Ana Sayfa Blog Sayfa 28

Behlüldane Hazretleri – Şeyhül İslam’a; “Vallahi Delisiniz!” Diyen Adam

2

Şimdi tarihte yaşanmış bir olaydan dem vurayım size…

Şam’da bir toplantı oluyor. Şeyhül İslam Hazretleri zahir kendi, sofi değil. İşte kim gelir onun davetine falan paşa gelmiş, falan sadrazam gelmiş, falan vali gelmiş vs. vs… Yiyorlar, içiyorlar ondan sonra başlıyorlar gıybete, “Falan öyle yaptı falan böyle yaptı…”

İçlerinde de temiz bir sufi var, bakıyor bakıyor bunlara diyor ki; “Efendiler, Allah’tan haya edin, Allah’ın nimetlerini yedik, içtik. Daha bunların şükrünü eda edemeden, şeytanın ameline yapıştık, bu delilik…” diyor.

Ee şimdi Şeyhul İslam’a böyle hakaret edilir mi toplum içinde?

Şeyhül İslam diyor ki; “Bunun kayınbiraderini veya kayınpederini bulun, getirin!” diyor. Kayınbiraderi de o cemaat içerisindeymiş; “Buyur efendim benim!” diyor.

Şeyhül İslam diyor ki; “Git bundan bacını al, bundan sonra bacınla yatarsa zina olur, çocuk olursa piç olur, bu akıllı insana deli diye kasam etti. Bizim deli olduğumuza dair fetva getirsin bir yerden, ondan sonra bacını verirsin!” diyor.

Bu kimin hükmü, Şeyhul İslam Hazretlerinin. Bâtını yok ki adamların, sadece zahir. Gidiyorlar adamın karısını alıyorlar, birkaç küçük çocukla adam rezil kalıyor. Oraya gidiyor, buraya gidiyor, kim fetva verecek, Şeyhül İslam için mümkün mü?

Bir gün yine iyice bunalmış adam çare ararken, bir Allah dostuna rastlıyor. Ama Allah dostu olduğunu bilmiyor.

“Hayırdır evlat, nedir bu dalgınlığın?”  diyor.

“Sorma baba!” diyor.

“Sordum oğlum!” diyor. Aslında biliyor da konuşturacak onu.

“Başıma böyle böyle bir iş geldi…” diyor.

“Çaresini bulamadım!” diyor.

Allah dostu da; “Ben sana onun ilacını söyleyeyim!” diyor.

“Sen eve git. Çoluk çocuğunu ya komşuya ya birine bırak, doğru Bağdat’ın yolunu tut.”

Bu olay Harun Reşit zamanında yaşanıyor. Harun Reşid’in abisi var, Behlül Dana Hazretleri büyük Veli’lerden.

“Senin çaren onda, git ona durumu anlat!” diyor.

Adam meşakkatli bir yolculuktan sonra Bağdat’a ulaşıyor, düşünüyor imparatorun abisi nerede olur, sarayda olur. Doğruca gidiyor saraya, muhafızlar:

“Dur bakalım, hayırdır!” diyor.

“Ben imparatorun abisini, Behlüldane Hazretlerini ziyarete geldim.” Muhafızlar diyor ki; “O ömründe bir sefer bile buraya ayak basmadı. Harun Reşit o kadar büyük şeyler sundu ona ama gelmedi. ‘Senin malında helal yoktur,’ dedi sarayada gelmedi!” diyorlar.

Bir istikamet tarif ediyorlar. “Buradan git, Bağdat’ın çıkışında hurmalıklar var orada bir kulübe var, orada yaşar Behlüldane Hazretleri” diyor. Behlüldane’nin namı yayılmış her yere, büyük Veli.

Adam gidiyor, kulübeyi buluyor, tam kapıya vuracak, Behlüldane Hazretleri kapıyı açıyor, şöyle bir bakıyor adama, “Be oğlum, bunların deliliği sana mı kalmıştı, ne gereği vardı? Geç içeri, sen yorgunsundur” diyor, yediriyor, içiriyor, dinlendiriyor.

Behlüldane Hazretleri doğruca sarayın yolunu tutuyor, o güne kadar hiç gitmemiş saraya, Harun Reşid’e diyorlar ki;

“Ağabeyin geliyor.”

“Vallahi gelmez.”

“Geliyor!” diyorlar.

Yola halılar serdiriyor Harun Reşit’te biliyor Veli olduğunu. Avluda karşılıyor “Selamünaleyküm!”

“Aleykümselam!”

“Ey anamın oğlu!” diyor. Kardeşim demiyor, “Allâhu Teâlâ benim bir işimi sana düşürdü, halledersen sana hayır dua ederim!” diyor.

“Ne demek abi emret, canımı vereyim!” diyor.

“Canını istemiyorum!” diyor, “Şimdi, senden istediğim şu, beni falan şehre emir tayin et ama fermanda yaz ki astığı astık, kestiği kestik, böyle katı bir vali olarak beni tayin et.”

Harun Reşit şaşırıyor, öyle şeylerle işi olan bir adam değil, ama biliyor ki bir hikmeti var.

“Derhal abi!” diyor. Hemen fermanı yazıyor. Alıyor fermanı Behlüldane Hazretleri “Allah senden razı olsun!” diyor.

Gelen adamı alıyor Bağdat’ın dışına çıkıyorlar.

Adımını atacak diyor ki; “Oğlum, gözlerini kapat, sağ ayağını ayağımın üzerine bas.”

Basıyor adam ne olduğunu anlamadan:

“Gözlerini aç!” diyor.

Bir bakıyor kendi şehrinde! Tayyi mekan yapmışlar.

“Evlat” diyor, “Sen git, çocuklarına bak, ben burayı halledince seni çağırırım!” diyor. Şimdi, Allah dostunun aklına bak, bunu nasıl hallediyor.

O şehrin emirinin karşısına çıkıyor, Emir bir bakıyor dilenci kılığında biri Behlüldane olduğunu nerden bilsin. Kapıcıya bir bağırıyor;

“Ben sana demedim mi buraya dilenci sokma!” diye.

Behlüldane Hazretleri çıkarıp fermanı uzatıyor. Fermana bir bakıyor Behlüldane hem de bu şehre Emir olmuş hem de astığı astık kestiği kestik.

Hemen kalkıyor, “Efendim şöyle böyle…”

“Sus!” diyor.

“Yağcılık etme, geç otur şuraya, yarın büyük bir meydana 7 yaşından, 70 yaşına bütün erkekleri topla!” diyor.

“Eğer gelmeyen olursa, diri diri derisini yüzer, içine saman doldururum!” diyor.

Vali de o toplantıda bulunanlardan birisi. Hemen tellalları topluyor, her yerde bağırıyorlar, “Behlüldane Hazretleri şehrimize teşrif buyurmuşlardır, falanca meydanda yediden yetmişe herkes toplanacaktır.”

Neyse ertesi gün mahşer yeri gibi orası, Behlüldane Hz. yüksekçe bir yere çıkıyor, “Ey Allah’ın kulları, size zahmet verdim, hakkınızı helal edin, çok önemli bir işi görüşmek için içinizden bana 20 kişi seçin!” diyor.

Kimi seçecekler, onları seçecekler. Yine milletin iradesiyle yani, laiklik İslam’da ta baştan beri var. Bu 20 kişi alıyor, geliyor vali konağına öbürlerine; “Allah razı olsun, siz görevinizi yaptınız, dağılabilirsiniz.”

