Ana Sayfa Blog Sayfa 32

Cinlilerin Müminleri – Cinliler – Melekler – Hz. Mehdi’nin Ordusu – Sahillerden Başlayan Ne? – İnsanların En Şanslıları – Zakirler Kimdir? Hafi Zikir Ve Cehri Zikir Arası Farklar? – Aliabâ Kimlerdir? – Doğru Salavat!

0

Benim cinlerden belki 100 bin tane müridim var. Bizim tarikatta çok büyük Veli’lerde birkaç kişiye nasip olmuş. 

Mescidi Aksa’da, Mescidi Aksa’nın karşısında bir tepede, zikir yaptırdım onlara. Hepsi üniversite talebesi, profesörleriyle geldi, hep pırıl pırıl gençler. Acaba niye geliyor bunlar? Cinlilerin de müminleri var, öyle müminleri var ki imrenirsin, pırlanta gibi. Öyle müminleri var zaten müminleri olmasa, öbürleri bize çok zarar verir. Onlar engelliyor. Her Müslüman’ın sofrasında var. Bak, şuraya sofra kuruluyor ya, “küt” Müslüman cinliler iner çatıdan. Her sofrada vardır. Bunlar koklama ile doyar, onlar enerji olduğu için sadece koklar. Aynı sadaka vermiş gibi ecir alırsın. Tekrar çıkar, çatıdadır bunlar, seni korumak için mekanları orasıdır. Ama bunların farkına varmak lazım! 

Kolay değil kardeşim, kemâlat kazanmak kolay bir olay değil! Yani; uzun savaş ister, nefsin zaaflarından arınmak ister, isterde ister.

Cinliler koklamayla doyar. Meleklerin yemesi, içmesi yoktur. Melekler zikirle doyar. İşte Hazreti Mehdi’nin ordusundaki sufilerde zikirle doyacak hale gelir. Yani, onunda geri sayımına basıldı. Onlar gelecek günlerde olacak, artık Dünya’da her an herşey beklenir.

Sahillere asla özenmeyin, sahillerin çok uzun bir geleceği yok. İlk sahillerden bu işler başlayacak, oralardan iç kesimlere gitmek lazım. Çünkü; o küfür beldelerinin cılkını çıkaracak Cenab-ı Hakk.

Allah öyle diyor ayet-i kelimede; “Biz, sizi korumazsak, siz kendinizi koruyamazsınız.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) anlatıyor hadis-i şeriflerinde, Allâhu Teâlâ direk cennette kişiyle konuşur, Cennette giderken Allah çıkar karşına:

“Kulum, sen Dünya’da işte 27 yaşındayken falan yerden falan yere giderken, falan yerde büyük bir hata yapacaktın, hatırlıyor musun?”

“Hatırlıyorum Yarabbi.”

“İşte, Biz sana mani olmasaydık, sen bugün burada değil, ateşte olurdun.”

“Bu şekil konuşur” diyor insanla, Allâhu Teâlâ’nın kendisi için seçtikleri var. İşte sufilerin hepsi, Allah’ın Kendisi için seçtikleridir. Bunlar insanların en şanslılarıdır. Onlardan şanslı kimse yok! Dünya hayatında nasıl yaşarsa yaşasın, en asilleridir onlar, süzme baldır. Benim gözümde ister Uşşaki, ister Kadiri, ister Nakşi kim olursa olsun, gerçek Sufi ise, o bana canımdan azizdir. Bunun adı şu veya bu olmuş önemi yok. İsminin önemi yok, Allah “zakirler” olarak Zikre’diyor zikredenleri. Herkesin meşrebi farklıdır, herkes aynı zikirden tat almayabilir.

“Hafi” zikirlerde ses yok yani; hiç dudak dahi kıpırdamıyor, sadece kalp zikreder, ders geçme yoktur. Lafza-ı Celal zikredilir 10 bin, 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin, 100 bin. Sadece lafza-ı Celal; “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah”. Ders geçme yok, onun için kemâlat geç olur. “Hafi” zikirdeki gaye, ruhu güçlendirip nefsi kontrol altına almak.

“Cehri” zikirde ise, direk nefis tezkiyesi. Nefis tezkiyesinde, şimdi her Esma’dan kişiye ulaşan yardım var. Şimdi, devamlı lafza-ı Celal çekersen; tek Esma’dan, tek kanaldan güç alırsın. Mesela, Nakşi sufisinin 40 yılda aldığı yolu, bakıyorum ben kendi cemaatimde 3 yılda, 5 yılda alıyor. 40 yılda, 50 yılda orada alamıyor.

