Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Günlük Yaşantımızı Gelin Analiz Edelim – Nasıl Yaşarsan, Öyle Ölürsün – Seyid Ali Efendi’nin Anne Ve Babasının Yaşantısı

0

Şimdi duran bir hayat yok. Hayat harekettir. Âlemde her şey, şu dünya dönüyor, ay dönüyor, güneş dönüyor yani her şey… Hayat harekettir. Kâinat, sabun köpüğü gibi durmadan büyüyor. Ee hayat hareketse, biz ne için takılıp kalıyoruz günahlarda? Bırak, terk edelim bunları ya. Hicret edelim, uzaklaşalım yani. Ama beceremiyoruz. Neden? Nefse hep yanlışlar tatlı geliyor.

Bir atasözü vardır, “Helal kıymetli, haram tatlı gelirmiş insana.”

Bu ataların söylediği bir söz yani; gerçek payı çok. Onun için Allah razı olsun. Muhasebe yapmıyoruz, kendimizi hesaba çekmiyoruz. Bugün akşam olunca “Ben bugün Allah için ne yaptım?” demiyoruz. Nefsim için çok şey yaptım. Şöyle bir örnek; benim günde yemem, içmem, para kazanmam için uğraşılarım, çabalarım, yorgunluklarım, vesairelerim, akşam gelip televizyonun karşısında harcadığım zaman, yemeğe oturup harcadığım zaman, bilmem yıkanmaya, tıraş olmaya, süslenmeye, ayırdığım zamanları bir topla, bir de Allah için ayırdığımız zamanı bunun karşısına koy, gülünç bir rakam çıkıyor.

İyi de yani Allah seni yaratmış, var etmiş, canını vermiş, aklını vermiş, nimet vermiş, şunu vermiş, bunu vermiş yani bu kadar mı insanın gayreti? E sen Allah için o kadar az gayret ediyorsan, Allah senin için neden gayret etsin ki?

Yani bunların muhasebesini yapmak lazım, bunları görmek lazım, bunları idrak etmek lazım, en azından bunları gözden geçirmek lazım, yapmıyoruz. Sanki Allah mecbur. Allâhu Teâlâ hiçbir şeye mecbur değil!

Onun için Allah razı olsun. Bugün adam; “Ben fakirim, ben yoksulum, ben şuyum, ben buyum…”

Peygamberimiz ömür boyu doyasıya buğday ekmeği yiyemedi. Dua ederken; “Ya Rabbi, Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver. Biz dünya ehli değiliz” diyordu. Biz o Peygamberin ümmetiyiz. Biz şimdi sarayı, köşkü, bilmem neyi beğenmiyoruz. Arabamız 2 yıl model geçti, yenisini almak istiyoruz. Yani bu kadar küstahlaştık.

Onun için nefsimizi tezkiye etmemiz şart. Yoksa tezkiye olmamış bir nefisten, Allâhu Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de, ayet-i kerimede kaç yerde; “Ancak nefsini mutmain edenler cennete girer” diyor. Nefsi mutmain edenler, ancak onlar girer. Mutmain nerede? Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmain. Ne ile? Zikirle. Zikirle yani başka yolu yok, reçetesi; zikir.

Apaçık Allah, ayet-i kerimede bunu bildiriyor bize ama bizim hiçbir endişemiz, hiçbir telaşımız yok, hiçbir gayretimiz yok. Gayret nereye? Güzel bir evlilik yapalım, güzel bir evimiz olsun, güzel bir arabamız olsun, güzel bir yazlığımız olsun, işte güzel eşyalarımız olsun, şu olsun, bu olsun, güzel bir çocuğumuz olsun, aman ona sinek de konmasın, akıllı olsun, sıhhatli olsun, vesaire vesaire… Bu seni Allah’ın rahmetine götürmez. Allah için ne yaptın yani, sorgulamıyoruz kendimizi. Kendi nefsimiz için kendimizi parçalıyoruz. Orada imkan o kadar, burada biraz vakit geçti, sünneti terk et, burada şunu yap, orada onu yap, yani tek şansımız var. 

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki; “Benim zamanımda İslam’ın hükümlerinin 10’da 9’unu yapıp, 1’ini yapmayan helak olurdu. Öyle bir tefessüh dönemi gelir ki İslam’ın kurallarının 9’unu terk edip, 1’ini yapan kurtulur!” diyor. Artı tefessüh döneminde, “İstikamet sahibi mümin 40 şehit sevabı alır” diyor. Bizim bu tür kolaylıklarımız var, lütuflar var. Yoksa biz duman oluruz hepimiz. Hesap veremeyiz yani.

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur, nasıl haşr olursa olursa, öyle kalkar.” 

Biz şimdi maldır, paradır, bu materyalist sistemin getirdikleri bunlar.

Bir gün, bir yörede 2 kişi ölüyor. Aynı mezarlığa gömüyorlar, melekler geliyor. Biri hafız, adam durmadan Kur’ân okuyor. Bekliyor, bekliyor Kur’ân’a saygısı var, biteceği yok. “Hadi diğerine gidelim” diyorlar.

Diğeri de hancı imiş. “Şunun hesabını görelim, buna geliriz.” Oraya gidiyor ki adam durmadan sesleniyor. “Bir teneke saman, 25 kuruş, bir teneke saman 25 kuruş, bir teneke saman 25 kuruş!”, onun da bir teneke samanı bitmiyor. Onu bekliyor, bekliyor, bekliyor melekler.

Ha buradan ne anlıyoruz, bu bir temsil. İnsan yani nasıl Peygamber Efendimizin dediği gibi; “Nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşr olur, nasıl haşr olursa öyle kalkar.”

Yani insan neyle hemdem olduysa… Bugün dili zikrine alışmış insan, zikredecek. Zaten melekler ne soracak ona, ne soracak abi? Mezarda bile Yaradan’ı zikredene ne soracak?

