Ana Sayfa Blog Sayfa 27

Nasuh Tövbesi Nedir, Niçin Ve Nasıl Yapılır?

0

Nasuh tövbesi; bir daha günah işlememek üzere günahlara tövbe etmektir.

Kişi kendi genel durumuna, hatalarına bakar, büyük günahlarına bakar ki, büyük günah diyince; gıybet etmek, faiz yemek, zina yapmak, fitne çıkarmak, içki içmek ve şirk ki şirkin tövbesi yoktur derler, itilaflı konulardandır ama Allâhu Teâlâ kestirip hemen atmaz, bence affı vardır, tövbesini geciktirmeden, samimiyetle ve tekrar aynı günahları işlememek kaydıyla Nasuh tövbesi yapılır.

Nasuh tövb esi sürekli yapılmaz, birkaç yılda bir yapılabilir. Ancak kişi büyük günah işlerse, kendisini çok günahkar hissettiğinde geciktirmeden bir yıl, iki yıl demeden hemen tövbesini yapmalıdır.

Evvelâ bir boy abdesti alacak. Çarşamba ve cumartesi olmayacak bu günler, diğer günlerden hangisi olursa olur. Bir boy abdesti alacak ondan sonra Allah rızası için iki rekat namaz kılacak. Namazdan sonra, sağ ve sola selam verdikten sonra:

Ya Rabbel Alemin, Ya Erhamerrahimin (Ya Erhamerrahim 3 defa söylenirse daha iyi olur.) Kendimi bildiğimden beri bir sürü yanlış yaptım, bir sürü günah işledim, bir sürü kusurlarım var, bunların hepsi için çok pişmanım ve senden tövbe ederek af dileniyorum. Nefsimle şeytanın tuzağına düştüm, onlara karşı beni korumanı senden diliyorum (Koru beni değil, korumanı senden diliyorum.) ve senin vekilliğine sığınıyorum Ya Rabbi (‘Seni vekil ediyorum’ demek uygun olamaz, emir gibi olur.) deyip,

100 defa “Estağfurullahe ve etübü ileyh Sübhanallahi ve bihamdihi” çekecek ve sonunda da tesbihi bitirince:

Eşhedü enlâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu diyecek ve tecdid-i iman ile yapıcak.

Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu diyerekte tecdid-i iman yapılabilir. Bu şekliyle bir kaç şey eksik ama aynı şey demektir. “Vahdehu la şerike leh”; yani eşi, ortağı olmayan Allah diyorsun. O da olur, diğeri de olur.

Not 1: Nasuh Tövbesi çarşamba ve cumartesi günü ve gecelerinde yapılmaz. İslam’da geceler günden önce gelir. Çarşamba gecesi salı gününün akşamıdır, cumartesi gecesi de cuma gününün akşamıdır.

NOT 2: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#NasuhTövbesi #tövbe #Nasuh

Uykuda Neler Oluyor? – Kimler Yorgun Kalkar? – Herkes Rüya Görür mü?

0

Uyku ile şarj oluyor. Uyku olmadıktan sonra, bunların dolması mümkün değil, insan hayatı biter.

Şimdi, insanlar uyku halinde bu çakra merkezleri, yeniden aynı akünün şarj olması gibi şarj olur. Sabah dinlenip kalkmanın nedenlerinden biri budur. Ancak, şarjı az olan insanlar vardır. Onlar akşamları yorgun yatıp, daha yorgun kalkarlar. Onların şarjları da az olur.

Sarhoş yatanlar, içki ile vücudu mahvedip, karaciğeri duman edip yatanların “seyyalevi” bağı vardır alında. Birinci kat semavattan gelir, Nur’dandır. Bunları normal insanlar görmez. Oradan kâinat enerjisi ile şarj olur, alın çakrasından ona. Yani birinci havuzun taşıp, ikinci havuzu, üçüncü havuzu doldurması gibidir. Bunların bağlantıları zayıftır, imanları, uçup gitmiştir.

Normalinde bir su borusu kalınlığında olan bu bağ, sarhoşlarda, büyük günah işleyen insanlarda o bağ bir kibrit çöpü kadar incelir. Ondan gelen enerjide o kadar olur. Sonra sabah kendine gelmezler, kalktıkları zaman yorgun yatar, yorgun kalkarlar. Bunlar müstesnalardır. Ama normalinde Allâhu Teâlâ’nın kulları rıza ve rüya halinde o taşın dibe düştüğü bütün rüyalar unutulur. Rüyaların makbulü, sabaha karşı görülenlerdir. Doğru mesajlarda onlardır. Ama her insan sabaha karşı gördüğü rüyaları hatırlar, diğerlerini hatırlamaz.

