmez. İçten içe Allâhu Teâlâ’yı muhabbetle sevmek, her şeyin üzerinde sevmek, O’nun sevgisine hiçbir şey ortak etmemek gibi birtakım hisler duymaya başladığı an Cenab-ı Hak türlü sebeplerle, seni bir Mürşit’in kapısına yollar.

Yani, bunlar sende olmadıkça, bir Mürşit’in kapısı sana açılmaz. Gitsende “Senin nasibin bizde değil” der, çevirir. Bir vesileyle mümin bir Mürşit’e gider. 

Mürşid’e gidişle, 7 tane Furkan alır kişi. Şimdi, dervişe açılan, Miraç’tan bahsediyorum. Resûlullah’ın Miraç’ı ile ümmetine Miraç ulaştı. Ki bu, kâinatta yaşanmamış bir olay!

Ha Miraç’ta Allâhu Teâlâ seninle, benim gibi konuşuyor. Ve bir Mürşit’e gitme ile yedi Furkan veriyor Cenab-ı Hak. Onun günahlarını sevaba çeviriyor. Günahlar kırmızı yazılır solda, sevaplar yeşil yazılır sağda. Buradaki kırmızılar renk değiştirip, buraya geçiyor. Furkanlar böyle başlıyor. Birinci ihlasın, birinci sırât-ı müstakîmin…

 Bunların hepsi, tıkır tıkır açılmaya başlıyor sende. Ondan sonra, hiçbir cin sana zarar vermiyor. Hiçbir büyü seni tutmuyor. Yani, Cenab-ı Hak daha başlarken sana yedi tane Furkan hediye ediyor.

Kişi Nefsi Emmare’de, Nefsi Emmare’de dünyanın en büyük alim olsan… Bak, şeytan alim değil miydi? Meleklerin imamı idi. Ama Nefsi Emmare’deydi. Nefsi Emmare’deki bir insan, günde bin rekat nafile namaz kılsa faydası yok. Gideceği yer cehennemdir, hiç mümkün değil çünkü. Nefsi Emmare’nin dört tabakası var, yukarıdan aşağı.

Nefsi Emmare’de dört unsur var; toprak, ateş, su, hava.

Buna başlıyorsun. “La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illlah” tokmağı başlıyor nefsin başına vurmaya. “La ilahe illallah, la ilahe illallah…” Nefsi Emmare’yi öldürüyor, zuhuratı geliyor.

Nefsi Levvame; “Allah, Allah, Allah…” ile Nefsi Levvame gidiyor.

Hoop “Hu” Esma’sı. “Hu, Hu, Hu, Hu, Hu…” gene devam ediyor.

Hakk” Esma’sında Nefsi Mutmain başlıyor.

Cenab-ı Allah Kur’ân’da; “Nefsini mutmain etmeyenin cennete girmesi mümkün değildir.” Kim ki, nefsini mutmain etti; cennete girer.

Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmain’e geleceksin. Cennete girenlerden olacaksın, cennetin fakirlerinden. Ve nedir bunun karşılığı? “Hakk” Esma’sı.

Hayy” Esma’sına geçiyorsun, “Raziye Makamı” geliyor. Ben-î İsrail Peygamberlerin mesafesi, bulunduğun makam. Hepsinin değil, Ulü’l Azm Peygamberler daha yukarda.

“Kayyum” Esma’sına geliyorsun, “Merdiye Makamı”.

Kahhar” Esma’sına geliyorsun, Nefsi Safiye 7. makam.

Her dervişin göreceği yol. Buralarda, Miraç asla olmaz. Buralarda, “Miraç” beklemek, ummak kesinlikle doğru değil. Şimdi vakit olsaydı da, bu her geçen derste neler görecek…

Kâbe’nin aslı nerede?  Mescidi Aksa’nın aslı nerede? Hangi semavatta?

Yani, her geçtiğin yerde neler göreceksin ama vakit yetmiyor.

Nefsi Safiye 7. makam. 7’inci Makama sadece bir “Altın Kapı”dan girer derviş ve seni “Huzur Hücreleri”ne alırlar.

7 âlemden biridir. Sonra, “Zikir Hücreleri”ne alırlar, ikinci âlemdir. Üçüncüsü, “Sidre Camisi”ni ziyaret edersin. 500 senelik yol kadar minaresi vardır, gümüşten. Yedinci kat, semavatın meleklerinin Hac yeridir. 4’üncüsü, “Kevser”i ziyaret edersin.

“Esteizü billah”; “İnna atayna kel Kevser.” “Ya Habib’im, sana Kevser’i verdik.”

Ve ondan sonra, “Sidre”, ağaç bu Dünya’nın 72 bin katı kalındığı var. Sonunu Allah’tan gayrı bilen yok. Her yaprağında, yüzbinlerce meleğin makamı var. Hz. Cebrail’in makamı, onun bir budağıdır, 70 bin senelik yol kadardır. Orada dört köşede Tevrat, İncil, Zebur, Kur’ân.

Otuzar bin melek devamlı yazar, onar bin melek devamlı olur. Orda hiç Tevrat, İncil, Zebur, Kur’ân sesi hiç eksilmez.

Ve son “Kudred Denizi”. Orada en son göreceğin şey, Cenab-ı Hakk’a tam mülaki olma, tam bağlanma noktası.