Valinin koltuğuna oturuyor, 20 kişiye diyor ki; “Benimle görüşecek 10 kişiyi seçin.” Seçiyorlar. Gerisine, “Gidin!” diyor.

10 kişiye diyor ki; “Benimle görüşecek 5 kişiyi seçin.” Seçiyorlar. Kalanlara, “Siz gidin!” diyor.

Kalan 5 kişiye diyor; “Benimle görüşecek 3 kişi seçin.” Seçiyorlar, kalanlara, “Gidin!” diyor. 3 kişiye diyor, “Benimle görüşecek bir kişiyi seçin!’’ diyor, Şeyhül İslam seçiliyor. Diğerlerine “Gidin!” diyor.

İkisi kalıyor. İkisi kalınca “Hadi, sende git!” diyor.

Hadi anlarsan anla bir şey. Adam hem gidiyor hem geri dönüyor bakıyor. Adam bir şehri topladı, “Sen git, sen git.” Bir kişi kaldı “Sende git!” dedi. Adam anlayamıyor, muamma, nasıl iş bu hem gidiyor hem dönüyor.

Şeyhul İslam diyor ki; “Efendim, akşam yemeğine sizi davet etsek, teşrif eder misiniz?” diyor.

Kabul ediyor Behlüldane Hz. O ve 20 kişi saraya gidiyor. Yağcılık etmek için büyük bir hazırlık yapıyorlar. Akşam namazından sonra gidiyor Hazret, sofraya oturuyor, çıkarıyor torbasından bir arpa ekmeği ve bir avuç zeytin koyuyor önüne, “Benim rızkım bu, mühim olan beraber yemek.” diyor.

Herkes yemeğini yiyor, sofra kalkınca Behlüldane diyor ki Şeyhül İslam’a; “Güzel bir çay demle, malında bir çay kadar helal vardır!” diyor.

Çay demleniyor, çay gelince Şeyhul İslam’a diyor ki:

“Sana üç veya dört soru soracağım, ben yemin etmem ama Allah’ın adına yemin ediyorum ki kasıtlı olarak bir kelime yalan söylersen anlarım, derini yüzerim!” diyor. Konu ne şimdi soruduğu sorular ne, konu ne adama yapılan haksızlık!

Birinci soru: “Sarayın çok hoşuma gitti. Buna kaç para harcadın?” diyor.

“Efendim 300 bin altın harcadım!” diyor.

İkinci soru: “Sen din adamısın. Bu dünya nedir, öbür âlem nedir?” diyor.

Şeyhul İslam diyor; “Efendim, bu dünya, yalan her halimizden sorgulanacağız. Öbür dünyada ebedi cennet var, cehennem var vs…” anlatıyor.

Geliyor üçüncü soruya diyor ki; “Kendini bildiğin günden bu yana fakire, dilenciye, köprüye, çeşmeye, yetime, yoksula ne kadar hayrına para verdin? Tam tutturamazsın orta yollu bir şey söyle!” diyor. “60 altın!” diyor.

Diyor ki Behlüldane, “Oğul sen kendin izah ettin, bu dünya yalan, bundan sorgulanacaz, bu yalan dünya için üç yüz bin altın harcayan, ebedi olan âlem için de sadece altmış altın harcayan nedir?” diyor. Şeyhul İslam düşünüyor, düşünüyor…

“Vallahi delidir!” diyor.

Bak, akla bak. Konu uzunda…

“Peki o zaman, o mübarek adam, size bunu deyince neden karısını aldınız elinden?”

Bugün için böyle bir imtihandan geçsek vallahi akıllı adam bulamayız…

 

#BehlüldaneHazretleri #gıybet #nimeteşükür #dedikodu

Sünnet Ve Nafile Namazlar – O Vakitte Allah Seslenir – Sofiler Kaza Namazını Nasıl Öder? – Kur’ân Konuları Detaylı Anlatsaydı -Kişi Farzlardan Kaç Yaşında Sorumlu Olur?- “Öldüğümde Bunları Yapmayın!” – Ölen İçin Okunan 70 Bin Kelime-i Tevhid – Hiçbir Günahın Aşamadığı Zikir – Nefisle Olan Savaş Ne Zaman Biter? – Şeytanı Eve Nasıl Sokmayız? – Hergün Oruç Tutup, Her Gece Nasıl Zikredilir?

2

Sünnet Ve Nafile Namazlar 

Yatsı namazının vitir namazını kıldıysan, bir daha namaz kılamazsın. Teheccüd namazını kılmaya niyet eden bir kişi, vitir namazını kılmaz. Vitir namazını kıldığın an o gün düğümlenir. Teheccüd namazını kılar sonra vitir namazını kılar, işi bitirirsin. (Gece geç saatte yatacaksan, vitir namazı kılmışsan, teheccüd namazı kılamazsın. Vitir namazını kıldın, uyupta teheccüd vakti kalkarsan, teheccüd namazını kılabilirsin.)

İkindi namazından sonra akşam ezanına kadar hiçbir namaz kılınmaz. Bir de gece vitir namazını kıldığın zaman uyuyup uyanmadan sabah namazına kadar bir daha namaz kılınmaz. Bütün nafile namazlar iki iki kılınır. İki tane sünnet-i gayri müekkiye vardır. Bunlar ikindinin 4 rekat sünneti ile yatsının ilk 4 rekat ilk sünnetidir. Öğlen namazının 4 rekat sünnet-i gayrı müekkiye değildir. Diğer namazların sünnetleri iki rekattır. 3 tane dörtlük sünnetimiz var, biri öğle, biri ikindi, biri yatsıda.

Öğlenin sünneti, normal sünnettir. Tahiyyat’ı okursun, salavatları getirmeden “Allahu ekber” der kalkarsın, üçüncü rekatta:

Fatiha, Zammı sûre,

Dördüncü rekatta: Fatiha, Zammı sûre.

İkindinin dört rekatına geldik, sünnet-i gayri müekkiyedir.

“Niyet ettim, Ya Rabbi, vaktin sünnetine!” deyip:

Allahu ekber”, Sübhaneke, Fatiha, Zammı sûre.

İkinci rekattan sonra Tahiyatta oturunca, Tahiyyat, Allahümme Salli, Allahümme Barik, Rabbena’yı da okursun “Ve gına azaben nar”a kadar.

Sonra üçüncü rekata kalkarsın; Sübhaneke ile başlarsın, Fatiha ve Zammı sûre,

Dördüncü rekat: Fatiha ve Zammı sûre.

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Öğlen namazının son sünnetini iki yerine, dört kılan o gün oruçlu gibidir, yatsı namazının son sünnetini dört olarak kılan, o gece hiç uyumadan zikretmiş gibidir.’’

Onlar sünnet-i gayri müekkiye gibi değil, normal öğlenin ilk dört rekatlık sünneti gibi kılınır. Bunlar ecir kapılarıdır.

Bunun dışında “teheccüd namazı” kılacaksın, 6 rekat, 10 rekat bunun adedi yok. Her iki rekatta bir selam vererek kılarsın, gece fecr zamanında kılınan bir namazdır. Bu namaz peygamberlere farzdır, ümmetine nafiledir. Teheccüd namazını kılıp, yapılan dualar geri çevrilmez, mutlaka bir gün kabul olur. Fecr zamanı Peygamber Efendimizin dünyaya geldiği saattir. Her vaktin ilki, sonu, ortası vardır.

