Ana Sayfa Blog Sayfa 30

Divan Nerde Kurulur? – Sırrıl Zaman Kimdir? – Allâhu Teâlâ Neyi Neyde Sakladı? – Lafın Arkasını Gören Zât

0

Divan ehli Veli’lerin gücünü Dünyada iki yer kaldırır, biri Hindistan’da bir yer var, bir de Hira. Başka hiçbir yer bu gücü kaldırmaz, Dünya dengesinden çıkar gider. Şimdi bunlar Divan Ehli Veli’ler. Bir de Divan-ı Salih’in var, o farklı, Yediler var farklı, 40’lar var farklı.

Yediler; Gavsul Azam 1, Kutbul Aktap 4 kişi, 5 Sırrıl Zaman, 6 bir de Kutbul Zaman’la birlikte 7 kişi bunlardan oluşur, bu Yediler farklı Yediler’dir.

Sırrıl Zaman’ın kim olduğunu, zamanın Gavsul Azam’ı bile bilemiyor; sadece Allah biliyor. En büyük güçte Sırrıl Zaman’ın elinde. Parmağını şöyle konsantre olarak Dünya’nın altına uzattığını düşünüp, şöyle yapsın Dünya’yı ters çevirir, o kadar büyük güçleri var. Gavsul Azam Hazretleri dahi, onun kim olduğunu bilmiyor. Adı üstünde Sırrıl Zaman, o Zamanın Sırrı yani mübarek.

Sonra Veli’lerde birçok grup var mesela; Veli’lerin bilinenleri Mürşid olanlardır. Allâhu Teâlâ birçok şeyin içinde birçok şeyi saklamıştır. Neyi sakladı, Veli’lerini halkın içinde sakladı. Neyi sakladı, Kadir Gecesi’ni Ramazan ayının içinde sakladı. Neyi sakladı, masivanın içinde rızasını sakladı. Neyi sakladı, aşırı varlığın içinde gadabını sakladı. Allâhu Teâlâ birçok şeyin içinde birçok şeyi sakladı.

Allah’ın rızası, masiva içindedir, gayret içindedir. İnsanın inzivaya çekilip kendi başına ibadet etmesinden, halkın arasına inip, ondan gelen hoş olmayan şeylere tahammülden daha çok şey kazanıyor insan. Onun için, İslam’da ruhbanlık yoktur. Daha evvelki dinlerde bunlar vardı ama İslam’da ruhbanlık asla yoktur.

Onun için Allah razı olsun, Veli’ler; yukarıdan aşağı sıralanınca, en son “Meczup Veli”lere gelir. Meczup Veli’ler dengesiz gibi görünür ama aslında dengesiz değildirler, öyle görünürler. Bir iyilik yaparsın bela okur sana, bir kötülük yaparsın muazzam hayır dua yapar sana. Meczup Veli’lerin Kutbu benim arkadaşımdı; ismi Sırrı Süleyman. Ben çok yararını gördüm o mübarek adamın. Dünyadaki bütün Meczup Veli’lerin Kutbuydu.

Ona sordum -çok samimiydik, beni çok severdi, neden bilmiyorum, dedim ki; “İyilik görüyorsunuz, beddua okuyorsunuz, kötülük görüyorsunuz hayır dua ediyorsunuz, bu nedir?” dedim.

“Ya Ali” dedi, “Deli değiliz, ama deli gibi görünmek zorundayız. Şimdi, iyilik yapıyor onun nefsinin kabardığını görüyoruz, ‘İyilik yaptı’ dedirtmek için yaptığını görüyoruz, o zaman bela okuyoruz!” dedi.

Yani, “Gizli şirk oluyor bu!” dedi, “Allah’ın affetmeyeceği bir günah” dedi, “Adam sövüyor, sayıyor kötülük ediyor, aslında bakıyoruz bizde, bir hata gördüğü için yapıyor, yani; niyeti sövmek değil ama sövüyor!” dedi.

