Ana Sayfa Blog Sayfa 29

Ezelden Ebede Özetle – Allâhu Teâlâ’nın İlk Hükümranlığı – İlk Yaratılış Cennetten Kovulma – İnsana Verilen Emanet – Nefis Tezkiyesi – Nefis Dereceleri – Allah’a Mülaki Olmayı Dilemek

0

Bu sohbetler her zaman yapılmaz, 10 senede, 20 senede olacak bir sohbet bu; sınır ötesi biraz.

Allâhu Teâlâ âlemleri yaratmadan önce hükümranlığı suların üzerindeydi. Âlemlerde kendinden gayrı hiçbir şey yoktu. Bu sular Kudret Denizi’dir.

Bir sofi Nefsi Safiye Makamı’na gelince yedi âlemi görür. Önce huzur hücreleri, zikir hücreleri, Kevser, ondan sonra Sidre-i Münteha, İndi İlahi, (21’inci Sır Makamı’dır, Son Sır Makamı’dır), Kudret Denizi, bir de Cibril’in makamı olan Sidre-i Münteha’nın Ağacı.

Kudret Denizi; o yedi âlemden biridir. Yani Allâhu Teâlâ âlemleri yaratmadan önce bunların hiçbiri yok, Kudret Denizi var ve onun üzerinde hükümranlığı var. Bir büyük kandilde Ehlibeyt’in Nur’unu yarattı, o karşısında Allâhu Teâlâ’nın başka hiçbir şey yok! Ve bu Ehlibeyt’in Nur’u Allah’tan utanır, kandilin içinde terler dururdu. Ve Allah âlemleri yaratmayı tasarladı.

“Biz” diyor, “Âlemleri 6 günde yarattık ve hiçbir yorgunluk duymadık.” Âlemleri yaratmayı tasarladıktan sonra “Ol!” emri verdi, “Kün” emrini verdi, kâinatta büyük bir patlama ile oluşmaya başladı, karalar, gökler, gök kubbeler, cennetler, cehennemler, denizler, denizlerdeki mahlukatlar, bitkiler, meyveler… Bunları detay anlatsam 3 sene lazım anlatmaya.

Allah’ın ilk yarattığı ağaç zeytin ağacı, ilk yarattığı bitki patlıcandır. Bir sofrada bir kişi; “Patlıcanı sevmiyorum,” diyorsa, diğerleri de yemesinler çünkü hepsine mazarat olur. Bunlar detaya girersek yıllar gerektiren konular, biz özet geçiyoruz. Ve âlemlerle birlikte yedi âlemden sonra, bir yedi âlem, yedi âlemden sonra bir yedi âlem, âlemlerde yine ayrı yedi âlem, aynı âlemin içinde, bunlardan Âlemi Berzah’a geleceğiz.

Âlemi Berzah; bir öküz boynuzu gibi dardan genişe doğru açılan bütün kâinatın içindeki en büyük âlemdir. Bunun alt tabakası Emmare, üstü Levvame, üstü Mülhime, üstü Mutmaine, üstü Radiye, üstü Merdiye, üstü Safiye; 7 makam olarak yaratmış Allâhu Teâlâ bunu.

Âlemlerde hiç insan yokken ruhu yarattı ile nefsi yarattı, daha fizik bedende hiç insan yok, Allah Cebrail (a.s.)’a buyurdu:

“Git, yeryüzünden, şuradan, şuradan, şuradan toprak getir. En süfli yerlerdende al, en hayırlı yerlerden de al.” Adem’in bedeninden gelecekti iyi de kötü de. Ve Suriye’de bir su vardır, bu suyla yoğuruldu Adem. O dönemde yeryüzünde hiç insan yok, İblisin taifesi yaşadı Dünya üzerinde. Yeryüzünde şeytanın secde etmediği bir karış toprak yok. Onun için “Azazil Rütbesi” verildi ona, hırsla ibadet eden demektir. Harris, Azazil, İblis gibi rütbeler aldı, sonra yükseldi, meleklere imam oldu, bu da ayrı bir konu, çok kısa özet olarak geçiyorum esas konuya gelmek için.

İlk insanı yaratmak için Dünya’nın değişik yerlerinden iyi ve kötü yerlerinden toprak aldı Cibril (a.s.), Hazreti Adem’in bedeni Suriye’de yoğruldu, kalıba döküldü, bırakıldı. O su hala akar Suriye’de, Suriye çok önemli bir yerdir. Mahkeme-i Kübra’da orada kurulacak, merkezi Şam’dır. Şam’da 40 tane Veli vardır, bunlar hiç eksilmez; birisi vefat ettiği zaman, başka biri onun yerine geçer. O Şam’daki 40 Veli olmasın, 1000 yıl geçse Dünya üzerine bir damla yağmur düşmez. Dünya üzerinde Veli’lerin öyle görevleri vardır ki bunları bilseniz hayretler içinde kalırsınız, kâinatta öyle bir ahenk var ki akıllara zarar. Ve Adem’in kalıplanmış bedeni, Allah’ın emriyle yedinci kat semavata, cennetlerin önüne getirildi. Orada Adem tamamen kurudu, tuğla gibi oldu. Ve Allâhu Teâlâ bütün melekleri topladı, hatta melekler Allah’a dediler ki:

“Yarabbi, yeryüzünde kan akıtacak, günah işleyecek, zina yapacak, içki içecek bir kavim mi yaratacaksın, biz seni zikretmekten aciz miyiz, seni senâ etmekten aciz miyiz?”  diye sordular.

Allâhu Teâlâ dedi ki:

“Ey meleklerim, siz Ben’im bildiğimi bilmezsiniz. Ben yeryüzünde bir halife yaratıyorum ve ona dağların, taşların, sizlerin kabul etmediği emaneti vereceğim.” Emanet; hür iradedir.

Ve bütün melekleri topladı dedi ki, “Ey melekler topluluğu” şeytan da Azazil olarak orada (meleklerin imamı o tarihte, bütün melekler onun arkasında ibadet yapıyor), dedi ki; “Ben Adem’e can verirken, hepiniz Adem’e secde edeceksiniz!” buyurdu Allâhu Teâlâ.

Kula, kul asla secde etmez; ama Allâhu Teâlâ bütün melekler topluluğunu Adem’e secde ettirdi, “Kim ki secde etmedi, onu lanetlerim!” dedi. Ve Allah, Adem’e can verdi, bütün melekler secde etti, Azazil etmedi. Gökten bir şua geldi, ona çarptı ve şeklini iğrenç bir hale getirdi. Şeytanın ne istediğini, Allah’ın ona ne verdiğini hiç konuşmayacağız çünkü; o çok uzun bir konu. Adem; Allah’ın nazarıyla ete kemiğe büründü, kalktı, oturdu, ilk önce hapşurdu. Hapşurdu ve arkasından dedi ki:

Elhamdülillahi Rabbil  Âlemin” sonra, “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” dedi.

Melekler büyük bir hayretle seyrediyordu. Daha ilk yaratılan insan ders görmemiş, kurs görmemiş, ilim öğrenmemiş, tevhidi söyledikten sonra, Allah’ın esmalarını bir saymaya başladı; tam 4001 tane.

Melekler hayretle dediler, “Ya Rabbi, sen ne kadar haklıymışsın.”

Allâhu Teâlâ, Adem’i yarattığında yedi kudretinde elini sırtına koydu ve Adem’in ruhundan çok büyük miktarda ruhlar çıkardı. Dedi ki:

“Doğru gidin Âlemi Berzah’a, yerleşin!”  Yarattığı en büyük âleme yani.

Arkalarından dedi ki; “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki, bunların hepsi cehennemliktir.”