Bir insan bir saat-yarım saat anlattığı rüyayı, 1,5-2 saniyede görür. Bir insanın başında otur, uyurken bekle. Rüya göreceği zaman gözün üzerindeki, kirpiğin üzerindeki kapak oynar. O oynadığı an yarım saat anlatacağı rüyayı gördü o. O kapak oynarken uyandır onu. Bir daha uyusun, bekle başında bir daha uyandır. Bir daha uyusun, bekle başında bir daha uyandır. Bir daha tedavi olmayacak şekilde delirir o.

O çakra merkezlerinin rüya ile bir enerji akımı vardır. Kontak yapar vücutta. Beyni tedavi olmayacak şekilde bozar. Beyindeki bütün dengeler yer değiştirir. O, ömür boyu deli olarak yaşar.

Şimdi insan mutlaka her gece rüya görür ama hatırlamaz. Yani, o taş suyun dibine düştü. Yavaş yavaş yükselirken, ortalarını geçmeden görülen rüyaların hepsi unutulur. Ortalarını geçtikten sonra, görülen rüyalar hatırlanır. Üst başa doğru yani “yakaza hali” çizgisine yaklaştığı zamanlardaki rüyayı da çok net hatırlar.

Rüya hatırlanır veya hatırlanmaz, insan mutlaka rüya görür.

Rüya “seyyalevi” bağda senin yaşamını idame ettirecek, Allâhu Teâlâ’nın lütfu olan bir Nur ve bir enerji getirir sana. O olmazsa akün boşalmıştır. Akü boşaldı mı yavaş-yavaş içerdeki organlar su koyverir. Ya kalp krizi ya şu ya bu, bir çok nedenden o kişinin yaşaması mümkün olmaz. Ya da beyinde bir damar çatlar. Onun için, “Ben rüya görmüyorum” demeyeceksin, “Hatırlamıyorum” diyeceksin. Doğru olan budur, kişi mutlaka rüya görür.

Her rüya ilahi bir mesajdır insana. Rüyada boşa görülmez. Hepsinin bir nedeni vardır, kimine sıhhat getirir, kimine hastalık getirir, kimine menfi müsbet haller getirir. Yani tasarruf Cenab-ı Hakk’ındır. Yani rüya bir kurye gibidir, sana birşeyler ulaştırır; müsbette veya menfide.

Genelde, Allâhu Teâlâ’dan müsbet şeyler gelir. Çünkü ayet-i kerimede:

“Size bir hayr isabet ederse Kat’ımızdandır. Bir şer işlerseniz nefsinizdendir” diyor.

—————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#uyku #rüya #rüyagörme #düş #yorgunkalkma #insanınşarjı

Kainatı Tefekkür Etmelisin – “Açım Yarabbi!” Diyen Neydi? – İmanın Cilası Nedir? – İmanın Ateşini Tutuştur Yeniden

0

Ve la havle vela kuvvete illa billahi Aliyyül Azim” kapsamında öyle sırlar var ki, ondan sonra bir yıldız yukarıda patlar, Güneş’in on milyon katı ışık yayar, bize ulaşmaz, bunlar bize ulaşsa Dünyayı yok eder. Çok uzaklardan ve toz duman olur bu kâinatta yayılır. Sonra içindeki gazlar, moleküller, maddeler yeniden toplaşır, başka bir yıldız oluşur veya iki üç tane oluşur ondan; bir tanesinin yerine, üç tane oluşur. Bu kâinat devamlı sabun köpüğü gibi büyüyor, devamlı büyüyor. Bu kâinat devamlı yayılıyor, büyüyor gidiyor. Bir yıldızdan üç oluyor, beş oluyor, yedi oluyor ondan sonra yayıyor. Bu kâinatın büyümesi Kıyamete kadar devam edecek.

Nasıl gelişen bir ağaç her sene dal budak salıp durmadan büyüyorsa, bu kâinat her yöne o şekil büyüyor, kıyamete kadar. Kıyamette de bunların hepsi talan olup, yok olacak. Bir tek cennetler- cehennemler, bunun dışında bir şey kalmayacak! İşte, şu anda seyrettiğin gökyüzü milyarlarca sene evvelki gökyüzü. Bir günde, bir yıldızdan çıkan ışık en erken bir milyar yılda, bir milyarla-on dört milyar yılda Dünya’ya ulaşabiliyor, yani senin görebileceğin alana geliyor, sen şimdi o yıldızı, o yıldız gibi görüyorsun ya; o yıldızdan gelen ışık, o yıldız belkide beş yüz milyon sene, yedi yüz milyon sene, bir milyar sene, iki milyar sene önce yok oldu gitti, kıyameti koptu. Ama sen hala yıldız olarak görüyorsun onu, ondan çıkan ışık saniyede üç yüz bin kilometre süratle geldiği halde milyarlarca senede senin görebileceğin yere ulaşıyor.