Yani; bu adamlar lafı değil, lafın arkasını görüyor. Ama işte insanların anlaması zor.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#Yediler #GavsulAzam #KutbulAktap #SırrılZaman #KutbulZaman#SırrılZaman #evliya#divanehli#gizlişirk

Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerini Hor Gören Zahiri Alim – Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Manevi Evladı Olması

0

Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri, bir gün gelmiş Kâbe’nin avlusuna oturmuş pejmürde bir kıyafetle… Üst başa değer vermez bunlar. Fütuhat-i Mekkiyye’yi yazmaya başlıyor. O dönemde de bir zahiri alim var, sofi olmayan bir alim. O alim nereye gitse, oradaki bütün halk onun yanına akın ediyor onu dinlemek için. O gün de Kâbe’ye gelmiş vaaz etmek için. Bütün civardaki şehirler, köyler, kasabalar, herkes akın etmiş onu dinlemek için. Herkes büyük saygı gösteriyor bu alime.

Neyse alim geliyor vaaz etmek için herkes orada, mahşeri kalabalık, kürsüye çıkıp vaaz edeceği yere gidecek, bakıyor orada pejmürde kılıklı bir adam, alimi hiç takmıyor, ayağa bile kalkmıyor, tabii alim nereden bilsin onun Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri olduğunu, kalbinden buğuz ediyor. Alim diyor ki:

“Onca insan bana salta dururken, terbiyesize bak, bu uzattığı ayağını bile geri çekmedi.’’ Bu düşüncelerle kürsüye çıkıyor, tam vaaz etmeye başlayacak:

“Ey Allah’ın kulları!” diyor, “tak!” her şey kesiliyor, Besmele dahi gelmiyor. Herkes ağzını açmış bekliyor, bakıyor önünde Kur’an var.

“Bari açıp bir ayet okuyayımda onu şerh edeyim” diyor. Kur’ân’ı bir açıyor, bakıyor, nokta nokta nokta, yazı yok. Çeviriyor başka sayfaya bakıyor, nokta nokta nokta yazı yok. O anda ayağa kalkıyor:

“Ey Allah’ın kulları, ben aniden rahatsızlandım!” diyor.

Çıkıyor, gidiyor bir eve kapanıyor. Namazda kılamıyor. Namaz kılacak, Fatiha’yı bile bilmiyor, niyet bilmiyor, abdest bilmiyor, devamlı ağlıyor.

“Ya Rabbi, affet! Ben bir kusur mu ettim?”

Millet dağılıyor. Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri’de yerinden kalkmıyor, kitabını yazmaya devam ediyor. Ertesi gün, müritlerinden birisini çağırıyor İbni Arabi Hazretleri, müridine diyor ki; “Git, falan yerde kendini alim sanan bir kara cahil var, onu çağır gel!” diyor.

Gidiyor sofi kapıyı çalıyor, tabi alim bir mucize bekliyor. Çünkü namaz bile kılamıyor, kapıyı açınca sofi diyor ki:

“Seni bir zât çağırıyor.”

“Hay, hay!” diyor.

Beraber çıkıyorlar evden. Bir geliyor ki bir gün önce buğuz ettiği adam halen aynı yerde oturmuş yazıyor.

İbni Arabi Hazretleri:

“Yaklaş!” diyor, cebinden büyük bir tebeşir çıkartıyor, veriyor alimin eline, diyor ki; “Bu tebeşirle Kabe’nin avlusuna büyük bir daire çiz, öyle çiz ki, bu tebeşir bitsin.’’

Adam büyükçe bir daire çiziyor, geliyor.

Ve alime diyor ki; “Avucunu aç!’’ yerden bir toz parçası alıyor, alimin avucuna koyuyor, “Git, bu toz parçasını o dairenin ortasına bırak, gel!’’ diyor.

Gidiyor adam, görür görmez elini silkeleyip geliyor.