Ve tekrar Kudret elini koydu, onların yüzde biri kadar ruhlar daha çıkardı, dedi ki; “Hadi siz de Âlemi Berzah’a. İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin ederim ki, bunlar cennetliktir!” buyurdu. Ve bu ruhlar, ruhlar âlemi denilen Âlemi Berzah’a doldular.

Bugün Veli’ler Kıyamet’in kopacağı saati, dakikasına kadar bilir. Kaç ruh gelmiş, kaç ruh dönmüş. Orda gözenekler vardır ruhların yerleştiği. Gözenek dediğin her biri senin bir şehrinden, İstanbul’dan büyük yani, o da ayrı bir konu. Ruhlar âlemi, Âlemi Berzah’a yerleşti. İşte en önemli olay orada başladı.

Allâhu Teâlâ bütün ruhları topladı büyük bir alana, oradaki alanlar çok geniş, senin bildiğin gibi değil ve ruhlara sordu:

Elestü birabbiküm!” Mihenk taşı orası işte. Ruhların secde edenleri oldu, etmeyenleri oldu. Tekrar sordu Cenab-ı Hak, Elestü birabbiküm!

İlk secde edenlerden vazgeçenler oldu, hiç secde etmeyenlerden, secde eden ruhlar oldu. Tekrar, “Elestü birabbiküm!” dedi. Yine secde edenler oldu, etmeyenler oldu. İşte ne olduysa, orada oldu.

Üç hitapta da secde edenler; Peygamberler ve Veli’ler.

Üç hitapta, iki kere secde edenler; “büyük alimler”.

Üç hitapta bir kere secde edenler; “mümin”ler.

Üç hitapta da hiç secde etmeyenler; “kafirler”, “münafıklar”, “putperestler”, “mecusiler”, vesaire vesaire…

İlk seferde secde edip, sonradan vazgeçenler var ya genelde münafıklar onlardan çıkıyor, ne olduysa orada oldu işte. Orada secde etmeyen insanın, Dünya’da secde etmesi mümkün değil! Orada secde edeninde, Dünya’da secde etmemesi mümkün değil.

Hayat orada başladı, takvim orada başladı. İşte Âlemi Berzah’tan ruh yola çıkar, takvim “yaş 1” diye başlar oradan, tam 50 bin yılda bebek ana rahminde 120 günlükken, ruh birinci kat semavata ulaşır. Öyle bir hesaplar yapılmış ki, Allah’ın hesapları baş döndürür, birazcık farkına varsan Mevlana gibi dönersin. Ben dönemiyordumda kış günü sürülmüş tarlalarda, buz, çamur, kar saatlerce koşuyordum. Görse birisi “Deli bu!” der. Yani onları anlamaya başladığın zaman, “Yarabbi, bu nasıl bir düzen, nasıl bir ahenk, akıl almaz bir program?” dersin.

Ruh 50 bin yılda birinci kat semavata ulaşır ve oradan anne karnındaki bebeğin alnına bir bağ ulaşır, alnına değdiği an bebek canlanır. Ruh asla seninle beraber değildir, birinci kat semavatta senin, benim, onun ruhlarımız bir araya gelmezse, bu dünyada asla bir araya gelemeyiz. Biz güdülenleriz bu beden uykuda; biz uyurgezerleriz, ölümle uyanır insan. Allâhu Teâlâ öyle bir düzen kurmuş ki, bir ağaçtan hangi yaprağın, hangisinin üzerine düşeceği bellidir. Allah için “bilmemezlik” diye bir şey yok! O kadar mükemmel bir Zât ki; âlemlerde tek mükemmel Zât olan, O’dur. Ve bu 50 bin yıllık uzun yolda ruh, ateş tabakalarından geçer, cinni tabakalardan geçer, melekût âlemlerinden, Gayb âlemlerinden, birçok âlemden geçer ve onun huyu ve karakteri oluşur. O huy ve karakter, ruhtan bedene geçer. Ruh bizimle değil, ruh orada ama etkisi bizimle. Tam alından giren bir bağ var ruh ile aramızda. Keşfi açılanlar, bunu çok net görür zaten.

Ruhtan gelen bağ, bebeğin alnına deyince, bebek canlanır ve o bağı ile üç şey daha gelir; birincisi ömrü, ne kadar yaşayacağı, ne zaman öleceği, bu kişinin fizik bedenin çekeceği dertler, yürüyeceği yol, her ne varsa bu bağ ile taşınır ona.

Allâhu Teâlâ ne diyor Vakıa Suresi’nde ve birçok ayette:

“Size tayin ettiğimiz ömür ne bir dakika kısalır ne bir dakika uzar; vakti gelince sizi öldürür, yerinize benzerlerinizi getiririz. Sonradan size bilemeyeceğiniz suretlerde tekrar yaratırız.”

Bunu imanı zayıf olan bazı insanlar “reenkarnasyon” ile karıştırıyor, öyle bir şey yok! Sonra rızkı tayin edilir. Sen kendini parçalasanda takdir edilenden ne bir gram az ne bir gram fazla gelir o, sana ulaşır öyle veya böyle, o sebepten veya bu sebepten.

Üçüncüsü de; cennetlik veya cehennemlik olduğudur, Allah insanın ne amel işleyeceğini biliyor, yani hür irade ile serbest bıraktığı zaman hangi yola gireceğini çok iyi bildiği için o tayin olur. Buna rağmen açık kapı vardır, sen Allah’a döndüğün an, senin alın yazını da değiştiriyor. Ama dönmez işte. Hadi çevir, kafirleri dönmüyor işte. Allah, onun iman etmeyeceğini taa oradan biliyor. Çünkü; ruhu secde etmedi, orada secde etmeyen ruh, burada secde etmiyor, Allah’ta bunu biliyor ama orada secde eden ruh, burada fahişelikte yapsa- kadınsa, içki de içse bilmem ne de olsa, en süfli hayatı da yaşasa, öyle bir an geliyor ki, tövbe ediyor, her şeyden dönüyor ve Allah’ın yoluna giriyor. Çünkü; ruhu orada secde etmişti. Ruh orada Allah’a ihanet etmedi, burada etmez artık.

Hz. Ali Efendimiz; “Ben, evvelimden korkarım, ahirimden korkmam” diyor. “Evvelde ne olduysa oldu” diyor. İşte onları, Allâhu Teâlâ fizik bedenle bize unutturuyor. Eğer biz onları hatırlasaydık, dünya üzerinde hiç kafir kalmazdı, onları siliyor hafızamızdan. İman gayba yapılır, gayba iman ederse değeri var, yoksa Allah tecelli ederdi, herkes iman ederdi. “Size peygamber yolluyorum, size kitap yolluyorum, size hep iyi şeyleri tavsiye ediyorum, öyleyse gayba iman edin, Bana iman edin” buyuruyor. Yani, “Ben’den delil istemeyin, senin üzerinde yaşadığın Dünya delil!” diyor.

Dünya yılda 95.700.000 kilometre yol kat ediyor, “Kafanı çalıştır, ibretleri gör” yani; “Sanatımı gör, eserlerimi gör, ayetlerimi gör.” diyor.

İnsan bir ayettir. Allah Dünya’yı yaratıyor, üzerimize yedi kat gökleri yaratıyor, sonra bir galaksiye yerleştiriyor bizi, galakside güneş sistemleri var. Bizim Güneş’imiz saatte 900 bin kilometre hızla yol alıyor, galaksinin içinde bir turunu 270 milyon senede tamamlıyor ve Allah âlemleri yarattığından beri, Güneş 20 sefer tur yapabiliyor, Dünya’nın yaşını da buradan hesap edebilirsin.

