Ana Sayfa Blog Sayfa 25

Günah Defteri Ne Zaman Kapanır? – Kur’ân Nur’dur, Mezarlık Kitabı Yapmayalım

5

Mümin bir insan 80 yaşına gelirse, onun bütün günahları silinir, sevapları baki kalır. 90 yaşına da gelirse, onun işlemiş olduğu ve işleyecek olduğu bütün günahlar silinir, sevabı baki kalır ve ailesine şefaat hakkı verilir. 50 yaşına gelenin, ameli kolaylaştırılır. 60 yaşına gelene de Allâhu Teâlâ memnun olacağı bir amel verir. Allâhu Teâlâ memnun oldu mu, o teslim de olmuştur, salihtir, saymayla bitmeyecek kadar nimetler olur.

70’inde gök ehli melekler onu sever. Zaten Allâhu Teâlâ bir kulu sevince Hz. Cebrail’i çağırır ve der ki; “Ya Cibril, Ben felan kulumu seviyorum, sende onu sev.” Hz. Cibril Aleyhisselam’da, gök ehli meleklerin peygamberi olduğu için meleklere seslenir; “Ey melekler topluluğu, Allâhu Teâlâ felan kulu seviyor, bende seviyorum, siz de sevin.” der. Bütün melekler onu sever. O sevgi, rahmet olarak yeryüzüne iner. O adamın arkasından atanda, tutanda, sövende, sayanda onu görsün, ona itibar eder. “Ooo, buyur hoşgeldin, beş gittin…”

Ve işte, Allâhu Teâlâ o kulunu da sevdi mi, iptila veriyor; biri fakirlik, biri hastalık. Mümini hastalık temizliyor. Hastalıkta bizim için, yokluk da bizim için, varlık da bizim için, darlık da bizim için, varlık da bizim için, hepsi kullar için. Yani, bunların hepsine muhatap olacağımızı bileceğiz. O iş başımıza gelince de, “Çuvalladık!” demeyeceğiz. Çuvallamak kötü bir şey değil yani.

Esas çuvallamak ne biliyor musun? Melek; “Rabbin kim?” dediğinde dil kemik olupta “kem küm” edersen işte çuvallamak o, esas çuvallamak.

“Peygamberin kim?” dendiğinde salavat getiremezsen, işte çuvallamak o. Dünyadaki çuvallamanın hiçbir önemi yok.

Herkes der ki; “Hayırlı ömür iste, uzun ömür iste.” Ama neden desen, cevap veremez. İşte neden, nedenini bileceksin.

Allâhu Teâlâ ne diyor:

“Hiç bilenle, bilmeyen bir olur mu?” “İlmi bileceksin.”

Diyor ki salatu selam Efendimiz, “İlim erbabı, bizim varislerimizdir.”

Allah’ın ilk emri; “Oku. Rabb’inin adıyla oku” diyor. Neyi oku? İlim oku, irfan oku. Kur’ân baştan sona Nur’dur. Kur’ân ilimdir baştan sona. Ama bu millet Kur’ân’ı rafta bıraktı, mezarlık kitabı yaptı. Yatağın başına asar, bir bak üzerinde bir parmak toz vardır, aylarca açılmamıştır.

Kur’ân’ın şikayetini de Allâhu Teâlâ dikkate alır, davasını da dikkate alır. Kur’ân’ın ruhaniyeti vardır. Kur’ân okunmak içindir, Kur’ân’ı asacaksın oraya, yıllarca el sürmeyeceksin, böyle şey olmaz.

Bir kere Kur’ân’ı hatmetmek, 60 bin melaikenin sana ölünceye hayır dua, zikir ve tövbede bulunmasıdır. Ya çok mu zor kardeşim, her gün iki sayfa, üç sayfa mealini okusa, hadi Arapça bilmiyor diyelim, bu Kur’ân okumaktır. Vahiy hali gibi değildir ama yine Kur’ân okumaktır. Kur’ân’ın sadece harflerine göz gezdirmek dahi, dağ gibi sevap getiriyor sana. Kur’ân; çünkü Nur’dur, Allah’ın kelamıdır, Allah’ın sözüdür. Her gün, üç sayfa, dört sayfa okusa ki, beş dakikasını alır. Yine yılda bir hatim yaparsın. 60 bin melaikeyi kendine dua eder hale getirirsin. Ama yapmıyoruz, yapmamız lazım.