Birinci seyri sülük; 7 makam yukarıya doğru. Hazreti İbrahim Aleyhisselam’da oradadır, 7. makamda. Bunun dışında, diğer peygamberler yukarıdan aşağı dizilir.

Hz. Adem Aleyhisselam, birinci kat semavattadır. Burada, yapılan her zikrin, hepsi farkında olur. Ve onlarda, bu zikre katılır. Birinci seyri sülük kişi Veli’lerdendir. Ama Miraç bekleme. Miraç yok.

Ondan sonra, ikinci seyri sülük başlar. Niçin kâinattaki en büyük olay bu?

Peygamber (s.a.v.) Efendimize; “Ya Habib’im, seni yaratmayacak olsaydım, âlemleri yaratmazdım” diyor. “Âlemleri, seni yaratacağım için yarattım.” Ve ona Miraç yolunu açtı, ümmetine de açtı, ümmetinin sufilerine açtı, yani zikredenlere, zakirlere.

Ve kişi bu 7 âlemi hissettikten sonra, ikinci seyri sülük.

“Fenâfillah”, “Bekâbillah”, “Zühd”, “Muhsinler”, “Ulûlelbab”, “İhlas”, “Bi Hakkı Takva”. Fakat, bu ikinci yolda çatallar var. “Vahded-i vücud”, “Vahded-i şuhud.” Bir yere gelir; “İlmel yakîn”, “Aynel yakîn”, “Hakkel yakîn” gelir, bunlar o çatallarda alınan şeyler.

“İhlas Makamı”. Buraya sadece, her 100 yılda, 4 kişi gelir. Bunlara “Kutbul Aktap” diyoruz.

“Bi Hakkı Takva Makamı” ise; buraya her yüzyılda, Peygamberimize varis olan tek kişi gelir. Ona da “Gavsul Azam” denir. Bu arada, Miraç’ın tecelli etmesi lazım.

Miraç nasıl tecelli eder?  Bak, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin dışındaki hiçbir peygamberin ulaşmadığı kapı ne oldu? Açıldı. Ve Resûlullah Miraç etti. Ve onun ümmetindeki Veli’ler, ruhani Miraç yapar. Ruhani Miraç’ı, cismani Miraç zannedersin. Çünkü; aynen Cenab-ı Hak böyle konuşur seninle.

İlkin kişi, Mescidi Aksa civarlarında rüya görmeye başlar. Oralarda dolaşır. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede ne diyor:

“Bir gece yarısı kulumuz Muhammed’i.” “Kulumuz Muhammed’in astral bedenini” demiyor, “Mantal bedenini” demiyor, “Fizik bedenini” demiyor. “Kulumuz Muhammed’i” diyor.

“Bir gece yarısı kulumuz Muhammed’i Mescidi Haram’dan etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya ulaştıran Allâhu Teâlâ’nın Şanı ne yücedir. O, her şeyi hakkı ile görür.”

Peygamberin Miraç’ı başlıyor, bütün her şeyiyle ama ümmetinin Veli’lerine Ruhani Miraç kapısı açıldı. Hiçbir ümmete açılmadı. Ne Hristiyana açıldı ne Yahudiye? Hiçbiri açılmadı Adem’den bu yana, sadece Resûlullah Efendimiz. Çünkü; Allah’ın Habibullah’ıydı.

Ve Derviş, Mescidi Aksa civarında rüya görmeye başlar, Mescidi Aksa’nın etrafında gezerken, Levh’in açıldığını görür. Büyük Kur’ân. Böyle altınla yazılmış her harfi, bir dünya büyüklüğündedir o kadar muhteşemdir. Ayetler geçer, geçer, geçer. “Tak” bir ayet gelir kalır.

“Esteizü billah”; “İnna fetehna leke fethan mubina.” Ayeti sabit kalır. Ve “tayyi mekan” olur. Ne olduğunu anlamadan, Arşı Ala’da bulursun kendini.

Şöyle, etrafa hayran hayran bakarken, genelde sağ taraftan çıkar, insan kılığında çıkar Cenab-ı Hak. Böyle delikanlı kılığında, daha güçlü, böyle daha muhteşem Nur’lar saçılır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iki hadiste şöyle anlatıyor:

“Ben dün gece rüyamda Cenab-ı Hakk’ı gördüm. Bir genç delikanlı kılığında, ayağında altın takunyalar vardı. Cennette geziniyordu” diyor.

Diğer bir hadiste de “Ben dün akşam Cenab-ı Hak’ı rüyamda gördüm, altın takunyalar vardı, genç bir delikanlı kılığında, başında Nurdan bir taç vardı, altın kelebekler yüzünün etrafında uçuyordu” diyor.

Cenab-ı Hak şekilden de münezzehtir. Ama bir şekilde tecelli edecek insana, genellikle “insan” şeklinde tecelli ediyor. Ve böyle, sağ taraftan muhteşem bir şekilde 6-7 metreye kadar sokulur ve seninle konuşur. Bu bizim başımıza geldi hamdolsun Rabbime yıllar öncesi.

Cenab-ı Hak’ı görünce, ben telaşa kapıldım, bir “vesvese gelir” diye. Allah bu anında bilir. Telaşa kapanınca dedi ki; “Ya Ali, her şeyden arınmayan, her muradına ermeyen, bir şey daha söyledi, onu sır olarak tutuyorum. Ancak, her şeyden arınır, muradına erer…”  Ondan sonra, bir yere bakıyordum. Sonra onu izah etti. Birçok eşyanın sırrı kalktı ortadan. Bunlar çok anlatılacak şeyler değil.