O Vakitte Allah Seslenir

Allâhu Teâlâ’nın nazar edip; “Ben’den mal, mülk isteyen yok mu? Ben’den sıhhat isteyen yok mu? Derdine çare isteyen yok mu?’’ dediği zamandır.

“Teheccüd namazı” nafilelerin en önemlilerinden biridir, bunun dışında “Duha Namazı” vardır, güneş doğduktan 45 dakika sonra kılınır, birkaç saat süresi vardır.

Akşam namazından sonra “Evvabin namazı” vardır. Bunlar nafiledir, kişi yapmak zorunda değildir.

“Tesbih namazı”da vardır. Tespih namazını yanlız herkes kılamaz. “Sübhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber’’ denir yüzlerce kez ve rükunları var ona göre.

Sofiler Kaza Namazını Nasıl Öder?

Sofiler için şöyle bir olay var. “Evvabin namazı” akşam namazının farzını, sünnetini kıldıktan sonra kalkıp; “Niyet ettim Ya Rabbi, senin rızan için evvabin namazı kılmaya!’’ der, kılarsın. (Nafile namaz olarak 2,4,6 rekat kılabilirsin vird edinmeden.)

Bir de geçmiş kaza namazlarına kefaret olarak kılarsın, şöyle ki:

“Niyet ettim Ya Rabbi, geçmiş kaza namazlarıma kefareten Evvabin namazı kılmaya, Allahu ekber” dersin.

Birinci rekatta; Sübhaneke, Eûzu Besmele, Fatiha, 1 adet Ayetel Kürsi, 3 adet İhlas

İkinci rekatta; Besmele, Fatiha, 1 adet Ayetel Kürsi, 3 adet İhlas okunarak kılınır.

Bunu devamlı kılarsan geçmiş kaza 40 senelik namazına kefaret olur, bu yanlız sofiler içindir.

İkinci bir yolda; “Duha namazı”dır.

Sabah güneş doğduktan 45 dakika sonra bunun zamanı başlar. 12 rekat olarak kılınır. İki iki kılınır, bu da iki şekilde kullanır. Birincisi Allah rızası için, ikincisi kaza namazlarına kefaret olarak kılınır.

“Ya Rabbi, niyet ettim geçmiş kaza namazlarına kefareten Duha namazı kılmaya!’’ diye niyet edersin. Böyle 12 rekat kıldığında Duha Namazı geçmiş 15 senelik kaza namazını kapatıyor. 30 senelik borcun varsa bunu iki defa yaparsın, 45 senelik borcun varsa onu 3 defa yaparsın ama ondan sonra namazı terk etmemek kaydıyla!

Yani “Ben nasıl olsa öyle kapatıyorum, tekrar kapatırım” deyip, namazını düzenli kılmazsan bu da kabul olmaz. Adam geçmişte hata etmiş kılmamış, yaşı ilerlemiş Allah Rahmet ediyor, kolaylığı veriyor.

Duha namazı, vakti varsa müminlerin kılması gereken bir nafile namazdır kılarsan. Kılmazsan, Allah neden kılmadın demez, kılarsan Allah’ın gözüne girmiş olursun.

İmam-ı Şafii’de 4 rekatlık nafile namaz yoktur. İmam-ı Azam’da vardır.

Şimdi ikindi namazının gayri müekkiye olan sünnetini bir tarif edelim.

“Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya!’’ diye niyet ederiz.

Allahu ekber”, Sübhaneke, Fatiha ve Zammı sûre, rükûya, secdeye gittik, kalktık.

İkinci rekatta; Fatiha ve Zammı sûre, rükû, secde.

Tahiyyat’a oturduk, Ettehiyyatü, Salli, Barik, “Rabbenâ âtina fid’dünyâ haseneten ve fil’âhireti haseneten ve kınâ azâben nâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn” diyecen,      Üçüncü rekata kalkacan.

Üçüncü rekatta; Sübhaneke ile başladın, Fatiha, Zammı sûre, rükûye secdeye gittin.

Dördüncü rekatta kalktın, Fatiha ve Zammı sûre,

İkinci Tahiyyat’ta oturdun. İkinci Tahiyyat’ta da birincisi gibi hepsini okur, selam verirsin.

“Kaza” demek; hata demektir. Mesela sabah namazını kılamamışım, kılamadığın sabah namazı için öğleni beklemezsin, öğleden evvel kılmam gerektiği zaman sadece şöyle niyet ediyorum; “Niyet ettim Ya Rabbi, vaktinde kılamadığım sabah namazını kılmak için!” diyorum.

“Kaza” kabahattır, “kaza” suçtur. Kazaya kalmış namazda kasıt yok, şartlar öyle gelişmiş. Yani bizim toplumumuzda onun adı “kaza” olmuş.

Kur’ân Konuları Detaylı Anlatsaydı!

Allâhu Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de kılamadığın birikmiş namazlar için bir hüküm getirmiyor ama Peygamber Efendimiz getiriyor. Allah, Kur’ân’da bütün ince detaylara kadar inmez, zaten O’nun şanına yakışmaz, O satır başlarıyla verir. Yani Allah’ın emri nasıl farz ise Peygamberin emri de farz.

Peygamber Efendimiz kişinin kılamadığı namazları nasıl kılacağını, ne şekilde kılacağına kadar izah etmiştir. Çünkü Allâhu Teâlâ Kur’ân’da detaya girseydi, Kur’ân bunun 20 misli olurdu. Bununla da amel etmek herkes için çok zor olurdu. Oysa Allah kulları için kolaylığı murat ediyor, zorluğu değil, “Ya Habib’im, zorlaştırma, kolaylaştır’’ diyor.

Kur’ân’da tehdit vardır, Allah bir yerde tehdit eder, bir yerde baskı yapar, bir yerde ümit verir, bir yerde örnek gösterir, bir yerde müminler için hazırladığı nimetler ile müjdeler. Yani Kur’ân’da çok çeşitli konular vardır.

Bunların dışında da müteşabih ayetler vardır. Yani imanı zayıf olanı şüphede bırakacak ayetler. “Biz o müteşabih ayetleri, kafirin küfrünü arttırmak için, müminin de tevekkülü arttırmak için gönderdik.” Kafir orada tezata düşer. Ve tamamen yoldan çıkar gider. Kur’ân, mümine nur ve şifa iken kafire de tersidir.

Kişi Farzlardan Kaç Yaşında Sorumlu Olur?

Yaş 15 dolunca 32 farz farz olur kişiye, yani sınır 15’tir. Ondan öncesinden sorgulamaz. Yaş 15 doldu; yani 16’dan 1 gün aldığın zaman kişiye her şey farz olur. Artık ondan sonraki her halinden kişi sorumludur. Hayatının her karesinin hesabını Allâhu Teâlâ’ya verir.

Şimdi mesela; Türkiye’de adam 60 yaşına girmiş, “Hadi bakalım, ölüm korkusuna bu namazları tamamlayalım!” diyor. Para ile namaz satın alanları gördüm, böyle bir şey olur mu, bunlar delalettir. Hiç kimsenin ameli diğer bir kişiye yarar sağlamaz.

“Öldüğümde Bunları Yapmayın!”