“Peki, ne dedim sana?” diyor İbni Arabi Hazretleri. “Bak” diyor; “O büyük daire Allah’ın ilmi, mecazi olarak konuşuyorum, Allah’ın ilmine hudut olmaz, senin anlayacağın dilden konuşuyorum!” diyor. “O büyük daire Allah’ın ilmi, o ortaya attığın toz parçası, bütün peygamberlerin ilmi, bütün evliyanın ilmi, bütün meleklerin ilmi, bütün müminlerin ilmi, bütün kafirlerin ilmi, bütün münafıkların ilmi, bütün mecusilerin ilmi, bütün hayvanatın ilmi, bütün nebatatın ilmi; o toz parçası!” diyor. “Şimdi, bu toz parçasının içinde kendi ilmini düşünde ona göre, ‘Bu adam kim oluyor, pejmürde kılıklı ayağa kalkmıyor?’ diye gurura kapıl. O kadar alimdinde neden Kur’ân’da noktalardan başka niye bir şey bulamadın?” diyor.

Adam anlıyor hemen eline yapışıyor, “Affet beni, müritliğe kabul et!” diyor. Ve ondan sonra, İbni Arabi Hazretleri sırtını bir sıvazlıyor, bütün ilim geri geliyor ve ondan sonra en has müritlerinden birisi oluyor o. Hatta bir soru sorulduğu zaman; “Ben bilmem, Şeyhime git!” diyor. O hale geliyor yani.

İbni Arabi Hazretleri çok büyük Veli’dir. Fakat vahdet-i vücut Veli’sidir. Bizim kanalımızda değil. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin de “manevi evladı” sayılıyor.

Endülüs’lü bir zât, erkek evlat istiyor, bir türlü olmuyor, ne yaptıysa olmuyor, o dönem Abdülkadir Geylani Hazretlerinin revaçta olduğu bir dönem. Bu adam Endülüs’ten 3 ay yol yürüyor, Abdülkadir Geylani Hazretlerine geliyor. Medine’de Abdülkadir Geylani Hazretlerini buluyor, diyor ki:

“Sultanım, bana bir erkek evlat lazım!”

Lafa bak, sanki Geylani Hazretlerinin elinde.

“Git Allah’tan iste!” diyor.

“Vallahi Sultanım, sen kimden istersen iste, ben senden istiyorum!” diyor. Yine “Allah’tan iste!” diyor.

Adam tekrarlıyor, “Ben senden istiyorum!”

Yine, “Allah’tan iste!” diyor.

Adam ısrar edince, bakıyor, bakıyor… Adamın hali perişan… Bir yukarı bakıyor, Levhi Mahfuz’da böyle yaratılacak birisi yok! Bir adama bakıyor, adama acıyor, bir yukarı bakıyor yok, adama kıyamıyor, dönüyor, Cenab-ı Hakk’a; “Vallahi Ya Rabbi, senden koparıp aldım!” diyor.

Naza bak… Daha eli havadayken gelen adama diyor ki:

“Gel, sırtını sırtıma daya.”

Sırtını sırtına dayayınca bir enerjinin geçtiğini hissediyor adam.

“Hadi, şimdi git!” diyor.

Endülüs’e döndüğü gece karısı Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerine hamile kalıyor. Çok müthiş bir zâttır, onu idam ettiler.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#AbdülKadirGeylaniHz#GeylaniHz#İbniArabi#İbniArabiHz#alim#zahirialim#ilim

Sizin Şer Sandıklarınız – Cehennemden Çıkış Yok! – Niyet Nedir, Biliyor Musunuz? – Duadaki Şüphe – “Bir Adım Daha Atarsam Yanarım!”

0

Şer gördüğümüzde hayır gizlidir, hayır sandığında da şer gizlidir. Allah bir sebebi bir sebebe binayen inşa eder; “Ya, bu böyle olur mu?” demeyeceğiz, kimi kime şikayet ediyoruz? Dünyada kaç tane kum tanesi var? Her kum tanesinin karşılığında bir milyar yıldız var. Bunun hesabını yapabilir misin? Kimse yapamaz. Bunu Yaratan’ı düşün. Biz dünyaya aşırı sarılıyoruz.