Her şeye zaman buluyoruz, içmeye, yatmaya, film seyretmeye, karımızla oynaşmaya, traş olmaya, yıkanmaya, gezmeye, tozmaya, çalışmaya, hepsine zaman buluyoruz. Allah kelamını açmaya zaman bulamıyoruz, böyle saçmalık olur mu ya, bu nasıl bir mantıktır ki?

Elhamdülillahi Rabbil’ âlemin. “Şükrederek yemek, sabrederek nafile oruç tutmak gibidir” diyor salatu selam Efendimiz. Yani nimete çok şükredin, o zaman nafile oruç gibi olur.

Allâhu Teâlâ’ya çok şükretmek lazım. Çünkü; O’nun üzerimizde o kadar çok hakkı var ki, o kadar çok nimeti var ki!… Ama biz şaşı olmuşuz, görmüyoruz.

 

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#günahdefteri #KuranıKerim #ilim #irfan #Kuran #hatim #Nur

Hz. Şems İle Mevlana’nın Buluşması – İlahi Aşk

2

Mevlana, bir gün yanında talebeleri, kendisi atın üzerinde namaza camiye giderken Şems Hazretleri ile karşılaşır. Şems Hazretleri, Mevlana’ya bir soru sormak ister:

“Evlat, bir maruzatım var, sen cevap verebilirsin?” der.

“Bizim çare bulamadığımız şey mi olur? İlim istiyorsan burada, deryası burada, ne istiyorsan burada, Kâbe’si burada.” diyor Mevlana.

“İyi evlat maşallah! Oğul, Bayazîd-i Bistâmi’yi bilir misin?” diyor.

“Tabii ki!” diyor. “Allah dostlarından, büyük Veli’lerden… falan.”

“Peki, o şöyle bir söz söyledi, onu bana şerh et!” diyor.

“Ne söyledi?” diyor.

“Bak, ne söylediğini bilmiyorsun!” diyor.

“Ne söyledi?” diyor.

“İhtiyar dedi ki” diyor, “Mahkeme-i Kübra’da benim sancağım Resulullah’ın sancağından büyüktür, bana bunu şerh ediver, ben bunu anlayamadım” diyor.

Mevlana bir düşünüyor kıpkırmızı oluyor, bir daha düşünüyor, “Allah!” diye feryat ediyor. İlmin deryasıydın ya ilmin Kâbe’siydin ya, ne oldu! Ne bilsin karşısındakinin Şems Hazretleri gibi “Zamanın Gavs’ı” olduğunu. Onu susturmaya geldi o… Bir daha bakıyor, bakıyor Şems’e, bir feryat daha atıyor, bayılıp düşüyor attan aşağı. Şems Hazretleri vuruyor bunu sırtına, doğru gerisin geriye evine. Cuma namazına vaaza gidiyordu.

Orada anlıyor ki Mevlana, “Heyhat!” diyor, “Dur bakalım, sen bir şey değilmişsin.”

Orada halvet hayatı, halvet hayatı, zikir, halvet hayatı, zikir, Mevlana koptu halktan ama oldu bir derya. Yaktı, kavurdu onu.

Yunus’un dediği gibi:

“Zinhar esirgeme beni, aşk oduna yak çalabım.”

Bu hale geldi ve başladı… Sabahları rüzğarların karşısına geçip söylemeye başladı, duygu denizi açıldı, gönül açıldı, uyandı. Nerden uyandı? Gafletten uyandı, dalaletten uyandı, hicap perdelerinden kurtuldu. Şems yaktı, kavurdu, tam onun aşkının zirvesinde, onu terk etti, gitti.

Mevlana deli divane oldu, onun peşine aylarca adam yolladı, buldurdu, getirttirdi, bu sefer de Konya’lılar Şems’i öldürdü Mevlana’yı kıskandıklarından. O ölüm, onun aşkını yüz kat daha artırdı. Bu sefer Cenab-ı Hakk’a; “Ya o şeker gibi gönlü bana geri ver ya da sen çık ortaya!” diyordu Cenab-ı Hakk’a onun yerine. Naz ehli olmaya başladı. Ya Şems’i istiyor ya Cenab-ı Hakk’ı istiyor. “İlle de!” diyor, “Biriniz çıkacaksınız ortaya.”

“Gel!” diyor Cenab-ı Hakk’a.

“Gel, gel, gel dostum gel.”

“Sana!” diyor.

“Ne evet demek yaraşır ne hayır, dostum, senin şanına sadece gelmek yaraşır” diyor.