Şimdi, Cenab-ı Hak ne verecekse ne olacaksa, sana sonra bir tayyi mekan oluyor, kendini aşağıda buluyorsun; Miraç olayı bu. Bu olay kâinattaki en büyük olaydır. Seni yaratan, âlemleri yaratan Allâhu Teâlâ seni karşısına alıyor. Ondan sonra sen de muhteşem değişiklikler olur.

100 metre, 500 metre ötedeki konuşuyordur, birazdan onun karşıdakine yumruk atacağını bilirsin. Bir ağacın yanına sokulduğun zaman ağacın heyecanını görürsün. Şöyle bir bakarsın alnına bir adamın, o kadar şey çok şey anlarsın ki, bunlar insan arasında konuşulmaz yani. Senden eşyanın sırrını kaldırıyor Allah.

Ve orada ehli hikmet, ehli hüküm makamları verilir. Artık seni Mürşid etmiştir Allah. “Her şeyden arınmayan, her muradına ermeyen” dediği an, sana görev verir. Sen her muradına erdin, artık bir gurubun başına geçmen gerekiyor. Bu görevi veren Allah. Ve Resûlullah’da bunu teyit eder. Ve dönüş. Çok nadir insanda, yani, şöyle bir milyonda 5 kişide, 3 kişide kaymalar olur. Onu Allah bilerek yapar, bunlarda “Meczup Veli”lerdir, onu anlayamazsın.

Yani, bu mübarek yol Cenab-ı Hakk’ın “Zakirler” diye anlattığı Kur’ân’da.

Cenab-ı Hak, Kur’ân’da ayet-i kerimede, “Çok namaz kılın” demez. 58 yerde; “Namazı, dosdoğru kılın!” demiştir. “Çok namaz kılın” demez, “Çok oruç tut” demez, “Çok hacca git” demez. O, çokluk kelimesini kullanmaz.

Yalnız, zikirde; “Zikran kesira”. Zikir farzdır. Mürşit farzdır.

“Esteizübillah”; “Fesebbih bihamdi Rabbike vestağfirhu innehu kâne tevvaba.” Peygamberimize bakın abi. Yani, “Rabb’ine hamd et, zikret ve istiğfar et” diyor. Habib’ine bunu emreden, Habib’i bunu yapacaksa sen mi bunu yapmayacaksın?

Ha şimdi, zikir farzdır. Zikir, birçok yerde geçer. “Ben’i, sabah akşam zikredin” emri var.

Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz diyor ki; “İbadetler, her türlü ibadet, insanın vücudu zikirse, kafası zikirdir.” Kafa yoksa hiçbir şey yok insanda. Zikir, bir bedendeki bir baş gibidir. Bu kadar ehemmiyetli.

Onun için, kardeşlerim, zikir, ibadetlerin en eftalidir, güzelidir.

Zikir, Kur’ân’dan da üstündür.

Zikir, namazdan da üstündür.

Zikir, hacdan da üstündür.

Şimdi Kur’ân Allah’ın sözüdür, zikir Zât’ıdır, kendisidir.

Kur’ân’da zikirdir ama zikrin en eftali; Yaradan’ın kendisidir.

Kur’ân sözüdür. “Namazdaki zikir kısmı diğer kısımlardan üstündür” diyor ayette. Başlangıç Tekbiri; “Allahu ekber” zikirdir. “Semiallahü limen hamideh”, zikirdir. “Sübhane Rabbiyel ala, Sübhane Rabbiyel Azim” zikirdir. “Bu zikir kısmı, diğer kısmından üstündür!” diyor. Neden? Zât’ı, kendisi. Konular uzun ama zamanımız dar. Yani Miraç çok önemli bir olay, kâinatta ki en önemli olaylardan biri. Keşke zaman olsaydı da, bunları yaysaydık ama özet, özet, özet, özet buyurun.

Şimdi kasideleri dinleyelim.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#mirac #miraç #astralbeden #astral #Ayetelkürsi #zakir #nefsmakamları

Rebiülevvel Ayının 12’si – Allah İçin Birbirini Sevenler – Hakkını Helal Etmeyen Anne – Evvela Allah’tan Utanmak Lazım – Dünyadaki Şeytanın Önemli Tuzakları – Senin Olan Nedir?

0

Hz. Musa, Hz. Hızır emrine girip de Hz. Hızır tarafından kovulmazdı. Hz. Hızır; “Senin için bin tane olay hazırlamıştım, sen üçüne dayanamadın ya Musa” diyor. Ulü’l Azm Peygamber, onlar şeriat ilmiyle gelir.

Yani, içinde bulunduğunuz hâl Hz. Musa’yı kendinden uzaklaştıran Hz. Hızır yoludur yani. Öyle bir yoldur yani, bunun kıymetinin, bunun ehemmiyetinin farkına varmak lazım. Allâhu Teâlâ; “Dostum onlar Ben’im” diyor. Ya Allah’a dost olmak ne demek ya?

Peygamberler dua ederken; “Ya Rabbi, bizi salihlerle et, salihlerden et” diyor. Salihler kimler? İşte bu cemaatler (tarikat ehli), salihler… Bu cemaat ile sınırlı değil, ne kadar varsa yeryüzünde salihler bunlar.