Zaten Allâhu Teâlâ; “O kullarımı rahat bırakın!” diyor. “Onlar has kullarım, onları rahat bırakın, mekanlarını cennet edin mezarlarını” diyor. Yanı başında mezar varken 40 arşın açılır.

Benim annem hastalandı, gittik; “Ölmicem oğlum daha, gösterdiler bana!” dedi. “Bir saray yapılıyor bana, daha bitmemiş!” dedi. Vallahi ve billahi.

Sonra hiç ölmeyecek bir hastalıkta; “Oğlum gidiciyim, benim saray tamamlanmış!” dedi. Ama günde 1000 İhlas okurdu. 1000 İhlas her gün (Seyid Ali Efendi, “Günde 1000 İhlas okumayı vird edinmeyin” diyor başka sohbetlerinde).

Babamın 100 bin virdi vardı, 100 bin. Geçmişlerimiz böyle yaşadı. Biz yapamadık. Babam öldüğü gün insan boyu kar vardı. Cenazesi yıkanıncaya kadar buradan, mezarlığa kadar böyle yol tamamen eridi, çiçek açtı. Çiçek açtı ya! Herkes hayretler içinde kaldı. Tam kabrinin başına kadar, ondan ötesi kar yine tabi, gözümüzle gördük. Ama her gün 16 saat sesli Kur’ân okurdu, 100 binde virdi vardı. Düşünebiliyor musun? Yani ölse her gün 16 saat sesli Kur’ân okurdu. Sesi de güzeldi, makamı da.

Bunlar böyle yaşadı. Bir de bize bakalım ya. Biz patatese benziyoruz. Ben kendimi patatesin, yeşil yaprağına benzetiyorum. Yani; değerli şeyler toprağın içinde kaldı. Biz bir kuru gürültüyüz. Ama hiç yoktan yine iyi.

——————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#iman #nasılyasarsanoyleolursun#nasılyaşarsanöyleölürsün #Kuran-ıkerim #Kurankerim

Divan-ı Resûlullah’ta Ve Ruhani Miraç’ta Yaşananlar

0

Neler geldi, geçiyor. Bu bir bayrak, işte bu bayrak elden ele Kıyamet’e kadar taşınacak bu bayrak!

Bir gece biri geldi, dedi; “Sen bir divana çağırılıyorsun, buyur!” dedi. Gittim, baktım.

Peygamber salatu selam Efendimiz, Ashab-ı Kiram, büyük bir cemiyet kurulmuş böyle, “Gel!” dedi Peygamberimiz, “Gel evlat!” dedi. Gittim. Kendi kemerini bana kuşandırdı. Eliyle kılıcına kadar, kemerini kuşandırdı. Bu büyük bir güç veriyor böyle, “Manevi bir güç” dedim. “Anlamı ne?” dedim, “İleri de irşad”. Peygamberin kemeri, kılıcı çok açık yani, o kadar açık ki yani; çok açık ve net yani. O olaydan bir zaman sonra da Miraç geldi. Şimdi Allah razı olsun, türlü şeyler söylenir ama Miraç varılacak son hedeftir.

Miraç’tan önce aynen gene şeyde tecelli eder bu Miraç. Bu sizin de başınıza gelebilir. Gelecek yani gelebilir değil! Şimdi bunları bilmenizde de yarar var. Hepinizin bilmesinde yarar var. Kudüs’te Mescidi Aksa’nın orada başlar Miraç, hiç başka yerde başlamaz.  Peygamberimiz cismani, ruhani yaptı. Dervişler “Ruhani Miraç” yapar ama hakiki zannediyorsun, kendini gitti zannediyorsun, orada Levh açılır, Kur’ân ayetleri. Bunların her biri, bir dağ büyüklüğünde, altınla yazılı ayetler. Ayetler döner, döner, döner ve şu ayet gelir kalır;

“Esteizübillah; İnna fetahna leke fethan mübina.”

Yani Fetih Kapısı açılır ve Mirac’a yükselir gidersin. Cenab-ı Hak’la konuşursun bir güzel ikimizin konuştuğu gibi. Cenab-ı Hak aklından geçenlere de cevap verir. İşte herkese değilde. İrşat görevi orada veriliyor, Allah veriyor. Eğer “Her her murada!” diye Zikrederse, Allah sana irşat yetkisi veriyor. “Ne muradın varsa ne kadar dünyasal muradın varsa” bana aynen öyle dedi; “Her şeyden arınmayan, her murada ermeyen ve…” dahası da var da onlar bana kalsın.

Ondan sonra hatta bir kule vardı, ona ben dikkatle baktım, ilk gördüğüm zaman şöyle çıktı. Bak Arş’a çıkıyorsun Cenab-ı Hakk’ı görünce, ben bir şeye kapıldım, böyle korkuya kapıldım, ya Allah korusun, bir vesvese geçerse aklımdan, anında bilecek böyle bir korkuya kapılınca, Cenab-ı Hak dedi ki; “Ya Ali, her şeyden arınmayan, her murada ermeyen…” dedi ve devam etti. Şimdi irşat görevi Allâhu Teâlâ o meziyette olan, o özellikleri taşıyan insana orada veriyor.

Şimdi sen kalkıpta, “Bu adam ehil midir, değil midir? Bu adam Seyit midir, değil midir? Şu mudur, bu mudur, falan mıdır, fişman mıdır?” Bunlar çok ayıp şeyler. Eğer Allâhu Teâlâ bir insana Miraç yaptırmışsa artık pes, yani artık susacaksın, dilini tutacaksın. Söyleyecek bir şeyin kalmaz. Allah razı olsun! Ama senin bu halini karşıdaki bilmiyorsa, onu da insanların aklına bırakırım ki ben alim değilim ama birçok şeyin farkındayım. Ben bile bu kadar şeyin farkındaysam, niçin insanlar “Ben şuyum, buyum…” diyenler bunun farkına varmıyor ki? Hikmet var, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz o kemerini, kılıcını kuşandırdığı zaman ben bunu biliyordum, bu direkt irşattır. Ama zamanını Allah tayin eder. Bundan bayağı bir zaman sonra, bu şeyler tecelli etti. Benim cinlilerden 300 binden fazla müridim var. Ya benim diyen bir Mürşit çıksında; “Benim cinlilerden bir tane müridim var!” desin.