“Başın küllü ıslaksa da gel, ayağına diken batmışsa da gel, gel demeden kurtar beni, Allahaşkına!” diyor. Kime diyor? Cenab-ı Hakk’a diyor. Neden? Tutuşturdu, tutuştu gönül.

Bütün mesele; o gönlü tutuşturmak. Küçücük bir ateş alsa, merak etme o yangın ne olur sonra, asla sönmez. Aşk ateşi bir gönle düştü mü onun sönmesi kabil değildir.

Adam Allah’a kızar, çeker gider derğahtan, adam şeyhine kızar, çeker gider derğahtan, adam arkadaşlarını beğenmez, çeker gider derğahtan. Üç, beş sene dolanır o ateş sönmez, döner dolaşır gene gelir. Neden? Onu söndüremez, o tutuştu bir kere. O tutuştu, o yangın başlar, büyüye büyüye, büyüye büyüye, büyüye büyüye “Aşkullah” olur. Hiçbir sufi yoktur ki bir derğaha 20 kere, 30 kere gelsin de o yangından bir miktar almasın. O aşk ateşidir.

Azmi Baba diyor ki:

Bana anlat aşktan, sevgiden, vefadan.

Çok çektim, inledim hep bu beladan.

Olsaydı bende ki gam mecnunu müptelada,

Bülbüller yuva mı kurardı gönüldeki tahta

Bana anlat aşktan, sevgiden, vefadan

Çok çektim, inledim hep bu beladan…

Bütün arifler hem onu şiddetle istediler hem onun için şiirler yazdılar, hem onla olamadılar hem onsuz olamadılar. İşte sufilerin en büyük aracı, en büyük amacı, en büyük şahikası, en büyük hedefi; “Aşkullah”tır.

“Senin aşkına dokunan ebedi gülmez Allah’ım.” diyor, Yunus diyor bunu.

Nerede gülmez? Dünyada gülmez. Niçin gülmez? Yahu Mecnun Leyla’ya aşık dağları taşları mesken edindi kendine yani insana olan aşk. Sonra, o aşkla yanarken İlahi aşka ulaştı, Leyla’yı istemedi artık. Leyla’yı ararken Mevla’yı buldu. Yani dünya aşkıyla, İlahi aşka ulaştı. E bunlar ezeldeki nasiplerdir.

İşte Yunus’un demin dediğim gibi:

“Zinhar esirgeme beni.” Yani bana merhamet etme.

“Aşk oduna yak çalabım” diyor. Yanıyor dünyada.

Ama o öyle bir yanma ki, içinde çile var, ızdırap var, ayrılık acısı var, tereddütler var, terennümler var, sevinç var, gözyaşı var, mutluluk var… Bak! İlaçla zehir karışık, hepsi bir arada, daha var da var. Ee bu adam nedir, bu adam nedir? Dünyada “Ha, ha, ha, hi, hi, hi” edenlerden değildir. Neden, bir amacı var artık, bir şey için yanıyor, tutuşuyor, bir şey için koşuşuyor.

İşte, Hazreti Mevlana’nın dediği olaylar o zaman başlar. Nedir bunlar?

“Burada dikilip duran da benim, yürüyüp giden de ben, çok uzaklardan geçen bir       hayal gibiyim ben, hani yok da sayılmam, hani birazcık var olan bir şeyim ben” diyor.

İşte kişi o hali alır. Allâhu Teâlâ’nın bütün rahmeti, merhameti, ilmi, irfanı, birçok şeyin merkez kutbu olur, insan-ı kamil, kul; Kâbe’den büyük olur. Onun için ilk söylediğim gibi, “Sufilere sohbet gerek” diyor, “Ahilere ahret gerek, Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek, seni” diyor Yunus.

———————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#ilahiaşk #Allahaşkı #HzMevlanaileŞems #HzMevlana #Şems

“Allah Gözetleyici Olarak Yeter!” – 4 Aylık Bebek 50 Bin Yaşındadır – Berzah’tan Başlayıp Cennet Veya Cehenneme Giden Yolculuk

2

Allah adaletle tecelli etse zaten, bir haftada kimse kalmaz dünyada. Mühlet veriyor, bizi kendi halimize bırakıyor, yalnız gözetliyor.

Ayette ne diyor; “Allah gözetleyici olarak size yeter” diyor. Şimdi, ötede iğneden ipliğe sorgulayacak. Kaç yerde diyor; “Size Mahşer’de neler yaptığınızı biz anlatırız!” Hepsini… Yani Allah’tan gizli saklı hiçbir şey yok.