Samanyolu’nda 20 milyar galaksi var; her galakside 20 milyar güneş sistemi var, göğün bir diliminde âlemleri düşün! Bir zaman akımı var, onu anlatmaya çalışsam üç ay lazım. Yani zamanın akışı ile birlikte insan yaratılır, insan ölür, insan yaratılır, insan ölür ve kâinat sabun köpüğü gibi devamlı büyür. Zaman son noktaya ulaşıp, geri döndüğünde ölenleri dirilte dirilte gelir taa Adem’e kadar.

Ve Allah insanı yarattı, Adem’i yarattı, cennete koydu ve her şeyi Ehlibeyt’in Nur’undan yarattı. Ehlibeyt’in Nur’unu vermeden önce yeryüzünde ağaç çiçek açar, meyve tutar, olgunlaşmadan yere düşer, çürürdü, buğday çiçek açar, tane tutmadan çürürdü.

Allah onları Ehlibeyt’in Nur’uyla suladı, hepsi bugünkü hale geldi. İşte Allah dostlarının ahlakı bir şey yediği zaman salavat getirir. Bunlar normal insanların bilmediği şeylerdir, çok uzun konular ama özet geçiyorum.

Allah, Adem’i cennete koydu; “İşte bu cennetim, burada yaşa” dedi.

Adem cenneti gezdi; melekler var, ervahlar var, hizmetine bakanlar var, her türlü nimet var, her şey var ama Adem sıkıldı çünkü kendi neslinden kimse yok! Başka bir insan yok, Havva validemiz yok. Üzüldü “Niçin ben tekim?” diye, “Bana benzer biri olsaydı…” diye düşündü.

Allah bunu bildiği için, Adem’in sağ kaburgasının üzerinde bir çıban çıktı. Çıban büyüdü, büyüdü, büyüdü bir fırın kadar oldu, 36 metre boyundaki bir adamın fırın kadar çıbanı olması garip bir olay değil, bugün seninle çıkan çıbanla eşdeğer. Bir gün o çıban yarıldı, Havva validemiz küçük bir vaziyetle düştü çıbanın içinden cennette bir yere.

Adem Aleyhisselam baktı, “Yahu, bana ne kadar benziyor!” dedi. Cennette gidip geldikçe baktı ki büyümeye başladı, büyüye büyüye Havva validemiz oldu. Adem Aleyhisselam sevindi kendi neslinden biri olunca. Artık onunla cennette koşuyor, eğleniyor, tabii ibadet yok cennette. Kısa bir sürede büyüttü Allah, Havva validemizi.

İşte Peygamber Efendimiz diyor ki; “Her kadın bilerek veya bilmeyerek, kocasını tahakküm altına almaya çalışır, onun psikolojisinde bu var!” diyor. Yani Adem’in eğri kaburga kemiği üzerinden var edildi bu, “Onu bırakırsan daha çok eğrilir, tam düzeltmeye kalkarsan kırılır” diyor, “İkisinin arasında bir yol bul ve onu idare et, o Allah’ın sana emanetidir” diyor, Peygamberimizin tembihi bu. Ve cezalandırıldılar yeryüzüne indirildiler. İkisi bir araya indirilmedi, mesela; biri bir yere indirildi, diğeri 5 bin kilometre uzak bir yere indirildi. Bunlar çok pişman oldular, tövbe ettiler, gözyaşı döktüler, Havva validemiz Adem’i aradı.

Yeryüzü tamamen bomboş, sadece iki tane insan var. O zaman yeryüzü çok bereketli, ağaçlar 80 metre, 100 metre, bir ağaç harman yeri gibi yer kaplıyor. Dünya çok güçlü, toprak çok güçlü, her şey çok güçlü, hiçbir şey harcanmamış bir Dünya. Ve Adem Aleyhisselam pişmanlık içerisinde gözyaşı döktü, gözyaşının aktığı yerlerde baharatlar ve “çay” bitti. O pişmanlık gözyaşının düştüğü her yerden “baharat” yarattı Cenab-ı Hak. O yüzden, bazen ağrıyan göze güzel demli çayın buharını tuttuğun zaman iyi gelir. Eskiler bunu yapardı. Adem Aleyhisselam ağladığı zaman, gök gürültüsü gibi sesler çıkardı, çünkü; 80 arşın bir adam ve melekler buna çok acıdı, Allâhu Teâlâ’ya dua etti:

“Ya Rabbi, hiç olmazsa bunun sesi biraz daha az çıksa, biz de çok üzülüyoruz!” dediler. Allâhu Teâlâ o uykudayken 40 arşına indirdi onun boyunu, Adem Aleyhisselam ve Havva annemiz buldu birbirini. Çocukları olmaya başladı, hep ikiz çocuklar doğdu. Seninle doğan kızla ben evleniyordum, benimle doğan kızla sen evleniyordun. İlk insanın nesli öyle başladı, işte orada ilk cinayet var, şu var, bu var oralara fazla değinmiyorum.

Bin yıl yaşadı Adem Aleyhisselam. Ondan sonra gelen oğullarından Şit (a.s.) 1000 tane şehir kurdu Dünya üzerinde, Şit (a.s.) fazla insan yok! Yani köyler gibi şehirler kurdu, onların birçoğunun Dünya üzerinde hala izleri işaretleri var. Her kurduğu şehrin kapısına güzel taştan giriş yapıp, “La ilahe illallah Adem Safiyullah Muhammed Habibullah” yazdı. Resulullah’ın Nur’u Adem’e, Adem’den Şit’e geçti, böyle silsile yoluyla.

Allah, Adem (a.s.)’nin tövbesini kabul edip, ona Suhuf verdi 10 sayfa, sonra insan nesli çoğaldı, belirli aralıklarla, dönem dönem peygamberler ve kitaplar gelmeye devam etti. Hz. Adem’den, Peygamberimize kadar bütün peygamberler Kelime-i Tevhid ile geldi, “La ilahe illallah”.

Esas şimdi konuya gireceğiz. Allâhu Teâlâ müminler için “yedi makam” yarattı, 7 makamdan sonra, bir 7 makam daha yarattı, bu ikinci yedi makamdan sonra, bir 3 makam daha yarattı, o 3 makamdan sonra, 1-2 makam daha yarattı.

“Eğer, siz bu zor yolculukta bu makamları geçerseniz, gökte ağasınız, padişahsınız!” dedi. “Size cennette 10 bin eş veririm, her eşin 72 bin hizmetçisi var, bu Dünya’nın 1 katrilyon kadar yeri de senin mülkündür” diye müminlere tembihledi. İşte zor yolculuk burada başlıyor.

Dünya üzerinde hiçbir insan Allah’a mülaki olmayı ya bilerek veya bilmeyerek, dilemezse Mürşid’e gidemez, hiç kabil ve mümkün değil. Bir Mürşid’e bir insan gidiyorsa, o bilerek veya bilmeyerek kendi iç âleminde istemiştir. İnsanın iç âleminde çok haller vardır.

“Senden içeri bir sen var” diyor Yunus Emre, “Yunus’tan içeri Yunus var” diyor. Ancak Yunus’tan içeri ki Yunus’a ulaşabilirsen, Allah’ın ipine tutunabiliyorsun.

İnsan kendisini çözemez, eğer insan kendisini, öz benliğini bir çözebilse var ya küçültülmüş bir kâinattir. Onun için ayet-i kerimede Allah, “Lekad halaknel insane fi ahseni takvim” diyor. “Sana emaneti verdim, çok zor bir görev verdim ve bu basamakları tırmanırsan, cennetinde halifesi olursun” dedi.