Şimdi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz diyor ki; “Ali, Ben’den. Ben, Ali’denim!” diyor.  “İlmin Şeyhi bensem, kapısı Ali’dir.” Şimdi, bak salavat getiriyoruz. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.Ali’yi kullanmazsan, salavat geçersiz oluyor, Ali seyyidina Muhammed kim? Peygamberimiz kendi örtüsünü örttü; Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin ve kendisi. “Aliabâ” dedi, “Bunlar benim Ehlibeyt’im!” dedi.

Zeynel Abidin, Hazreti Hüseyin Efendimizin oğluydu. Kerbela’da güneşin altında bıraktılar ölsün diye. Kafkas’lar aldı onu götürdüler, tedavi ettiler.  Soy yani Seyid’lik tekrar oradan dağıldı Dünya’ya. Bizim dedelerde oradan gelme zaten. Bizim dedelerin, oralarda hep türbeleri varmış, dayım gitti, gezdi geldi, hep böyle meşhur türbeleri varmış. Salavatta onlarda geliyor. “Ali seyyidina” zaten “âliyi kullanmazsan salavat geçersiz olur.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#Cinli#cin #cinneyer#cinlineyer #melek #melekneyer#melekneylebeslenir #mümin #Salavat #Aliaba#HzMehdi #Mehdi #Mehdininordusu #zikir #cehrizikir#hafizikir #sahillerinsonu

Eşkıya Soyunu Öğrenince – Nuh’un Gemisi Gibi Olan Kimdir? – Tasavvufta İnsan Terbiyesi Nasıl Olur? – Kardeş Kimdir? Ruhlarda Kardeşlik – Zaman İçinde Zaman Var Mıdır? – Hayır Kime Yapılır?

0

Kardeş Kimdir?

Kardeşi kapıyı çalıyor, gelene kardeşi diyor ki; “Resullulah’a biâd etmedikçe seni ne misafir ederim ne evime alırım, yarında savaşta karşılaştığımız zaman seni öldürürüm” diyor.

Peygamberimizin Ashab’ına bak yani. “Seni öldürürüm!” diyor. Ölçü, ölçü ne? Ölçü İslam’ı yaşamak. Yani, bir insan İslam’ı yaşamıyorsa, yok ahlakı güzelmiş, yok bilmem neymiş, yok zenginliği varmış, yok şöhreti varmış, makamı varmış, bunların hiçbir mühimmiyeti yok. İlk bakacağımız şey; Allah’ın verdiği ölçülerde yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Yaşıyorsa, o bizim kardeşimizdir.

Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) soyuna çok düşkündür.

Eşkıya Soyunu Öğrenince

Veli’nin biri, müritleri ile bir yere giderken, bir eşkıya grubu önlerini kesiyor. Soyuyor hepsini. Bu sefer Veli’nin üzerindeki entariyi de istiyor, hoşuna gitmiş. Veli’de Allah’tan haya edebi çok olduğu için; “Ben bunu veremem sana!” Çıplak kalacak yani.

“Vermezsen seni öldürürüm!” diyor.

“Bana bir dakika müsaade et!” diyor Veli.

Veli’lerin bir hali vardır, rabıtanın bir değişik halidir bu. Kalbinin üzerine eğiliyor Resullulah ile bağlantı kurar anında, yani benimle senin gibi bağlantı kurar. Resullulah’la bağlantı kuruyor, bakıyor, Resullulah yüz vermiyor buna.

“Ya Resullulah, bir kusur mu ettik?” diyor Veli. “Hal dilidir” bu kelimeler ile değil, düşünce şekil alır, konuşurken ki halinden daha çabuk daha net anlarsın bunu. Peygamberimiz diyor ki:

“O eşkıya başı benim soyumdandır, ona bir gömleğini mi çok gördün?”

Veli dönüyor:

“Evlat, entarimi de al, canımı da al.”

Bu değişikliği görünce; “Ne oldu?” diyor.

“Boşver!” diyor. Yok ısrar ediyor.

“Oğlum, Allah bize bazı manevi güçler hediye etti. Resullulah’la bağlantı kurdum ‘Bu benim soyumdandır, bir gömleği mi çok gördün ona?’ dedi, bana yüz vermedi!” diyor. Eşkıya duruyor, duruyor düşünüyor, düşünüyor.

“Ben Peygamberimizin soyundan mıymışım?”

“Evet!”

“Demek ben Peygamberimizin soyundanmışım, e o zaman yazıklar olsun bana!” diyor. Adamlarına diyor:

“Verin o soyduklarımızı geri, ya ben nasıl yaparım şakilik?” diyor. Ve orada tövbe ediyor ve o Veli’ye mürit oluyor.

Peygamber soyuna düşkündür ama bu demek değildir ki, Cenab-ı Hakk onu cezalandırmaz. Düzgün yaşamadıysa ama onun garantisi yok bilemezsin onu. Ha, bu ayrı bir konu.