Ben her zaman söylemişimdir; “Öldüğüm zaman, sakın arkamdan ağlamayın. Sakın benim için 40’tır, 7’dir, bunlarla uğraşmayın. Sevinin, bayram edin benim için!”

Ölmek mümin için cehennemden çıkıştır, azad olmaktır hapisten.

Ölen İçin Okunan 70 Bin Kelime-i Tevhid

Mesela; adam ömründe “La ilahe illallah” dememiş, ölünce “Hadi bakalım buna bir 70 bin Kelime-i Tevhid çekelim de kurtulsun. Böyle bir şey olur mu? Ne babanın çocuğuna ne çocuğun babasına yararı olmaz o dehşetli bir gündür.

Hiçbir Günahın Aşamadığı Zikir

“Tesbih namazı”da nafile namazdır, çok faydaları vardır. Ötelerde çok işe yarayacak bir şeydir. Joker gibidir, her yere konan joker gibidir.

Sofiler için ötelerde pek zorluk yokta. Birde… Bilmiyorum her şeyi söylemek… Artık şeyi aştık, sayfayı çevirdik diyelim.

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir kişi, ‘Estağfirullah ve etübü ileyh’, ‘Sübhanallahi ve bihamdihi’ zikrini bir arada yaparsa (Her gün değil. Günde 10 defa 20 defa aklına gelirce veya 10 gün sonra aklına geldi gene yaptın.), hiçbir günah bunu aşamaz!” diyor, “Bunlar Arş’a asılır!” diyor. Allâhu Teâlâ bunları Arş’ta asılı tutar. Yani “Dünyada işleyeceğim ne tür bir günah varsa, hiçbir günahın bunları aşamayacağını” söylüyor. Bunlar aslında sır kısmıdırda yani çizginin ötesidir. Bunlar Allah’ın evliyasının halleridir. Bunlar aklınızın alamayacağı kadar değerli şeyler.

Biz insanız her türlü günahımız var, hırsımız var, tamahımız var, afedersiniz şehvetimiz var, şusu var, busu var da var… Biz nefsi olan bir varlığız. Gün olur fikirler hayra akar gider, gün olur şerre akar gider. Şimdi zaafları ne kadar engellesen ne kadar önüne set çeksen, bu seti deler yine bir yol tutar gider. Şimdi, sadece bu mücadele olmazsa bu savaşın ecri de bu kadar büyük olmaz. Ömür boyu bu savaş devam eder nefisle olan.

Nefisle Olan Savaş Ne Zaman Biter?

Bu savaş nerde biter, Gavsul Azam olursan. Ee bu yüzyılda bir kişi oluyor, bunu da Allah tayin ediyor. Her insanın Gavs olması mümkün değil ki! Veya onun altında Kutbul Aktap Makamı var. Bu makama gelen 4 kişi var ve bunların bile nefsinde %7 afetler var hala. Gavs’ın bir alt makamı bak, düşünebiliyor musun? Allah razı olsun! İnsan hata yapar mı, yapar! Kutbul Aktab Makamı’na kim gelir, binlerce Veli var, içlerinden dört kişi gelir.

Ulûlelbab Makamı’na gelen, yani ruhani Miraç yapan insan-ı kâmil olan, onun şeytanı Müslüman oluyor.

Şeytanı Eve Nasıl Sokmayız?

Bir insan dışardan evine geldiği zaman sağ ayağıyla içeriye girerken, “Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm” diyerek girdiği vakit şeytan o kapıdan içeri giremez, “Bu evde ne bize yemek var ne yatacak yer var!’’ der dışarda kalır.

Sonra girdiğin vakit bir Ayetel Kürsi okursan ve bunu devamlı yaparsan yavaş yavaş yok olup gider o evden. Çünkü; Ayetel Kürsi’de beş kelime vardır, içine gizlenmiştir. Allah dostları haricinde kimse bu beş kelimelerin hangisi olduğunu bilmez. Bu kelimelerin hepsinde 50 ecir, bereket vardır, hepsi 250 bereket yapar. Bunlar Allâhu Teâlâ’nın özel hediyeleridir ümmete. Kendi özel hazinesinden hediye Ayetel Kürsi bu ümmete.

Tesanütlü (birlik, dayanışma, iyi geçinen) aile için Allâhu Teâlâ sevinir ve onları sever. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “Bir eş, diğerine şefkatle, merhametle baktığı zaman Allâhu Teâlâ onların günahlarını dökün” diyor hadisinde. Allâhu Teâlâ’nın en hoşuna gitmeyen boşanmaktır, helaldir, suç değildir ama Allâhu Teâlâ’nın hoşuna gitmez. Ama mecbur kalınmışsa amenna! Fakat kadın huysuzsa ki, bu devrin kadınları %50 huysuzdur, belki daha fazla. Cenab-ı Peygamberimiz diyor ki; “Bir erkeğin karısı huysuzsa, onu boşamadıkça Allâhu Teâlâ onun hiçbir duasını kabul etmez.”

Hergün Oruç Tutup, Her Gece Nasıl Zikredilir?

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Kim ki öğlen namazının 2 rekat son sünnetini 4 rekat kılarsa, o gün oruçlu gibidir. Kim ki yatsı namazının 2 rekat son sünnetini 4 rekat kılarsa, o gece hiç uyumadan sabaha kadar zikretmiş gibidir.”

Birgün Peygamber Efendimize bir hatun geldi; “Ya Resûlullah, ben evlenmek istiyorum ama bir şartım var”.

“Nedir şartın?” dedi Efendimiz.

“Benim kocam, gündüzleri oruç tutacak, geceleri zikredecek!” dedi.

Peygamberimiz Ashab’a sordu; “Var mı böyle biri?”

Ashap’tan biri çıktı, “Ben talibim, Ya Resulullah!’’ dedi. Peygamber Efendimiz nikahlarını kıydı, yolladı bunları.

Kadın bakıyor ki adam oruç tutmuyor, zikirde yapmıyor. (Virdi hariç, çünkü Ashap’tan vird çekmeyen yoktu.) Bir ay baktı, iki ay baktı, üç ay baktı oruç yok, zikirde gece yarım saat, bir saat. Kadın geldi Efendimize; “Ya Rasûlullah, ben bu adamdan ayrılmak istiyorum!” dedi.

“Neden?” diye sordu Efendimiz.

“Ben gündüzleri oruç tutmasını, geceleri zikir yapmasını şart koştum, bunların hiçbirini yapmıyor!” dedi.

Peygamberimiz; “Çağırın adamı!” dedi. Çağırdılar, geldi.

Efendimiz dedi ki:

“Bu kadın senden boşanmak istiyor, şartları yerine getirmiyormuşsun.”

Adam dedi ki; “Ya Rasûlullah, ben bütün gün oruç tutuyorum, bütün gece de zikrediyorum.”

Kadın; “Hayır, yapmıyor!” dedi.

Adam dedi; “Ya Rasûlullah, ben her gün öğle namazının 2 rekat son sünnetini 4 rekat kılıyorum.”

Efendimiz dedi; “Tamam. Sen bütün gün oruçlusun!”

“Ya Resûlullah, ben yatsının 2 rekat son sünnetini 4 rekat kılıyorum.”

Efendimiz dedi; “Tamam, bütün gece zikrediyorsun.”

Kadına dedi; “Daha ne istiyorsun?”

Kadın şaşırdı, “Ya Rasulullah bu iş öyle mi?”

“Öyle!” dedi.