Onun için ha gökyüzüne bak be, gökyüzüne bak ama gökyüzü bugünkü hali değil gökyüzünün. Yani, Allâhu Teâlâ’nın sistemize olayları çok farklı. Ya benim gözümle görüyorum, görüyorsun işte ama çok farklı, bugünü göremiyorsun milyarlarca evvelsini görüyorsun. Oradan yola çık, tefekkür et! Bin tane, yüz bin tane tefekkür kapısı açılır!

Denizcilerin yol bulduğu “Kutup Yıldızı”, bir de “Çoban Yıldızı”, bunlar hemen elini uzatsan en yakınları sayılıyor. Bunların ışığı dahi altı yüz milyon yılda -milyon yılda bak, altı yüz bin değil, altı yüz milyon yılda ışığı Dünya’ya ulaştı. Bunlar bu kâinatın tavanında olanlar değil, bunlar çok aşağıdaki şeyler. Bunun dışındaki bütün bu kâinattaki yıldızların ışığı 1 milyarla, 14 milyar senede ulaşır Dünya’ya, bu iki yıldız; Kutup Yıldızı’yla, Çoban Yıldızı, Dünya’ya çok yakındır. Bunların ışığı dahil altı yüz milyon senede senin göreceğin yere ulaşır. En yakınlardaki sadece ikisi için geçerlidir, bu diğerleri milyarlara girer.

İşte bunlar, insan gibi doğmadan, diğerleri büyük patlamalarda kendi gaz kütleleri var ve güneşin on milyon kat ışık yayar yukarılarda patladığı zaman, ondan sonra yukarıda, bak yukarıdaki atmosfere yayılan tozlar, gazlar, efendime söyleyeyim, birtakım atomlar, moleküller, maddeler sonradan bir yıldızda toplana toplana iki tane, üç tane, beş tane de olabiliyor, yedi tanede olabiliyor, tekrar yeniden Yaradan yaratıyor onları. Yani bir kadının üç tane çocuk doğurup, kendi boyuna yetiştirmesi gibi.

Bir de gökyüzünün canavarları vardır; “kara delikler”, bunlarda yakaladığı yıldızı yerler. Kendinden on milyon, yirmi milyon defa büyük yıldızları yiyor, çatır çatır yiyor ve devamlı da, Allah’a “Açım!” zikri yapar, “Yarabbi açım, Yarabbi açız!” hergün iki tane, üç tane yıldız yer. Kendinden milyonlarca büyük yıldızı yer, hala “Açım, açım Yarabbi! Açım Yarabbi!” bildiği şey bu, “Açım Yarabbi aç, hep açım”. Bunlara da “kara delik” denir. Bunlara ne bilim adamı, hiç kimse akıl erdiremiyor. Nedir bunun hikmeti, nasıl yer o kadar büyük şeyleri, nasıl yer kendinden on milyon defa büyük şeyi? Ya bir insanın bir şehri yemesine benziyor, insan bir şehri yiyor yinede Allah’a; “Yarabbi açım!”. Lan nasıl açsın, bu kadar şeyi yiyorsun da sonra nereye götürüyorsun bunları, nereye gidiyor bunlar?

Yukarılarda öyle topraklar var ki, bir çay kaşığı kadar toprak üç bin kilo ağırlığında, bir çay kaşığıyla aldığın toprak üç ton ağırlığında, ya, o kara delik ne yapıyor? Kendinden milyonlarca büyük şeyi yiyor, o nasıl bir kuvvet nasıl bir baskı oluyor ki, onun çıkardığı toprağın bir çay kaşığı üç ton geliyor, buna akıl erer mi? Bir teneke toprak bulsak bilmem Dünya’nın yarısı kadar ağırlıkta, bunu hiçbir güç kaldıramayacak. Bir çay kaşığı üç ton geliyor, abi bir çay kaşığı toprak Allâhu Teâlâ’nın sistemize olaylarına daldığın vakit yüz bin tane tefekkür kapısı açılır.

Ha biz neyiz bilmiyoruz işte, cahiliz, bilsek Allâhu Teâlâ’nın gücünü kuvvetini bir bilsek var ya, valla Mevlana gibi gece gündüz sema yaparız. Niye sema yapıyordu koca Veli’ler? Ahmeti Bedevi Hazretleri niçin seksen seneyi bir damın üstünde hiç uyumadan geçirdi! Seksen sene bir insan, hiç uyumadan yaşar mı? Ya seksen sene uyuklamadı, Allah huzurunda daimî zikirle meşgul oldu. Ama yüzünü gören yaşamadı. Ya işte, Allâhu Teâlâ’nın böyle kulları da var.