Onun için, Allah razı olsun. Eskiden tarikatlarda, daha güzel terbiye yolları vardı, bugün onları uygulayamıyoruz. Adam yatarken, yastığı bile öpüyordu kafasını koymadan önce. Kapıyı açarken, kapının kulpunu öpüyordu. Neden? Her şeye Allah için bir sevgiyi ifade ediyordu. Allah için ama… Sevgi, Allah içindir.  

Allâhu Teâlâ Mahkeme-i Kübra’da; “Ben’im için birbirini sevenler ayrılsın” der, Mahkeme-i Kübra’da bunlara hesap-kitap yok yoktur. Bir de, Allâhu Teâlâ’nın en hoşnut olduğu insanlar; bir Müslüman’a bir diken batsa, onun acısını hissedendir. Müslüman’ın derdini kendine dert edinendir. Allâhu Teâlâ’nın en hoşnut olduğu insan türü bunlar. Bunları ancak bu dünyada kazanacağız. Yani, öbür dünyaya doğduğumuz zaman değil.

Şimdi “ölüm” diyorlar. Ya, ölüm diye bir şey yok ki! Yeniden, bir doğuş var, zahmet âleminden ayrılıyorsun, Rahmet âleminde doğuyorsun. Rebiülevvel Ayının, 12’sinde Peygamberimiz doğdu.

Rebiülevvel Ayının, 12’sinde Peygamberimiz öbür âlemde doğdu. Kutlama günü, yaptılar öbür tarafta, doğum günü yaptılar, farkında mıyız, değiliz!

Hicrete bakın; yine Rebiülevvel’in 12si. Bir hikmet yok mu yani bunda? Tesadüf mü, mümkün değil! Ama işte, bunları görecek göz… Baktığımız şeyi görmemiz lazım.

“Peygamberimiz öldü” diyoruz. Ötede doğdu, ötede doğum günü yaptılar. Hem de ne doğum günü… Yerler gökler inledi, yedi kat semâvat… Hz. Muhammed (s.a.v.) doğdu, âlemlere rahmet olarak gönderilen doğdu! O âlemde doğdu yani, ne ölmesi ya!

Mevlana; “Benim gerdek gecemdir” diyordu. Bir şey bilmiyor da mı söylüyor bunu? Bu düşüncede olacağız.  

Peygamber salatu selam Efendimiz; “Bir mümin için, dünyadaki en büyük ödül ölmektir” diyor. Çünkü; o herkesin korktuğu ölüm, has bir mümin için o ölüm anı geldiği zaman ona Allâhu Teâlâ’nın rızası, Allâhu Teâlâ’nın lütufları gösterilir. O can atmaya başlar gitmek için. Onun için o zor bir olay değil. Yani Peygamber Efendimiz öyle diyor, “Bir hamurdan bir kıl çekme veya bir tereyağından kıl çeker gibi…” O kadar kolay. Ama işte Allah’ın sevgisinden bir nebze kaybetmeden, o ölüm dediğimiz muhteşem şeye ulaşmak, bütün dava bu… Oraya o şekil ulaşmak… Bunun için tuzaklar, tehlikeler var. En büyüğü ana-babadır.

Bakın birçok hadiste; “Cennet, annelerin ayakları altındadır” der salatu selam Efendimiz. Mümin bir anne ama (Kafir olursa hiç mesele değil. Gene ona saygı hürmet göstermek zorundasın ama onu dinlemek zorunda değilsin.) Mümin bir anne-baba, bir Peygamberin ümmetine olan duası veya bedduası neyse; bir mümin anne-babanın evladına olan duası tam peygamber duası kadar etkilidir. Çok önemlidir bak!

Peygamber salatu selam Efendimiz dünyayı şereflendirdiği dönemde, Ashap’tan birkaç kişi geldi:

“Ya Resullulah, Ashap’tan falan zât ölüyor, dili tutuldu” dedi.

“İmansız gidiyor Kelime-i Tevhid’i getiremiyor.”

Peygamberimiz hemen anında kalktı, gitti, “Bunun validesini çağırın!” dedi. İmansız gidiyor adam. Validesini çağırdı, geldi. Dedi ki:

“Ya valide, buna hakkını helal et” dedi.

“Etmem” dedi.

Bir daha tekrarladı; “Ya valide, buna hakkını helal et” dedi.

“Etmem” dedi kadın.

Bir daha tekrarladı; “Ya valide, hakkını helal et buna.”

“Etmem” dedi.

Ashab’ına; “Bahçede büyük bir ateş yakın” dedi. “Cehennem gibi” dedi. Yaktılar.

“Tutun elinden ayağından.” Daha canlı. “Atın ateşin içine” dedi.

Tuttular. Peygamber Efendimizin emrini derhal yerine getirdiler. Götürürken annesi dedi:

“N’apıyorsunuz?”

“Ateşe atacağız” diyorlar.

“Yav olur mu?”

“Onun gideceği yer bu” dedi, “O, nereye gidiyor, sen biliyor musun?” dedi Peygamberimiz.

O zaman annesi insafa geldi, “Helal ettim” derken dili çözüldü. “La İlahe illallah Muhammeden Rasulullah” deyip, iman edip, gitti adam. Etmese bak, gidiyor imansız, bu kadar önemli. Şimdi, biz dünyada birçoğumuz evlatlık edemiyoruz gerek iktisadi şartlardan, gerek dünyanın hallerinden. Ama öyle değil!

