Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Darwinizm – Dünya Çok Evrelerden Geçti – Gılgamış Destanı – Okyanustaki Esrarengiz Nokta -Teknoloji Neden Hızlı İlerledi – Dalga Boyu – Uzaylılar Hakkında – Kainatın Temel Taşı Ehlibeyt Nur’u – Allâhu Teâlâ’nın Zenginliği

0

Darwinizm

Darwin tam bir kafirdir. Darwin bile “Tabiat Allah’ın en önemli kitaplarından bir kitap, onu iyi okumak lazım” diyor. Şimdi Darwin şeyci yani, “Mutasyona uğradı da, işte atalarımız maymun, orangutan”. Darwinizime göre iki kardeş var, orangutan dişi. Birisi insanlığın büyükannesi, birisi de maymunların büyükannesi diye iddia ederler. Dünya üzerindeki dinlere karşı savaşan bir fikir.

E şimdi Allah razı olsun, homoseksüelliği öven bir yol, işte her şey mutasyonla zaman içinde şu şuna döndü, bu buna döndü, böyle bir şey yok ki. Bugün Dünya’da bilim adamları 3 milyar, 5 milyar yıl önce mesela fosilleşmiş şeyleri buluyorlar, hayvanları. O gün de hayvan aynı, bugün de hayvan aynı. Nesli tükenmişlerin dışında hepsi aynı. Nesli tükenmişler var, dinozorlar, şunlar bunlar. Bunlar çok eskilerden.

Dünya Birçok Evrelerden Geçmiş

Dünya birçok evreden geçiyor. Mesela Cenab-ı Hak, 17 milyar 700 milyon yıl önce yaratıyor kâinatı. Fakat Dünya’yı daha sonra yaratıyor. Dünya 4,5 milyar yaşında. 4,5 milyar yılda neler gelmiş geçmiş. Şeytanın avanesi yaşıyor, iblislerin bir dönemi var, işte dinozorların var, ervahların var, böyle birçok şey geçiyor. Yani Dünya çok evrelerden geçmiş.

Cenab-ı Hak, ayet-i kerimede buyuruyor ki; “Toprağın içinde öyle mamur saraylar var ki, görseniz aklınız başınızdan gider” diyor. Bu ne zaman yapıldı? Bizim insanlık döneminden çok evvelki yapılmış işler. Ama ne yapıyoruz biz o imkanlarımız, teknolojimiz ona yetişmiyor, ulaşamıyor.

Gılgamış Destanı

Ve bugün mesela Gılgamış Destanı vardır tarihte, Hazreti Ömer yaktırdı onu, yanlış yaptı. Gılgamış Destanı, 40 gün Mekke’nin Medine’nin hamamlarını ısıtıyor o kadar büyük eserler. Hamam ısıtmak için yakıyorlar Gılgamış Destanı’nı.

Mesela Gılgamış Destanı’ndan esinlenen yazarlar var, “Tanrıların Arabaları” diye bazı kitaplar yazdılar. Tanrıların Arabaları’nın ilk sayfasında, “Bu kitabı okumak büyük cesaret işidir” yazar. Büyük cesaretin varsa oku. Adam 20-25 yıl Gılgamış Destanı’ndan edindiği bilgilerle Dünya’yı dolaşıyor.

İşte Amerika’da, Meksika’da bir hava meydanı bulunuyor fosfordan yapılmış. Elektrik belirli bir uzaklıktan sonra yok oluyor, fosfor Aydan dahi fark ediliyor. Öyle hava meydanları var bu Dünyanın üzerinde, daha eski yapılmış.

Mesela Gılgamış Destanı’nda çok şeyler var, yani adam diyor ki, “Uçan ateş, ateş kusan arabalar geldi gökyüzünden, kapı konuştu”. O gün teknolojisi yok, yani bu uzaylıların gelişini anlatıyor. Kapı konuşur mu, kapıda hopörler gibi bir şey vardı ama cahil adam anladığı şekilde yazdı. Kızılderili ne diyor, yazıya; “Adam sözlerin resmini çiziyor” diyor. Yazı duymamış ki adam. Yani; o destanda anlatılan “kapı konuşuyor” kelimesi buna benzer bir olay, kendince anlatıyor.