Allâhu Teâlâ’nın gücü kuvvetine hiç kimse akıl erdiremez, hiç kimse, kendinden gayrı, işte Yaradan’ımız böyle bir Yaradan. O her türlü eksik sıfattan münezzehtir, o kadar büyüklüğüne rağmen, bize bu kadar merhametler yapıyor. O kadar büyük hoşgörüler yani o iyilerin iyisi, güzellerin güzeli, alimlerin alimi, zenginlerin zengini yoksa Dünya’da toz olur, kâinatta toz olur giderdi. Yani öyle gücü kuvveti varken bu insanların bu kadar büyük görünmelerine ne yapıyor, sabırla muamele ediyor. Sabırla!…

O zebani melaikeleri, “Cehennemdeki zebani melaikeleri kulak memesinden omuz başına hızlı giden bir at” diyor Peygamber salatu selam Efendimiz; “Yetmiş yılda değil, yetmiş bin yılda ulaşır” diyor. Yetmiş yılda değil, yetmiş bin yılda ve cehenneme atılan insanlarda aynı hale geliyor. Bir dişi Uhud Dağı kadar oluyor, o kadar büyütüyor ki; Allâhu Teâlâ cehennem ehlinin cehennemde vücutlarını azabı çok duysun. Cehenneme giren her insanın bir dişi Uhud Dağı büyüklüğüne varıyor bir dişi, bir de bedenini düşün, ne hale gelir, işte o zebaniler gibi buradan çıkan bir at yetmiş bin yılda ulaşıyor vücudunda. Vücut ne kadar büyürse, o kadar çok yanıyor, o kadar çok azap duyuyor.

Allâhu Teâlâ işte dünyayı yaratıyor, “İşte adam gibi Benim yolum” diyor, “İşte Habib’im, Kur’ân’ı yolladım size, Peygamber yolladım, adam gibi gelirseniz işte cennet!” diyor. “Ama Ben’im düşmanıma, bildiğiniz düşmana tağuta kul olursanız, işte cehennem!” diyor ve işte akıbet.

Allâhu Teâlâ atmıyor bizi cehenneme, biz kendimizi cehenneme hazırlıyoruz. Allâhu Teâlâ zerre miktar haksızlık yapmaz. Neyi kazandıysan, onunla muamele yapar sana. Cehennemi insanlar burada hak eder; yani yanında götürdüğü amellerle, ordada cehenneme muhatap olur. Onun için yani gördüğün şey, gördüğün gibi değil! Bildiğin her şey, bildiğin gibi değil! Birçok şeyin üzerinde perde var, perdeler kalktıkça “Haa, vay anasını be, öyle değilmiş be…” insan hep böyle der, onun için şu üç günlük dünyada Allâhu Teâlâ’dan başkasına asla kul olmayacaksın.

Zaafların, insan zaaflarının, insan nefsinin sermayesi olduğunu bileceksin. İnsanın nefsininde şeytanın sermayesi olduğunu bileceksin. Bunlar birbirine bağlı şeylerdir. Onun için ne nefsini şeytana sermaye olarak vereceksin, nede zaaflarını nefsine sermaye olarak vereceksin çünkü; sen idrak gözüne sahipsin.

Allâhu Teâlâ hür iradeyi insandan gayrısına vermedi, insanın zaten büyüklüğü ondan, insanın melekten üstün olması ondan, insanda hür irade var, diğer mahlukatta hür irade yok. Onlar ne ile emrolundularsa, bütün ömrünü o emrolunduğu şeyle geçirirler. Meleklerin değişik zikirleri vardır. Ömür boyu onlar, o zikre devam eder ve öyle hayatlarını bitirir.

Oysa insan öyle değildir; namaza gider, diler meyhaneye gider, diler efendim sızar gider, diler çapkınlığa gider, işte diler uyur, diler yer, diler içer, diler ne dilerse irade var, hür irade var. İşte hür irade olduğu için emanet denilen de budur “hür irade”. Bunu hiç dağlar, taşlar dahi kabul edemez. Hür irade, hür iradenin mükafatı da büyüktür, cezası da büyüktür.

İradeni Allâhu Teâlâ’nın yoluna tahsis edersen, cennete gidersin. Hür iradeni şeytana tahsis edersen, cehenneme gidersin. Hür irade yalnız insanda vardır, insan düşünecek, taşınacak ve idrak edecek ve doğruyu yanlıştan ayıracak. Hani anlatsa Allâhu Teâlâ kimsenin kulağından tutup da “Gel şuraya, bu yol iyidir!” deyip çekmez. Çünkü neden sana hür irade verdi. Muhakeme, tartma, doğruyu, yanlışı ayırma iradesini sana bahsetti.

İşte sendeki imkan bu Mahkeme-i Kübra’daki Mizan okunmadan evvel kendi mizanında bunları tartacaksın ve idrak edeceksin ve muhakeme edeceksin ne doğrudur ne yanlıştır. O hür iradenin gereksinmesi de budur yani kişi tartacak, yani Allah için ne yaptın, şeytan için ne yaptın, kendi nefsin için ne yaptın, insan için ne yaptın, hayvan için ne yaptın? Yani tartacak yaptığın amellere kim şahittir?