Allâhu Teâlâ; “Onlar, yanınızda yaşlanırlarsa, onlara ‘öff’ bile demeyin!” diyor. Kur’ân’da ayet, emir! Biz, bunların farkında olmuyoruz. Farkında olacağız. Yani, “Bırak ya! Sen sus ya! Sen ne bilirsin ya!” Kesinlikle, böyle birşey yok Allah’ın yasasında.

Ha, “Ben yaşarım ben canımın istediği gibi, ötesi ne olursa olsun” dersen istediğini yap. Bütün Peygamberlerin bir müşterekte birleştiği bir söz var, “Utanmıyorsan, ne istersen yap!” Hepsi aynı sözü söylemiştir. Onun için bunlar, bu dünyada kazanılır. Anne-baba bir ama mümin olma kaydıyla diyorum bak.

Hz. İbrahim (a.s.)’ın babası (Azer) biliyorsun, put yapıcısıydı, kafirdi yani. Allah dedi; “O, senin hiçbir şeyin değil. Ceddin mi? Hiçbir şeyin değil!” dedi. Azarladı yani, ama mümin oldu mu öyle yağma yok. Mümin olursa, akan su duruyor. Cennetin bileti de, kapısı da onlar. İstediğin kadar amelin olsun, Allâhu Teâlâ kesin emretmiş yani. Peygamberimiz bir sürü hadiste bunu beyan ediyor; “Mümin anne, babaya tevazu kanatlarını indirin, öff bile demeyin!” diyor ya.

Annesi biraz yaşlanmış, “Oğlum, bir su getir bana” diyor. Çocuk, gidip su doldurup gelinceye kadar annesi uyuyor. Çocukta, o kadar şey ki, Veysel Karani gibi… O, su bardağı elinde, “Annem uyanır, içiririm, annem uyanır, içiririm”, sabaha kadar bekliyor. Allâhu Teâlâ; hiç ameli olmadığı halde o amelden, onu cennete alıyor. Evet anne, babaya ikram böyledir yani. “Sen sus, sen kimsin, sen nesin falan filan…” Bunlar Kâbe’yi yıkmak gibidir. Ha bunlar, bu dünyada kazanılacak ameller.

İkincisi, bir suç işlerken sağa sola bakarız, Ahmet, Mehmet görüyor mu diye! Bu şirktir abi. Yahu Yaradan diyor ki; “Ben, sana şah damarından yakınım.” Allah, sana şah damarından yakınken, O’ndan hayâ etmiyorsun, O’ndan utanmıyorsun, O’ndan korkmuyorsun; Ahmet, Mehmet görür de ayıplar beni diye mi korkuyorsun?

Bak akıllarımız ne kadar derin uykuda!

Evvela; Allah’tan utanacaksın. Evvela; ölçü Allah rızası, Allah yani. Biz falan görür mü, fişman görür mü hesabı yapıyoruz. Bu şirke yakın günahlardan.

Evvela; Allah’tan utanacağız, Allah’tan korkacağız ya. Allah’ın rızası için, Allah’ın olmadığı bir yer var mı? Allah’tan gizlenebileceğin bir şey var mı?

Allah’ın mülkünden başka bir mülk var mı? Bunların hepsine hayır! E öyleyse, niye Ahmet’e, Mehmet’e bakıyorsun ki! Ahmet, Mehmet Allah’tan önce mi geliyor yani?

Bakın diyor ki Peygamberimiz; “Benim ümmetim, puta tapmaz ama onlar için gizli şirkten korkarım.” İşte, bunlar gizli şirk.  Hayatımızda bunun gibi niceleri var, niceleri var ama farkında değiliz. Baktığımızı görelim, dediğim her zaman bu yani, baktığımızı görelim…

Peygamberimize getirdiğimiz salatu ve selam şuradaki defterde (Sağ omuz işaret ediliyor). Melek kaydediyor. Açsa, belki milyonlarca defa ama onun ötede doğum gününün kutlandığının farkında değiliz. Rebiülevvel’in 12’sinde, üç tane olayın, arka arkaya geldiğinin farkında değiliz. Bunların farkına varmamız lazım, çünkü; bu dünya ahiretin tarlasıdır. Bu dünya ötesi için sermaye yeridir, biriktirme yeridir. Daha sonra tasarruf yeridir, kazanç yeridir.

Şimdi Allah’ın izniyle işte kıldık mı namazı, çektik mi tesbihi? Tamam buda çok güzel, buda yeterli olabilir. Ama hani dünyada nasıl istiyoruz? Daha çok malımız olsun, daha çok mülkümüz olsun, şunumuz olsun, bunumuz olsun. İstiyor nefis… Ötede de cennette de makamlar var. Cennette de beş yüz eş verilen var, on bin eş verilen var. Cennetin en fakirine, bu dünya kadar kırk yer veriliyor. En fakire beş yüzde eş var, ama on bin eş verilen var. On bin eş verilene, acaba mülk olarak ne kadar verilir düşün. Orada da zengin var, fakir var yani. En fakiri de dünya fakiri gibi değilde, cennette zaten öyle bir şey söz konusu değil! Ama biz şimdi, cennette çok yer isteyelim…

Benim ömrümde, hiçbir ibadette ne cennet ne cehennem hiç aklıma gelmedi. Benim işim değil ki, bana ne! Yaradan razı olduktan sonra cehennemde, cennet olur. Gayemiz; Allah rızası.