Şimdi Allah razı olsun. Yani şimdi ha bunlar meydan okuma değil, bizim silsilede birkaç Mürşit’ten başka kimsede, cinliden mürid yoktur. Pirimizin var, Bekir Sıtkı Visali Hazretleri’nin de var galiba, onun dışında yok. Yani Allah razı olsun. Yani şimdi, eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Mescidi Aksa’nın orada öyle zikirler yaptık ki, o cinliler hep, hepsi de üniversite talebesi, profesör hocaları ile geldi binlercesi. Yıktık oraları ya yıktık, oraları öyle büyük zikirler oldu, aranızdan da bazılarının astral bedenleri vardı orada, sizin haberiniz yok da hepiniz değil bazılarınız vardı.

Bizde bir şey yok. Allah’ın lütfu. Büyük olan Allah, her güç Allah’ın. Kulun hiçbir gücü yok. Ha Allah ne yapar? Allah Dünya’da ahiret işlerini insanla idare eder. Allah’a sonsuz şükürler olsun ki yani böyle bir şeyde bizim gibi cahil insanlara lütfetti. Ha bu Allah’ın lütfudur, Allah’ın ikramıdır, Allah’ın büyüklüğüdür, Allah’ın şanıdır. Bunun ötesinde yani; Allah için kim çalışıyorsa, Allah razı olsun, Allah muvaffak etsin, Allah önünü açsın, benim temennim. Benim hiçbir düşmanım yok, ben en büyük kötülük gördüğüm insanları dahi en fazla onlara 10 dakika buğuz ederim. 10 dakikadan fazla kinim yoktur. Ben biliyorum ki, hiçbir şey Allah’ın dilemesi dışında olmaz. Bir sebep bir sebebi doğurur, başka bir şeyin temelini atar. Burada bütün gayemiz nedir? Kardeş kardeşe omuz verecek, destek olacak. Biz, sen bana omuz vereceksin, ben sana omuz vereceğim, biz; yani bir beden gibi varız, biz bir insan gibi varız, bir fikir gibi varız, bir can gibi varız, başka türlü olamaz. Zaten Mevlana ne diyor:

“Sen bensin işte, ben senim işte” diyor.

Hani biz “Bademler gibiyiz” diyor.

Bademler hepsinde de “Yağ bir” diyor. Hepsinde de molekül, şekil bir. Bir ağaçtan hepsi ama “Kökümüzde bir, canımız da bir” diyor. Yani “Sayıca çoktur onlar” diyor. Ama aslında bir yani.

 Kainatı kurarken Allah,

 Nasibi olan bulmuştu felah.

 Kimine sevap kimine günah,

 O gün de verildi canım kardeşim.

 “Ol!” dedi Allah kuruldu düzen,

 Tartılar ölçüler kurulu Mizan,

 O gün de bunları kalemdi yazan,

 Sonradan Zahire indi kardeşim.

 Ruhlara yarattı bir büyük alem,

 Yürü dedi Rabbim, yürüdü kalem 

 Sonradan yarattı acıyla elem,

 Dünyada bize sundu kardeşim.

 Eşrefi mahluk yaptı insanı,

 Rahman’a boyun ey Rahman’ı tanı!

 Bize kirasız verdi vatanı,

 Bunlara şükür gerek kardeşim.

 Türlü cevherler türlü madenler,

 Bunlar mı beşere hizmet verenler,

 Bunun sırrını bilir Erenler,

 Erene saygı gerek kardeşim.

Diye gidiyor şey vardı o çok güzeldi…

 

 Ne Musa vardı, ne de İbrahim.

 Ne suç işleyen, ne de bir hâkim!

 Ne bir hastalık, ne de bir hekim.

 Vahdeti vücutta birdik efendim!

diye gidiyor yani vahdet-i vücut daha yaratılmadan. 3000 şiir yazdım ben de şey gibi, Yunus gibi, hepsini yok ettim. Eleştirmenler okudu, ayaklarımın altını öpmeye başladılar.

“Bunlar Yunus’u da geçiyor, Mevlana’yı da geçiyor” dediler. Baktım nefis kıpırdıyor hepsini kaydırdım ocağa. Hepsini yok ettim. “Hemen kitap basalım bunu!” dediler. “Şairlerden olursun, altın madalya alırsın, işte şöhret olursun… Aman!” dedim, “Şöhret köpek leşi benim için”, hemen anında yok ettim. Aklımda kalanlar bunlar.

O da Suudi Arabistan’da bende bir cereyan kesildi. Çok feyizli bir gece, Ramazan ayı mıydı acaba, onu hatırlamıyorum. Böyle oturuyorum. “Şak” dedi, aynen cereyan kesilir, televizyon söner ya, öyle söndü. Hiçbir şey bilmiyorum, ne akıl ne fikir, ne ismimi ne kim olduğumu, hiçbir şey bilmiyorum, hiçbir şeyde görmüyorum, öyle kaldı. Bir zaman kaldı, sonra “şak” geri geldi. “Üff” bilmediğim şey kalmamış. “Fetih” deriz biz bunlara, şöyle baktım önümde mektup yazmak için kağıt yığını vardı. Başında da Besmele olur onların. Hemen şöyle çektim başladım yazmaya, işte ilk yazdığım şiir o.

 Kainatı kurarken Allah,

 Nasibi olan bulmuştu fellah,

 Kiminle sevap kiminle günah,

 O gün de verildi canım kardeşim.