İnsan değilse, melek. Melekler uyumaz, uyuklamaz, gözünden bir şey kaçmaz. Meleklerden kaçsa, Allah’ta her şey vakıf, senin kalbinden geçene de vakıf! Bir suç işlerken “Biri görmesin” deriz. Yahu seni Yaradan görüyor ya, yanında her zaman seninle olan Allah’ın tertemiz kulları var ya, onlar hile hurda bilmez. Onlar görüyor, sen neyi kimden saklıyorsun ya, ha bu nedir; insandaki idraktir. Bu hür irade verilmemiş olsaydı insana, tamam bunları düşünemezdi, ayırt edemezdi, muhakeme edemezdi ama hür irade verilmiş insana. Onun içinde hür iradenin mükafatı da büyüktür, cezası da büyüktür yoksa, cehennemlerde bu kadar büyük azaplar olmazdı.

İşte, dünyada üç günlük dünyadır, asla ve asla aldanmayacağız, kaç yıl yaşarsan yaşa, bir şeyin sonu varsa, bitiyorsa, tükeniyorsa ha elli yıl, ha bin elli yıl hiç fark etmez; bitiyor, tükeniyor. Bir gün bitecek yani, öyleyse fani olanını, baki olana tercih etmeyeceksin. Fani olanı, fani olarak göreceksin. Baki olanı, baki olarak göreceksin. Ateşe ne kadar dayanabileceksen, o kadar günah işleyeceksin.

Elimizi bir çakmağın üzerine tutamıyoruz kardeşim. Bir dişin Uhud Dağı kadar olacakta, o ateşe atılacaksın ki, bu ateş serinlik cehennem ateşi yanında.

Allah’tan korkacaksın. “Allâhu Teâlâ’dan korku imanın cilasıdır” diyor.

Adam aç kalmaktan korkar, adam parasız kalmaktan korkar, adam, kira ödeyememekten korkar, adam karısından korkar, adam jandarmadan korkar, adam polisten korkar, adam şundan korkar, bundan korkar, adam yalnız kalmaktan korkar…Yahu nedir bu gaflet, nedir bu dalalet, nedir bu hıyanet, ya Allah’tan korkacaksın, sen korkması gereken merciden korkmuyorsun, teferruattan korkuyorsun! Şahıstan değilde gölgeden korkuyorsun ya, ha bu nedir? Hür iradenin zaaflarıdır. Hür iradenin melankoli oluşudur, hür iradenin dejenere oluşudur, oysa mümin asla dejenere insan değildir.

Mümin, Allâhu Teâlâ’nın Nur’unla bakan, O’nun Nur’uyla gören, O’nun Nur’una muhatap olan bir varlıktır. Onun için melekten üstün yaratıldı.

Allâhu Teâlâ; “Biz ruhumuzdan insanoğluna üfledik” diyor. Kendinden bir zerre, bir nebze verdi insan oğluna, hiçbir mahlukata vermediği şeyi insanoğluna verdi.

Allâhu Teâlâ insana çok cömert davrandı. Ama Allâhu Teâlâ bu kadar cömert davrandığı halde insanın %99’u nankör çıktı, adi ve aşağılık çıktı. Allâhu Teâlâ’nın bunca lütuflarını görmez, yapışır şeytanın kuyruğuna ondan sonrada “Ha kafa çalıştırdım!” lafa bak. “Şöyle kazandım, böyle aldım, böyle tuttum, böyle attım, böyle tuttum…” Allah cezanı versin, ulan Allâhu Teâlâ bini bir eder lahzada, Düzce’de adamlar mesela zelzeleden bir dakika önce dolaplar dolusu dolarları vardı, tonlarca altını vardı bir dakika sonra hepsi yerin dibine girdi. Ne oldu senin kazandıkların, hani sen kazanmıştın ya ne oldu? Bir dakika da Allâhu Teâlâ yerin dibine geçirdi hepsini. Hani sen bu kadar güçlüydün, bu kadar kafan çalışıyordu, bu kadar atıp tutuyordun, ne oldu, netice ne oldu ha? Put yaptın kendini, put!

Allah murad etmezse, Allâhu Teâlâ lütfetmezse, sen kim oluyorsun ya? “Ben atacağım, tutacağım, becereceğim, şunu yapacağım, bunu yapacağım…”

Allâhu Teâlâ öyle diyor Kur’ân-ı Kerim’de, “İnsanlar derler ki; ‘Ya Allâhu Teâlâ bunca nimeti buna mı layık gördü?’”. Öyle ahmaklar, öyle beş para etmez insanlarda öyle paralar var ki. Ayet-i kerime açık seçik söylüyor. O insanlar der ki; “Bunu bana mı layık gördü bunca nimeti?” Ha “Onu konuşanları denemek için veririz” diyor Allâhu Teâlâ’ya.