Yıldızlar 300 bin km. süratle gelir, 1 milyar ile 14 milyar yıl arasında dünyadan görülecek hale gelir. 3-5 milyar yıl önce o yıldız ordaydı, sen daha yeni görüyorsun.

Zaman olsaydı da bunları daha güzel açıklasaydım. Ki saniyede 300 bin km. süratle gelen bir ışık, 14 milyar yılda dünyaya ulaşabiliyor. Mükevenatı düşün!

İşte, Âlemi Berzah’tan ruh, ışıktan da hızlı bir yol alır. 50 bin yıl evvel bir bebek, ana rahminde 4 aylıkken, 120 günlükken, ondan tam 50 bin yıl evvel ruh yola çıkar. Yaş 1 diye başlar. Bir bebek ana rahminde 120 günlükken, tam 50 bin yaşındadır. Ve ona 4 şey ulaşır:

Birincisi; ruh, birinci kat semavata ulaşır, oradan seyyialevi enerjik bir bağ gelir ananın göbeğinden girer “taa” alnından bebeğe saplanır, bebek dirilir. Ana rahminde 120 günlük iken bebek canlanır, tam 50 bin yaşındadır 4 aylık bebek.

İkincisi rızkı tayin olur. Allâhu Teâlâ’nın taktir ettiği rızıktan ne bir lokma fazlasını ne eksiğini bulamaz. Ne olacaksa o anda hayatta ona, bilgisayar programı gibi ona ulaşır.

Üçüncüsü yaşı. Vakıa Suresi’nin 32-34 Ayet’lerinde anlatır Allâhu Teâlâ; “Size, tayin ettiğimiz ömür ne kısalır ne uzar” der. Ömrü tayin olur, ana karnında 120 günlükken.

Dördüncüsü de; cennetlik mi, cehennemlik mi olacağı. Yani Allah’a mı kul olacak, şeytana mı kul olacak, ana rahminde, 4 aylıkken belli olur. Çünkü; Allâhu Teâlâ için bilmemek diye bir şey yok.

Şöyle bir örnek verelim. Bir gün takvim yaprağını kaldıralım, yazar ki 20 gün sonra şu gün, şu saatte güneş tutulacak. Bu yazı takvimde yazıldığı için mi güneş tutulur? Hayır, Güneş tutulacağı için yazılır.

İşte Allâhu Teâlâ’da senin ne yapacağını çok iyi bildiği için senin alın yazını yazar. Allah alın yazısını yazdığı için sen o ameli işlemezsin, sen işleyeceğin için Allah yazar. Allah, kullar gibi değil. O, her şeyin evvelini ve ahirini görür.

Ve bu dört şey çocuğa ulaşır. Ve çocuk 9 ay 10 gün sonra genelde Dünyaya çıkar. Erken gelenlerde olur, onlar müstesna. 3-4 dakika yaşar Dünyada. Yani 80-90 sene yaşayan 3-3,5 dakika yaşıyor. Çünkü; Dünyanın 1000 yılı, Cenab-ı Hakk’ın 1 günüdür, o hesapla en uzun yaşayan bir insanın ömrü 3-4 dakikadır. Bu 4 dakikada Dünyada doğruları çizeceksin. Ve 3-4 dakika sonra 70-80-90 yaşına ne ise Allah’ın taktir ettiği yaşa gelmiştir. Dünya hayatından hareket eder gider, ölüm yok.

Bu fizik beden bize kışın giydirilmiş paltoydu. Ama bahar geldi, paltoya ihtiyaç yok. Ölüm geldi. Bahar gelmesi gibidir, bu paltoyu atarsın. Daha rahat bir şekilde yoluna devam edersin. Fakat burada bir şey var. İnsan cennete etiyle, kemiğiyle, canıyla, kanıyla girer. Ruhuyla, nefsiyle değil. Bu nasıl olur? İşte bunu bilmiyor insanlar.

Biz, Berlin Üniversitesi’nde bunlara çok uzun deneyler yaptık, uğraştık, didindik olmadı. İnsanın diğer mahlukattan hariç, sol kalçayla belin birleştiği yerde, bir kemik var. Cevher; mercimekten az büyük, nohuttan küçüktür. Kemiğin içine yerleştirilmiş, beyaz bir benek bir cevher gibidir. Başka mahlukatta yok bu insandan gayrısında. Bütün bedenin çürüyor, kemiğin çürüyor, tırnağın çürüyor, dişin çürüyor, o çürümüyor. Biz o cevheri aldık, demiri eriten asidin içine attık, eritemedik. 1000 derece ateşe attık, yakamadık. İnsandan aldık onu, ölüden. İşte, insanın tohumu o.