Bir alışveriş, ticaret değil yani. Onu düşünmeyeceğiz ama dünya, ahiretin tarlasıdır, Allah’ın rızası bu dünyada kazanılır.

Allah’ın hoşnut olmadığı kesin koyduğu kurallar, emirlere bir tanesine baş kaldırdığın zaman, bütün ameller heba oluyor. Nasıl bir ayeti inkar ettiğin zaman, küfre girip kafir oluyorsan; Allah’ında aynı emirlerine de baş kaldırmak aynı şeydir. Ha ayeti inkar etmişsin, ha Allah’ın emrettiği bir şeye karşı gelmişsin. İkisi arasında, bir fark yok ki! Ama biz, işte aklımız beynimiz uykuda, “Çok önemli değil” diyoruz. “Ben Kur’ân’ıda inkar etmedim, hadisi de inkar etmedim, namazımı da kılıyorum…”

Bir söz diyor hadis-i şerif; “Ağzınızdan çıkan bir söz, yaydan çıkan bir ok gibi, sizi cehennemin dibine götürür” diyor.  

Bir söz, tek bir söz “Yok ya, olur mu ya!” dediğin an; Allah’ın emrine karşı geldin! Gitti, her şey gitti… Onun için, mümin uyanık insandır, mümin akıllı insandır, mümin asla aptal insan değildir! Mümin, her atacağı adımın muhasebesini yapan insandır.

Onun için, mümin asla katı dilli olmaz, müminde asla hırs olmaz. Hırs, şeytandan ve nefistendir. Ona daima hudut çizer.

Hırslar çok türlü türlüdür. Kimi insanın paraya hırsı vardır, kimi insanın kadına hırsı vardır, kimi insanın mala, mülke hırsı vardır, kimi insanın bağa, bahçeye hırsı vardır; kimi insanın ağaca, kurda, kuşa hırsı vardır yani. İnsanların zaafları, işte bu zaaflar benlik kadar büyük tehlike.

Zaaflar benlik kadar büyük bir tehlike. Dünyadaki şeytanın önemli tuzaklarından. Kırk, elli tane önemli tuzağından ilk başta gelenler; sıla-i rahimden uzak kalmak ilk başta gelenlerden. Ki; Allah’ın rahmetini istiyorsan, sıla-i rahimden asla uzak kalmayacaksın. Sıla-i rahimden uzaklaştığın an, Allah’ın rahmeti üzerinden eksilir.

En az 24 saatte bir sefer, anan baban için -ister sağ ister ölü- elini açıp da onun için dua etmiyorsan, senden nimet azalır. Allah’ın nimet lütfu eksilir üzerinden. Biz, bunları uyguluyor muyuz kardeşim?

Ondan sonra gelen tuzak var. Hırs ve benlik, benlik ve hırs ikiz kardeş gibidir. “Benim malım, benim telefonum, benim şunum, benim şunum…” Yav, bırak şunu, ya senin değil! Sen sadece emanetçisin, Allah, seni misafir ediyor burada üç dakika. Senin tasarrufuna üç kuruş para veriyor, kazandırıyor. Yav, ölürken niye cebinde götürmüyorsun? Bir çorap götür de göreyim seni.

Götüremiyorsun! Yav, nasıl senin o zaman? Oysa Allah diyor ki; “Ben, rızkınıza kefilim.” Rızık için tasa etmeyin, kefilim. “Seni olgunlaştırmak için, seni terbiye etmek için kısarımda” diyor.

“Zillete kadar indiririm. Bunda da hikmet var, isyan etme” diyor.

“Ben senin manevi hastalığını tedavi ediyorum. Sana iyilik ediyorum, niye şikayet ediyorsun ki?”

“Benim, benim, benim, benim, benim, benim, benim, ev benim, bark benim, tarla benim, ağaç benim, anasını sattığımın her şey benim…” Ya bu nasıl bir nefis ya? Senin de Vehbi Koç ne götürdü bir kefenden başka? Ki o kefeni de soyup aldılar üzerinden, o da onun olmadı, öyle mi, eee nasıl senin ya!

Senin olan ne biliyor musun kardeşim? Verdiğin! O senin… Hemen buraya (sağ tarafa) yazılıyor. “Allah için verildi” diyor. Senin olan o, vallahi de billahi de senin olan o. Cebindeki değil, bankada ki değil, biriktirdiğin, sıkıştırdığın değil; o senin değil, onun hesabı var. Miskale zerreye kadar onun hesabı sorulacak. Ama bir fakire mi, bir yetime mi, bir yoksula mı, bir yolcuya mı, bir muhtaca mı,  bir dula mı verdin? İşte senin olan o. Senin olan o, ama biz bunun farkında değiliz. “Verdik gitti” diyor. Tüh! Cepten gitti” diyor. “Benim olan hangisi? Cepteki” diyor.

Tam %100 ters çevirip, böyle tersinden okuyoruz kitabı. Tamamen yanlış yani, şaşı olmuşuz. Onun için hırs ve tamah ile birlikte benlik, benlikten çıkmak lazım. Benlikten çıkmak zor. En azından benliği sorgulamamız lazım. Sorgulamaya başlarsak benliği, hırs ve tamah, gadab ve şehvet gibi birçok hal yavaş yavaş ibre düşer. Zaaflara kapıldığın an nefsin seni şeytana sattı zaten.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#anahakkı #analıkhakkı #şeytanıntuzakları #dinisohbet 

Kandil Sohbeti – Şehit Olarak Ölmek İçin Ne Yapmalı? – 40 Şehit Sevabı Nasıl Kazanılır? – Şeytanın Şerrinden Allah’a Sığınan Kimdi? – Allah’ın Müminlere Hediyeleri!