Okyanustaki Esrarengiz Nokta

Allah razı olsun, okyanuslardaki piramitlerden başka birde mesela şey var, okyanusta bir nokta var, savaş uçaklarını bile çekiyor. O saate denk geldi mi, giden gemiler yok oluyor. Onun sırrını bak çözemiyorlar. Birçok uçak çekiliyor, birçok gemi yok oluyor, izi bile kalmadan gidiyor. Onun adını diyecektim, diyemedim  ya. Bermuda, Bermuda Şeytan Üçgeni, şeytanla ilgisi yok onun tabi. O uzaylıların okyanusların dibindeki üsleri. Onlar çekiyor.

Çünkü Amerika’dan, Nasa’dan bir ekip profesörü götürdü onlar, aldı götürdü (Uzaylılar). İşte 8-10 sene yok, 2-3 sene orda yetiştirdiler profesörleri. Bir alışverişti bu. Amerika ve Japonya ile uzaylıların arasında bir alışverişti. Ondan sonra onlar bir teknoloji verdi bize, yüzyılda gidemeyen teknoloji 3-4 senede uçtu gitti teknoloji.

Bu cep telefonlarıdır, telsizlerdir, bilmem nelerdir, televizyonlardaki şeydir, bu kadar sandıktı eskiden televizyon, daha akıl almayacak bir alışverişti o. Dünya’dan bir şey aldı onlar. O bir şeye karşılıkta o teknolojinin sırlarını verdi. Yani; “Merih Çocuğu” mu, “uzay çocuğu” mu ne diyorlar o profesörlere  Nasa’da! Onlar götürüldü ve yetiştirildi, geriye gönderildi. Yani oradan yayıldı Dünya’ya bu teknoloji.

Mesela bu da hava gibi, nefes gibidir birçok şey. Hiç bilmediğin bir şeyin sinyalleri de sana ulaşır. Hani buna “dalga boyu” diyoruz. Dalga boyu, dalga boyunu anlatsam size bir sene lazım zaten. Her şeyden bir dalga boyu alışverişi var insanın. Her canlının var.

Matematikte bir şey vardır, bakalım diyebilecek miyim? Bazen diyebiliyorum, bazen diyemiyorum.

Yunus diyor ya; “Hak bir gönül verdi bana, haa demeden hayran olur, kalinosu lokman olur”  her şeyi bilen oluyor, “Devre girer ruhban olur” diyor “Ve sonra da hiçbir şey bilmem bir papaz olurum” diyor.

Yani gönlün mertebeleri.

Matematikteki şeyi bir gün size söylersem adını, Mevlana gibi sema yapmaya başlarsın. Eline ne alırsan…

-“Sizin sirke yaptığınız şey neydi?”

-“Ananas”.

Ananasın üzerinde o hesabı görürsün, elmayı al görürsün, üzümü al görürsün. Neyi eline alırsan o matematikteki şey, ağaçların yapraklarının farkına varmaya başlarsın, o hesabı görürsün. Kâinatta ne varsa yenen, içilen, ıvır zıvır Allâhu Teâlâ’nın büyüklüğünü vallahi sema yaparsın. Yarısı dilimin ucunda, yarısı gelmiyor. İzin verilmiyor, bilmiyorum işte var birşey.

Bir küçük anahtardır o söyleyeceğim şey ama her şeyin farkına varırsın. Ya Allah akıllara zarar öyle bir hesap kitap ki hani Kur’ân’da diyor ya; “Biz her şeyi bir ölçü ile yaptık. Her şeyi bir ölçü ile yarattık” o ölçünün anahtarı işte bu. Matematikte bir ismi var onun. Yok, bende yok şu anda. Bugün biliyordum ya. Bayağı onunla seyrettim dışarları, gözlük gibi net görüyorsun onu aklında tutunca. Şu anda yok.