Diye bir başladım birkaç ayda 3000 şiir ama şiir abi. Ondan evvelde yazıyordum ama önce de dünya şiirleriydi. Orada yani sonra gördüler şiirleri “Uff” dediler, yıkıldılar. Dedim; “Şöhret istemem. Bize dünya şöhreti lazım değil!”

Şimdi bizim eskiler der ki:

 “Dövene elsiz gerek

 Sövene dilsiz gerek

 Derviş gönülsüz gerek”

Döven olma, dövülen ol merak etme. Çalan olma, çalınan ol. Hakkı yenilen ol, yiyen olma. Dervişe yakışan bunlardır. “Ya bana şöyle yaptı ya bana böyle yaptı. Bana bu yapılır mı?” Ya sana neden yapılmasın? Sen kimsin ya? Peygamberimizin dibinde, 70 münafık vardı, Peygamberimize yapıldı. Peygamberimizi zehirlediler ya? Sana niye yapılmasın, sen kimsin? Bu yapıldıysa, bu bir imtihandır. Bunun içinde kendini dolduruşa getirmeyeceksin, herkese yapılır, niye yapılmasın? Kimisini ağaçta biçtiler.

Belanın en büyüğü Peygamberlere gelir, sonra da makama göre gelir. Yani Allah’ın gözüne biraz girdin mi, pek rahat bekleme. Yani seni zelil etmez, ama rahatta bırakmaz.

Hadis-i şerifte diyor; “Allah’ı sevene bela iptila, beni sevene fakirlik dağdan inen sel hızı ile uğraşır” diyor. Hadis-i şerif ha bu fakirlik; para pul fakirliği değil. Bu bela, iptilada, başın, ayağım kırıldı değil. Gönül belası gönül!

“Bana anlat! Aşktan sevgiden vefadan, çok çektim, inledim bu beladan” dersin.

Olmadı gönlüme gonca gül takan,

Aşktan sevgiden vefadan,

Olsaydı bendeki gam, Mecnun’u müptelada,

Bülbüller yuva kurardı, gönlümdeki tahta.

Dersin yani bizim anladığımız anlamda değil hepsi…

 

———————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#fetih #ilim #Allah #Cenabıhak #Allahlakonusma #irşad #peygamberimizinkemeri

Mezhepler Zorunlu Mudur? Mezhepler Arası Farklar – Aşk Oku İle Vurulmak İstiyorsan!

0

Mezhepler Zorunlu Mudur?

Peygamberimizin mezhebi mi vardı? Mezhep mi vardı Peygamberimiz zamanında, Ashab’ın mezhebi mi vardı? Bunların ibadetleri kabul olmadı mı? Mezhepler Peygamberimizden çok sonra. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde bize şöyle bir mesaj veriyor; “Size iki şey bırakıyorum biri Güneş, birde Ay” diyor. “Bunlara sıkı yapışın, Allâhu Teâlâ’nında rızasına gelin, benim de şefaatime gelin, bana komşu olmaya da gelin” diyor.

“Ya Resullulah, Güneş ve Ay nedir?”

“Biri Kur’ân, Güneş Kur’ân, Ay’da benim sünnet-i seniyyem”. Bu açık seçik bir beyandır. Peygamberimiz zamanında mezhepler yoktu, mezheplerin geleceğini söyledi. Ashab’ın hiçbiri herhangi bir mezhebe mensup değildi. Sonradan Allah hepsinden razı olsun, İmam Şafi, İmam Hammeli, İmam Maliki bunlar müştemil alimlerdir. Yani üç tane mezhep Kur’ân’ı temel alır, bir tanesi hadisleri temel alır. Bunlar cahil Müslümana kolaylık için. Her Müslüman düşünerek Kur’ân’ı hissedecek, hadisi hissedecek, sünnet-i seniyyeyi hissedecek kapasitede değil. Avam yani cahil tabakaya kolaylık için sunuldu bu.

İçtihat kapısı. Bugün İmam-ı Azam içtihat etmiştir, ben de ederim. Yani İmam-ı Azam, İmam Şafi içtihat etmiştir, ben de ederim eğer ilmim varsa. İçtihat kapısı Kıyamet sabahına kadar açık ama içtihada kapalı olan alanların dışında. İçtihada ne kapalıdır? Namaz kapalıdır. Ne kapalıdır? Hac kapalıdır. Ne kapalıdır? Zekât kapalıdır. Bunlar kesin hükümlerdir sınırlarını çizmiş Cenab-ı Hak. Bunları detayıyla anlatmış. Bunun dışında efendime söyliyim…

Mezhepler Arası Farklar

İlmin varsa içtihada açıktır, yani Kıyamet sabahına kadar. Bir mezhebe mensup olacaksan ki, birçoğu mensuptur dilediğini seçebilirsin, bu senin tercihin. İki mezhepte seçebilirsin. Bak iki mezhepte… Nasıl iki mezhep seçersin?

İmam-ı Azam, Ebu Hanife’nin mezhebinde namaz kılıyorsun. İmam Şafi’ye göre de abdest alabilirsin. Niçin? Dişinde bir dolgu vardır veya dişinde bir kaplama vardır; İmam-ı Azam’a göre abdest alamıyorsun, İmam-ı Azam’a göre gusül bile olmuyor. İmam-ı Azam’a göre ağız ve burun içini yıkamak farz, İmam Şafi’ye göre de değil. İçtihat olayı bu.

Dişinde bir dolgu varsa, bir sefer niyet edersin veya bir kaplama, “Yarabbi, ben abdestimi ölünceye kadar İmam Şafi’nin verdiği içtihada göre alıyorum” dersin. Ama İmam-ı Azam’da da namazını kılabilirsin. Şafi mezhebi çok zordur, bir kadına dikkatli baktığın zaman boy abdesti alman gerekiyor. Büyük alimlerin götüreceği bir mezhep, herkesin değil. Yani biz günde kaç kere bu işi becerebiliriz. Çıktık çarşıya dön yıkan, çıktık komşuya, biri gelsin, dön yıkan. Bugünün baş edileceği bir olay değil. Böyle olunca İmam Şafi’ye göre abdestini alıp, İmam-ı Azam’a göre namazını kılabilirsin.