Nuh’un Gemisi Gibi Olan Kimdir?

Bir insan İslam’ı yaşamıyorsa bu çok şey ifade etmez. İslam’ı yaşayan bir peygamber soyu Nuh’un gemisi gibidir. Onun gemisine binen kurtulur, bütün Allah dostlarının ittifakla söylediği laftır. Hiç şaşmadan çünkü onun gayesi nedir? Seni Allah’a tertemiz göndermek, istikamet sahibi etmek. Arındırmak, yıkamak, paklamak. Başka bir şey değil yani.

Tasavvufta İnsan Terbiyesi Nasıl Olur?

Ha, bu söz ile de olur, senin hiç haberin yokken himmet ile de olur. Başka güçle de olur. Yani, insan terbiyesi sizin sandığınız gibi değil. Çok zor bir iş. Uhud Dağı’nı sırtında taşımak gibidir.

Ölçü nedir? Ölçü, Allah rızası ve Allah’ın dediği gibi yaşamak! Bu yoksa, bu insanla dost olamazsın. Bu insana uzun boylu omuz veremezsin. Çünkü Allâhu Teâlâ; “Ancak, müminler kardeştir” diyor. Yoksa anan doğurmuş, babanın soyundan gelmiş İslam’ı yaşamıyorsa çok şey ifade etmez, yaşıyorsa mesele yok.

Ruhlarda Kardeşlik

Şimdi dünya hayatında ne var?

Bir babadan geliyorsun, bir ana doğuruyor seni. Aynı anne doğurduğu için ne oluyorsun? Kardeş oluyorsun. İyi de öbür âlemde ne babadan doğuyorsun ne anadan doğuyorsun, toprak doğuruyor seni orada. Ana, baba var mı? Yok.

İkincisi, senin kişiliğin ruhla var. Ruhlarda anadan doğma diye bir olay yok. Ruhlarda, ana baba yok. Onların hepsi eşit.

Ebatları farklı bunların. Ruhtaki ebat küçüldükçe kişi dar kafalı olur. Aklı kıtlardan olur. Ruh büyüdükçe, zekası yüksek olur. Sadece bu kadar fark var. Yani, ruhlarda kardeşlik, analık, babalık, şu, bu yok!

Yani, şu fizik bedende bu var dünya hayatında. Ha, bu fizik bedende çok şey ifade etmiyor zaten. Bu, kışın bize giydirilmiş bir palto. Biz, bu değiliz yani, biz sanıyoruz ki, biz buyuz. Hayır! İşte ruh ona yerleştirilmiş. Şimdi, akıl arabada değil, arabayı sürende. Bu fizik beden sadece araba yani. Bu araba biz değiliz. Biz, bu arabanın içinde bu arabayı süreniz. Yani 5 günlük, 3 günlük dünya hayatında bir görüntü bu fizik beden. “Biz” dediğimiz varlık buna yerleşmiş.

Ruhumuz, mantal bedenimiz, auramız, fizik beden toplamı 5’dir yani. Dünyanın beş vakit namazı gibi bunlar iç içedir. Gözlerde perde kalkınca, bunları görürsün zaten. Biz denilen nesne etten kemikten değiliz yani.

Yunus ne diyor:

“Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.”

İnsanın hayvan kısmı ölüyor. Ha, gene de bu yeniden var oluyor, ölümsüz bir şekilde var oluyor. Bir cevher var, bir tohum var yani. Herhangi bir bitkinin tohumu gibi. İşte Kıyamet’e kadar olan dönem sonbahar ve zaman kısalıyor, zaten müminler için kabirde de kısalıyor. Öyle uzun milyonlarca milyarlarca sene değil.

Zaman İçinde Zaman Var Mıdır?

Hz. Ali Efendimize bir gün birisi diyor; “Mezardakini kaldırabilir misin?” diyor.

“Neye ihtiyaç var ki?” diyor.

Ashap’tan birisi; “Ya kaldırabilirsen aşağının ahvalini bir öğrenelim, soralım!” diyor. O da diyor ki:

“Ey mefta, Allah’ın izniyle kalk!” deyince mezarı yaralıyor, kalkıyor.

Hazreti Ali Efendimizin yanındaki diyor ki:

“Ne zaman öldün sen?” Mezar taşının tarihine bakıyor. Uzun zaman önce ölmüş. Yani üzerinden asırlar geçmiş.

“Vallahi, ne zaman öldüm? Beni buraya koydular, o arada bir huri geldi. İşte, ona böyle sarmaş dolaş bir sarılayım derken, boynundaki kolye koptu, taneler yere döküldü, onları topluyordum ki siz çağırdınız!” diyor. Yani 1 dakikadan, bir buçuk dakikadan bahsediyor. Yani, öbür âlemde Kıyamet’i çok beklemeyecek insanlar.