Şimdi bize göre basit olan bir şey, onlar da çok farklı bir şey. Onların işlemesi, onların teknolojisi. Şimdi onların şehirleri boşlukta. Arsa lazım değil, bilmem ne lazım değil onlara. Teknolojileri o kadar yüksek ki bunlar “ervah” kılığındandır.

Boşlukta şehirleri, tamamen boşlukta kurulmuş. Müthiş yani, cennet misali. Teknolojileri o kadar gelişmiş. Bir Dünya kadar yer, bir devlet ama hepsi mümin, anayasaları Kur’ân.

“18 bin âlemin Mustafa’sı adı güzel kendi güzel Muhammed” diyor Yunus.

18 bin âleme, Peygamberimizin sureti gidiyor, Kur’ân gidiyor, İslam gidiyor, aslı da buraya geliyor. En barbar biziz, en barbarlara aslı geliyor.

“Ey Peygamber, seni yaratmayacak olsam âlemleri yaratmazdım” diyor, bak, düşünebiliyor musun?

Kâinatın Temel Taşı Ehlibeyt Nur’u

Kâinat yaratılmadan önce Allâhu Teâlâ, Arşı Ala’da bir kandil yarattı ama nasıl bir kandil,  kim bilir ne kadar? “Kandil” deyince bizim bu kadar bir şey gelir ama Allah’ın yarattığı kandil kim bilir kaç kilometreydi, nasıldı bilmiyoruz.

İşte o kandile Ehlibeyt’in Nur’unu yani Peygamberimizin Nur’unu koydu. Kâinat yokken Ehlibeyt’in Nur’u vardı. Allah o Nur’a nazar ettiği zaman o Nur utanır, terlerdi.

Yıllarca böyle geçti sonra, o Nur’a bakarak, “Kün” emrini verdi Allah “Ol” dedi. O Nur’da bir patlamayla kâinat oluştu. Konu çok uzunda özet olarak şey yapıyorum. Kâinat öyle oluştu, cehennemler hariç.

Her şey Resullulah’ın, Ehlibeyt’in Nur’undan oluştu. Yani Ehlibeyt, insanların tahmin ettiğinden çok daha önemli bir soydur, çünkü; kâinatın mayasıdır Ehlibeyt, Ehlibeyt’in Nur’undandır.

Allah, kâinatın temel taşı ama Ehlibeyt’in Nur’unu kullandı. Allah bir şeyi kullanmaya ihtiyaç sahibi değil, Allah hiçbir sebepsiz her şeyi var edebilir. Allâhu Teâlâ kendi de öyle diyor; “Biz bir şeye ol dedik mi, olur”.

Ama sebepler âleminde yaşıyoruz, bizim için bu sebepler lüzumluydu. Onun için Resulullah’ın Nur’una bakarak “Ol” emrini verdi. “KünYasin’de geçiyor ya “Feyekün” de Kıyamet’tir, yıkılıştır kâinatın. “Kün Feyekün” olarak tek ayet geçer yani; “Ol ve yıkıl” bir arada bahsedilir, “Kün FeyekünYasin’de.

Allâhu Teâlâ’nın Zenginliği

İşte, Allâhu Teâlâ bu kadar büyük bir mülkü yıkıyor. Bu Dünya’nın iki misli büyüklüğünde sırf elmastan olan yerler var. Bu kadar değerli şeyler var ki, Allah bunları yıkmak için yaptı. Düşün Allah’ın zenginliğini. Bunların Allah katında hiçbir değeri yok. Biz bu Dünyada şuna değer veriyoruz, buna değer veriyoruz falan falan…

Allah nasıl bir zengin düşün, Ganiy. “Ya Allah, Ya Vedud, Ya Hu, Ya Ganiy”, en son ders; Ganiy. O’nun zenginliğini tahmin edebilir misin?