İnsanın öz benliği, insanın kendi şuurundan dahi bazı şeyleri saklar. Ancak Veli olursan bunları saklayamaz senden, her şeye vakıf olursun. Yoksa uykudasın sen yani. Ve bu insan bilerek veya bilmeyerek Allah’a mülaki olmayı dilemiştir ve onu Allâhu Teâlâ bir Mürşid’e yollar. Yoksa hayatta bir Mürşid’e seni yollamaz. Bir Mürşid’e gider gitmez Allâhu Teâlâ “7 Furkan” verir insana. Esas lazım olan sır burası zaten. Bununla da kalmaz, bütün günahları siler, o güne kadar ne kadar günahın varsa, soldakine der ki:

“O defteri at, bu Bana mülaki oldu ve Mürşid’e gitti.”

Allah diyor ki; “Eğer Ben’i seviyorsanız, Habib’ime tabi olun ki, ona tabi olmak, Bana tabi olmaktır.”

Mürşid’e tabi olmak Rasulullah’a tabi olmaktır ve Allah’a tabi olmaktır. Ve Mürşid buna ilk virdini verir, bu insan 7 Furkan kazanır, günahlarından arınır, bir takvanın bir “Sırâtı Müstakimin yolları” bunun önüne serilir. Kişinin bunlardan haberi yoktur, nasıl haberi olsun, Nefsi Emmare ile gitti.

Ve bu Nefsi Emmare’de; aşağıdan yukarıya ayrıca dört tabaka var:

Toprak, ateş, su, hava. Hepsi birbirinden adi, hepsi birbirinden aşağılık. Nefsinde 19 çeşit afet var, öyle gider Mürşid’e. Ve bununla da sınırlı kalmaz Allah’ın verdikleri. Mürşid’e gidip vird alan bir sofiye, ne bir cin zarar verebilir ne de büyü tutar, Dünyanın bütün büyücüleri büyü yapsın, yine de tutmaz, tesir etmez. Bir cinde ona bir daha zarar veremez. Bir Mürşid’e gitti, Allah’ın “Has Kul”larının zümresine girdi, Resulullah’ın ev halkı gibi oldu, Mürşid’e gidiş Resulullah’a gidiş gibidir, hiçbir farkı yoktur. Ve bu kişi Nefsi Emmare’nin en alt tabakasından başlar Kelime-i Tevhid ile.  Kelime-i Tevhid imanın 72’ınci mertebesidir, son mertebesidir. “La ilahe illallah la ilahe illallah” tokmakla vura-vura… O Nefsi Emmare’nin dört tane toprak, ateş, su, hava basamağının birinde ucup, birinde riya, birinde kibir, birinde kaypaklık, birinde münafıklık vardır. Bunlardan arınır, onun zuhuratı gelir, tak “lafza-ı Celal” zikrine geçer ikinci kademe.

Nefsi Emmare’nin rengi masmavidir, her insan görmezde bazı insanlar gözü kapalıyken renkler görür, bir de başka bir mavi vardır, o Nefsi Emmare’ye ait değildir, aralarında çok az fark vardır, o yukarılara aittir. Lafza-ı Celal zikrine başlar kişi. Bu zikir tamamlanınca zuhuratı gelir, “Hu” Esma’sına geçer, bunların üçü de aşağılanmış makamlardır.

Hu Esma’sının zuhuratı gelince, “Hak” Esma’sına geçer. “Hak” Esma’sı; Nefsi Mutmain’dir.

Şimdi bu geçilen makamlarda, mesela 4’üncü makamda görülecek şeyler vardır ama bunu bu devrin insanların çoğu göremez bazı nedenlerden dolayı.

İsrail’deki Mescidi Aksa var ya onun aslı 4’üncü kat semadadır; onu görür. 5’inci katta Kabe’nin aslı vardır, onu görür, 6’ıncı katta başka haller vardır. 7’inci katta “Kahhar” Esma’sına geldiğin zaman, orada bir Altın Kapı’dan o yedi âleme geçersin. Fakat burada çok önemli olan bir hal var, sen Mürşid’e gittiğin zaman, nefsinde %2 Nur var, %98 afetler var, 19 çeşit ama %98 afetler var. Kelime-i Tevhit’ten, lafza-ı Celal’e geçtiğin an nefis 7 Nur alır, 7 afet silinir. 7 Nur aldı, 2’de kendinde var; 9 yapar.

Oradan 2’inci Esma’ya geçersin, 7’de orada alır. Nefis her 7 Nur aldığında, kalp 1 Nur alır 3’üncü Makama gelir. Yine 7 Nur alır nefis, 7 afet silinir. 7’ınci Makam’da; 7 kere 7; 49 afet silinir. 2’de kendinde vardır 51 eder, nefis 51 Nur almıştır.

1’inci seyri sülük bittiğinde ama hala nefiste %49 afetler vardır. Bu makama gelen kişi büyük Veli’dir. Yarıyı geçti artık nefis kontrolüne girdi. Nefsi Mutmain Makamı’na gelene kadar kişi zikirden tat almaz, Mutmain Makamı’na geldiği vakit Allâhu Teâlâ onun kalbine “iman” yazar. Mutmain Makamı’ndan sonra çektiği her virdin Nur’unu kalp çekmeye başlar, kendi de çeker ve yavaş yavaş vesvesenin deliklerini tıkamaya başlar.

Mürşid’e gittiği an, kalp 14 derece alır, ondan sonra her makamda 1 derece alır, 7 makamda bu 21 yapar. Yani, o Altın Kapı’dan geçtikten sonra, kalp 21 derece alır, nefis 51 derece alır.

Ve “İndi İlahiye” ruh ulaşır, Allah’ın son “Sır Makamı”dır “İndi ilahi”.

Şimdi 7’inci makamda bir Altın Kapı’dan geçersin, seni görevliler alır, doğru Huzur Hücreleri’ne götürür, orda seni rahat ettirir, bunları çok net görürsün. Orda dinlenirsin, biraz sonra Zikir Hücreleri vardır, orada zikre geçersin. Orda zikrini tamamlarsın, Kevser Havuzu’nu görürsün, Çeşmeyi görürsün, Sidre’yi görürsün, İndi İlahi’yi görürsün, Kudret Denizi’ni görürsün, bunları gördün bunlara vakıf oldun; 7 âlemdir bunlar.

Ondan sonra,“Fenâfillah Makamı” başlar. Şimdi Fenâfillah Makamı’ndan önce yani, Altın Kapı’nın bir altında “Fenâfil-Resûl Makamı” gelir, Peygamberimizin ahlakı ile ahlaklanırsın.

Gözünü kapandığın an Mürşid’in seni alır pelerininin altında, önce Rıza Kapısı’na, sonra Sır Kapısı’na, sonra Resulullah’a götürdüğünü görür, zikri orda tamamlar.

İşte Nefsi Safiye’nin kapısına gelmeden önce Fenâfil-Resûl Makamı’nda yani Peygamberimizin ahlakı ile ahlaklanır. 1’inci Mutmain Allah’ın kalbe ilk Nur yazdığı noktada da Şeyh’inin ahlakı ile ahlaklanır. Ve bu 7 âlemden sonra “Fenâfillah Makamı” gelir önüne, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmı ile ahlaklanır, Allah’ın sevdiğini sever, sevmediğini sevmez, buğuz ettiğine buğuz eder, övdüğünü över, Veli bu hali alır.

Şimdi, bu arada kişinin istidadına göre, 1’inci seyri sülüğün bir altında başlayabilir, daha üstte başlayabilir, onun yeri yok.

Üç makam vardır; “aynel yakîn”, “ilmel yakîn”, “Hakkal yakîn”.