Nasıl bir susam tanesini toprağa attığın zaman seneye bu kadar susam oluyorsa, nasıl bir günebakan tanesini toprağa attığında 2 m. güne bakan oluyorsa, işte mezarda insanın her şeyi çürür, o cevher kalır.

Kıyamet dediğimiz o olay; nasıl bir insanın sonu varsa, nasıl bir ağacın sonu varsa, nasıl yaratılan her şeyin bir sonu varsa, Dünya’nın da bir sonu var. Bir cuma günü akşam namazından sonra “Kıyamet” başlar. Şuanda Kıyamet’in 70, 80 çeşit alametini görüyorum. Artık Kıyamet çok uzak değil. Kıyamet’in ön hazırlıkları aşırı seller, aşırı fırtınalar ve zelzeleler. Bu üçüde Dünya’da başlamış durumdadır. Yani Dünya’nın çok uzun boylu bir ömrü yok. Zaten bu insanlık çok uzun yaşamayı da hak etmiyor artık.

Dünyada para ve seksin dışında değerli bir şey yok birçok insan için. Ve Dünya Kıyamet’i görecek, yıkılacak.  Ondan sonra, bir yumruk kadar hamuru yufka yaptığın zaman nasıl böyle büyür, genişlerse, Dünya’yı genişletir. Ve üzerine erkek menisi gibi yağmur yağar. O yağmur o tohuma değdiği zaman, ister denizde öl, ister karada öl, nerde ölürsen öl bu önemli değil; yayıldığı vakit denizler uçuşup gidiyor zaten. Kıyamet için “Denizler tutuşup, yandığı zaman” diyor Cenab-ı Hakk. Aynı bir fasulye bahçesi gibi yayıyor Dünya’yı. Erkek menisi gibi yağmur yağar. O tohuma değdiği zaman tamamlar. Başlarsın toprak altında büyümeye, anadan doğma, etten kemikten, ayaklarının altından, kök olan bitki gibi. O kökten beslenerek, kimi kısa, kimi uzun, kimi sakat değil, hepsi 33 yaşındaki haliyle. Anadan doğma toprak altında büyür, 36 metredir herkesin boyu. Erkekler 33 yaşında, kadınlar 18 yaşında olarak toprak altında büyür.

Allâhu Teâlâ büyük melekleri, diğer melekleri tekrar yaratır. Yalnız mükevanetta her şey Kıyamet’i görmüştür. Cennetler, cehennemler, Arafat ve Dünya vardır. Gerisini yok etmiştir. Ondan sonra, ölen kişinin ruhu dönmüştür, döneceği yere.

“Hz. İsrafil Sur’u üfürür” diye duymuşsunuzdur, “Sur’u üfürür” demek, Âlemi Berzah’taki ruhları serbest bırakmak anlamına geliyor. Her ruh gelip kendi bedenini bulunca, toprağı yarar kalkar, oturur ama anadan doğma kadın ve erkek. 36 metrelik adam; Hz. Adem’de 40 arşındır, Adem gibi. Hz. Adem’in boyunda, Hz. İsa’nın yaşında kalkar, erkekler 33 yaşındadırlar. Fakat Dünya hareket eder, bir uzay uydusu gibi, Mahkeme-i Kübra dediğimiz alana, cennetlerin cehennemlerin önüne.

Ondan sonra, bütün insanlık sırf bizim Müslümanlar değil, Hz. Adem’den beri bütün ümmetler bu şekil kalkar, oraya alınır. Ve Allah Dünya’ya der ki:

“Ey hakir, sende cehenneme gir!” Dünya’da cehenneme atılacaklardan.

Ve orda 7 kat semavatın melekleri. Orda yedi tane muhasaraya çevirir insanları.

Allâhu Teâlâ bütün melekler etrafında olarak tam o Mahkeme-i Kübra’nın ortasına iner. Anadan doğmadır erkek ve kadın hepsi, orda toplanmıştır. Hiç kimse kendi ayıbını görmüyor. Yani o kadar şiddetli bir gündür, orada korku, endişe her türlü azap mevcuttur. Orada Allâhu Teâlâ’nın yıllarıyla 50 bin yıl devam eder. Dünya’nın bir günü, Allah’ın 50 bin yılı. Bugünlerde 50 bin yılı düşün! Elli tane amelden 1000 yıl imtihan eder. İnsanlar hayret ederler. “Bunlarda mı kaydedilmiş defterimize?” derler.