“Kâinattaki bütün kullarım, ne istiyorlarsa hepsini versem herkese, herkes ne istiyorsa Ben’im mülkümden ne azalır biliyor musunuz? Bir büyük okyanusa bir iğne soktuğun zaman, iğneyi çıkardın mı oradan, iğnenin ıslaklığı kadar eksilir” diyor. Düşünebiliyor musun? Allah böyle Ganiy. Yani; o Ganiy’i zikrederken, bunu bilerek “Ganiy” diyeceksin.

O Ganiy son ders zaten, ondan ötede Hazreti Hızır birşey verirse verir, herkese vermez veya Resullulah bazen verir birşey verirse. Onlarda çok nadir, milyonda bir olan işler.

Her şeyi de canı da var eden O, hayatı da var eden O, cenneti, cehennemi de var eden O. Rahmeti de var, zahmeti de var.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#GılgamışDestanı #Gılgamış #Allahınzenginliği #kainat #uzaylı #Darwinizm #bermudaşeytanüçgeni #Ehlibeytinnuru #Ehlibeyt #altınoran

Şevval Ayı 6 Gün Orucu Hükümleri – Ne Zaman Tutulur? – Ramazanda Tutulamayan Oruçlar Şevval Orucu Niyetiyle Tutulabilir Mi?

2

-“Bu Şevval  ayında tutulan 6 gün oruçlarıyla ilgili her sene sorular geliyor Allah’ın izniyle. Ramazan ayında eksikleri oluyor hanımların, regl dönemlerinden dolayı, ayrıca o olmasa bile evvelden kalan kaza oruçları da olabiliyor. Kaza varken nafile olur mu? Bu bir. Kazası var ama Şevval orucunu da tutmak istiyor ama hepsini yapması mümkün değil çok kazası var. Mesela diyelim; hani 5-6 gün bu seneden olsa sadece 6 günde Şevvali artı tutabilse olur diyelim ama onu da yapması mümkün değil. Nasıl niyet etmeli, ne yapmalı?”

– “İmam Şafi diyor ki; ‘Bir adamın kaza namazı varken nafile namaz kılması günahtır.‘ Ordan bir yol bul git. Sen kaza orucun varken nafile oruç tutuyorsun.’’

– “Peki kaza oruçlarına diye niyet edildi diyelim ama bir taraftan da gönülde de Şevval ayının da… Umudu olsa Allah ecrini verir mi ki?”

– “Onu Allah’a sorcan.”

-“Onu bilemeyiz ama kaza oruçlarına diye niyet edip öyle tutacak, artı 6 gün tutması mümkün değil kazalar bitmeden.”

“İşte bak önemli, çok önemli bir konudan bahsetti İmam Şafi; ‘Namaza kaza borcu varken  nafile namaz kılmak yani sünnet nafiledir, o günahtır‘ diyor. E buyur, işte onun için şimdi namazda farzdır, oruçta farzdır.  Farz olan şeyde hükümde budur.”

-“Önce kazaları bitir bitirebiliyosan o zaman nafilelere niyet et. Eğer kazası da yok ise getirisi güzel Şevval ayında 6 gün oruç tutabilir kişi.”

– “Bütün yıl tutmuş gibi oluyor.”

-“Ramazan ayını tutupta, 6 günde onu tamamlarsa,  bütün yıl oruç tutmuş gibi ecri oluyor, hadis-i şerif var bu konuyla ilgili.”

– “Herşeyden istifade etmek bu devrin insanı için pek mümkün değil.”

-“Bir de bu Şevval ayı oruçlarını arka arkaya veya aralıklı da tutabilir Şevval ayı bitene kadar tutar.”