İlmel yakîn Makamı’na ulaşırsa kişi, bu üç makamdan hangisine önce ulaşacağı belli olmamakla birlikte, Dünya’daki bütün insanların ilmi kadar ilim verir hiç okumadan, yazmadan, dinlemeden; Allah ilim bahşeder. Yani beyninde bir çipi açar, bilmediğin şey kalmaz ama asla “Ben biliyorum” demezler, bildiği şeyi sorar, kendini setreder, yani benlikten uzak durur. Benliği sorgulamak lazım, benlik zaten çok tehlikeli bir şeydir, nefis gibidir o. Yani nefsin zaafları gibidir, put gibidir. Ve burada kişi; 2’inci seyri sülükte zikre başlar, devam eder, Fenâfillah Makamı, Fenâfillah’dan Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmı ile ahlaklanıp, “Bekâbillah”a geçer.

Bekâbillah’da, ilmen yakîn, aynel yakîn, Hakkal yakîn makamlarından birine daha ulaşır ve zikre devam, zikre devam, Bekâbillah’dan; “Zühd Makamı”a geçer.

Zühd Makamı’nda iki yol daha açılır önüne; vahdet-i vücut, vahdet-i şuhud. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin yolu mu, Muhyiddin Arabi Hazretlerinin yolu mu; orda iki yol açılır, nasibin hangisi ise ona yürürsün. Biri kibariye evliyasıdır, biri de Abdülkadir Geylani gibi normal standart Veli’lerdendir, Zühd Makamı’nı geçersin, zikirle “Muhsinler Makamı”na gelirsin, bu Yunus Emre’nin makamı.

Yunus diyor ki:

 Sana ibret gerek ise

 Gel göresin Muhsinleri

 Gel taş isen eriyesin

 Görüp duyup da bunları.

Muhsinler Makamı; çok büyük Veli’lerin makamı. Fakat her geçtiğin makamda, bak 4 makam daha geçtin, 4 kere, 7; 28 eder. 51’e 28 daha koy; 79 oldu.

Sonra zikir ederken; “Ulûlelbab Makamı”na gelirsin. “Ulûlelbab Makamı”nda kişi “Ruhani Miraç” yapar. Yunus’un bulunduğu makamın bir üst makamıdır burası. Allâhu Teâlâ’yı görürsün bu makamda eğer büyük günahların varsa, Allah sana tövbe ettirir, eğer yoksa, sana Ehli Hüküm, Ehli Hikmet Makam’ları verir ve birçok eşyanın sırrını kaldırır.

Bu son iki makamın altıdır. Ondan ötesinde nadir insanın gidebileceği hemen hemen mümkün olmayan iki makam vardır.

Her yüz yılda, “İhlas Makamı”na sadece; 4 kişi gelir Peygamber soyundan, bunlara “Kutbul Aktab” denir, onların üzerine de her yüzyılda, 1 kişi gelir; Zamanın İmamı’dır, “Zamanın Rasulu”dür, biz ona “Gavsul Azam” diyoruz. Bunun üzeride “Makam-ı Mahmud”; Peygamberimizin Makamı’dır.

Çağımızda Ulûlelbab Makamı Bekâbillah’da, ilmen yakîn, aynel yakîn, Hakkal yakîn makamına gelen çok nadir insanlar var, işte bu uzun bir yoldur. Bu yolda ekstra mesela; ilmel yakîn, aynel yakîn, Hakkal yakîn Makamları var, Vahdet-i vücut var, Vahdet-i şuhut var, bunlar genelde 2’inci seyri sülüktedir, oralarda gelir.

Kimin daha da yukarılara gideceğini Allah bilir; kişi Kutbul Aktap Makamı’na da gelebilir. Fakat her asırda 4 kişidir bunlar, bunlar “tayyi mekan Veli’si”dir, her sabah fecir zamanı Hira’dadır bunlar. “Zamanın Gavsul Azamı”, yüzü Mekke’ye, sağ omzu Medine’ye bakacak şekilde oturur, Kutbul Aktap’ların ikisi sağına, ikisi soluna, vekili karşısına oturur, sonra halkalar devam eder. 1000’er kişilik, 1’inci halka 2’inci halka, 3’üncü halka, 4’üncü halka, 5’inci halka, 6’inci halka cinlilerin Veli’lerindendir. Toplam 7 halka. Orada 24 saat içinde Dünya üzerinde olacak her şey, karara bağlanır. Savaş mı çıkacak, şu mu olacak bu mu olacak, her şey orada karara bağlanır, sonra sabah namazı kılınır. Sabah namazından sonra herkes zikre oturur,  Güneş doğar, bakarsın çoğunun gölgesi yok, bilirsin ki onlar öbür âlemden gelen Veli’ler. Cinlerin gölgesi yoktur ama diğer insanların bir çoğununda gölgesi yoktur, bu gölgesi olmayan Veli’lerin saçı sakalı hiç uzamaz, onları her zaman aynı kılıkta görürsün. Dünya’da bu gücü kaldıracak iki yer var; biri Hindistan’da, biri de Hira. O kadar büyük bir manevi gücü vardır.

“Tayyi mekan Velisi” düşünce hızı ile ulaşır, ışık hızı falan çok ağır kalır onlara, düşündüğü an düşünce biterken oradadır. Bulunduğu yerde molekülleri dağıtır, fizik bedeninde gittiği yerde toplar. Hani ışınlama falan diyorlar ya, onlar çok geç kalan şeyler, Dünya’yı esas idare eden tayyi mekan Veli’leridir, Allah onlara görevler vermiştir.

Veli’lerde ne makamlar var, ne hizmetler var, neler var neler var… Öyle Veli’ler vardır ki bir mahallede sadece onun bulunması ile o bölgede beyinlere yayın yapar, birçoğunun imanının kurtulmasına vesile olur, birçoğunun namaz kılmasına vesile olur, o mahalledekiler onu hiç görmemiştir, belki hiç tanımıyordur ama orada kandil olur o. Allâhu Teâlâ’nın öyle lütufları var ki akıllara zarar.

İşte Allah razı olsun eğer bir ruh orada secde etmemişse, burada secde etmesi mümkün değil! Bunu Allah zorlamıyor, kendi iradesiyle hür irade verdi Allah, ruha da verdi, fizik bedene de verdi, nefse de verdi. Sen ezelde Allah’a ihanet ettiysen, burada doğrulman çok zor ama nadir de olsa doğrulanda var yani. Allah; “Sen orada secde etmemiştin” demiyor, tövbe kapısını her zaman açık tutuyor.

 

———————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

 

#Allah #Dünya #yaratılış #insan #şam#Adem #Havva #cennettenkovuluş #Cebrail #seyrisülük #veli #mürşid #alemler #gaybalemi #alemiBerzah #melekütalemi #Hira #manevimakamlar #nur #derece #nefismakamları #ateş #toprak #hava #su #nefsmakamları #nefsiemmare#nefsilevvame #nefsimülhime#nefsimutmain #nefsiraziye#nefsisafiye #Fenafillah #Bekabillah #ilmenyakin #aynelyakin #Hakkalyakin #ZühtMakamı #MuhsinlerMakamı #UlûlelbabMakamı #Gavs #kutbulAktab #ruh #fizikbeden #hürirade #ademesecde #şeytan #iblis #azazil #vahdetivucut #vahdetişudut #EhliHükümMakamı #EhliHikmetMakamı #Kudretdenizi #İndiİlahi #SidreiMünteha #Sırkapısı #Rızakapısı

Evliya İle Şeytanın İddiası

2

Evliyanın biri sabah namazına gidiyor camiye, namazdan çıkınca şeytanla karşılaşıyor, onlar görüyor ya aşikar köpürmüş şeytan, ana avrat küfür ediyor, sövüyor, çıldırmış. Evliya yaklaşınca soruyor; “Bre melun, nedir bu halin ortalığı yıkıyorsun?”