Dünya hayatıda mesela Allâhu Teâlâ’nın ifadesinden Kur’ân’da okumuşsunuzdur, Allâhu Teâlâ diyor ki; “Biz o kafirleri, cehennemin kenarına dizeriz.” Cehenneme atacak, yargılanmış. “Onlar aralarında konuşurlar. ‘Ya, biz Dünyada ne kadar kaldık? 1 veya 1,5 gün’.” Yani bir zaman dilimi. Ay değil, hafta değil. Çünkü Allâhu Teâlâ’da diyor:

“Biz âlemleri 6 günde yarattık.” 6 zaman dilimidir. Yani Allah Kat’ındaki günün ne olduğunu bilmiyoruz. Fakat bu kafirlerin anlattığı gündür yani. Kur’ân aynen öyle diyor. Bu kadar. Müminler kabir hayatında çok uzun beklemeyecek, cennet bahçesi oluyor mezar müminler için. Allah diledi mi zaman içinde zaman oluyor!

Behlüldane Hazretleri biri dalga geçerdi. “Ya zaman içinde, zamandan bahsediyorsun. Öyle saçmalık mı olur? Falan, filan…” diye.

Bir gün iyice canını sıkmış Behlüldana Hazretleri’nin. Şöyle çeşmenin başında eğilip suyu içiyormuş diğeri, şöyle ensesinden tutup kafasını ağılın içine batırıveriyor, çeşmenin önündeki ağılda kafa ne kadar tutulur? Behlüldane Hazretleri adamın kafasını suya sokar sokmaz…

Adam, bir gemide fırtınaya yakalanmış, fırtına şiddetleniyor, gemi parçalanıyor, bir tahta parçası ile bu canını zor kurtuluyor, bir adaya çıkıyor. Adada oraya gidiyor, buraya gidiyor, meyve buluyor, karnını doyuruyor bilmem ne, yani ölmemek için. Günlerce yürüyor, bakıyor. Bir bina görüyor. Muazzam bir bina, oraya gidiyor, kapısını çalıyor. Açıyorlar kapıyı. Bir ağanınmış orası. Ağa bunu doyuruyor. İşte soruyor:

“Nerelisin?”

“Falan yerdenim. Bir gemi kazasına uğradım. Gemi parçalandı. Kazazedeyim.”

“Sana iş vereyim!”

“Tamam!”

Çobanlık veriyor ağa buna. 20 yıl çobanlık yapıyor. 20 yıl sonra, bunun ahlakını beğeniyor. Ağa buna kızına veriyor. Kızıyla evli kalıyor 10-15 sene. 2-3 tane çocuğu oluyor.

Behlüldane Hazretleri çekip kafayı çıkarıyor.

“Oğul, 3 çocuğun mu oldu? 20 yıl çobanlık mı yaptın? Gemi mi parçalandı? Bak, ağıla soktum kafanı yarım dakikada geri çektim. Zaman içinde zaman var mıymış?” diyor. Bunlar Veli’lere Allah’ın verdiği güçler.

“Zaman içinde zamanlar” var. Burada, yarım dakika ne kadar uzuyorsa bir ömrü içine alıyorsa, burada da binlerce sene, yüzlerce senede kabirde kalan adam, sadece bir kolye kopmuş taneler toplarken bunlar çağırmış.

Allah için zorluk yok! Biz, Allah’ı tanımıyoruz! Allah, öyle bir güç kudret ki; O’nun için hiçbir şeye hudut yok yani. O’nda eksik hiçbir vasıf, hiçbir sıfat yok. O her türlü eksikliklerden münezzeh. Bizim akıllarımız O’nun gücünü, kudretini alamaz, O’nu tanıyamaz. Onun için Allah bizim anlayacağımız dilde diyor, bildiriyor yani. Allah için hiçbir şey zor değil!

“Biz bir şeye ‘Ol’ dedik mi oluverir!” diyor. Sadece, “Ol” desin, sadece emretsin yani, bu kadar.

Onun için öyle bir Allah’a kul olmak şereflerin en büyüğüdür. Böyle bir Allah’a boyun eğmek, secde etmek, şereflerin en büyüğüdür. Bir insan O’na boyun eğmeyerek, bu şerefsizliği yapıyorsa, bu ne bize dost olur ne de hiçbir mümine dost olur.

Hayır Kime Yapılır?

Bakın, birine iyilik ederken, Allah’a kul mu değil mi? Ona bakacaksın. Allah’ın düşmanlara yardım etmekle, Allah’ın buğuzunu kazanırsın. Sevap değil, günah kazanırsın ama insanlar doğuştan beri şartlanmış işte.