İşte insan etiyle kemiğiyle Allah’a hesap verir. Cennete giren cennetin yolunu tutar. Cehenneme girende cehennemin yolunu tutar. Zebani meleklerine teslim ederler ve cehenneme atılır. Cehenneme giren insanların bir dişi Uhud Dağı kadar olur çok azap görsün diye.

Rahman” sıfatıyla Dünyada kimseyi cezalandırmıyor. Ama ötede zerre kadar affı yok. Kesinlikle. “Ben sana nimet verdim, akıl verdim, nimet verdim, fikir verdim, sağlık verdim ama sen Bana kul olmadın, şeytana kul oldun.” Orda affı yok, ne kazanacaksan şu uzay gemisinde yürürken kazanacaksın. Burada kazanmadın mı, artık mezardan sonra kazanacağın bir şey yok. İster Hristiyan ol, ister Yahudi ol, ister Müslüman ol, kim olursan ol Allah’ın ipine sımsıkı sarıl!

Ben insanlara demiyorum; “İlle hepiniz gelin, Müslüman olun.” Ama gerçek din İslam’dır. Hangi dinden olursan ol, adam gibi, Allah’ın ipine sarıl başka kurtuluş yoktur (*). Cennetteki en fakir insana, bu Dünya kadar 40 yer veriliyor. 500 karısı olur. Her karısının 72 bin hizmetçisi olur. Her cennete giren, büyük bir imparator gibidir, cehennemde o denli azap varken. Ben bunu bin defa özet yapıyorum. Bu olayı detayıyla anlatmak için bir ay lazım.

Yani, “Ben mezara girdim, çürüdüm, benim neyim cennete, cehenneme girecek?” demeyin. Bak, bir yağmur yağar, hiçbir şey yokken bir gecede yemyeşil nasıl çıkıyor? İşte, Allah için insanı diriltmekte bu kadar kolay. Bu beden çürüyecek, tohumun var. Ve yeniden kalkarken 72 defa, akıl daha berrak. Yani 50 sene evvel, öldürdüğün bir sineği bile hatırlayacak kadar akıllı kalkıyorsun.

Sonra, Allah Mahkeme-i Kübra’da hayrı ve şerri imtihan ediyor. “Ben sana akıl fikir verdim. İnsan olarak yarattım, deli yaratmadım. Ama sen ne yaptın? Nefsine uydun, Benim düşmanıma kul oldun”.

Allâhu Teâlâ hudutları çizmiştir, her dinde çizmiştir. Hristiyansan, Hristiyan gibi yaşayacaksın. Yahudiysen, Yahudi gibi. Müslümansan, Müslüman gibi yaşayacaksın .

Bizim Türk Milleti ne Yahudi gibi yaşıyor ne Hristiyan gibi yaşıyor ne de Müslüman gibi yaşıyor. Ne gibi yaşıyor kardeşim?  Allâhu Teâlâ’ya ihtiyacın yok ise almasana şu nefesi. Her saniye nefes alıyorsun, babanın malı mı bu, alma o zaman Allah’a ihtiyacın yoksa, içme Allah’ın suyunu, yeme Allah’ın nimetini! Ya Allah’ın nimetini yeriz, Rahman’ın rahmet sofrasıdır.

Nasıl küçük bir çocuk, anasının iki memesini emerse, büyüklerinde iki memesi vardır; hayvanat ve nebatat Allâhu Teâlâ’nın sunduğu. Allah’ın her türlü nimetini yeriz, O’nun düşmanı olan şeytanında kuyruğuna düşeriz. Bu insan nedir kardeşim?

Bu insan nankör değilde, bu insan küstah değilde nedir? Bu adamın Allah’ın affını… Ha, Allah affeder, o ayrı konu. Ama etmeyeceğini beyan ediyor.

Adam Amerika’lı bilmem kimin romanını bilir, Avrupa’da bir takımın futbolcusunu bilir, ama ömründe merak edip; “Allâhu Teâlâ ne dedi diye 10 hadis, 5 tane ayet söyle” desen bilmez. Bu insan neyi hak eder?