Şöyle bir örnek; sen Gavsul Azam’ın müridi olsan, o zât seni bir gün çağırsa:

“Gel şu ibriği çeşmeden doldur ve çabuk getir!” dese, sen nasıl gidersin? Yıldırım gibi. İşte, Allah’a dönüşü de böyle arzu etmemiz lazım. Ama biz dünyayı fazla seviyoruz.  Fazla değer veriyoruz ve dünya bize her türlü çelmeyi takıyor. Dünya en adi biri gibidir, asla vefalı değildir. Dünya, şeytanın sermayesidir. Ama bunlar öyle iç içe olaylar ki, 10 günlük ömre 15 günlük rızıkta gerek. Dünyaya değer verenin başka günahı olmasa bile, o günah ona yeter. Şeytan bir insanı dünya sevgisine adapte etmişse, o insanın iflah olması mümkün değil.

Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Bir mümine üç günlük yiyeceği verilmişse, üç gün de yatacağı yeri varsa, dünya ona verilmiş gibidir.”

Bugün bırak 3 günü, 30 yıl sonrası için endişe ediyor insan. Oysa sen biliyor musun ki, 3 saat sonra dünyada olacak mısın? Şimdi bir taraftan dünyanın imarını kullara vermiş Allah, bir taraftan sabah namazını kılıp rızık aramak için çıkan ibadette gibidir. İki gözü var yani. Her iki gözü de dikkate alman gerekiyor. Yani bir tarafı sıyırıp, atayım olmuyor, dünyasız ahiret olmuyor. Cehennem n’apıyor, dünyaya hayat bahşediyor, ötede azap yeriyken! Allah’ın sanatı öyle iç içe ki, mantıkla, fikirle çözebileceğin bir şey değil. Burada önemli olan fikir.

Hadis-i şerifte diyor ki, salatu selam Efendimiz; “Niyet amelden üstündür.”

Amel nedir? Namaz, oruç, zekât, hac, hayır, hasenat. Yani güzel olan her şey. Ama niyet amelden üstün. Bütün Allah dostları diyor ki; “Niyet hayırsa, akıbet hayır.” Niyet şer ise, akıbet kesinlikle hayır olmaz. Şu kumandayı elimize alıyoruz, basıyoruz koca televizyona etki yapıyor ve bir görüntü getiriyor. Niyet, hayatına bu kadar etki yapıyor.

Mesela; Allah’a dua ederken, “Acaba verir mi, acaba yapar mı, acaba yapmaz mı?” şüpheye düştüğün an; o duayı Allah senin tepene çarpıyor. O duanın kabul olduğuna kesinlikle inanacaksın. İçinde hiç şek, şüphe kalmayacak!

Ayette ne diyor Allah; “Ben, kulumun zannı üzereyim.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de Ashab’ına ki Ashab’ı en seçkin insanlardır; “Ey kardeşlerim, sakın ola ki Allah’a karşı içinizde iyi zan oluşturmadan ölmeyiniz!” buyuruyor.

Bu kadar büyük âlemleri yaratan Allah; sana bana muhatap olmuş, insana değer vermiş. Âlemlerde neler var, Cebrail senin kıldığın namazı kılamıyor, senin ulaştığın yere ulaşamıyor. Peygamberimiz, Mirac’a Cebrail ile çıktı, Sidre’ye geldi ve Cebrail dedi ki; “Ya Resullulah, benden bu kadar, bir adım daha atarsam yanarım!”

“Allah’ı gördün mü?” diye sordu Peygamber Efendimiz.

Cebrail (a.s.) cevaben; “Aramızda yetmiş bin hicap var!” dedi. Ama bir derviş ruhani Miraç yapıyor, Allah ile senin benim konuştuğumuz gibi konuşuyor. Allah insana bu kadar değer vermiş, vermiş ama biz ne yapıyoruz; “Ya Rabbi, bize dünyayı ver, şeytanı ver, yat ver, kat ver…” Dilimizle bunu demiyoruz ama hareketlerimizle bunu diyoruz. Şimdi Allah, iptilalar yaratmıştır. Kimin nasibinde ne varsa ona ulaşacaktır.