– “Tabi, bunun şeyi yok. Ramazan ayında bile Allah; ‘Yolcuysan, hastaysan o günlerde tutma sonra onun yerine gününe gün tutarsın.’ diyor, yani burda gününe gün yol göstericilik var. Onun için Şevval ayında da söz konusu olur. 2 gün tutarsın, yol vardır, yorgunluk vardır, hastalık vardır, vardır da vardır insanda, başında binbir türlü mağmur. Başka başka zamanlarda da tutarsın.”

-“6 günü tamamlarsın parça parça veya bütün halde yapabiliyorsan. 6 gün tutmaya niyet ettin ama yani baştan öyle başladın ama  bir gün ordan 2 gün ordan derken tutamadın 3 -5 gün tuttun 6 gün tutamadın nafile olduğu için herhangi bir mahsuru yoktur değil mi?”

– “Hiçbir mahsuru yok.”

-“Ama umulan o 6 gün ecrini alamaz muhtemelen.”

– “Alamaz”.

-“Hani nafileden dolayı alır ama 6 gün tam yerine oturmamış olur.”

– “Tabi kıldığın kadarını alırsın.”

-“Oruç tuttuğun kadarını…”

– “E tabi; ‘Miskale zerreyi öderiz, veririr.‘ diyor Allah.”

-“Peki, bir niyeti var mıdır bunun? Yani ‘Niyet ettim Allah rıza için oruç tutmaya‘ demek ya da o niyetle kalkmak bile niyettir zaten değil mi, kalkmak sahur yapmak bile?”

– “Ashab hiç bir namaza şunun için demiyordu gelip ‘Allahu ekber‘ diyip duruyordu.”

-“Zaten farz.”

– “Zaten o namazı kılmağa gelmiş adam oraya belli zaten.”

-“Niyeti belli.”

– “Niyeti belli zaten bunu dillendirsen de dilendirmesen de Allah içimizden geçeni biliyor, kalbimizden geçeni biliyor, niyetlerimizi biliyor. Ee Allah sağırda değil tekrar tekrar şey gibi ben namaz kılmağa geliyom demenin esprisi yok yani.”

– “Namaz’ın farzları arasında hani niyet Tekbir diye de sayılıyor ya yani onlardan biri terkedilmiş  olmuyor o zaman o niyetle geldiği için?”

– “Hayır canım, başlangıç Tekbiri zati niyet o ki, başlangıç Tekbiriyle o namaz mahaline giriyosun. Niyetsiz yapılan hareket ruhsuz insan gibidir, yarı yürür insan gibidir. Niyet herşeyin başında niyet. Kalkıp içeri girdin abdest almağa işte o niyettir, elini yıkadın bitirdin abdest almaya karar verdin o da niyet, hepsi niyet, her biri için kafada bir niyet uydurmaya gerek yok.”

– “Şevval ayı içinde aynı şekilde onu tutmaya diye kalkıp sahur yapıyorsun, niyet etmiş oluyorsun zaten.”

#Şevval#şevvalayı #şevvalorucu #6günorucu #altıgünoruc

Salebe’nin Akibeti

0

Peygamberin (s.a.v) bir Ashab’ı vardı, adı Salebe. Salebe fakirdi. Peygamberimize (s.a.v.) her namazda; “Ya Resullulah, Allah’a dua et, beni zengin etsin” derdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de ona  yıllarca; “Ya Salebe, senin için fakirlik hayırlı, sen böyle kal” derdi.

Yıllarca; “Ya Resullulah, benim için dua et, benim için dua et”, artık fazla istendiği için Peygamberimiz (s.a.v.) kabul etti, onun için dua etti. Salebe başladı zengin olmaya. Her namaza gelen cumadan cumaya gelmeye başladı. Beş vakit Peygamberimiz (s.a.v.)’in arkasında namaz kılarken cumaya da gelmemeye başladı. Sadece bayramdan bayrama, bayram namazlarına geliyor, o da iki bayram var. Sonra bayram namazını da terk etti. Ondan sonra sürüler, koyun sürüleri, deve sürüleri, inek sürüleri zengin oldukça oluyor, o zamanda Beytülmal’ın memurları var, zekâtları topluyor herkesten. Mesela; kimde mal, mülk, para varsa geziyor, herkes zekâtı ona veriyor, o Beytülmal’a getiriyor, fakir fukaraya oradan dağıtılıyor.