İşte bu Peygamber Efendimiz tarafından perçinlenmiş bir iştir, insanın yolunu açar.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#namazborcu #nafilenamaz #sünnetnamazları #kazanamazı #teheccüdnamazı #tesbihnamazı #Duhanamazı #namazdakisonsünnet #şeytangiremez #hadis #nefislesavaş #nefislesavaş #zikir #Ayetelkürsi

Hallac-ı Mansur Hazretleri – Kime Hoşgörü Olmaz? – Hikmete Ulaştıran Haller

0

İslam evliyasında Hallac-ı Mansur Hazretleri büyük Veli’lerdendir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz, Mirac’a çıktığı vakit “Ettehiyyatü lillahi ves salavatü vet tayyibat”.

Tahiyyat’ın bir kısmını da Cenab-ı Hak söyledi, onun için müminin Mirac’ıdır namaz.

Hallac-ı Mansur Hazretleri bir yerde sohbet ederken, “Ne için Allah’ın selameti sırf salihlerin üzerine olsun” deniliyor Tahiyyat’ta, niçin “Bütün insanların üzerine değil!” dedi ve o gece rüyasında Efendimizi gördü. Efendimiz ona dedi ki:

“Ya Mansur, sen bilmez misin ki, Tahiyyat’ın yarısını ben, yarısını Cenab-ı Hak söyledi”.

“Bilirim!” dedi.

“Peki, bunu bile bile nasıl bunun hilafında laf ettin?”

“Yanlış yaptım, ya Resulallah!” dedi.

“Bir ceza hak ettin!” dedi Efendimiz, “Dünya’da mı istersin, ahirette mi?”

Büyük Veli’lerden Hallac-ı Mansur dedi ki:

“Ya Resulallah, dünyada verin de herkes ibret alsın.”

“Peki!” dedi Efendimiz.

Sabahleyin Mansur kalktı; “Enel Hak!” dedi, “Allah benim!” dedi.

“Ne yapıyorsun, sen deli misin?” dediler.

O sözünden vazgeçmedi; “Enel Hak!” dedi.

Zamanın halifesi salih zâtlardan, ona bir sürü kişi yolladı, “Söyleyin bu sözünü geri alsın, yoksa zahiren katli vacip olur!” dedi.

Şeyh Şibli gibi büyük zâtların yaşadığı bir dönem, Hallac-ı Mansur iddiasından vazgeçmedi, o zaman halife dedi ki:

“Onu tutuklayın!”

Onu tutuklayıp zindana götürdüler. Zindana girdiğinde bir sürü insan vardı, onlara dedi ki:

“Arkadaşlar, buradan gidin, ben yalnız kalmak istiyorum”.

Dediler ki; “Ey bunak, senin öyle bir gücün olsa, kendin gelmezdin buraya.”

Mübarek bir nazar etti nöbetçiler uyudu. Bir nazar etti kapılar açıldı, “Hadi gidin!” dedi. Zindanın ilk günü müritleri Hallac-ı Mansur’u ziyarete geldi, baktılar ki içeride kimse yok, aradılar, taradılar bulamadılar. Ertesi gün tekrar geldiler, bu seferde zindan yok yerinde. Bir cennet bahçesi gördüler, çiçekler, güller, sular. Zindanda yok ortada. Üçüncü günde geldiler, baktılar Hazret secdede, oturdular mübarek namazını bitirince dedi ki:

“Çocuklar, yarın beni diri diri yüzecekler, cezam bu!” dedi, “Vücudumdan akan kan yerde ‘Enel Hak’ yazar!” dedi. “Millet galeyana gelir, benim intikamımı almaya, bu civarın bütün nehirleri de galeyana gelir, civarda ne köy ne kasaba bırakmazlar. O hali alınca” dedi kendi hırkasını çıkardı, “Bunu atın suyun üzerine yatışsın, insanlar zarar görmesin. O vücudumdan akan kanında ‘Enel Hak’ yazmasına şaşmayın, ahirette öğrenirsiniz sebebini!” dedi. “Zindana geldiğiniz ilk gün, beni bulamadınız. Ben Allah’a misafir gittim!” dedi, “İkinci gün, Allah bana misafir geldi, orası cennet bahçesi oldu.”

Allah’ın misafir geldiği kişinin akibetine bakın! 

Ve menyamel misgale zerratin hayray yerah vemen yamel mis gale zerratin seran yerah”, kim zerre miskale hayır işlerse; karşılığını görür, kim de zerre miskali şer işlerse; karşılığını görür.

Ertesi gün bunun hükmü verildi, “Böyle büyük bir kabahat işlediği için direk asmayalım, bunun derisini diri diri yüzelim!” dediler. Kasap getirdiler, bağladılar, bunu diri diri yüzmeye başladılar. Kan yerde “Enel Hak” yazınca, bir tane ham sofu hemen koşarak halifenin huzuruna çıktı, halifeye sövmeye başladı, “Vücudundan kan akıp, bu yazı yazan adam cezalandırılır mı?” diye.

Halife de kamil zâtlardan biri, sakin sakin dinledi, “Bitti mi, evlat?” dedi, dedi ki; “Evlat, şimdi sana üç söz söyleyeyim, bunları düşün”.

“Birgün Cenab-ı Hak; Senden iyisini benden kötüsüne yolladı, yumuşak söyle, ola ki anlar!” dedi. “Şimdi git!” dedi. Bu cahil “Bu ne demek?” diye düşündü, düşündü bulamadı.

Yolda bir dervişe rastladı, derviş:

“Hayırdır bu ne dalgınlığın?”

“Bir kelime ile uğraşıyorum” dedi.

“Nedir?” diye sordu. “‘Cenab-ı Hak, birgün senden iyisini, benden kötüsüne gönderdi, yumuşak söyle, belki anlar’ sözünün şerhi nedir?”

Derviş tebessüm etti:

“Senden iyisi Hz. Musa, benden kötüsü firavun”. Cenab-ı Hak diyor, “Ya Musa git, firavuna yumuşak şöyle belki anlar.”

Kime Hoşgörü Olmaz?

Daha önce de dediğim gibi katı dil, melunluğun ifadesidir. Yumuşak söyleyeceğiz. Böyle birşey olunca, “Kötü söz sahibinindir!” dersin, “Kişi kişinin aynasıdır!” dersin, kırmadan, dökmeden. Kırarsan, sen de onun gibi olursun. Neye tahammül etmezsin, Habib’ine söverlerse, Allah’a dil uzatırlarsa, orda sabır olmaz, Kur’ân’a sövülürse sabır olmaz!

Hz. Ali Efendimizle bir kafir karşılaştı bir gün, Hz. Ali Efendimize “Ayı!” dedi.

Hz. Ali de ona; “Ali!” dedi.

Sordular Hz. Ali Efendimize; “Bu nedir?”

“Kişi kişinin aynasıdır, o benim aynamda kendini anlattı ve bende onun aynasında kendimi anlattım!” dedi.

Hikmete Ulaştıran Haller

Onun için sabır çok önemli faktördür, şükür ile sabır imanın oluşumunu bunlar sağlar. Kalp kırmamak lazım, kalp kırmak hoş bir olay değildir. Yani; kızmak, sinirlenmek, bağırmak, bunlar tabi kolay değil, zaman ister, kemâlat kazanacak ki, kişi hicap perdelerini aralayacak, yavaş yavaş insan olmaya başlar. Çünkü; senin her hareketini gören Allah var. Bize şah damarımızdan daha yakın, her şeyi ihata etmiştir, bir elmayı suya batırınca nasıl su her tarafı sararsa, âlemleri Cenab-ı Hakk’ın kudreti, ilmi, himmeti birçok faktörü bu şekilde sarmıştır.