İman etmenin üç rüknü vardır. Bunlardan biri eksik olsun, insan iman ettim zanneder ama iman etmiş olmaz. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Kıyamet’e yakın, camiler dolar ama içinde iman etmiş tek kişi olmaz.” O kişinin oraya gidişi abesle iştigalden başka hiçbir şey değil. İmanın üç rüknü, Allah’ın kaza ve kaderine iman etmek. “Ya bu da olur mu?” dediğin an iman gider. Bak ayet ne diyor:

Ve inna ileyhi raciun” Allah diyor ki; “Her şeyi yapan Ben’im”.

E sen ne yapıyorsun? Allah’a diyorsun ki, “Bu yaptığın iş mi?” Allah’ın kaza ve kaderine boyun eğeceğiz. Naz ehli olursunda Mevlâna gibi, “Hey kendine gel!” dersin. Ama önce o hale gelmek lazım.

Diyor ki Azmi Baba:

 Bu kışlara bedel bu yazı yaptın.

 Evvel bahar, sonra güzü yaptın.

 Mizanı iki göz terazi yaptın,

 Noksanı tartarsın, Sen noksancı mısın?

Ama bunu demek için, Azmi Baba olmak lazım. Azmi Baba değilsen, Mevlana değilsen, bunu diyemezsin. Onlar naz ehli Veli’ler. Genelde de bunlar “Vahdet-i Vücut” evliyasında çıkıyor. “Vahdet-i Şuhud” Veli’si daha şuurludur. Onun için Allah razı olsun, Allah ne yapıyorsa, o en doğrusudur. Bizim işimize gelir, gelmez ama Allah’ın yanlışı yoktur. Yanlış kuldadır. Sözlerin en güzeli, Allah’ın sözüdür.

Bakın 47 veya 48 tane ayette, Kur’ân’da, “Cehenneme girenin ebedi orda kalacağını” söylüyor, dikkat et, bak; “Cehenneme girenin kesinlikle oradan bir daha çıkamayacağını” söylüyor. Biz şimdi ne yapıyoruz? Diyoruz ki…

Peygamberimiz dedi ki; “Zerre kadar imanı olan 1000 yıl da olsa, 100 bin yıl da olsa yansa cehennemden çıkar.”

Yahu etme eyleme! Allah 48 tane ayette cehennemden çıkış olmadığını beyan ederken, biz apaçık diyoruz ki, “Şu kadar yanarızda çıkarız”. Peki Peygamberin hangi hadisi, ayetle ters düşmüştür ki?

Allah hitap ederken; “Ey akıl sahipleri!” diyor, “Kim aklını kullanmazsa, ona mesuliyet yüklerim!” diyor, “Kim ki aklını kullanmazsa, onun üzerine pislik yağdırırım!” diyor. Onca ayette cehennemden çıkış olmadığını beyan ederken, biz diyoruz ki, “Öyle yanar, böyle yanar; çıkar!”

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#vahdetivucut#vahdetişudut#şek#şüphe#amel#iman#hayır#hasenat#duadaşüphe#cehennem#iman

Her Okuduğunu Hayatına Uygulamaya Kalkma! – Mürşid’in Gayesi Nedir? – Bütün Günahlardan Arındıran Dua -Ne Kadar İbadet Edelim, Makbul İbadet Nasıldır? – Hepsinden İyice Olan Nedir? – Güzel Ahlakın Anahtarı Nedir?

0

Allah’ın en çok azap edeceği kişiler cehennemde “Hüzün Vadisi” denen bir vadi var; cehennem dahi günde 70 defa Allah’a sığınır o vadiden, cehennem sığınıyor bak! İlmiyle amel etmeyen alimlerin gideceği yer orası. Bir şeyi bilip de, öğrenip de, okuyup da bununla amel etmiyorsa, kişinin gideceği yer orası diyor hadis-i şerifte. Çok bildikçe mesuliyet artar.