Ya, hayırdır hasenattır. Tamam ama ehline kardeşim, ehline… Ölçü budur. Allah rızasını ölçü almazsan, her zaman yanlış yaparsın!

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#hayr #hasenat #yardım #kardeş #ruhkardeşliği #Nuhungemisi #HzNuh #mürşid #mürşidikamil #mürşit#insanterbiyesi #zamanzamaniçinde #zaman

Ebu Bekir’in Rüyası – Rüyanın Önemi – Peygamber Efendimiz Neden Yetimdi? – Hz. Mehdi’nin Zuhurundaki Bulut

0

Hz. Ebu Bekir büyük zenginlerdendi, tüccardı. O Bağdat’a bir kafile yani, bir kervan kafilesiyle ticarete gitti. Bir rüya gördü. Bak şimdi gördüğü rüyaya. Ay parçalandı havada, bir parçası Ebu Bekir’in kalbine, diğer parçaları da Kureyş kabilesine gitti, orada bir eve daldı. Bu rüyadan çok etkilendi Hazreti Ebu Bekir. (Amine Validemizin hamilelik döneminde yaşandı bu olay.)

Orada çok iyi bilinen çok meşhur bir rahip vardı. Ona gitti dedi ki; “Ben böyle böyle bir rüya gördüm.” Rahibe anlatıyor rüyasını. Daha İslam dini yok ortada. Rahip dinledi. Dedi ki; “Sen Allah’ın çok sevdiği muhteşem bir kulsun, Tevrat’ında, İncil’inde, Zebur’unda geleceğini vaadettiği; Ahmet, Kureyş’ten geliyor!” dedi. “Sen, çok mutlu bir kulsun, en yakın dostlarından biri olacaksın Ahmet’in” dedi. “Rüyan Ahmet’i müjdeliyor, Kureyş’ten gelecek!” dedi.

Ve dönüşte yolda, bir rahibe daha uğradı Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anhu.  Rüyasını ona da anlattı, ondan da aynı cevabı aldı; “Ne mutlu sana, İncil’in özellikle şemalini dahi çizerek anlattığı Ahmet, Kureyş kabilesinden geliyor, bu gece ana rahmine düştü!” dedi. Onu müjdeledi. 

Şimdi Ebu Bekir Sıddık bilirse, o günün rahipleri bilirse, Amine validemiz nasıl bilmesin ki? Bu mümkün mü? Bir bu değil. Daha birçok olay, Ahmed’i müjdeliyordu insanlığa hatta Kâbe’de putlar, 360 put vardı biliyorsun, Lat, Uzza, İndi en meşhurlarıydı.

Kâbe’de dahi birçok insan kendi aralarında; “Ahmet gelecek, geliyor, gelecek!” diyordu. Hani biz bugün, “Mehdi gelecek!” diyoruz, ya bugün kim Mehdi’nin geleceğini bilmiyor ki? O gün de Allâhu Teâlâ’nın iman nasip edeceği birçok insan, Ahmet’in geleceğini biliyordu ki Validemiz hamile kaldıktan sonraki çok enteresan olayları anlatıyor. Fakat konu derin, onu açarsak yarın akşamı bulur. Yani üstü kapalı özet olarak Cenab-ı Hakk, Ahmed’in geleceğini birçok insanlara bildirdi.

Hani salatu selam Efendimiz ne diyor bir hadiste; “Salih rüya, Allah’ın kuluyla konuşmasıdır. Rüya halinde yani uyku halinde konuşmasıdır!” diyor. Salih rüya bu kadar net birşey.

Onun için evliya diyor ki; “Adamın canıyla oyna, rüyasıyla oynama.” Ve tembihliyor ki; “Rüyayı, ehline anlatın. Rüya yanlış yorumlanırsa öyle tahakkuk eder!” diyor. “Rüya hiç anlatılmazsa, tahakkuk sahasına girmez!” diyor. Arş’ta asılı kalır. Rüya bu kadar önemli, Ebu Bekir Sıddık’ta böyle bir salih rüya görünce, o gün için bozulmamış rahiplerde vardı. Onun gittiği bozulmamış Rahip. Birisi yolda, birisi de Bağdat’ta iki rahipten de aynı cevabı alınca, Ebu Bekir Sıddık’ta seviniyor. Yani; “Böyle bir Allah’ın, Habib’ine yakın dost olacağım!” diye. Daha doğmadan biliniyordu bunlar.

Allah niçin babası Abdullah’ı aldı, annesini aldı?

“Ben Habib’imi ne ananın ne babanın terbiyesine bırakmam. Ben, kendim terbiye edeceğim onu!” dedi, anne ve babasının terbiyesini ve onun etkisini istemedi Cenab-ı Hakk, onu güzelce Kendisi terbiye etti. Ve o mübarek bulut, hamile kalma ile birlikte Amine Validemiz ile gezmeye başladı. Yani; bir ömür Peygamberimizle gezdi ya, çocukkende onunla gezdi. O bulut, hep tepesindeydi.