0

Allâhu Teâlâ’nın en büyük lütfuna uğramış, seçilmiş ümmet. En seçkin ümmet. Bu ümmetten önce Cenab-ı Hak birçok kavimleri batırdı, birçok şeyler… Bir de Yahudi’lere bir miktar değer verdi ama Yahudiler nankör çıktı. Allah ile pazarlığa kalkıştılar. Yani Allah âlemleri yarattı yaratalı küre-i Arz’ın üzerine gelen en şanslı, Allah katında en çok değer verilen ümmet; Resullulah (s.a.v.) Efendimizin ümmeti. Yani sizler, bizleriz. Kıyamet’ten önceki son ümmet.

Allâhu Teâlâ bu son ümmete Kıyamet’e doğru cemiyetlerin, dünya nüfusunun dejenere olacağını biliyordu. Allah için bilmemezlik diye bir konu olmaz. Onun için birçok hediyeler verdi bu ümmete… Kurtuluş reçetesini verdi, cennet biletini verdi.Her müminin cennet bileti elindedir. Peki nedir bunlar? İnsan ölümden korkuyorsa çok bol İhlas okuyacak, öyle büyük ki anlamadan ölür gider.

Güzel bir reçete salatu selam Efendimiz bir hadis-i şerifte diyor ki:

“Kim ki sabah namazından sonra ve yatsı namazından sonra Amenerrasulu duasını okursa, gece de ölse, sabah da ölse şehit olarak ölür” diyor.

Bak şimdi; bu hiçbir ümmete verilmiş bir hediye değil. Yahudi, Yahudi iken de verilmiş bir hediye değildi. İşte cennet bileti, Cenab-ı Hak bir şehide; “Kabirden kalk, cennete gir” diyor. Yani; sorgu suale dahi tabi tutmuyor.

İkincisi yine Peygamber salatu selam Efendimiz hadis-i şerifinde buyuruyor; “Zamanın tefessühünde istikamet sahibi mümin kırk şehit sevabı alır.” Burada daha büyük bir müjde var, birinci hadisten kırk kat artmış. Kırk şehit sevabıyla Mahkeme-i Kübra’ya gider.

Hani Mevlana diyor ya:

“Çekil ey can aradan,ayrılıktan kavuşmaya göçelim”

Göçelim de göğe çıkalım, orda ağa olalım. Mevlâna gibi ağa olalım.

Cenab-ı Hak bu ümmete bunun gibi birçok hediyeler verdi. Diğer bir hadiste; “Bir mümin dünya hayatında 80 yaşına gelirse” diyor; “70 yaşında günah defteri kapanır”.

Soldaki meleğe kapat kitabı senin yazacağın bir şey kalmadı. 80 yaşına girdiği zaman, melekler birbirlerine o kişiyi gösterir ve ona rastladıkları zaman ‘Yeryüzündeki Allah’ın esiri’ der” diyor. Yeryüzündeki Allah’ın esirinin anlamını bir bilseniz, bin yıl amelden daha üstün bir iltifat.

Buna benzer birçok hediye son ümmet ve Allâhu Teâlâ’nın çok değer verdiği ve bu şekil hediyelerle tahakkuk ettiği bir ümmet. Cenab-ı Hak bu ümmete bu kadar şey ikram ettiği halde bozulanın, Allah’a sırt çevirenin nankörlüğünü düşünelim, tartalım, mantığımızda. Mantık potasında onu bir eleyelim, bir bakalım bu nedir yani?

Allâhu Teâlâ ayet-i kerimede; “O canı çıkasıca kafirler ne kadar kafasızlar” diyor. Çok güzel bir ifade. Bütün kâinat Allah’ın her emrini kabullenmiş. Güneş’te görevini yapıyor, Ay’da görevini yapıyor, yıldızlar da görevini yapıyor, meleklerde görevini yapıyor, bitkiler de görevini yapıyor. Sular “Ya Hadi ya Hadi ya Hadi” diye akar. Taşın, suyun, ağacın, her şeyin zikri var. Bir insanın nankörlüğü dışında Yaradan’ı zikretmeyen hiçbir hayvan yok! Tam böyle olmamış derviş, Şeyh’ine der ki:

“Sultanım köpeğin olayım.”

Hoca; “Çok şey istiyorsun oğlum.”

Derviş düşünür; “Yav beni köpek yerine bile koymadı.”

Hayvanların en az zikredeni eşektir; günde 21 bin defa lafza-i Celal çekiyor, köpek eşekten fazla zikir ediyor. Hoca ona diyor ki; “Oğlum, sen onun görevini yüklenemezsin, sana ağır gelir. Sen o olamazsın. Köpek günde 27 bin defa lafza-i Celal çekiyor. Acaba hangimiz çekebiliriz günde 27 bin defa? 3 gün çekeriz 4. gün başlarız safsalamaya. Bütün mükevvinat kayıtsız şartsız Allah’a itaat ediyor. Ama nankör insan ki bu kadar güzel hediyelerine, müjdelere nail olmuş bu ümmet ne yapıyor? Onun düşmanı olan tağutun kuyruğuna yapışıyor. Allah’ın mülkünde yiyor içiyor, Allah dünyayı da vermiş, kira da almıyor.