Bunların hiçbiri şart değil dersen bunun içinde ille Allah’ın emri yok, yani şu mezhebe gir veya şuna girme diye bir emir yok. Ne Resullulah’tan var ne Allah’tan var. Kur’ân’ı hepiniz okuyorsunuz Kur’ân’da böyle bir hükme ulaştınız mı? Hayır. Böyle bir hüküm yok. Kur’ân’da olmayan hiçbir şey insanın üzerine farz değildir. Yapmak zorunda da değil ama yaparsan, nafile hayır gelir, o ayrı konu.

Allah razı olsun İmam-ı Azam olsun, İmam Şafi, İmam Maliki, İmam Hammeli hepsi seçkin insanlar. Kur’ân’ı anlamış, incelemiş, insanlar için yani bir kolaylık sunma gayretinde. Niyette de, yaptığı işte, neticede de bu yani.

Şimdi her şeyin bir ziyneti vardır, namazın ziyneti de Tekbir almak diyorsa -ben buna katılmıyorum- eğer namazın ziynetini arıyorsa kemâlat kazanırsın, başlangıç tekbirinde “Allahu ekber”, Cenab-ı Hak tecelli eder kıbleden, her zerrende bunu hissedersin, ziynetler ziyneti budur.  O onun görüşüdür.

Şimdi Şafi mezhebi ile Hanifi mezhebi arasındaki farklar çok fazla değil. Başlangıç tekbiri aynıdır, Fatiha aynıdır, bak Fatiha aynıdır. Sadece İmam-ı Azam’a göre içtihadı şudur; biz “Sübhaneke” okuruz, İmam Şafi’de Fatiha’dan önce, “Sübhaneke” okunmaz yerine “Vechettü vechiyye” okunur. İmam Şafi’de, “Semi’allahü limen hamideh, Rabbenâ lekel hamd” şöyle eller kalkar yani senin ziynet dediğin.

İmam Şafi’de 4 rekat sünnet yok. 2 rekat, 2 rekat selam verilerek devam edilir. İmam Şafi’de sabah namazının son rekatında, “Semi’allahü limen hamideh” denilince, Kunut Duası ayakta el açılarak yapılır. İmam Şafi’de “Ettehüyyatü lillahi” olarak okunmaz, onun yerine “Ettehüyyatü mübarekatü” olarak okunur. Birde Kelime-i Tevhit’te, tahiyat’taki “Eşhedü Enla İlahe İllallah” derken şahadet parmağı yukarı kaldırılır. Bunun dışında da bir fark yoktur.

İmam Şafi’de karına dahi şöyle bir temas etsen, abdestin bozulur ama kan çizmeyi doldurmadıkça, abdest bozulmaz. Mezhepler arasında çok aşırı farklar yok. İşte bu kadar farklar vardır. İmam-ı Azam Ebu Hanefi Hz.’nin koyduğu içtihatla bugün mesela Türkiye’nin hemen hemen büyük bölümü bunu uygular. En kolay, en kestirme yoldur çünkü.

Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki hadis-i şeriflerinde, “Bütün Peygamberler benimle övünür ben ise Numan ile övünürüm.”

“Ya Resullulah, Numan kimdir?”

“Benden sonra gelecek” diyor “Alim” ama içtihat alimi. Cafer-i Sıddık’inin kim olduğunu anlatmıştım size.

Biliyorsun İmam-ı Azam Hazretleri nafile ibadeti çok olan bi zât. Zengindi çok, borç para verdiği insanların evinin gölgesinde gölgelenmezdi. O menfaat sağlamak gibi gelirdi ona, o kadar titiz bi zâttı, Allah rahmet eylesin. Çok zeki bir zâttı ki çok uzun yıllar müderristi, büyük alimdi, 24 saatin, 3 saati uyku gerisi ibadetle giderdi.

500 rekat ve 1000 rekat arasında nafile namazı vardı her gün, düşünebiliyor musun? Ve böyle namaz kıldığı halde dank etti kafası, gitti Caferi Sadık’a intisap etti.  Hz. Ali Efendimizin abisidir. İmam-ı Azam “Vallahi, vallahi, vallahi, Numan, Cafer-i Sadık’a intisab etmese cehennemlikti!” diyor. Kelime-i Tevhit’le, Nefsi Emmare ile başlıyor ondan sonra İmam-ı Azam oluyor.

İmam Gazali, anlattım size aynısı. İmam Şafi, İmam Maliki, İmam Hammedi tarihte kim varsa kardeşim. Ahmed-i Bedevi, Ahmedi Rıfai, Abdulkadir Geylani, geç Sadrettin Konevi kimleri sayayım size, Şeyh Muhyiddin Arabi, Debbah Hazretleri, Ahmed Bin Mübarek…  Şahsiyetlerden iz bırakanların hepsi zikir meclislerinden. Onun dışından iz bırakan bir şahsiyet yok. Hepsi oralardan yetişti, oralardan bugüne ışık tutan birçok eserler verdi.

“İhyâ’u Ulmû’id-Din”i, İmam Gazali sufi olduktan sonra yazdı yani. “Kalplerin Keşfini” sofi olduktan sonra yazdı, büyük eserler bıraktı. Onun için Allah razı olsun. Namaz İmam Şafi’ye göre olmuş, İmam Hambeli, İmam Maliki, İmam-ı Azam’a, yani bunlar çok ehemmiyetli değil. Mühim olan namaz kılmak.