O bulut olayı, birde Mehdi’de zuhur edecek. Hazreti Mehdi’de zuhur edecek, buluttan ses gelecek Hz. Mehdi’ye; “Sen, Mehdi’sin!” diye, yoksa Hazreti Mehdi’de “Mehdi” olduğuna inanmıyor kendisi de. Bu bulut olayı Peygamberimizden sonrada tek vuku bulacak Hz. Mehdi. O bulut, ona da yaklaşacak ve diyecek ki, “Sen Mehdi’sin!”

Diyor ki salatu selam Efendimiz; “Dünyaya 4 tane büyük kral geldi. İkisi kafir, ikisi mümin. Kafir olanlar Nemrut’la, Ramses. Mümin olanlarda, Zülkarneyn ile yani büyük İskender’le, Süleyman. Beşinci, en büyük kral dünyaya hükmedecek, benim evlatlarımdan Mehdi olarak gelir” diyor hadis-i şerifte. Aynen bu şekilde beyan ediyor.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#HzEbuBekir #HzMuhammed#rüya#HzMehdi#Mehdi

Mürşid Neden Farzdır? – Ölüm Anı Nasıldır? – Kabir Hayatında Neler Olur? – Âlemi Berzah Ve Mahşer’e Gidiş

0

İnsan vücudunda 200 milyar değişik bir hücre vardır. Bu hücrelerin görevi, bu hücrelerin hepsinin bedeninde birer jeneratörü vardır. Biz orada “dır dır dır” çalıştırıyoruz ya, birer jeneratör vardır, bu 200 milyar hücre enerji üretir vücutta.

İnsan vücudu; şu televizyon nasıl elektrikle çalışıyorsa, insan vücudunun her azası elektrikle çalışır. Yalnız bu elektrik vakeşeye bağlı bir enerjidir. Yani nemli yerin enerjisi, ıslak yerin enerjisidir. Hatta insanın kalbini dahi çalıştıran T dalgaları vardır, bak T dalgalarında bir parazit olsun, bir kısa devre olsun, kalp su koyvermeye başlar. Ondan sonra damar tıkanıklığının sebebi dahi, aldığın aşırı kolesterol asla değildir, ama bugün tıp öyle der. T dalgalarındaki güçsüzlüktür.

Kalp, o T dalgaları; yani “12 vakeşa” vurması lazım, 12 vakeşa vursun, o damarı asla tıkattırmaz! Yani onu sıyırır götürür, hiçbir kolesterol, yağ ona sıvanıp kalmaz. O güçten düştüğü için yani, ağır ağır giden su nasıl kireç yaparsa boruda, olan olay bu… Ha bunlar Allah’ın takdiri. İnsanın kalbi dahi elektrikle çalışır.

T dalgaları 200 milyar hücre sadece enerji üretir vücutta. Ha bu enerji sendeki candır. Hz. Azrail ölüm zamanı geldiği vakit gelir, bu jeneratörlerin düğmesini “tak!” kapatıverir. Ölüm hepsi bu ama kafirsen “tak!” diye kapatır. Hani, bir pil biterken böyle kızarır biter ya, insan böyle ölüme doğru değişik acılarla giderken, bir daha açar. Azrail enerji düğmesi şalterini bir daha açar, bir daha kapatır, bir daha açar, bir daha kapatır. Kafiri böyle zaman olsa detayına girerdim -detayına girmiyorum- çok büyük acılarla, ıstıraplarla alır canını.

Mümine gelir, “şakkadak” kapatır. O, böyle tatlı bir uykuya dalar gibi gider. Nefis çıkar tepeden, soluna geçer durur. Ruh çıkar, tepeden sağına geçer, durur. İkisinin de doğan çocuğun nasıl göbek bağı varsa Hz. Azrail “küt, küt” o bağları keser, ruhu alır, İndi İlahi’ye yükselir gider. Ruh Allah’ın, ruh yeniden Allah’a döner.

Şimdi, insanların bilmediği en önemli şey; her insanın içine Allâhu Teâlâ bir Mürşit yerleştirmiş, benden daha aziz, benden daha bilgili, benden daha alim, benden daha mütekamil. Her insanın içinde bir Mürşid’i var; o ruhtur.

Ruh Allah’tan geldi, “Biz Ademoğluna ruhumuzu üfledik!” diyor. Eğer; sen o ruhun emrine nefsini vermediysen dünya hayatında, ötelerde hiçbir şey seni kurtaramaz.