Ha, orda tongaya düşme işte, çok akıllı çok zekidir Allâhu Teâlâ, çok muhteşem zekidir, he işte ne yapıyor o ahmağa bunu vermekle etrafındakileri deniyor. Derler ki diyor; “Allâhu Teâlâ bu mendebura mı verdi bunca nimeti?”

Ha, Allâhu Teâlâ işini bilmiyor da sen öğretecen terbiyesiz, sus “Bir hikmeti vardır.” de, ha, onu yaparsan kazanıyorsun.“Bir hikmeti vardır, Allâhu Teâlâ’nın bir bildiği vardır” dersen kazanıyorsun. “Ha, buna mı layık gördü ya, falan… Allah, yanlış yaptı!” gibi şeyler kelimeler bunu ifade eder, zamanla duman olursun. Allâhu Teâlâ yanlış yapmaz “Biz, diğerlerini denemek için yaparız” diyor ve haber de veriyor bunu. Müminlerden saklamıyorda Allâhu Teâlâ. Müminlerden gizli bir şeyde yapmıyor yani, seni denerken deneyeceğini de söylüyor. Ee öyle söylediği halde, apaçık söylediği halde, böyle bir ortama düşersen, e kabahat kimin? Kabahat senin, düşme işte, orada saklı, gizlide bir şey de yapmıyor Allâhu Teâlâ.

Burada anlıyoruz ki, her şeyde bir hikmet var, her şeyde bir hikmet var, her şey bizim gördüğümüz gibi değil. Biz şimdi gökyüzünü gördük zannediyoruz ya nasıl şu andaki gökyüzünü görmüyorsak, işte bütün olaylar da böyle perde var, setredilmiş ama biz onları ne zaman ayırmaya, farkına varmaya başlarsak, iman işte o zaman tezahür eder. Yoksa, iman küfleniyor, iman küfleniyor, iman kabuk bağlıyor, iman yorgun düşüyor, ha imanın ateşini tutuşturacaksın yeniden, işte tefekkürün faydaları bunlar.

———————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#tefekkür #gözdekiperdeler #karadelik #yıldız #çobanyıldızı #kutupyıldızı #kainat #iman #kanaat #düşün

 

Güzel Ahlak Ne Zaman Başlar? – Uzay Gemisinde Yolcuyuz! – Himmet İçin Gereken Nedir?

0

Nefsi Emmare, Nefsi Levvame, Nefsi Mülhime. Nefsi Mülhime’deki bir kişi dünyadaki bütün medreseleri bitirse dahi imanını kurtaracağına dair şek ve şüphe var. Buradan neyi anlıyoruz; gerçek güzel ahlak Nefsi Mutmain ile başlıyor. Bu nefis makamlarından kurtulacak ve dolayısıyla bu nefs makamlarına muhatap olan, hedef olan otuz bin tane karanlık perde vardır. Bunlara “hicap perdesi” denilir, Allâhu Teâlâ ile kul arasında otuz bin karanlık perde vardır.

Kesinlikle Allâhu Teâlâ’yı terennüm edemez bu karanlık perdeler Allâhu Teâlâ ile aranda dururken, bunları kaldıracaksın. 10 bini “Kelime-i Tevhid” ile gider, 10 bini “Lafza-i Celal” de gider, 10 bini “Hu” Esma’sında gider. Mutmain Makamı’na geçer. Zülmaniler bitti, bitti mi, hayır, 40 bin perde daha var. (70 bin perde var.) Ama Mutmain Makamı’na erdi, güzel ahlak sahibi oldu, nefisteki afetlerin büyük bir bölümünden kurtuldu.

Ondan sonra ki 40 bin hicap perdesi de nuranidir, zülmani değil. Zülmaniler bitti. Zülmani perdeleri bulunan hiçbir insan güzel ahlak sahibi olamaz, hiç mümkün ve kabil değil. Onda hırs, gadab, şehvet, tamah, ucub, riya, kibir gibi bir sürü afetler mevcuttur. Ne zaman zülmani perdeler kalktı, nurani perdeler geldi, bunların çoğundan kurtuldu. Ama hepsinden değil. Yine 40 bin nurani perde kalır kul ile Allâhu Teâlâ arasında.

Sonra Radiye, Mardiye, Safiye’de de 40 bin perde kalkar. “İndi ilahi” dediğimiz yerde ruh, Allâhu Teâlâ’ya mülaki noktasına gelir. İşte orada artık o kul, Kâbe’den büyüktür. O kul, Allâhu Teâlâ’nın insanlığa lütfudur artık. O kul aynı kandil gibi ışık saçmaya başlar. O kul aynı ay gibi, yıldız gibi parıldamaya başlar. O kul hiçbir kelime konuşmadan kendi evinde tefekkür halindedir, geniş bir alana tasarruf eder, birçoğunun nasipse imanının kurtulmasına vesile olur. Allâhu Teâlâ ne yaptı onu kandil yaptı, niçin; Allah’ın dostu oldu.