İnsan etiyle kemiğiyle diriltilecektir. Aklıda çok berrak olup, Allah alacaktır karşısına 50.000 yıl, 50 tane amelden hesaba çekecektir.

İşte, o hesap günü gelmeden, biz kendi nefislerimizi Dünya’da hesaba çekeceğiz. Yani bize yobaz, çağ dışı demeleri bu. Biz kendi nefsimizi hesaba çekiyoruz. Kendim için sevmediğim hiçbir şeyi düşmanıma da layık görmem. Asla. Düşmanım zaten yok, bütün dünyada insanlar dostumdur. Kendim için istediğim her şeyi de herkes için isterim. Onun için Allah razı olsun.

İnsanlar nerden geldik, nereye gidiyoruz, bunu bilmiyorlar. Bu âlemleri yaratan Allâhu Teâlâ, bakın şu âlemdeki nizama, intizama bakın. Bir sivri sinek 33 km. uzaktan bir insanın kan grubunu biliyor, cürmü ne, nasıl bir cihaz var onda? Kanı bilip, sevdiği kana gidiyor, onun iğnesi nedir ya?

Vela havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim.

Bir çam ağacının 24 saatte ürettiği oksijen, 100 kişiye bir ay yetiyor. Biz bu nimetleri görmüyoruz kardeşim. Allah birçok ağaç verdi. Çam ağacı da oksijen üretir, üretken bir ağaçtır. Bu insanlığın müşterek malıdır, onu yakmaya, kesmeye hakkımız yok!

Yani, buna benzer Sır perdesini kaldırdığımız zaman ne sırlar var ne sırlar. Zaten insanlar Dünya’da uykudadır, ölümle uyanır, gerçekleri o zaman görmeye başlar.

Dört kitabın manisi bellidir bir elifte,

Sen elif dersin hoca manisi ne demektir?

Sen elif dersin hoca dilersen var bin hacca,

Hepisinden iyice bir gönüle girmektir.

Bu kadar basit.

(*) Okuduğunuz sohbette ki konuda Gayrimüslimler ile ilgili oluşabilecek sorularınızın cevabını alttaki linkteki sohbette bulacağınızı umuyoruz.

Üçler, Yediler, Kırklar Kimlerdir? – Gayrimüslimler Nasıl Cennete Gidebilir? – Allah’a Teslim Olmak! Ağır Hastanın Öleceğinin İşareti Nedir? – Ölüm Anında Görevli Melekler! – Hafaza Meleklerimiz Biz Ölünce Ne Yapar? – ZAKİR TV (zakirtv.com)

————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama ara sıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Allah #Allahyeter #İslam #mümin #mahşer #dünya #dünyahayatı #cennet #cehennem #arafat #kıyamet #AlemiBerzah #bebek #zaman #diriliş #anakarnındabebek #anakarnı #bebek #rızk #ömür #hayat

Toptan Elim Azab Çökmüş – Allâhu Teâlâ Dünyada Nasıl Tecelli Eder? – Herkes Zekât Verse

2

“Mükellef olan bir tanesi Ben’im yolumu terk etsin, hepsine toptan azab ederim” diyor.

Türkiye’nin tepesine toptan elim azab çökmüş, çökmüş yani. Halimiz bu. İnsanlar dejenere olmuş, insanlar tefessüh etmiş, insan ahlakı bırakıp gitmiş, insan iki tane Allah edinmiş, Allah’ı bırakmış; biri seks, biri para. Onları tanrı edinmiş. Hedef bu, gaye bu. Hep nefs ve şeytan ile birlikte dostluklar ve arkadaşlıklar, ee nereye gider bu? Ha kurunun yanında, yaş da yanar.

Allâhu Teâlâ azapları toptan veriyor ama ötede ayırıyor. Ne ile ayırıyor; “Rahim” sıfatı ile. “Errahmanirrahim” diyoruz. “Rahman” sıfatı ile ayırmıyor, “Rahman” sıfatında adalet yok. Dünyada Allâhu Teâlâ’nın adaleti yoktur. Eğer dünyaya Allâhu Teâlâ adalet ile tecelli etseydi bir haftada insan kalamazdı. Suç işleyene cezayı verirdi, helak olur giderdi insanlık. Allâhu Teâlâ adaleti ile tecelli etmiyor, hikmet ile tecelli ediyor. “Rahim” sıfatı adalet ile tecelli eder.

Hayrı ve şerri tartar, bu da nerede? Öbür âlemde. Burada hikmet ile tecelli ediyor. Dünyanın fakirliği ahiretin zenginliğidir. Dünyanın zenginliği ahiretin fakirliğidir.