Birinci derecedeki önemli mesele; ruha tabi olmak. Ruh; Mürşit’tir. Ruhta asla kötülük yoktur. Ruh Allah’tan geldi. Nefsi ruhun emrine vermediysen, ikinci derecedeki dünyadaki Mürşit’lerde sana tasarruf ederken, ilkin o dozu ayarlar.

Nefsini, ruhuna hizmetçi etmeye çalışır. Sen kendin başaramazsan, onu Mürşit himmetleri ile yapar. Mürşid’in farz olması bundandır. Ondan sonra ruh gitti Allah’a… Sen nesin? Nefissin zaten. Nefis çıktı, sol yanında durdu. Vücut öldü, bu vücudun hiçbir önemi yok zaten…

Hani mezarı kazarlar, cemaat toplanır falan… Nefis onların arasında gezer, sana seslenir, ona seslenir; “Lan, kimse bana cevap vermiyor!” der. Salak kendisinin öldüğünü bilmez ve o cemaatle cenazeye gider. Ne zaman cesedi gömülür, imam talkım vermeye başlar, melekler gelir, nefsi “küt!” mezarın içine indirirler. O zaman bilir kendisinin öldüğünü.

Mezar boşluğuna oturturlar onu. Münker ve Nekir gelir, iki melek. Kesinlikle, bak birçok palavra var dinde! Derler işte; “Kabir sıkarda, kabir şu olur da…” Bunları bende anlattım, herkesin anlattığı şeyler yani. Adım adım hedefe yaklaştıracaksın insanları, onu birden inkar edersen, sana “zındık” derler. Öyle safsatalar yer etmiş.

Şimdi, nefsi oturturlar mezar boşluğuna; Münker ve Nekir gelir, 15 yaşından ölümüne kadar olan hayatın filme alınmıştır. Aynı şu televizyonu izler gibi mezar boşluğunda bu başlar oynamaya. Miskale zerre, hayırdan, şerden ne yapmışsan hepsinin filmi çekilmiş. Aynı bak, şu ekran nasıl görüyorsun boşlukta ekranı sana seyrettirirler. Bu tam 41 gün sürer. İnsanın mezar hayatı; 41 gündür, 41 gün sonra, herşey biter. 41 gün sonra, kafirlerden isen sana o filmi seyir ettirler, derler ki; “Bre melun! Bak, sen ömür boyu Allah’a baş kaldırdın, cehennemi hak ettin işte!” Filmin bitiminde de cehennemin görüntüsü; “Bak, gideceğin yer bu!” deyip, kırmızı mühürle mühürlerler senin filmini. Ve “Hadi bakalım!” derler, “Âlemi Berzah’a, Kıyamet’e kadar Âlemi Berzah’a…”

Müminsen, gene aynı o film oynar, sonunda derler ki; “Sana müjdeler olsun ki sen müminsin, işte cennette gideceğin yer!” Onu da gösterirler sana, yeşil mühürle filmini mühürlerler. “Hadi, sende Âlemi Berzah’a…”

Âlemi Berzah’ta ananı, babanı, arkadaşlarını, herkesi görebilirsin, herkesi görebilirsin. Aynı bu dünya hayatı gibi yani devletler var, milletler var, kanunlar var… Yalnız orada ibadet mecburiyeti yok, ölmüyorsun, yaşlanmıyorsun, yorulmuyorsun, hastalanmıyorsun… Şimdi, nefis oraya gider, nefis enerjidendir. Orada anan var, baban var. Yani, kimi görmek istiyorsan, orada çalışır, yer, içer, evlenebilir. Yani çoluk çocuk doğmaz orada. Dünya’daki hayatın tamamı, aynısı orada var. Ama vücut yok, nefis var. Kıyamet’e kadar yaşarsın…

Şimdi, “Kabir azabı” denilen şey, kafire cehennemdir, tabii kırmızı mühür yedi ya, Âlemi Berzah’ta her geçen saat, her geçen gün, cehennemdeki o dehşete gideceğini bildiği için orası ona tam bir cehennem olur. Buradaki üstünlük orada yok. Burada, nasıl Müslüman eziliyorsa, orada o kafir ezilecek! Yani terazinin ikinci gözü Âlemi Berzah.

İnsanların Âlemi Berzah’a nefisleri geçer, Kıyamet’e kadar ve müminler orada da çekmez, cennet hayatı gibi… Kafirler için orası her geçen gün büyük bir endişe yeridir, kabir azabı denilen budur.

Yalnız vücutta bir mercimek tanesi kadar insanın tohum var. İnsanın ikinci bedenini ondan yaratacak Allah. Mikroçip gibidir, onunla nefsin bir bağlantısı vardır. Haftada üç gün perşembe, cuma, cumartesi kabir ziyaretine gidersen nefsin haberi olur. O mikroçipten kimin geldiğini görür, kalan vaktinde görmez. Yoksa mezarda bir şey yok, yani mezar! İşte mezar ziyareti ona olan saygıdan normaldir, yapılır ama şart değildir. Çünkü; orada ölü var, öldükten 41 gün sonra oradaki gitmiştir, bitmiştir.