Birkaç yıldır Salebe zekât veriyordu. Koyundan veriyordu, inekten veriyordu, deveden veriyordu. Birkaç yıl geçince, zekât memurları gitti Salebe’ye zekâtını almaya, Salebe kıvırttı; “Yav, siz benimle mi kazandınız malı ikide bir niye istiyorsunuz?” diye laflar etti, onlarda alamadan döndü, başka yerden alacaklarını alıp, geri geldi.

İşte Peygamberimize (s.a.v.); “Ya Resullulah, Salebe artık zekâtta vermiyor.” Vergi memurları döndükten sonra, Salebe “Beni dışlarlar, falan filan başıma iş çıkarmayayım…” dedi.

Bir, iki tane çiroz hayvan alıp; “Resullulah’a (s.a.v.) gideyim” dedi. Aldı birkaç tane geldi, Resulullah’a.

“Ya Resullulah (s.a.v.), zekât için hayvan getirdim” dedi.

Peygamberimiz (s.a.v); “Ebu Bekir (r.a.)’a git” dedi, hiç yüzüne bakmadı.

Ebu Bekir’e (r.a.) gitti o çarık çürük hayvanlarla, Ebu Bekir dedi ki; “Ömer’e (r.a.) git.”

Ömer’e (r.a.) gitti. Ömer (r.a.) o daha gelmeden hiddetlendi; “Bana gelmeden, Osman’a (r.a.) git” dedi, “Kelleni uçurtma bana!” dedi.

Osman’a (r.a.) gitti. Osman (r.a.) dedi ki; “Ali (r.a.)’a git”.

Bak Resullulah’ın reddettiğini hiçbiri kabul etmiyor.

Ali (r.a.)’a gitti, “Ya Ali (r.a.)” derken, Ali (r.a.) kılıcı bir indirdi, kafadan tam ortadan ikiye ayırdı Salebe’yi. Böyle kafadan iki bacağı arasına ikiye ayırdı.

Allah kimseyi Salebe’nin haline düşürmesin. Beş vakit Peygamber (s.a.v.) Efendimizin arkasında namaz kılıyorsun, daha ne istiyorsun, bu senin için bulunmaz bir nimet, saadet, “Âlemlere Rahmet olarak yolladık” diyor Allâhu Teâlâ Kur’ân’da. Böyle bir insanın yüzüne bakmak, onun arkasında, onun yanında bulunmak, bunlara paha biçilir mi? Ya, ne oldu onca mal mülk? Hz.Ali (r.a.)  ikiye ayırdı yukarıdan aşağıya. Hz.Ömer ile Hz. Ali (r.a.)  böylelerinin çoğunun kellesini uçurdu yani. Hz.Ali çok celalli değildi ama Hz.Ali (r.a.) bile o Salebe’nin halini hazmedemedi yani. Kimse Salebe gibi olmamalı, olmazda.

Mal mülkle insan ne olacak bu yaştan sonra, dünya  bizim olsa ne olur?

————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#zekat #yardım #hayıretmek #hayırhasenat

Tam Olmamış Veli’nin Hor Gördüğü Kalaycı

1

Tam olmamış Veli,  müritleriyle başka bir şehre gidiyor. Orda da merkezi bir camiye yerleşmişler. Koca bir Veli gelmiş, herkesin ilgisi çekiyor. Abdest aldığı ibriği, bir talebesiyle kalaycıya yolluyor. Kalaycı da gelen talebeye:

“Senin Şeyh’in gibi sırf dışını mı kalaylayım? Yoksa içini, dışını mı kalaylayayım?” diyor.