“Ya” diyor şeytan, “Baş şeytan kırk yıl önce bir görev vermişti bana, saptırmam gereken kişiyi saptıramadım, bugün görevimin son günü”.

Şeytanın elinde bir keçe, bir de süpürge varmış, maddi değil bunlar, enerjiden, normal gözlerin göreceği şey değil bunlar.

“Bunlar ne?” diyor evliya.

“Bu keçeyi kime güneş doğmadan önce koklatsam güneş doğmadan uyanamaz” diyor, “Bununlada ayakta işerse, paçalara sıçratırım!” diyor. “O herifi kırk sene boyunca uyurken bulamadım ve bir kere de ayakta işerken bulamadım, ne yaptıysam olmadı!” diyor.

Evliya soruyor, “Peki, o kişiyle beni kıyaslarsan, ben nasılım?” diyor, şeytan diyor ki, “Sen nesin, senin bir saatlik işin var!” diyor, “Seni yoldan çıkarmak kolay!” diyor, “Çıkarırsın!”, “Çıkaramazsın”, “Çıkarırsın”, “Çıkaramazsın” bir bahis oluyor aralarında.

Şeytan diyor ki, “Tamam, ben sana iki sene bedava çalışayım ama bir yaptırdığın işi ikinci kez yaptırmayacaksın, 2 yıl bana iş vereceksin, bunu başarırsan ben şeytanlıktan çıkacağım, başaramazsanda sen benim yoluma gelecek misin?”

Evliya düşünüyor, kabul ediyor, başlıyorlar, “Şunu yap gel!” diyor şeytana, gidip iki dakikada yapıp geliyor çünkü güçlü onlar enerjiden varlıklar. Adam eve dönüyor, ne iş verirse iki dakikada yapıyor şeytan. Evliya on dakika sonra iş bulamaz oluyor.

Yine, şeytanı bir yere yolluyor, o arada kara kara düşünüyor, bu durumu fark eden karısı soruyor; “Hayırdır, sende bir haller var?” Durumu karısına anlatıyor, şeytanla girdiği bahsi anlatıyor, karısı gülüyor; “Sen onu bana gönder bak, bana bir gözüksün, bak neler oluyor!”. Şeytan geliyor, evliya diyor ki; “Benim hanımın birkaç işi var, onları da görüver, ona da görünebilirsin mahsuru yok!” diyor. Kadın şeytana iş veriyor, “Şu kilimleri ser bahçeye!” diyor, seriyor. Yedi, sekiz çuval kuş yemi varmış, “Götür bunları dök üzerine say!” diyor. Şeytan sinirleniyor bu sayma ile biter mi, kimin aklına gelir bunu yapmak.

Şeytan bunları sayarken bir ay geçiyor, sonra diyor ki; “Topla onları koy çuvala. Şimdi, şu susamları götür dök, onları say”. Susamları da saymaya başlıyor, aradan yine bir ay geçiyor.

Sonra kadının bir tane horozu varmış, horozunun kuyruğunda yaratılıştan yamuk bir tüy olur. Kadın o yamuk tüyü koparıyor ve şeytana veriyor; “Al bunu düzelt!” diyor. Şeytan uğraşıyor, uğraşıyor, ne yaparsa yapsın eski haline gelmiyor çünkü düzelmez. Şeytan “Pes!” diyor, tüyü alıyor doğruca, evliyanın yanına gidiyor. Diyor ki; “Ulan, dinsiz imansız adam, benden daha büyük şeytan varken, sen niye benimle uğraşıyorsun?” Tüyü de takıyor yakasına, kaybolup gidiyor.

 


——————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#şeytan #şeytanlapazarlık #iman #şeytannasılkandırır #şeytanınhileleri

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri’nin Anne Ve Babası Nasıl Zâttı? – İmam-ı Azam – “Vallahi Cehennemliktim!” Neden Dedi? – Ayakkabısını Çalan Adam Nerede Öldü?

2

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz diyor ki hadiste; “Bütün peygamberler benimle övünür, bense Numan ile övünürüm.”

“Ya Resulullah, Numan kim?”

“Benden çok sonra gelecek dine çekidüzen verecek bir müctehid alim” buyuruyor. İmam Azam Ebu Hanefi Tufi 1000 yılında doğdu, 450 yıl önce. Şimdi bunun ailesinden biraz dem vuralım ki, kişi tam anlaşılsın.

Bir gün İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin (Bizim mezhep imamının.) babası evlenmeden önce, bir dere kenarına iniyor abdest almak için abdest alırken suyun yüzünde bir elma geliyor, elmayı alıyor ısırıyor, elmanın suyunu tadıyor, dişleri geçirmiş, suyu tadıp yutunca aklı başına geliyor, “Benim değil ki bu!” diyor. Hemen dişlerinden çıkarıyor elmayı, alıyor eline dere boyu yukarı çıkıyor. Giderken bakıyor ki, dere kenarında bir elma bahçesi, ağacın dalları dereye doğru inmiş, bakıyor elmaya, o ağacın elması, giriyor içeriye, bir yaşlı adam çıkıyor, selam veriyor, diyor ki:

“Beyim, durum bu, aşağıda abdest alıyordum, elma suyun yüzünde geliyordu, suyunu tattım yani…” diyor.

“Neyse parasını ödeyim, hakkını helal et!” diyor. Adam ters biri.

“Helal etmem!” diyor.

“Peki, nasıl öderim hakkını?” diye sorunca.

“Burada bir yıl çalışacaksın ücretsiz, o zaman helal ederim!” diyor. Bir elmayı ısırdı, suyunu tattı diye bir yıl çalışıyor. Diyor:

“Beyim, bir yıl doldu artık, hakkını helal et!”

“Hayır!” diyor, “Bir şartım daha var, benim bir kızım var, topal, gözleri kör, kulakları sağır, elleri tutmaz, ancak onunla evlenirsen hakkımı helal ederim!” diyor.

“Peki!” diyor ona da nikahı kıyıyorlar, gerdeğe girince bakıyor ki, dünya güzeli bir kız. Adam bir yıl sınamış onu. Girdiği gibi geri çıkıyor:

“Baba, ben yanlış yere mi girdim?”  diyor.

“Hayır, doğru yere girdin, benim kızımın gözü harama kördür, kulağı harama sağırdır, eli ayağı harama kötürümdür”.

İşte, İmam-ı Azam Hz. onlardan dünyaya geliyor. Dört yaşında hafız oluyor. Annesi; “Baban o elmayı ısırmasaydı, sen ne olurdun?” diyor. Böyle aileden geliyor.

İmam-ı Azam, müctehid alim, birçok fetvası var. “Gurer–Durer” diye bir fetva kitabı var, 70.000 mi 7.000 mi fetvası var, ben okumuş değilim, olduğunu biliyorum.

İmam-ı Azam Hazretleri zengindi, atının eyeri altındandı. Bir gün “Ya imam!” diyorlar, “Hem müctehid alimlik taslıyorsun, bu kadar ilim irfanla, bu giysin ne?”

Açıyor elbisesini, içinde çul var, “Çul kendim için, bunlar sizin için, bunca varlık içinde çul giyersem, ‘Şunun kılığına bak!’ der siz günaha girersiniz, sizi günahtan korumak için” diyor. Beş yüz rekat nafile namaz kılardı her gece.