Ve Allah sonra gidenleri tekrar yaratır. Erkek menisi gibi yağmur yağar Dünya üzerine; “Tohum” diyelim ona ki ona değdiği zaman o çatlıyor, başlıyor büyümeye… Toprak altında ayaklarının altından besleniyorsun, enerji alarak büyüyorsun. İsrafil’in Sûr’a üflemesi, Âlemi Berzah’taki nefisleri bırakması, Her nefis kendi bedenini bulur ve topraktan ayaklanır, kalkar anadan doğmadır. Kadın ve erkek Mahşer’e öyle gider (anadan doğma).

Ve Mahşer… Mahşer’deki imtihan, Allah’ın onlara hesap sormasıdır. Karar çoktan verilmiştir yani, bu karar asla değişmez. Ha cennet hayatı, cehennem hayatı, zaten bunu herkes biliyor. Yalnız, kafalarınızı karıştıran televizyonlarda şuna, buna denk gelebilirsiniz. Allah, ayet-i kerimede diyor ki; “İki kere yaratırız, iki kere öldürürüz” Birçok kişi mesela; bunu reenkarnasyonla karıştırıyor.

Ve başka ayetlerde de örneğin Vakıa Sûresi’nde:

“Vakti gelince, size tayin ettiğimiz ömür ne bir dakika uzar ne bir dakika kısalır. Vakti gelince sizi öldürür, yerinize benzerlerinizi getiririz. Sonradan sizi bilemeyeceğiniz suretlerde tekrar yaratırız” diyor.

Bu iki ayet de müteşebbis ayettir. Allâhu Teâlâ müteşebbis ayetler için diyor ki; “‘Müminler, bunda bir hikmet vardır’ diyerek tevekkül ederken, kafirler bundan hizip çıkarır, küfrünü artırır kafirin” diyor müteşebbis ayetler. Yani kafirin küfrünü arttırmak içindir, çünkü; her ayetin iki hâdimi vardır, hayra götürür ve iki hâdimi vardır, şerre götürür. Yani iki tarafa da asılır, götürür.

Şimdi, “Bilemeyeceğiniz suretler cehennem ehlinin vücudu” diyor hadis-i şerifler. “Mekke ile Medine arası olur, derisi 4 metre 90 santim olur, bir dişi Uhud Dağı kadar olur, çok azap duysun” diye. Cennet, cehennemde buna benzer bir sürü hal var.

“İki kere yaratır, iki kere öldürürüz.” Sen, ana rahminden bir doğuyorsun hayata, Dünya hayatına. Ve ömrün ne kadar,  50 sene, 80 sene,100 sene, 1000 sene, 1500 sene, yaşıyorsun, ölüyorsun.

Bütün ümmetler Mahşer’e toplandığı zaman, Cenab-ı Hak kendisi iner Mahşer’in ortasına, büyük meleklerin refakati ile iner. O’nun haşmetli iniş anında bütün Mahşer halkı ölür. Peygamberlere kadar, meleklere kadar, hepsi ölür Allah’ın o Celâl’inden. Mahşer’e büyük meleklerin refakati ile iner, ölür kısa bir ölümdür o. Yani, yarım saat, bir saat veyahut daha kısa.

Onun müddetini kimse tam bilmiyor. Allah onları tekrar yaratıyor. “İki kere yaşatır, iki kere öldürürüz” ne demek? İkinci ölüm ve yaşam Mahşer’de oluyor. Yani, büyük bir günün azabından Allah’ın sık sık tekrarladığı işte büyük bir gün; Mahşer günüdür. Dünya’nın 1000 yılı Cenab-ı Hakk’ın 1 günü. Bu günlerle 50 bin yılı düşün… Onun için, müminse en kısa farz namazı kadar zamanda Mahşer’den geçip gidiyor.

Ha şimdi, insanların bilmediği; “Yok kabirde şu varda, yok kabir cehennem azabıdır falan…” Tamam, Peygamberlerin hadisleri de var; “Kabir ya cehennem çukurdur ya cennet bahçesidir”. Ama 41 gün bu film seyredilirken, güzelse cennet bahçesidir, kötüyse cehennem çukurudur. Tam 41 gün sonra, Âlemi Berzah’a gider nefisler. Ama biletini aldı gideceği yerin, film mühürlendi. Ha, bunları bilmede yarar var.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#kalptdalgası #mahşer #kıyamet #ölüm #kabir #kabirazabı #kabirziyareti#reenkarnasyon #mümin #cennet #cehennem #AlemiBerzah