Allâhu Teâlâ diyor ki; “Veli’ler benim dostlarım.”

Bir beldede Allâhu Teâlâ’nın dostu olurda, insanlar ondan yararlanmaz mı, bu mümkün mü? Haşa, Allah cimri mi? Hayııır! Allah cömertlerin cömertidir.

İşte Allâhu Teâlâ’nın yolladığı o himmet ve Nur. Resulullah yoluyla ne oldu, o Allah dostunun kalbine, sonrada Peygamberimizin dediği gibi; “Onu sevenlere, onu dinleyenlere, ona talebe olanlara…” ne oldu, o nehir akmaya başladı. İster görsün, ister görmesin, ister bir arada olsun, ister olmasın. Bunun önemi yok, yakının, uzağın hiçbir önemi yok. Ne oldu? Bağlar, ağlar kuruldu. İşte bu zulüm, bu uzay gemisinde yolculuk yaparken bunca meşakkatlerin içinde pırıl pırıl akan bir nehir, bir temiz yol vardır. İşte o da budur. İnsanlar bunu bilmez.

İnsanlar neyin peşinde; mal, para, şöhret, kadın, dost, yazlık, kışlık bilmem ne… Ne oldu? İşte Ahmet ağa, şu duvara bir çivi çaktırmıyordu, kime kaldı? Gitti. Nereye gitti, ne kazandı; İblisin rızasını kazandı. Yarın İblis diyecek ki; “Kardeşim, ben seni kolundan tutup çektim mi? Hayır. Sana çıkıp bir şey söyledim mi? Hayır. Sadece çıkıp vesvese verdim. Buyur, benim önümde gir cehenneme. Sen dört nala geldin, ben sana küçücük vesvese verdim. Allah’ın yolu orada dururken.” Onun için 100 kişiden 99’u ateşin hakkıdır. Dünde öyleydi, bugünde öyle, yarında öyle olacak. 100 kişiyi say; 99’u ateşin, bir kişi cennetin.

Allâhu Teâlâ cehennemleri dolduracağının sözünü verdi, dolduracak. Ama cennetler dolmayacak. “Cennetlerde çok büyük boşluk kalır. Onlara da, Allâhu Teâlâ 366 âlem yaratır yeniden cennetlerde” diyor salatu selam Efendimiz. Onlar şanslı, işte direkt cennette yaratılıyor, kim yaratılacaksa. Ama her külfetin karşılığında nimet vardır. İşte, insanoğlunun kazandığını ne melek ne herhangi başka bir yaratık, ne ervah, ne şu, ne hayvanat âlemi hiçbiri kazanamıyor. Tek insanoğlunun, en büyük kazancı olan insanoğlunun kazancıdır. Onun için Allâhu Teâlâ insanoğlunu muhatap ediniyor kısmen kendine. Tin Suresi’nde insan için “ahsen” kelimesini kullanıyor.

İşte bu uzay gemisinde yolculuk yaparken ki, çok süratli bir yolculuktur bu 3.004 km. bu kadar büyük bir âlem için biz bir taş kayayı kaldıramıyoruz. Onlar boşlukta yani. Sadece buna tefekkür eden insan “La İlahe İllallah!” diye haykırır yani. Ama haberimiz yok ki!

Dünya’nın döndüğünü biliyoruz ama tefekkür etmiyoruz üzerinde. 3.004 km. süratle yol alıyor. Yılda aldığı km. ne kadar biliyor musun? 95.700.000km. Her yıl, ne yüz metre eksik, ne yüz metre fazla. Tıpa tıp 95.700.000 km. Tefekkür edeceğiz, öyle bir gemide yolculuk ediyorsun. Bir yolculukta her istediğin olmaz, bu geminin ne benzini bitiyor, ne motoru bozuluyor, ne sürücüsü kaza yapıyor, ne uyuyor, ne dinleniyor. Tefekkür et yeter zaten! Başka hiçbir delile gerek yok ki; bir göğün dilimi olan Samanyolu’nda üç milyar güneş sistemi var. Ya tamamını düşün! Bu birinci kat semavat. Bunun üzerinde altı tane daha var.

Bizim Güneş’imiz, bizim galaksinin en küçük noktasında turunu yapıyor 900.000 km süratle. Bu kadar yerde 270 milyon senede bir turunu tamamlıyor.

Allâhu Teâlâ’yı bir düşün! Biz küçücük şeyler için “Allah yapmadı, etmedi…” diyoruz. Ya ne ki onlar, bir düşün, kâinatı bir düşün ki bunlar bile hiçbir şey değil… Yok mesafesinde bunlar bile. Ondan sonra Allâhu Teâlâ’nın gücünü kudretini düşün!… Sadece “Vela havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim” diye haykırırsın. Ama bunu tefekkür etmiyoruz.