Bir gün eve giderken iki sarhoş görüyor aralarında konuşuyor, biri sarhoş sarhoş diyor, “Bu adam, her gece bin rekat nafile namaz kılıyor”.

Sarhoşu yalancı çıkarmamak için bin rekat kılmaya başladı. Borç para verdiği kişilerin evlerinin gölgesinde gölgelenmezdi “Faiz olur” diye. Böyle bir zâttı imam.

Bir gün namazdan çıkıyor, ayakkabıları çalınmış, güzel bir ayakkabı, bizim ayakkabımız çalınsa ne yaparız? Bakıyor ayakkabıları çalınmış, dönüyor kıbleye; “Ya Rabbi, benim ayakkabılarımı çalan adam fakirse, zengin et, imansız ise; hidayet nasip eyle!” diyor.

Ben size yıllardır ne diyorum, “İyiliğe iyilik her kişinin işi, kötülüğe iyilik er kişinin işi, iyiliğe kötülük de şer kişinin işi” ölçüdür bu.

Aradan bir zaman geçiyor, İmam hacca gidecek, mahalleden tanıdık biri geliyor, on dinar para getiriyor buna.

“Ya İmam, sen tüccarsın ben fakirim, al bu 10 dinarı, oralarda bunu çoğaltabilirsen çoğalt, bir ticaret olursa olur, olmazsa, yine 10 dinarımı geri verirsin!” diyor.

“Peki!” diyor, alıyor 10 dinarı. Hacca gidiyor tavafı yapıyor, dönüp geri gelirken, biliyorsun atla eşekle uzun yolculuk, bir konakta önünü kesiyorlar, “İlla bize vaaz et, nasihat et!” diyorlar, alim bir zât tabi.

Bakın bu zât ne diyor; “Eğer İmam-ı Azam, Cafer-i Sadık’a intisap etmeseydi vallahi cehennemlikti!” diyor, bu müctehid âlimlerin dördü de Mürşid’e bağlı sofi.

İmam-ı Azam Hazretleri bir beldeden geçerken, iki tane kedi yavrusunu çocuklar sıkıştırmış bir köşede, öldürecekler taşlıyorlar.

“Çocuklar, ne yapıyorsunuz, durun!” diyor.

“Bunlar bize zarar veriyor, evden peynir çalıyor!” diyorlar.

“Tamam!” diyor, “Onları ben satın alayım, kaç para istiyorsunuz onlara?” diyor.

“On dinar!” diyorlar.

O adamın verdiği 10 dinarla kedileri satın alıyor. Kedileri heybenin iki gözüne koyuyor ve yola devam ediyor. Büyük bir kasaba gibi bir yere geliyor, bazı insanlar çıkıyor karşısına; “Allah aşkına, gel bu gece misafirimiz ol, bize sohbet et, nasihat et!” diyorlar.

İmam-ı Azam Hazretleri daveti kabul ediyor. Akşam yemeği yeniyor, yatsı namazı kılınıyor tabi İmam sohbet edecek onlara, sıcak ülkeler ya dışarda ateş yakmışlar. Etrafında insanlar toplanmış ama bu arada insanların etrafında iki kişi elinde sopa ile yere vuruyor. Sohbette bir şey olunca sohbet kopar. İmam-ı Azam Hazretleri de soruyor, “O nedir?” diye, “Sohbet esnasında bu pek uygun bir hareket değil!” diyor.

“Ya İmam” diyorlar, “Bu köyde o kadar çok fare var ki, sen konuşurken biz böyle vurup ses çıkarmazsak, gelir etini koparıp giderler, hiç çare bulamadık!” diyorlar.

Köylüler böyle deyince kediler aklına geliyor, “Şu heybemi getirin benim!” diyor, heybeyi açıp kedileri salınca, fareler kedilerin kokusunu alır almaz, çil yavrusu gibi dağılıyorlar. Bu köylüler, daha önce hiç kedi görmemişler, varlığından dahi haberdar değiller. Soruyorlar:

“Ya imam, bunlar nedir? Onları bize sat, tam bizim için bunlar!” diyorlar.

Kedilerin ücretini soruyorlar, İmam-ı Azam’da; “Ne verirseniz verin!” diyor. Büyük bir beldeymiş, herkes birer altın getirmiş ve olmuş 1000 altın. İmam-ı Azam:

“Bu çok!” diyor. Ama köylüler, “Anamızın ak sütü gibi helal olsun!” diyorlar. “Bunlar bizim için bulunmaz nimet, biz bunları çoğaltırız, farelerden kurtuluruz!” diyorlar.

Yüklüyor heybeye geldiği gibi dönüyor İmam-ı Azam, 10 dinar oldu, 1000 altın. Birkaç gün sonra, 10 dinarın sahibi geliyor:

“Ya imam, ne yaptın, paramızı değerlendirebildin mi?”

İmam-ı Azam getiriyor 1000 altını önüne döküyor, “Al!” diyor, “10 dinarın karşılığı bu.”

Adam başlıyor ağlamaya, soruyor İmam-ı Azam:

“Neden ağlıyorsun?”

“Adam nasıl söyleyeyim?” diyor.

İmam-ı Azam diyor ki:

“Ayakkabılarımı çalıp 10 dinara sattığını, sonra da 10 dinarı getirip, bana ticaret için verdiğini biliyorum. O ayakkabıları çaldığında, ben dua etmiştim, ‘Ya Rabbi, bu ayakkabıları çalan fakirse, zengin et. Mümin değilse, hidayet et!’ Allah, her iki dualarımı da kabul etti, sen namaza başladın ve zengin oldun”.

Bu büyükler böyle insanlar. Ayakkabısını çalana dahi dua ediyor. Şimdi, bazı kişiler diyor ki, İmam-ı Azam kim oluyor? Dur bakalım, bir haddini bil! Müctehid alimlerde öyle bir zeka vardı ki, “Siyah rengi sana beyaz” diye ispat eder, hiç itiraz edemezsin, o kadar kıvrak bir zeka var. Kur’ân’ı tam anlayacaksın, bundan hükümler çıkaracaksın, sonra bir mezhep oluşacak bunlar kolay mı? Bir yanlış var ya ebedi ateşe götürür, kolay iş mi bu? Adam nerde öldü, zindanda öldü.

Padişah, İmam-ı Azam’ı baş kadı yapmak istedi:

“Ben o işe uygun değilim!” dedi İmam-ı Azam.

Padişah da, “Uygunsun!” dedi.

İmam-ı Azam’da; “Ben uygun değilim diyorum, sen uygunsun diyorsun, ikimizden birimiz yalancıyız!” dedi, “Eğer; sen doğru söylediysen, ben yalancıyım. Yalancıdan kadı olmaz eğer; ben doğru söylediysem, sen yalancısın, ben bir yalancıya kadı olmam!” dedi.

Padişah ikna edemeyince zindana attı onu, zindanda öldü İmam-ı Azam. Baş kadılık ne demek biliyor musun? Bugünün Anayasa Mahkemesi başkanı olmak demek, o gün ehil olsun olmasın, birine teklif etsen havada uçarak gider.

Onlar öyle insanlardı…

 


——————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#imamıazam #haram #helal

Derviş Neden Allah’tan Uzaklaşır? – Rıza Ve Sır Kapısı’na Ulaşmak – Veli’ler Neden “Yarabbi, Keşfimi Kapat!” Der? – Balıkesir’li Birgivi Hazretleri – “Ben Veliyim!” Diyen

0

Birçok vird çeken insanın, vird çektiğini ben sanmıyorum.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ya, “Ya kimi namazın onda birini kılar, kimi namazın onda ikisini kılar, kimi namazın onda üçünü kılar, onda dördünü, onda beşini…” vird de böyle. Virde oturduğun vakit ister otur, ister ayakta, ne halde olursan ol, yani zaruret hasıl olmuştur, oturmaya uygun değildir, yolcusun, şusun, busun… Virtte Allah ile olan rabıtanı kopardığın andaki şeyler kesiktir. Yani; bir kalp grafiği çekerken, aradaki kopuklar gibidir.