Hikmetin ilk basamağı sabırdır, eğer sabır yoksa hikmet ulaşmaz kişiye. Hikmet ulaşmadıkça da insan baktığı şeyi gerçek de görmez, görür birşeyler ama detayı görmez. Yani olayı iki, üç, dört boyutlu görmek. Öyle haller vardır ki, hikmet ehli ağaca, bitkiye yaklaştığı zaman heyecanını bile görür. İki kişi konuşurken, birazdan birinin kızacağınıda görür. Bir ağacın hastalığını, neresi ağrıyorsa, onu da bilir. Hikmetin ilk basamağı sabırdır. Sabır bir, cömertlik iki. Bu iki hal.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#HallacıMansur#HzAli#hoşgörü#öfke#şiddet#sinir#sabır#cömertlik#hikmet

Dünya Hayatı Küçük Bir Mola – Kabirde Kimlerin Cesedi Çürümez? – Hastanın Öleceği Nasıl Bilinir? – Çocukların Rüyası – İkinci Bedenin Tohumu Nerededir? – Yeniden Diriliş – Mahşer’in Kuruluşu – Salihler Kimdir? – Rahman Ve Rahim Esma’ları – Kevser Havuzu Nasıl Oluşur? – Güneş Nasıl Şarj Olur? – Gece Durulamayan İbretlik Yer – Gönül Yıkmak – Kimseyi Ayıplamam!

0

Dünya Hayatı Küçük Bir Mola

Burası küçük bir moladır. Dünya’nın 1000 yılı, Allah’ın bir günüdür. Allâhu Teâlâ’nın zaman birimi ile ölçtüğümüz zaman insanın ömrü bir iki dakika.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de diyor ki; “Siz çok uzun bir yoldasınız, dünya hayatı bir ağacın altında verdiğiniz mola kadarıdır. Ondan sonra öbür âleme doğuş vardır.” Ölüm yoktur, mümin için ölüm yoktur. Mümin için en büyük ödül dünyada ölmektir. Çünkü; dünya zindanıdır müminin. Yani zindandan kurtuluşudur.

Ölüm kafir için çok kötü bir olay. Ölüm anında mümine, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti gösterilir, o can atar gitmek için. O gideceği yeri bilerek gider ve kabri zaten cennet bahçesi gibi olur. Bir gecelik rüya kadar bütün hayat, bir soğan yaprağına bile değmez, eğer kötülükle geçirdiysen vay haline.

Onun için Yunus öyle diyor:

 Geldi geçti ömrüm benim,

 Şol yel esip geçti gibi,

 Hele bana öyle gelir,

 Bir göz açıp etmiş gibi.

Dünyaya bel bağlayan ahmaktır, fani olana asla bel bağlanmaz, baki olana bağlanır. Ve insan dünya üzerinde üç beş dakika, üç beş saniye mola verir ve devam eder. Bu sefer işte ne olur, şimdi insanların bilmediği birçok konu var, nerden geldik, niçin geldik, nereye gidiyoruz?

Kabirde Kimlerin Cesedi Çürümez? 

Kabir. Kabirde birkaç tür insanın cesedi asla çürümez, Peygamberlerin cesedi çürümez, şehitlerin cesedi çürümez, Veli’lerin cesedi çürümez, dervişlerin cesedi çürümez, asla!

Biz mesela; Balıkesir’de büyük mezarlıkta bir derviş kardeşimiz ölmüştü, üç yıl sonra “Zehirlendi” diye ihbar etmişler, mezar açıldı, bende ordaydım uykuda gibiydi. Mümkün değil, yani çürümez. O Allâhu Teâlâ’nın adetidir, “Adetullah” deriz buna. Ve onun mezarı cennet bahçesidir zaten.

Hastanın Öleceği Nasıl Bilinir?

Şimdi, bir insanın ölümünü gözdeki perde kalkarak seyretseniz, bir daha ömür boyu tebessüm edemezsiniz. Dört grup melek gelir insanın canını almaya, Hz. Azrail yalnız başın canını alır. Bir ağır hastaya gittiğiniz zaman deli ve çocuk hariç dikkat edeceğiniz şey, hastalık ağırlaşınca ellerini yumar insanlar. Baş parmak içerde, avucunu yummuş ise o gidicidir, baş parmak açık yummuş ise, parça parça olsa yine yaşar, defteri dürülmedi. O tür bariz işaretler vardır. Çocuk ve deli hariç bak. Çocuklar baş parmağı içerde yumar, o çocuğun gördüğü rüyayı sen ben görsek bir teneke su olur eririz, sabah bizi bulamazlar. Meleialâ’dan görür onlar.

Bana birçok sohbetlerde, birçok kendini beğenmiş rektör, profesör vs. vs. birçok soru sordu; “Cennet, cehennem ne demek, insan doğar yaşar ve ölür, ben mezara giriyorum, her şey çürüyor yok oluyor, neyim cennete girecek, neyim cehenneme girecek, çürüdüm gittim…”

Bir insan canıyla, kanıyla, etiyle, kemiğiyle cennete veya cehenneme girer. Hatta, cehennemde insanın bedeni Mekke ile Medine arası kadar olur. Derisi yedi arşın olur, yetmiş kere deri atar günde yanarken.

Allâhu Teâlâ diyor ki; “Onlar kaynamış irin içerler”.

“Ben size cehennemi anlatsam, bir daha tebessüm edemezsiniz” salatu selam Efendimiz öyle diyor, “Siz, benim bildiğimi bilseydiniz, ömür boyu tebessüm edemezdiniz.”

İkinci Bedenin Tohumu Nerededir?   

İnsanda bir cevher var, kuyruk sokumunun üzerinde, kalçada son bakla var ya onun içinde, mercimekten az büyük bir cevher var. Biz bunu, Berlin 17 Haziran Üniversitesi’nde bin derece hararette denedik, yakamadık. Demir eriyor, su gibi oluyor, bu erimiyor. Asit eritmiyor. Bütün vücut çürür, o kalır çürümez o senin tohumun. Nasıl bir susam tanesini atıyorsun toprağa, susam oluyor.

Allâhu Teâlâ, Kıyamet’ten sonra Dünya’yı yayar. Nasıl yumruk kadar hamuru açarsında yayılır ya işte öyle yayar. İster yangında öl ister denizde öl, nerde ölürsen öl, o nesne kalıyor.

Yeniden Diriliş

Kıyamet’ten sonra meleklerde ölür, Hz. Azrail’de kendi canını alır. Çok özür dilerim, Kıyamet’ten sonra, Allâhu Teâlâ Dünya üzerine erkek menisi gibi yağmur yağdırır. Bu yağmur, o tohumlara ulaştığında o “çıt” diye patlar toprağın altında. Anadan doğma vücut oluşmaya başlar, 40 arşındır bedenleri. Kadınlar 18 yaşında, erkekler 33 yaşında. Toprak altından köklenerek vücut oluşur. Bunları özet yapıyorum, yoksa bir ay anlatmam lazım. Sonra Allâhu Teâlâ melekleri yeniden yaratır, Hz. İsrafil’e, “Sur’u üfle” der. Âlemi Berzah’tan her ruh, bedenine girdiği zaman toprağı yarar, kalkar. Erkek ve kadın anadan dogmadır, üzerinde hiçbir şey yoktur. Mahkeme-i Kübra’ya hepsi akın eder ameline göre.