“Kıyamet’e doğru ümmetime altın ve gümüş lazım” diyor salatu selam Efendimiz. Yani zenginlik lazım. Çünkü; kişinin imanını taşıması, avuçta ateş taşıması kadar zorlaşır. Böyle bir dönemde, dünya matahı gerekli diyor. Küfrü de durduruyor para, tehlikeyi de durduruyor vs. vs. birçok şeyde engel ve kale oluyor. Senin zorlaman ile de senin gayretin ile de bir şey değişmiyor. Sen kaderi bilmediğin için sadece elinden geleni yapıyorsun, gerisini Hak Teâlâ’ya tevekkül ediyorsun.

Cemiyetler bozulmuş, sende bu cemiyetin bir parçasısın. İptilalar toptan geliyor. Ondan sonra hak edene de etmeyene de sirayet ediyor. Bu da nedir? Hikmet ile tecelli etmek.

Peygamber salatu selam Efendimiz bir gün Ashab’ına diyor ki:

“Ey Ashab’ım! Bir gün gelir emr-i bi’l ma’rûf nehy-i anil münker (İyiliği emredip kötülükten men etmek) terk edilir.” Ashap hayret ediyor.

“Bu da mı olur ya Resullallah?”

“Evet, işte o zaman Allâhu Teâlâ bu cemiyetlerin başına içlerindeki kötüleri idareci olarak getirir, iyilerinde duasını kabul etmez” diyor.

Neden? Göz kirleniyor, nefis kirleniyor, birçok şey kirleniyor. Rızık da kirleniyor, alın teri olsa bile kirleniyor. Adam iş yapıyor, gönülsüz para veriyor, zorla para alıyor, köpeğin ağzından kemik alır gibi. İşte tamah ile kirleniyor, hırs ile kirleniyor, şehvet ile kirleniyor.

Onun için salatu selam Efendimiz; “Zamanın tefessühünde, istikamet sahibi mümin 40 şehit sevabı alır” diyor. Bugünleri yaşıyoruz.

Bugün savaşın en büyüğünü veriyor insanlar. Hangi insanlar? Dürüst insanlar. Nereye kadar? Bardağı taşıran son damla vardır. O taşınca artık o hiçbir şeye bakmaz. Çünkü evliya bile; “Yarabbi, beni yoldan çıkaracak zenginlikten, beni yoldan çıkaracak fakirlikten” diyor. Fakirliğinde demek ki bir ibresi var, ondan ötede insanı yoldan çıkarır. Evliya bu duayı yaparsa dışardaki şu halk, sen, ben ne oluruz ki çoktan duman olur gideriz. Her iki uçta aşırısı tehlikeli.

Bugün cemiyetimizde menfi suç, müspetin on bin katı fazla. Yetmiş milyon insanın beş milyonu sadrazamdır. Amerika’ya karısını berbere götürür, İtalya’ya akşam yemeğine gider. Komşusu da açtır ama. Böyle cemiyetlerde huzur beklersek, bet bereket beklersek abesle iştigaldir. Mümkün değil, olmaz yani. Niçin? Allâhu Teâlâ’nın nizamında bu yok, “Zenginin malında, fakirin hakkı var. Onu vereceksin. O lütuf değil” diyor.

İstatistikçiler diyor ki; “Türkiye’de kırkta biri Allâhu Teâlâ’nın koyduğu zekât verilse, 3 yılda Türkiye’de altında arabası olmayan, kendi dairesi olmayan tek insan kalmıyor. 4. yıl zekât verilecek kimse kalmıyor. Fakir yurt dışında aranır” diyor.

Kim veriyor, hiç kimse vermiyor. Neden? Bir zengin köpeğini pediküre götürüyor, maniküre götürüyor, berbere götürüyor, hamama götürüyor ama yanındaki adamın alın terinden çalıyor çalışanın. Böyle cemiyetlerde, hangi bet bereket olur ya? Ha bu yangın sana da sarıyor, bana da sarıyor, ona da sarıyor. Yangın büyüyor gidiyor. Ama ibret alınmıyor.

Ondan sonra düşün taşın dur. Stres sıhhat bozluyor, sinirler bozuluyor. Evde huzur bozulur, bilmem ne bozulur. İşte yıkım devam eder gider…

 

——————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Rahman #Rahim #adalet #zekat #fakir #zengin #azap