Yani; “Senin Şeyh’inin içi kalaylı değil” diyor. Senin Şeyh’in gibi sırf dışını mı kalaylayım, yoksa içi dışı mı kalaylanacak. Derviş de çok itaatkar, düşünüyor:

“Efendim, sorayım” diyor.

Gidiyor Şeyh’ine, diyor:

“Efendim kalaycı böyle dedi” deyince, kızıyor olmamış Veli.

“İçini, dışını kalaylasın!” diyor.

“Yahu, o bir şeyde anlamaz zaten” diyor, kalaycı için.

“Onun müritleri abdest almasını bile bilmiyor” diyor.

“O içini mi, dışını mı kalaylayayım mı, sorayım” diye dönen derviş, olmamış Veli’ye gidince, kalaycı da kendi müritlerine diyor ki:

“Gidin, onların camisinde yalan yanlış abdest alın” diyor

Olmamış Veli’de; “Ya, bırak şunu. Onun müritleri abdest almasını bile beceremiyor” diyor.

Geliyor mürit; “Efendim, içini dışını kalaylayacakmışsınız” diyor.

İçini dışını kalaylıyor, veriyor. Sonra tantanayla, yüz, iki yüz dervişle gelmiş adam onlara, büyük büyük havası var, camide vaaz ediyor. Kalaycı da geliyor, karşısına oturuyor. Cami hınca  hınç dolu. Anlatırken aynı Muhyiddin Arabi’ninki gibi.

Olmamış Veli’de, Besmele’de yok. Alıyor Kur’ân’ı, “Kur’ân’dan bir şeyler okuyayım bari” diye. Buram buram terliyor. Bir açıyor;

“Elif, Elif, Elif, Elif, Elif, Elif.”

Sayfayı çeviriyor; “Elif, Elif, Elif, Elif”. Baştan sona çeviriyor; “Elif, Elif, Elif” böyle kalıyor. Olmamış Veli. “Bilmiyorum ki nereden başlasam!” diyor. Elif’ten başka bir şey yok.

Kalaycı da uzaktan diyor; “Elif’ten başla, Elif’ten.”

Ondan sonra, hemen atlıyor,  geliyor kalaycının eline yapışıyor:

“Affet, sultanım!”

“Affetmem” diyor.

“Nefis atına bindin!”

Ayda Ramazan, herkesin oruçlu olduğu.

“Affet!”

“Etmem!” diyor.

“Bir tek şartla affederim, şimdi alcan bir somun, bu cemaat dağılırken kapıda ekmek yiyecen” diyor.

Bunu kabul ediyor. Ondan sonra çıkan; “Tuu, Allah seni kahretsin, bir de vaaz etmeye kalktın!”

Elinde bir somun ekmek yiyor. Niçin? O şekil, olmamış Veli’nin nefsini ezdiriyor, nefsini yerin dibine soktu. Ondan sonra Veli, Veli oluyor. Yoksa, o imtihandan geçmeseydi tam Veli olamayacaktı, dışı kalaylı kalacaktı. Olmamış Veli nerden başladı? Elif’ten başladı. Elif’ten başlıyor. Ya kalaycı! Hakir gördüğü kalaycı Gavs’tı! Hor görmeyeceksin kimseyi, göremezsin.

Gavslar öyle tantanalıların içinden çok nadir çıkıyor. Öyle köşede, kıyıda kayık kuyuk, işte şöyle böyle yapanlardan çıkıyor, genelde. Bir de onun üzerinde; Sırrul Zaman var ya, Gavs bile bilmiyor onun kim olduğunu. Adam Cebrail’le bile görüşüyor. İnsanlık, insanlık, insanlık büyük bir meslek ama çok zor bir meslek, çok zor. Dünya zor bir yer. Zor bir yerde, zor bir mesleğin olursa, ne kadar işin zor olur, düşün.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#mürit #mürşid #mursid #veli #horgörme #horgorme #nefsiezme