Şimdi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz mesela; yatağa girince bunu okursan bu olur, bunu okursan bu olur, böyle birçok şey var. İçlerinden sana uygun yapabileceğin bir tanesini alacaksın, bilemedin iki tanesini alacaksın. Çünkü; onların birini 3 gün yaparsan vird olur, terk edemezsin artık.

En kolayı mesela bir örnek veriyim; ben size gerekeni zaten anlatıyorum, Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “Bir insan yatağına girdiği zaman, (abdestli girerse daha makbul) ‘Estağfurullah el Azim ellezi la ilahe illa hüvel Hayyum Kayyumu ve etûbu ileyh’ derse 3 defa hiç günahı kalmaz” diyor.

Başka ne istiyorsun ki kolay bir şey! Mümkün değil kimse demez! Biz beşeriz, yememiz var, içmeniz var, yıkanmamız var, temizlenmemiz var, süslenmemiz var, ne bileyim işimiz var gücümüz var, ev işi var, var da var yani… Bu hengamenin içinde taşıyabileceğin kadar yük alacaksın, taşıyamayacağın şeyi aldığın an kamburun çıkar.

Peygamber (s.a.v.) Efendimize diyordu Ashab’ı:

“Ya Rasulullah, ben bütün yıl oruç tutuyorum” diğeri diyordu ki; “Ben hiç uyumadan sabaha kadar Allah’ı zikrediyorum” öbürü diyordu ki; “Ben gece sabaha kadar namaz kılıyorum hiç durmadan”.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunlara cevaben diyordu ki, “Ben bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Bazen namaz kılarım, bazen kılmam, bazen zikrederim, bazen etmem, yatarım, uyurum, eşlerimle de birlikte olurum.”

Örnek olan Peygamber diyordu ki; “Ey kardeşlerim, taşıyabileceğiniz kadar yük alın. Yarın taşıyamayacağınız, günler gelir, hastalık olur, şu olur, bu olur, yaşlılık olur, meşgale gelir…” Yani taşıyabileceğimiz kadar yük alacağız. Bir ömür boyu neyi taşıyabileceğiz? Sizin için Mürşit’ler en güzel hali size sunar zaten. Yoksa Mürşid’in anlamı ne? Sizi, sizden çok düşünür. Siz kendinizi onun sizi düşündüğü kadar düşünemezsiniz. Onun gayesi sizi cennete, Allah’ın rızasına ulaştırmaktır. Başka bir gaye yoktur!

Şimdi hadiste okuyun, yani bunda bir şey yok ama okuduğunu “Şunu da uygulayım bunu da uygulayım…” dediğin an, bir gün gelir götüremezsin! Çünkü bak tarikatlarda verilen Esma’lar insanın nefsini tezkiye edecek, yani binlerce Esma’nın içinden bunlar seçilmiş. Ne yapacak bu? Senin nefsini tezkiye edecek, Allah’a sunulacak hale getirecek. Mesela; insanların çoğu meraklı yani, Peygamberimiz ne diyor, İmam Rabbani ne diyor, Abdülkadir Geylani ne demiş, Muhyiddin Arabi neyi tavsiye etmiş,  şu ne demiş, bu ne demiş?

İyi de Abdülkadir Geylani Hazretleri kendine göre bir düzen kurmuş, kendine göre bir şeyler demiş, bu yolda yürümüş, Abdülkadir Geylani Hz. İmam-ı Rabbani’nin dediğini de, Muhyiddin Arabi’nin dediğini de yapmamış ki kendine uygun, kendi taşıyabileceği bir şeyi almış, onunla gitmiş. Büyük Veli, çok büyük Veli!