Esteizübillah”; 58 yerde, “akimus salat” diyor Cenab-ı Allah. “Namazı dosdoğru kılın”. “İmam Şafi’ye uyarak kılın, İmam-ı Azam’a uyarak kılın” demiyor. Kılın! Buradaki detayda işte bu ziynettir de, bu değildirde bunlar yani çok önemli şeyler değil. Kabul olmuş bir rekat namaz insanı cennete götürür ya! Kabul olacak namaz kılalım.

Akılda evvela ne yapacağız? Akılda yürüyeceğiz, hayat harekettir, duran bir hayat yok, yani bakın Dünya bile, yılda 95.700.000 km. yol kat ediyor.

Hayat harekettir, akl-ı maaşta kalmayacağız, Yahudinin aklıdır. O sadece dünya menfaatleri ıvırı zıvırı düşünen bir akıl, bu akıl insan için cehennem biletidir.

Aşk Oku İle Vurulmak İstiyorsan

Akl-ı maad nedir? Dervişlerin aklıdır. Ne yapacak? Aşk oku ile vurulmak istiyorsan, zırhtan soyunacaksın kardeşim. Zırh nedir?  Zırh dünyadır, dünya sevgisidir.

Dünya sevgisinde 72 tane tuzak var. Hırs, tamah, gazab, bahilik, cimrilik, daha neler say yani… Bunlardan arınacağız, Allâhu Teâlâ’nın istediği bu. Biz hem aşk oku ile vurulmak istiyoruz, zikirde gözümüz yaşarıyor “Allah!” diye feryat ediyoruz, hem de zırh üzerine, zırh giyiyoruz.

Bu neye benzer? Davul önünde oyna, kürsü dibinde ağla.Bunların birinden vazgeçeceğiz. Hangisinden, vazgeçmemiz gerekenden vazgeçeceğiz, yani yanlıştan.

Burada niyet namaz kılmaksa, namaz kılıyorsun. İmam Şafi, İmam-ı Azam detay şu olmuş, bu gitmiş bir ehemmiyeti yok. Yaradan senin İmam-ı Azam’a, İmam Şafi’ye uymana bakmıyor. Yaradan senin namazdaki samimiyetine bakıyor. E namaz kılıyorsun, aklın tarlada, aklın kasada, aklın parada, aklın arabada, aklın karıda, aklın maldaysa, kime uyarsan uy. Ne yararı var? Hiçbir yararı yok ama adam gibi namaz kılıyorsan…

Bakın Musa (a.s.) bir şey yaşadı. Bir yere gidiyordu. Baktı bir çoban, dik bir tepeye çıkıyor, yan yatıp yuvarlanıyor aşağıya. Bir daha çıkıyor yatıyor yuvarlanıyor aşağıya. Musa (a.s.) dedi:

“Selamünaleyküm!”

“Aleykümselam!”

“Nedir bu hal?” dedi.

“Ya Musa, namaz kılıyorum” dedi.

“Bu nasıl namaz!” dedi.

Ya adam hiç ömründe namaz görmemiş ki. Kılanda yok civarında, düşünmüş kendi kendine, “Herhalde namaz bu olsa gerek” diyip, çıkıp yuvarlanıyor, Allah için yuvarlanıyor. Ama o kadar samimi ki adam.

Musa (a.s.) diyor ki; “Kardeşim öyle namaz olur mu?”

“Nasıl olur, ya Musa?”

“İşte şöyle abdest alırsın, şöyle yaparsın, şöyle durursun, şöyle edersin…” namazı tarif ediyor.

“Anladın mı?”

“Anladım.”

Musa yürüyor gidiyor. Önünde bir göl var. Biliyorsun Nebilerin, Veli’lerin kerametleri var. Musa (a.s.) yürüyor suyun yüzünde “Ya Hadi” zikri… “Ya Hadi” zikrinde çok sırlar vardır, yürür gidersin suda.

Çoban düşünür düşünür… Bir yerleri unutmuş. Bir sıra bakıyor; “Musa dur, Musa dur!!!” Suyun yüzünde koşarak geliyor adam, unuttuğunu soracak.

Musa (a.s.) bir bakıyor ki; “Eh be! Senin samimiyetin benim samimiyetim kadar, nasıl biliyorsan, öyle yap!” diyor.

Burada nedir halisane niyet? Yaradan’a kul olmak, O’na boyun eğmek. Şekilden bile çıkıyor adam yani o kadar samimi. Musa gibi suyun yüzünde koşarak gidiyor adam. E artık bu adama ne diyeceksin? “Git yuvarlan!” diyeceksin ya. Başka bir şey diyemezsin yani.

 

——————————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#HzMusa #mezhepler #mezhep #ictihat #Şafi #Hanefi #İmamGazali #KalplerinKeşfi #İmamŞafi #İmamıAzam #İmamMaliki #İmamHammedi #AhmediBedevi #AhmediRıfai #AbdulkadirGeylani #SadrettinKonevi #ŞeyhMuhyiddinArabi #DebbahHazretleri #AhmedBinMübarek #zikir #zikirmeclisi #İslam #islam #Aşkoku

Geçmiş Kaza Namazları Nasıl Kılınır? Günlük Kaza Namazları Nasıl Kılınır? Seferi İken Namaz Nasıl Kılınır? Yap Ve Yapma Emirleri Akli Yaklaşım İle Dinde Hüküm Verilir mi? Sohbet Adabı – Unutkanlık İçin

0

Geçmiş Kaza Namazları Nasıl Kılınır?

İmam Şafi çok büyük alimlerden; Alem-i Arz, dünyanın en büyük alimi de deniliyordu bu insana.

“Sünnet-i gayri müekkede, namaz yarım saat içinde kılınırsa kılınır, kılınmazsa terkedilir” diyor. Zaten kaza namazı olanın, sünnet namazı kılmasının günah olduğunu beyan ediyor, 3 mezhep böyle beyan ediyor.  