Mahşer’in Kuruluşu

Mahkeme-i Kübra, Dünya üzerinde merkezi Şam’dır. Şam’da ilk halka bütün insanlık, ta Hz. Adem’den beri hepsi oraya toplanır. Dünya yayıldı, büyüdü, çok büyüdü. Sonra Cenab-ı Hak kendisi Mahkeme-i Kübra’nın ortasına büyük meleklerle iner. Mahkeme-i Kübra 50 bin yıldır, Allah’ın 1 günü Dünya’nın 1000 yılı. Ter kiminin dizine, kiminin göbeğine, kiminin gırtlağına kadar gelir.

Salihler Kimdir?

Kafirler, “Ya Rabbi, bizi bu terden kurtar, istersen cehenneme at!” derler. Orda birkaç çok büyük getirisi olan insan toplulukları var. Birincisi dervişler. Bütün Peygamberler dua ederken diyor ki; “Ya Rabbi, bizi salihlerle et, bizi salihlerden et.” Salihler kim, dervişler işte.

Salatu selam Efendimiz öyle diyor, Ashab’ına anlatıyor:

“Bir gün, Mahkeme-i Kübra’da bütün ümmetler büyük endişeler, büyük korkular, büyük azaplar altında hesap verirken birtakım insan vardır, onlar inciden tahtlar üzerine oturtulur, onlara izzet ve ikram edilir, Peygamberler ve şehitler onlara özenir, imrenir. Ashab büyük hayretle sorar, ‘Onlar kimler, Ya Resulullah?’”. Zamanın tefessühünde, her biri bir yerde oturduğu halde halakayı zikir kurmak için bir araya gelen dervişlerdir. Sizlersiniz işte, şu lütfa bak!

Rahman Ve Rahim Esma’ları 

Şimdi, Kur’ân’da başlıklar vardır mesela; “Kaf, ha, ya, ayn, sad, yasin, elif, lam, mim” gibi. Kaf, ha, ya, ayn, sad”; Mahkeme-i Kübra’nın dizaynını anlatır.

Burada bir kafir dikilir, azap iner başına, yanı başına bir mümin dikilir, rahmet iner başına. Herkesin yeri bellidir, orda kimin nereye ulaşacağı, nerde duracağı bellidir.

Bir de “Ya Rahim” ismi şerifi aynı kavşakta birleşir, biliyorsun, “Rahman” ismiyle bu mülk âleminde herkese merhamet eden Cenab-ı Hak, “Rahim” ismiyle ahirette yalnız müminlere merhamet eder. O da aynı kavşakta birleşir.

Kevser Havuzu Nasıl Oluşur?

Yedinci kat semavat “İndi İlahi, Yirmi birinci Sır Makamı”. En önemlisi de orda Sidre ve Sidre-i Münteha Ağacı. Bu ağacın kalınlığı, benim gördüğüm kadarıyla bu Dünya’nın yetmiş bin katı. Uzunluğu bir şimşek çaksa 1000 yılda ucuna ulaşamaz. Hz. Cebrail’in makamı, onun bir budağıdır, 70 senelik yol kadardır o budak, o budakta dört köşe var, bir köşede Tevrat okunur, 30 bin melek Tevrat okur, 10 bin melek Tevrat yazar. Diğer köşede 30 bin melek Zebur yazar, 10 bin melek Zebur okur. Diğer köşede, 30 bin melek İncil yazar, 10 bin melek İncil okur, diğer köşede 30 bin melek Kur’ân yazar, 10 bin melek Kur’ân okur. Bu hiç kesilmez. Her yaprağı Dünya’yı lahana gibi sarar o ağacın.

Ve bunun üzerinde katrilyonlarca meleklerin makamı var, gece gündüz zikirdedir. Onların zikrinden hasıl olan sevap dünyadaki dervişlere yazılır. Altında bir tane çeşme vardır, iki taraftan su akar. Yetmiş senelik yol kadardır çeşmenin uzunluğu, bu çeşmeden akan su Kevser Havuzu’nu oluşturur. Öbür taraftan akan ikinci bir havuz oluşturur. İşte cennete girmeden önce:

Esteizübillah”, İnna tayna kel Kevser fe salli Rabbike venhar inne şanieke huvel ebter.”, “Ya Habib’im, sana Kevser’i verdik, öyleyse kurban kes, Rabb’ine şükret, secde et.”

Şimdi Kevser Havuzu’nda bütün cennete girmeden evvel, müminler yıkanır, içindeki vesvese, desise, şek, şüphe gider. İkinci havuzda yıkanır, saç sakal yeşile döner, kadında erkekte. Cennette saç, sakal yeşildir. Siyah saç, kır saç, beyaz saç yok; yeşildir. İkinci havuzda yıkanınca, ilkin saç, sakal yeşile döner, sonra kadınlar 18 yaşına, erkekler 33 yaşındaki hale gelir, ondan sonra da cennete giriş.

Cennetin en fakirine, bu dünya kadar 40 katı kadar yer verilir. Oradaki saltanatı size anlatsam ömrüm yetmez. 

Güneş Nasıl Şarj Olur?

Cehennem, ya cehennem! Hadis-i şerifte salatu selam Efendimiz diyor ki; “Cehennemin 7 kapısı vardır. O kapıları bir görseniz, bir daha tebessüm edemezsiniz. Her kapıdan sonra 70 bin dağ var ateşten, bu Dünya o dağların yanında mercimek tanesi kadar kalır.”

Ateşten bak bunlar. Her dağda, yetmiş bin vadi var, her vadide yetmiş bin yarık var, her yarıkta yetmişbin köşk var, her köşkün 70 bin odası var, her odada 70 bin akrep ve yılan var, her akrebin 70 bin kuyruğu var, her kuyrukta 70 bin boğum var, her boğumda 70 bin testi zehir var. Bu cehennem ki ateşi simsiyahtır. Yani bizim dünyadaki ateş gibi değil. Cehennemden dünya üzerine ceviz kadar bir cehennem ateşi düşsün, 15 dakika içine dünyada hiçbir şey kalmaz, düşünebiliyor musun?

Güneşi yılda 15 saniye cehennem şarj eder. Arada uzak bir hat kurulur, 15 saniyede, 12 milyon dereceye gelir. Cehennemin hizmeti vardır bu dünyaya, orda azap yeridir, burada da bize hizmet eder. Güneşi şarj etmezse, hayat biter. Güneş söndü mü, hayat bitti! Cehennem bugün hizmet eder bize. Bugün, Güneş olmasa fotosentez bitki vs. yetişmez, yiyeceğin yetişmez, hayat biter, donar her şey en azından. Bugün dünya hayatında hizmeti var bize. Allâhu Teâlâ bir şeyi tek amaçlı yaratmıyor, birçok hikmeti var yaratışında. Sistematize ederken olayları şekilleri halleri, birçok ince hesapları var. Yani kısacası, Mahkeme-i Kübra 50 bin yıldır, işte orda beklemeyenlerin başında dervişler gelir ve onlara izzeti, ikram ediliyor.