Bizde şimdi bu zamanda okuma imkanı çok, araştırma imkanı çok, ondan da, bundan da, şundan da derken yük, yük, yük ondan sonra, kamburun çıkar. Onun için, Allah razı olsun, taşıyabileceğin kadar. İbadetin ihlaslısı makbul, çoğundan ziyade ihlaslı olanı. Dediğim gibi, bu toprak kılmayacak namazı, bu toprak çekmeyecek tesbihi çünkü insan evvela Allâhu Teâlâ’yı sevmeyi öğrenecek. Lafta sever insanlar! “Seviyorum Allah’ı, tabi seviyorum”. Kalbine bir sorsa, karısını sevdiği kadar sevmiyor, çocuğunu sevdiği kadar sevmiyor ama “Sevmiyorum” demek abesle iştigal, “Seviyorum” der ve yalan söyler! O insanında ayağını sabit kılmaz Allâhu Teâlâ, ayağı kayar durur. “Onlara dar bir geçim vardır” diyor ayet-i kerimede. Dünyada dar bir geçim vardır, parası pulu olsa da dar bir geçim vardır. Onu içten içe sıkan bir dar geçim vardır, küfürde kesinlikle huzur yoktur.

Şimdi biz ne yapacağız? Taşıyabileceğimiz kadar yük alacağız, bunu ihlasla yapmaya, Allah’ın istediği gibi yapmaya çalışacağız. Allah’ın istediği gibi tam yapabiliyor musun? Bunun içinde bugün tam yapabilmen için maddi bağımsızlıkta gerekiyor. Kafada kırk tane gelecek sene varken, işte şu varken, bu varken, insan “Daha ziyade, daha ziyade biraz arttırayım…” diyemiyor. Ben diyemiyorum yani.

Şu anda, bu ortamda, bu atmosferde, benim taşıyabileceğim yük bu! Onu ihlasla yapmaya çalışıyorum. Bütün mesele; ihlas takvadır. Yoksa yaptığın ibadetin ruhu olmuyor.

Nefsin kalbi vardır, nefsin gönlü vardır bak! Nefiste çok şey var, nefsin kalbine imanı sokmak, ona secde ettirmek, ona şükrettirmek, bütün tarikatların amacı budur zaten. Yoksa bu kalıp beden ne cennete gidecek ne cehenneme, bu çürüyecek. Bunun yaptığı ibadetle, nefis cennete gitmez! Namaz kılıyor nefis, vesvesede geziyor sağda, solda, demek ki bu nefis kafir daha. Bunda 19 tane büyük afet var, bunların tezkiye edilmesi, yani arınması gerekir. Ama hani anlatıldığı kadar kolay değil, mücadele istiyor, savaş istiyor.

Peygamberimiz ne diyor:

“Küçük savaşı bitirdik, büyük savaşa gidiyoruz!”

“Ya Rasulullah, savaşacak halimiz mi kaldı?”

“Nefisle olan savaş,” diyor.

Büyük savaş. Biz Elhamdülillah lambur lumbur beş vakit yatıp kalkıyoruz, biraz da asıldık mı tesbihe tezkiye oldu. Olmadı ki, olmadı! Çoktan ziyade ihlas. Nefsi yola getirmek, nefsi dize getirmek! Nefsi dize getirdiğin an Muhyiddin Arabi’den de farkın kalmaz, Yunus’tan da farkın kalmaz, Mevlana’dan da farkın kalmaz. Bütün mesele o nefsi adam etmek, gaye bu zaten. Her okuduğunu hayatına uygulamaya kalkmamak, onun altından kalkamazsın! Ne ben kalkabilirim ne Peygamberimiz kendisi kalkabilir. İçlerinden senin fıtratına uygun olanını, götürebileceğin kadarını alırsın, ondan ötesi bilgi olarak, Peygamberimiz neleri söylediği, neleri tembih ettiği, insanlık için neler haykırdı, öğrenmek için!

Hadis çoktur, hadis Kur’ân’ın şerhidir, detaylı açıklamasıdır, çok güzeldir, çok hoştur, anlayamayacağın hadisler gelir, anlamaya uğraşma, onları geç. Onlar müteşebbis hadistir, müteşebbis ayet nasıl varsa müteşebbis hadistir. Kafirin, münafığın küfrünü arttırmak içindir onlar. Onu da anlayacak hale daha gelmemişsinizdir. Onu anlayacak hale gelene kadar “Bir hikmeti vardır!” deyip bırakacaksın. Yani ilim güzel bir şey, ilim öğrenmek güzel bir şey. İlim nedir? Kur’ân ve hadis başta, sonra demin anlattıklarım.