Bakın, İmam Şafi Mezhebi’nde namazı kılarken, “İyyâke na’budü ve iyyake neste’in” (Yarabbi, yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım dileriz), bunu unuttuysan, namazı yeniden kılman gerekir. İşte virtte böyledir, gaflet içinde vird çekiliyorsa insanı Allah’tan uzaklaştırır. Gaflet içinde ise baştan savma Allah’a yaklaşmayı bırak, Allah’tan uzaklaştırır.

Ben yıllardır diyorum; “Kuşun gölgesini vurup, kuşu vurdum,” dememek lazım! Kuşu vurman içinde, merkeze iyi kitleneceksin! Tevhidi çekerken gözünü yumduğun an, Mürşid’in alır bir çocuk gibi, bir arkadaş gibi seni doğru Rıza Kapısı’na götürür, nerede bu Rıza Kapısı; Ravza-i Mutahhara’da. Rıza Kapısı’na girdiğin an durursun, önce alnından girer, gönüle kadar. İlkin “hilm (yumuşaklık)” girer, sonra ne girer “ilim” girer, sonra “hikmet” girer. Bunlar 5-10 saniye. Sonra devam et, Sır Kapısı’na gel, Peygamber Efendimize ulaşmadan bu kapılardan geçecen.

Sır Kapısı’nda “Sırların alnından girip, gönlüne indiğini,” düşün, sadece düşün, sırların ne olduğunu bilme, bilmen önemli değil, o sırlar vakti gelince açılır. Sonra Ravza’ya varınca sen Mürşid’inin potasında, Mürşid’inde Rasulullah’ın potasında erir, virdini öyle çekersin. Zamanla her şeyi Resulullah’ın gözünden görmeye başlarsın çünkü onunla cem oldun kapalı gözle.

Bunu yaparsak yol kısa sürede akar, gider. Ama ne yapıyoruz, bunu beceremiyoruz, aklımız arabada, evde, bilmem nerede, arada tesbihe geri dönüyoruz, “Allah, Allah” derken, “yallaha” gidiyor. Böylece vird bittiğinde toplamda 5-10 dakika huzurda ya varsın ya yoksun. Huzurda olduğun sürede Allah’a yaklaşırken, huzurda olmadığın zaman Allah’tan uzaklaştın, Allah’la alay mı ediyorsun? Aklın başka yerde ama sen zikir çekiyorsun, ha bu da bir şeydir, ağzın “Allah” diyor, nefis demiyor ama kazanmak istediğin şeyleri kazanamıyorsun. Yani, zikir çekerken Allah’tan başka düşündüğümüz şeyler, Allah’a tercih edilmiş oluyor. Arabayı düşündük, arabayı Allah’a tercih etmiş olduk, evi düşündük, evi Allah’a tercih etmiş olduk.

Samimi olmamız lazım, samimiyet elde edersek, yakîni elde etmiş oluruz. Yakîn bulundu mu, rıza bulunur, rıza bulundu mu, “Rıza Kapısı” çıkar karşına, rıza bulunmadan, Rıza Kapısı çıkmaz. Rıza Kapısı’na çıktığı an, Allah karşına “Sır Kapısı”nı koyar ve “Sırları öğren!” der. O zaman yaşamak çok zor olur, yalnız çok zor olur. Gün olur, çok sinirli olursun derler ki, “Veli’ler deli gibi” oluyorlar, böyle işte tahammül çok zor olur. Kişiye baktığın zaman, aklından geçeni okursun, o kadar iğrenç halleri var ki, yahu kızıyla yatıp çıkan adamın fikirlerini görüyorsun, nasıl tahammül edeceksin? Bir şadırvana bakarsın abdest alan kişiye, bir sürü yılan, çıyan o günahlarının döküldüğünü görürsün…

Namazda meleklerin kimlerin alnına “Berat” yapıştırdığını görürsün, görürsünde görürsün… Yüz metre ileride iki kişi konuşuyor, birazdan kızıp, birinin diğerine yumruk atacağını görürsün, daha olmadan önce bilirsin. Bir ağaca çıkarsın, ağacın neresi hasta, neresi ağrıyor bilirsin, nedenini bilirsin. Daha neler bilirsin, neler…

Sular konuşur seninle, “Aleykümselam!” der, sen de sulara selam verirsin. Sular zaten “Ya Hadi, Ya Hadi” der, akar gider. Daha neler, neler. Gelirsin karına, karının aklından başka bir erkek geçiyordur, bunu görürsün. Şimdi tahammülü zor bölüme geçiyorum, insanların çoğu hayal kurar, bunları görürsün, daha neler görürsün yani tahammülü zordur. Ondan sonrada yalvarırsın, “Yarabbi keşfimi kapat!” ama bir açıldı mı artık zor.

En güzel, en huzurlu şey mürid olmak. Çek virdini oh, kafan rahat, dünyada senin, ahirette senin! Ne mesuliyetin var ne bir şeyin var, hele bir görev alda sırtına, al beş tane Uhud Dağı, o zaman gör dünya kaç bucakmış! Bu işin hakkını veremeyenler var ya Mahkeme-i Kübra’da:

“Yarabbi, beni keşke kafir yapsaydın!” der, ne sanıyorsun kolay mı?

Her mürid için özel metodun var, özel düşüncen var, özel yöntemin var, uzak olsun, yakın olsun fark etmez. Evinin işini ihmal edersin, karını ihmal edersin ama onları ihmal edemezsin, işte bunlardan kimse haberdar değil ki!

Birgivi Hazretlerini bilirsiniz, Balıkesir’li. Birgivi Hazretlerinin çok güzel bir eşi vardı, Karesi Beyi ona göz koydu, kandıracak onu Birgivi’den alacak. Derken aylar, yıllar geçiyor, kadınında gönlü kaymış Karesi Beyine, kocası Veli’lerden ama kadın bilmiyor.

Bir gün, tuvalete giriyor kocası, ağlayarak çıkıyor tuvaletten, karısı diyor:

“Ne oldu adam?”

“İbrik kırıldı!” diyor.

Hani eskiden, ibriklerle su koyarlardı ya tuvalete.

“Bir ibrik için ağlanır mı? Bir tane daha koyarız!” diyor.

“Ey hatun, benim avret yerlerimi o ibrik görmüştü, başka bir ibriğe nasıl göstereyim?” diyor.

Adam Veli, Allah dostu. Kadın orada durumu anlıyor, yoksa gönlü kayıyormuş Karesi Bey’ine. Adam diyor, “Biz bu Balıkesir’den gidelim!” Gittiler, İzmir’e taşındılar.

Yani; insanın keşfi açıldı mı sanıldığı kadar kolay değil, hayat zor olur!

Birinin birini kandırdığını görürsün, apaçık kandırıyor işte, söylesen olmaz, söylemesen olmaz. Söylesen “Sen nerden biliyorsun?” diyecek, ne diyeceksin, “Ben Veli’yim mi?” diyeceksin. “Ben Veli’yim!” diyen zındık olur. Böyle diyorlar yani, biz bunları biliyoruzda duyduklarımız yani.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#Rızakapısı#sırkapısı#rabıta#zikir#ibadet#samimiibadet#keşfinaçılması#evliya