Biz bir uzay gemisinde yolculuk ediyoruz, başka birşey değil… Ha bu gemi ne sana kalır ne bana kalır, bu gemi Allâhu Teâlâ’nın. Allâhu Teâlâ’nın gemisinde yolculuk ediyoruz. Kaç bin km. yol gidiyoruz ya!…

Neden insanın on gün önce şu, bu rahatsızlığı varken, on gün sonra başka rahatsızlığı olur? Neden bir gün başı ağrır, bir gün sırtı ağrır, ne oldu ki! Birşey de olmadı. Ya on gün önce ki bulunduğun yer ile şimdiki bulunduğun yer arasında milyonlarca km. fark var, milyonlarca km. o olaydan uzaklaştın, tabiki olacak bunlar. Onun bile nedenini bilmez kul. Ama çok bilmeye gelince Amerika’da ki futbolcuyu bilir ama hikmette hiçbir şey bilmez. E bu insan nedir ya, nankör değilde nedir? Şeytanı olan, nefsani olan, göğsündeki hannas ile istediği her şeyin kölesi. Ama Rahman’ın istediği her şeyden de cahil. Bilmez, neden? Ya sana lazım olan bu, sen bunu bileceksin evvela.

Hz. Mevlana ne diyor; “İşte sana dilsiz dudaksız durmadan konuşan biri, işte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri.”

E şimdi, insanda içten içe gönül akar, ilim akar, nur akar, birçok şey akar. Ama Rahman’a doğru aksın, şeytana doğru değil. Bizim gönlümüz neye akıyor; paraya akıyor, güzel kadına akıyor, güzel eve, güzel arabaya, güzel eşyaya akıyor. Allah kahretmesin bunların hepsi bu uzay gemisinde kalacak! Ne götüreceksin, hiçbir şey! İşte, bizim o hiçbir şeyi her zaman bilmemiz lazım.

Bizim gönüllerimiz evvela Allah’a aksın, Resulullah’a aksında, sonra isterse halıya, kilime, arabaya, isterse şuna, buna aksın. Ama biz Allâhu Teâlâ’dan önce gönüllerimizi başka yerlere akıtıyoruz. O zamanda asla ve asla kemalat bulamayız.

İşte burada en önemli yakalamamız gereken şey nedir? Allâhu Teâlâ’dan himmet deriz!

Birçok mürit demiştir ki; “Sultanım himmet.”

“Oğluuum hizmet, hizmet!” demiştir. Himmet isterken, hizmet demiştir. Peki, bu Veli’nin istediği hizmet neydi? Hangi Veli kendi çorabını birine yıkatmıştır, hangi kendi özel işini gördürmüştür; gördürmez. Kime hizmet diyor, Allah’a hizmet, kendisine değil.

Peki Yaradan’a hizmet nedir? Onun dostlarını sevmekle başlar. Şimdi Allâhu Teâlâ apaçık; “Onlar Ben’im dostlarım!” diyor. Allâhu Teâlâ dostundan birşey esirger mi sanıyorsun! Hiçbirşey esirgemez.

İşte kurtuluşun ilk reçetesi. Arabayı yürütmek için kontak anahtarı kadar elzem. Ne yapacağız? Allâhu Teâlâ ve Resul’ünden geçip gelen o Nur ve himmet onun dostlarının kalplerine akar. Onlarda o Nur’un olduğuna inanacağız. Ve bu iki şartı yerine getirdiğimiz an o Nur nehri seninde kalbine bağlanır. İşte sen kurtuluş reçetesini aldın. Ondan sonra, istesende sapıtamazsın çünkü; Allâhu Teâlâ’nın hidayeti, Nur’u ve himmeti sana ulaştı. Artık onlar seni güder. Kesinlikle! Ufak tefek yalpalar yapsanda büyüklerini yaptırmazlar. Güzel bir koruma şemsiyesinin altına girdin.

İşte Allâhu Teâlâ onlara diyor ki; “Onlar, Ben’im has kullarım.” Onları diğerlerinden ayırıyor. Bu da hangi cemaatte? İşte, zikir cemaatlerindekiler. Onların da hepsi değil, yanlış anlaşılmasın, çoğu %90’ı, %95’i, %99’u. Onların içinde dahi çok nadiren bu nimetlere ulaşamayan vardır.

İşte, bu uzay gemisinde sadece yolcuyuz, bize tanınmış bir süre, bir zaman var, o zaman içinde bu yolculuğa devam edeceğiz. Bu yolculukta esnasında insanın her istediği olmaz!…

 

—————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#insan #kainat #dünyahayatı #uzaygemisi #nefsmertebeleri #nefstezkiyesi #nefistezkiyesi #kelimeitevhit #Lailahaillallah #Hu #Hak #Allah #lafzaicelal #nur #zülmani #ömür #dünyayameyil #ahlak #himmet #hikmet #ahlak #güzelahlak