Yunus ne diyor:

 Dört kitab’ın manisi bellidir bir elif’te,

 Sen elif dersin hoca, manisi ne demektir?

 Sen elif dersin hoca, dilersen var bin hacca,

 Hepisinden iyice bir gönüle girmektir.”

Gir bir Mürşid’in gönlüne orda her şeyi bulursun. Ama bütün mesele oraya girebilmek. Oraya girdin mi ondan öte yol var zaten, senden içeri bir sen varsın ona ulaşırsın.

Yunus ne diyor:

“Ben, bende değilim, benden içeri bir ben var.”

Bugün hiçbir Peygamberin iradesini Allah kendisine bırakmadı, Allah’ın elindeydi. Peygamberlerin niçin “İsmet” sıfatı var? Hiç günahı yok, hiçbir Peygamberin eline kendi iradesini vermedi Allah, iradesini Allah kullandı. Yoksa heyhat kardeşim, mümkün mü hata yapmamak?

Birde hayatta başınıza gelenlere, kesinlikle aldırmayın. Şimdi şöyle bir örnek veriyim size; şöyle birkaç çaput getirelim, birine biraz çay dökelim, birine tentürdiyot dökelim, birine yağ dökelim. Bu lekeler kimisi ılık suyla çıkar, kimi sabunlu suyla çıkar, kimi yüz derece kaynar su ister, bol deterjanla. İşte hayatımızdaki bütün başımıza gelen iptilalar böyledir. Hafif iptila küçük günahları siler senden, daha ağırı biraz daha babacanları, büyük günahları da kaynar su gibi büyük olaylarla temizler. Müminleri devamlı temizlemekle meşgul Allah. Hiçbir olay boşuna değildir, dağdan bir çakıl taşı, yuvarlansa hikmeti vardır. Allah boş şeyi yaratmaktan münezzehtir. “Ya bu bana yapılır mı? Ben bunu hak ettim mi, falan mı filan mı?” demeyeceksin! Onun için Allah razı olsun, insan olmak zor iş.

Yunus ne diyor:

 Kuru idik yaş olduk,

 Ayağ idik baş olduk,

 Kanatlandık kuş olduk,

 Uçtuk Elhamdülillah.

Kuru iken yaş olacağız, yaş olmaya uğraşacağız. Bu da Allâhu Teâlâ’ya yönelme, samimiyet, sadakat, vefa, bunlarla birlikte de güzel ahlâk.

Güzel ahlakın anahtarı, kendin için istemediğin hiçbir şeyi hiç kimse için istemeyeceksin, kafir için dahi istemeyeceksin. Kendin için istediğin her şeyi de bütün müminler için isteyeceksin; ahlakın anahtarı budur. Bununla kapıyı açarsan, güzel ahlakın içine adım adım, milim milim girersin. Kendin için istemediğini, başkasına reva görüyorsan, sen ahlaktan çok uzaksın! Ahlak yoksa, din yok zaten, din bitti.

Din, üç saç ayağıdır; ahlak, amel, iman. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurdu.

On sekiz bin âleme gitti, aynı Resullulah, aynı Kur’ân, aynı kitap, aynı hadis, aynı sünnet. Sırf dünyada değil, bu koca mükevvenat sırf dünya için mi yaratıldı? Böyle düşünmek abesle iştigal! Bir toz parçası bu dünya kâinatın içinde. Bu dünyanın katrilyonlarca büyüklüğünde dünyalar var insan yaşayan.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#amel#niyet#mümin#ahlak#iman#dünyahayatı#hastalık#dert#iptila #mürşid #zikir #ibadet#vird #okunandualar#EsmaülHüsna