İmam-ı Azam; “Ne yararı ne zararı yok” diyor. O zaman ne yapacak kişi? Kazayı tamamlayacak. Peki nasıl? Adam 70 yaşına gelmiş, namaz kılmamış. Namaza başladı, gücü yeter mi buna? Onun da yolu var. İki tane yolu var ama o yola layık olmak lazım evvela. Bir sabahta, bir saatte bütün kazayı kapatabilir, bir daha terk etmemek kaydı ile kapatır. Ama kişi evvela o kıvama gelecek. Birinci şartı; ehli zikir olması.

Peki bir Mürşid’den bir zikir alındığı zaman onun soldaki bütün sayfa siliniyor. Bütün günahlar sevaba dönüyor. Seyyiatı, hasenata dönüşüyor. Allâhu Teâlâ kendi diyor; “Biz seyyiatı hesaneta, hasenatı seyyiata çeviririz.” Bütün büyük günahları dahi büyük sevap olarak, soldan sağa geçiyor. Günahlar soldaki melek tarafından kırmızı olarak yazılır, sağdaki melekte sevapları sağ tarafa, yeşil ile kaydeder. Kırmızıların hepsi yeşile döner ve geçmişe kalem çekilir.

Ve ondan sonra da yapacağın bir sabah, “Duha namazı” vardır, güneş doğduktan 45 dakika sonra kılınır. 4-4-4 rekat olarak kılarsın. “Niyet ettim Yarabbi, geçmiş kaza namazlarıma kefareten Duha namazı kılmaya Allahu ekber” diye niyet edersin. Bu 12 rekat namaz, 15 yılın kaza namazını kapatır. 30 yıl ise 12 rekat daha kılacaksın, 45 yıl ise 12 rekat daha kılacaksın, geçmişi kapatacaksın. Birinci yol bu; ama sufi olmak kaydıyla bak. 

İkinci yol; akşam namazlarından sonra, 2 rekat “Evvabin namazı”, bunu ömür boyu kılacaksın. Akşam namazını kıldın farzını, sünnetini. Kalkacaksın “Niyet ettim, Yarabbi Evvabin namazını kılmaya Allahu ekber” diyeceksin. Fatiha’dan sonra, 2 rekatta da bir Ayetel Kürsi, üç tane İhlas okuyacaksın. 2 rekatı da böyle kılacaksın, geçmiş kaza namazlarına kefaret olur.

Bunlar sufilerin bildiği, yani o yolun bildiği, hikmet ehlinin bildiği, himmet ehlinin bildiği, Allâhu Teâlânın kendisi için seçtiklerinin bildiği, Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin; “Benim ehlim gibidir” dediklerinin bildiğidir.

Gerçek ilim sahibi; yani her soruna cevap verebilecek insan arıyorsan sufilerde ara, yani ilimden, irfandan, kafana takılan, seni rahatsız eden bir şey varsa bana sorun demiyorum yada sufilerde ara bunun cevabını. Onun dışında, bunu bilecek insan çok nadir, çok az, bulamazsın.

Günlük Kaza Namazları Nasıl Kılınır?

Şimdi bak, insanın 7 namazı kazaya kalmış ise arka arkaya, ilkin vakit namazını kılar, sonra öbürlerini peyderpey kaza eder.

6 namazı kazaya kalmış ise vakit namazını kılamazsın, evvela o altısının farzlarını kaza edip, bu namaza sıra getireceksin. Ama 7 namaz kalmış ise ilkin vakit namazını kılarsın. Hükümler böyle.

Şimdi geçmiş uzun kazalardan bahsediyoruz, günlük kazaları telafi eder derviş, mutlaka telafi eder. Onun için sabah namazı, öğlen namazına bir saat kalaya kadar kılınırsa sünneti de kılınır, sünnetinin terki yok sabah namazının.

SEFERİ İKEN NAMAZ NASIL KILINIR?

Seferi namazda farzını kılarsın, Peygamberimiz bazen sünneti kıldı, bazen terk etti. O tamamen sana kalmış bir durum, senin canının isteğine kalmış bir olay.

“Seferilik” ne zaman, döneceği biliniyorsa 15 gündür, bilinmiyorsa 10 senede sürer. Hüküm budur. Seferiyken Peygamberimiz sünnetleri bazı kıldı, bazı terk etti. Farzlar zaten 2 rekata iner, akşam namazı hariç (Akşamın farzı değişmez, 3 olarak kılınır). Orda ille sünneti kılacaksın veya kılmayacaksın diye bir olay yok. Tamamen senin isteğine bağlı bir olay.

YAP VE YAPMA EMİRLERİ

Allâhu Teâlâ’nın farzı var. Farzı nedir? Mutlaklar. Peki bu mutlaklar hangi kategoriye girer? Şeriatın 8 hükmünün 1. girer. Şeriatın 8 tane ana hükmü vardır. 8 hükmünün 1. hükmü kendi bünyesinde 2’ye ayrılır; “Farz-ı Ayn”, “Farz-ı Kifaye” olarak. 8 hüküm var; farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, haram, mekruh, müfsid.

Bu 8 hükmün birinci hükmü farzdır. Farz kendi içinde ikiye ayrılır; farz-ı ayn, mutlaklar. Mutlak ama bak! Her kim olursa olsun 15 yaşına girdi, bu mutlakları yerine getirecek. Nedir? Namaz kılmak, oruç tutmak, malı var ise zekat vermek, hac farz olur, 15 yaşında başlar, ömür boyu ne zaman gidersen gitmen lazım ve hatta bunun içinde şöyle bir hadis var; “Bir insan nisap miktarına ulaşırda -nisap miktarına ulaşmak nedir? Hacca gidip gelecek kadar maddi duruma ulaşmaktır- ömründe bir kerede olsa hac etmezse, diler Yahudi, diler Nasrani olarak ölsün asla Müslüman olarak ölemez!” diyor Peygamberimiz. Bu kadar önemli yani bak.

Farzlar, mutlaklar. Mutlaka bu yapılacak.