Şimdi Allah razı olsun, dünya ahiretin tarlasıdır. Burada kazanacaksın her şeyi. Burada kazanamazsan, ötelerde kazanacağın bir şey yok.

İnsanlar diyor; “Ben çürüdüm nasıl şey olur?” Yazın güneşte bir gram çimen kalıyor mu, hepsi kuruyor birşey kalmıyor. Benim bahçeme ibretle bakıyorum kökünü dahi çıkar, kökü dahi kurudu bitti. Ama Allah iki rahmet veriyor, yeşeriyor. Seni de yeşertecek mezardan. Senin de tohumun var, çürümeyen bir tohum var sende, seni ondan yeniden yaratacak.

Ana rahminde bunu Yaratan için onu yaratmak çok mu zor? Ama insanlar bunun idrakında değil. İnsan istemedimi Allah’a inanmak, sebep çok! Çünkü nefis neyi istiyorsa yanlıştır o, neyi istemiyorsa doğrudur o. Nefis en büyük düşmanımız. İçimizde taşıdığımız iki kardeş; biri kafir, biri mümin. Ruh mümindir, nefis kafirdir. Nefis, şeytanın dostudur. Ama hep yanlışa insanı zorlar, hırs, tamah, gazap, şehvet gibi, gözü de doymaz yani.

İşte bütün tarikatların uğraşısı budur, nefis tezkiyesi ona haddini bildirmek. Allâhu Teâlâ’nın emirlerini ona benimsetmek. Ama asla susmaz o, en ufak bir boşlukta bıraktığın an pusuya yatmış köpek gibi yine yapacağını yapar. Onun için Peygamber Efendimiz ne diyor; “Hakiki mücahit kimdir? Nefsiyle mücadele edendir.” Düşmanla savaşmaktan çok daha büyük ecirleri var, onunla savaşmanın.

Gece Durulamayan İbretlik Yer

Şimdi Allah razı olsun, materyalist bir sistem dünya hayatı, iki tane Allah edindiler kendilerine, çok özür dilerim, biri seks, biri para. Onun dışında ehemmiyeti yok yani birçok şeyin. Halbuki dünya üç günlük kardeşim, geçip gideceksin. Hz. Adem 1.000 yıl yaşadı nerde? Hz. Nuh 1500 yıl yaşadı, nerde? İkinci Adem gibidir Hz. Nuh, bir gemi insandan geldi dünyadakiler.

Allâhu Teâlâ diyor, “Siz geçmiş kavimleri inceleyip bakmıyor musunuz, onların başlarına neler geldi, ibret almıyor musunuz?” Lut kavmi, Ad kavmi, daha birçok kavim…

İzmir’den Ayvalık’a doğru gelirken bir bölge var, Bergama’dan evvel mi, sonra mı hatırlamıyorum, birgün sizi götüreyim, güneş battıktan sonra girebiliyorsanız girin! Vallahi feryadı figan, bir sinek kalamıyor gece orda, Allah’ın azap ettiği Hz. Cebrail’in sayha ettiği yerlerden biri.

Ben birgün bir şey için durdum güneş batmaya yakın, köylüler dört nala kaçıyor; “Yav ne oldu?” dedim.

“Abi, güneş battı mı burası berbat, feryat figan kulakların yırtılır!” dedi.

Dedim; “O zaman bir dinleyelim, bunu bekleyelim geceyi”. Heyhat girdim dolaştım biraz, sen feryatlara bak toprağın altında. Yeri biliyorum götüreyim bir işitin yani ibret almak istiyorsanız. Onun için insanların kime külhanbeylik ettiğini bilmesi lazım!

“Sukutu fikir, konuştuğu zikir, bakışı ibret olanlar!” Bu üç hal yaşadığında Hz. Musa’nın ayarında adam olursun, çok kolay yani, zor değil. Fikir dediğimiz tefekkürdür.

Gönül Yıkmak 

“Bir saat tefekkür, 70 yıl nafile ibadet gibidir.” buyurmuş salatu selam Efendimiz. Allâhu Teâlâ’da birçok ayette; “Aklınızı kullanın” buyuruyor, “Eğer aklınızı kullanmazsanız, mesuliyet yüklerim üzerinize, pislik yağdırırım üzerinize”. Gönül yıkmayacaksın, katı dilli olmayacaksın, katı dil en kötü şeydir. İnsanın iki bela kapısı vardır; iki dudak arası, iki bacak arası. İki dudak arası daha tehlikelidir.

Peygamber salatu selam Efendimiz bir hadiste diyor ki:

“Katı dilliler melundur!”

Yunus diyor ya:

“Bir tek gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil”.

Gönül yıkmayacaksın, müminin gönlü Kâbe gibidir, Arş-ı Ala gibidir. Zaten gönlü olduğu için insan, Allâhu Teâlâ “Lekad halaknel insane fi ahseni takvim” buyuruyor. Allah’a muhatap olan tek varlık insan ama kafirse onu kaale almana gerek yok. Ama ona da eziyet edemezsin, haklarını yiyemezsin zulüm edemezsin, sebepsiz yere kalbini bile kıramazsın. Bir sebep gerekir.

Çünkü; Yunus ne diyor? “Yaratılanı hoş gördüm, Yaradan’dan ötürü çünkü hepsi onun kulları”. Onun işi senden, benden daha zor, çok daha zor, onlara aslında acımak lazım.

Kimseyi Ayıplamam!

Bugün benim dünyada ayıpladığım hiçbir insan yoktur, ne hırsız, ne sarhoş, ne fahişe, asla ayıplamam. Şimdi onları görünce haline şükredersin. Çünkü hesabı kitabı çetin olacak, zor olacak. Belki senin, benim de olacak, ayrı konuda ama zor olacak. Allah apaçık bunları bildirmiş yani.

Hz. Mevlana o dönem insanlar daha farklı, iki fahişeyi linç edecekler, Hz. Mevlana geliyor olayın üzerine:

“Ne yapıyorsunuz ey ahali? Durun!” diyor.

“Efendim, bunlar fahişe, suç üstü yakaladık!” diyorlar. Alınlarından öpüyor onları:

“Siz Fatıma gibisiniz” diyor, görüşe bak ya. “Eğer siz olmasaydınız, bu kötü erkekler, namuslu kadınlara tasallut olurlardı” diyor.

Yani bir bardağın yarısı doluysa, yarısı boş demeyeceğiz. Dolu kısmını göreceğiz önce. Olumlu yönünü atıyoruz, siliyoruz, olumsuz yönü ne bakıyoruz ki, asla bir mümin olumsuz yöne bakmaz. Sabır ve şükür bunun şiarıdır, hedefidir. Böyle oluncada daima Yunus’un dediği gibi hoş göreceksin!

Dostunu müminden seçersin, çünkü; güvercinler kargalar bir arada uçmaz. Güvercinler, güvercinler ile kargalar, kargalarla uçar.

Onun için Allah razı olsun, dünya hayatı kısa ne olduğunu anlamadan gelip gidiyor. Sonra “Eyvah!” demenin anlamı yok. Yani ayakların kabre indiğinde hiçbir amel yapamazsın artık.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#dünyahayatı #kabir #cennet #cehhennem #gönül #gönülkırma #derviş #mümin #güneş #dünya #Rahman #Rahim #kınamak #KevserHavuzu #mahşer #insanınyaratılışı #kıyamet #mahkemiKübra