 Türlü cevherler, türlü madenler,

 Bunlar mı beşere hizmet verenler,

 Bunun sırrını bilir Erenler,

 Eren’e saygı gerek kardeşim.

            **

 Eşrefi mahluk yarattı insanı,

 Rahmana boyun ey Rahmanı tanı,

 Bize kirasız verdi vatanı,

 Bunlara şükür gerek kardeşim.

Şükrümüzü eda edemeyiz, kesinlikle mümkün değil. Cenab-ı Hakk’ın o kadar nimeti var ki üzerimizde. Bir çam ağacının 24 saatte ürettiği oksijen, 100 kişiye; bir ay yetiyor, onu görmüyoruz. Sırtımızda bir nokta kaşınıyor, parmağımızda göz varmış gibi ta orayı buluyor.

Bunlar o kadar muazzam şeyler ki… Şurada bir kardeşimizle konuşuyorum, aradan 10 yıl geçse de adamın adı söylendiği zaman Amerika’da olsa benim gönül ekranım anında çekiyor, ekrana getiriyor onun şeklini, şemailini, konuşmasını gibi şeyleri. Allah bizi neler ile mücehhes kılmış, neler ile donatmış.

Onun için:

“Esteizübillah”; “Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm”, “Biz insanı en güzel surette yarattık.”

Ahsen sıfatında yarattık, mükemmel yarattık ve ona ruhumuzdan üfledik. Onun için insanın değeri yüksek ama hangi insanın? Allâhu Teâlâ’nın ipine sarılan insanın. Ama bugün için cemiyetler öyle bir hal aldı ki, bugün şeytan bıraktı yani görevini. Çünkü; insan şeytan onu çoktan aştı. Şeytan Allah’ı biliyor, Allah ile konuşması var, meleklere imamlık yaptı uzun süre. Peygamberimizden önce görünme hakkı vardı. İstediği kılıkta, istediğine gözüküyordu ama sen şeytan olduğunu bilmiyordun.

Adamın biri yolculuk yapıyor, şeytan insan kılığında geliyor,

“Merhaba birader, nereye gidiyorsun?”

“Falan yere.”

“Ben de oraya gidiyorum.”

Akşam ezanına kadar, güneş batıncaya kadar onunla yolculuk yapıyor şeytan. Akşam bir mola veriyor o yemek yemek için. Şeytan diyor ki ona; “Ben şeytanım!” diyor.

“Hadi ordan” diyor insan. Bir kılık değiştiriyor, ürküyor. Yeniden insan kılığına girince soruyor:

“İnandın mı şeytan olduğuma?”

“İnandım.”

“Ben senin şerrinden Allah’a sığınırım” diyor,

“Ne oldu? Sen şeytansın, benim ne şerrim olacak?

“Ben yüzyıllarca yaşadım, bir kere Allah’a karşı geldim. ‘Secde et’ dedi, etmedim. Ama sen bugün beş kere ettin” diyor, beni beş kere geçtin.

Bir hadiste, “Namazı terk eden Allah’a savaş ilan edendir” diyor.

Allah’ın hediyeleri bunlarla da sınırlı değil. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diğer bir hadiste diyor ki; “Bir mümin, üç gün hasta olursa, onda tek bir günah bırakmaz Allâhu Teâlâ. Hepsini helak eder.”

Diğer bir hadiste, aynı konu biraz detayıyla açıklanıyor, diyor ki; “Cenab-ı Hak bir kuluna bir hastalık verirken, üç grup melek yollar ona; biri gelir ağzının tadını alır, biri gelir rengini alır, biri de gelir günahlarını alır. Amel defterinde ne kadar günah varsa alır. Hastalık süreci başlar. Eğer o hasta olarak ölürse, günahları alınıp ölür. Düzelirse eğer Allah ona şifa verecek ise iyileşeceği zaman Allâhu Teâlâ der ki ağzının tadını alan meleğe; ‘Git ağzının tadını geri ver’. O yavaş yavaş yemeğe ve yeniden tat almaya başlar. Diğer rengini alan meleğe de; ‘Git rengini iade et’ der, o da rengini iade eder ve günahlarını alan melek bir zaman bekler, ona bir emir çıkmaz. Sonra der ki; ‘Yarabbi, bizde de bir emaneti var’. Cenab-ı Hak der ki; ‘Günahtan yana aldığımız bir şeyi geri vermek, Biz’im şanımıza yakışmaz, onları helak et’ der” diyor.

Şimdi buna benzer dünya kadar Cenab-ı Hakk’ın mümine ikramı var, mümine şefkati, merhameti var. İşte biz bu nimetleri görmüyoruz, bu nimetlerin değerini bilmiyoruz. Onun için bunların farkında olursa kişi ne olur? Yaşamında da, davranışlarında da, düşüncelerinde de, hareketlerinde de, her şeyinde buna uygun bir yaşam biçimi uygular kendisine.

Birde değerli geceler ihsan ediyor Cenab-ı Hak, niçin? Bu sevaptan hasat, günahtan ise hazan. 

————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Amenerrasulu #Şehitsevabı #Şehidsevabı #şeytanınşerri #Allahuteala