Şimdi bir insan denizde yolculuk yapıyor, gemi parçalandı tahta parçasının üzerindesin, canınla boğuşuyorsun. Namaz saati geldi göz işareti ile de olsa o namazı kılacaksın! Bu kadar önemli ama bugün insanı gayleye bile almıyor. Farz-ı ayn; mutlaklar. “Yap” ve “yapma” emirleri var. Bir insan “yap” emirlerine ecir alınca, yapmama emirlerine de ecir alır. “Namaz kıl” diyor Allah, kılıyorsun. “İçki içme” diyor, içmiyorsun. İçki içmediğin içinde, devamlı ecir alıyorsun, haberin bile yok bak bunlardan. Oruç tutuyorsun. “Kumar oynama” diyor oynamıyorsun, oynamadığın için ecir alıyorsun. Allâhu Teâlâ’nın o kadar büyük lütufları var ki mümine. Bu farz-ı ayn.

Birde bu farz ikiye bölünüyor dedik “Farz-ı Ayn”, “Farz-ı Kifaye”.

Farz-ı kifaye nedir? Birkaç kişinin işlemesiyle diğerlerinden ödenenler. Şimdi dışarıdan biri girdi diyelim, şuanda bu cemaat grubuna, “Selamünaleyküm” dedi, içimizden biri “Aleykümselam” derse, hepimiz ecrini alır ve her birimizden ödenir. Hiçbirimiz cevap vermezse, hepimizin boynuna borç kalır. Bu köyde bir cenaze öldü, buradan 10 kaç kişi gitti cenaze namazına ve cenazeyi gömmek için, bu beldedeki herkesten ödenir. Hiç kimse gitmesin, herkesin boynuna borç kalır. Okunan Kur’ân’ı dinlemek gibi bir dizi amel vardır ki bunlara da “farz-ı kifaye” denilir. Bunlarda birkaç kişinin işlemesiyle diğerlerinden ödenen farzlar, farz-ı kifayedir. Farz-ı kifayede mutlaklar yok. Ama hiç kimse yapmazsa herkes mesul. Ama farz-ı ayn mutlaka yapılacak. Bu şeriatın 8 hükmünün 1’incisi budur. 2.vacip 3. sünnet böyle gidiyor yani, zaten herkes bunları yaşıyor. Bunları anlatmaya gerek yok yani.  Allah razı olsun.

Akli Yaklaşım İle Dinde Hüküm Verilir mi?

Birçok insan gönlündeki sorulara cevap bulamıyor. Müftüye gidiyor, vaize gidiyor. “Bunlar büyük alim” diyor. “Kem küm” diyor bunlar doyurmuyor. Bilmiyor çünkü; “Ben bilmiyorum”da diyemiyor. “Ben bilmiyorum” demek onun gururuna dokunuyor, nefsine dokunuyor. Halbuki “Ben bilmiyorum” demek ilmin yarısıdır. Bilmediğim bir konuyu bana sorsunlar, ben açıkça söylerim “Bu konuyu bilmiyorum kardeşim. Daha erbabına, daha ustasına, daha iyisine gidin” diye tavsiye ederim. Bilmediğin şeye böyle kolay yollardan bahaneler aramayacaksın. O akli yaklaşım ile hüküm vermek olur ki bu da cehennem biletidir. Akli yaklaşım ile dinde hüküm verilmez.

Sohbet Adabı

Biliyorsan Allah rızası için söyleyeceksin ve söylersende o cemiyetteki herkes 1000’er rekat kabul olmuş namaz eciri alıyor. 1 rekat kabul olmuş namaz seni cennete götürüyor, bir düşün hikmetini. 1000 rekat kabul olmuş namaz yazılıyor yani hepimize. Ayağa kaktığımız zaman birçok günahtan arınıyoruz.

Onun için dedim; “Sohbette hareket yapmayın!” bölünür kopar yani. Bak büyük velilere bakıyorum, zikrederken kalk, git abdest tazele hoş görüyor ama sohbet ederken, şöyle kaşıdığın an azarlar, suyun başını kestin, 80 yaşındaki adamı azarlar, “Kalk git, defol buradan!” der.

Ya Peygamberimiz sohbet ile Ashab’ını yetiştirdi bak. Sohbet o kadar önemlidir, ibadettirde, dini sohbet ibadettir.

Peygamberimiz buyuruyor ki; “Birkaç mümin bir araya gelir de sırf dünyayı konuşur kalkarlarsa onların hepsine lanet olsun” diyor. Peygamber lanet ediyor. Mutlaka Allâhu Teâlâ hoşnut olacak. Az da olsa, 5 kelime de olsa kullanmak gerekir.

Unutkanlık İçin

Biz şimdi gerçekten Allâhu Teâlâ’ya “Biz müminiz, biz şuyuz buyuz” diyoruzda, birçok bilmediklerimiz var, o bilmediklerimizden de korunamıyoruz. Çünkü; her sinirlenme, hiddetlenme beyinde hücreleri öldürüyor ve o hücre bir daha geri gelmez, beyinde ölen hücreler tazelenmiyor vücuttaki gibi. Bu eksiktir, bu eksildiği anda da işte unutkanlık, dalgınlık, odaklanma engeli vs. vs. başlar. Çay, kahve ve sabahleyin mutlaka 1 bardak çay, 2 kaşık temiz bal bul, şeker yerine onu kullanın.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#EvvabinNamazı #duhanamazı #evabinnamazı #namazborcları #geçmişnamazborçları #seferi #geçmişnamaz #seferinamazı#kazanamazı #seferinamaz #Farz-ıAyn #Farz-ıKifaye #farz #vacip #sünnet, #farz #müstehap #mübah #haram #mekruh #müfsid #adap #diniadap ##odaklanmaproblemi #sinirlenme #hiddet #sinir #öfke #öfkelenme #ölenbeyinhücreleri #hücrelerinyenilenmesi #bal #şifa #unutkanlık