Ana Sayfa Blog Sayfa 16

Hoş Görmek Lazım – İnsana Günah Olarak Kendi Bedeni Yeter – Babasını Uçurumdan Atan Adam

1

Ben hiçbir insanın amelini yargılamam. Bunları ben hiç  önemsemem. Çünkü bugün “Hayye ale’s-salâh ve hayye ale’l-felâh” ezanda dinliyoruz. Yani Allah dilemedikçe hiç kimse güzel amel işleyemez. Allah dilemedikçe hiç kimse bir kusurdan, bir günahtan kendini çekemez, öyle olunca söylenecek söz yok; çünkü bu ezelde Kalûbela’da  ya  secde etmiştir ya etmemiştir. Oralardan kusurludur, dünyada da yönünü düzeltemez. Onun için bir şey demek bize düşmez, hiç kimseye düşmez.

Ve bütün tarikatlarda kesinlikle şu vardır ki hiçbir mürid, talebe kendini bir kafirden üstün görmeyecek. Çünkü; senin nefsin kafir zaten. O hep Allah’a karşı, şeytana dosttur. Sen onu içinde besliyorsun, taşıyorsun.

Peygamberimiz bunun için üstü kapalı bir hadiste diyor ki:

“Her insana günah olarak kendi bedeni yeter.”

Şimdi öyle olunca bilinmez. Çünkü Allâhu Teâlâ Mahşer’de bir af çıkaracak, herkesi yargıladıktan sonra, “Bir af çıkaracak, şeytan bile ümitlenir” diyor Peygamberimiz. “Şeytan bile ümitlenecek” diyor düşün. Onun için hiçbir şey dememek lazım hiç kimse için.

Babasını Uçurumdan Atan Adam

Adam, karısına; “İdare et!” diyor.

Karısı da; “Bunu defetmezsen, ben giderim!” diyor.

Adamda karısına çok düşkün, çok güzel bir şey. Tarihte yaşanmış bir olay. “Çaresiz götürcem artık…” diyor.

Babasına, “Gel baba, seninle gezelim!” diyor.

Alıyor sırtına adam yürüyemeyecek durumda demek ki. Şehirden çıkıyorlar, yokuşa sarmışlar. Yolun sonu uçurum. Bir yere gelince babası:

“Oğlum, ben babamı buradan atmıştım. Karına yaranmak için daha zahmet etme, yokuş, buradaki uçurum insan ölümü için yeterli. Sen beni buradan at, kurtul benden git” diyor.

Adam düşünüyor, düşünüyor… Alıyor sırtına tekrar babasını geri geliyor eve. Karısına bir dayak atıyor.

“Gidiyorsan cehennemin dibine kadar git. Ben babamı atacağım, yarında benim evlat beni atacak” diyor.

Ha şimdi, etme bulma dünyasıdır. Onun için ne ektiysen, onu biçersin.

————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#hoşgörü #hoşgörme #affetme #günah #hata #etmebulma

Dilsiz Derviş, Menkibe

0

Bir keçi çobanı var, sağır. Her gün keçilerini alıp, bir tepe var, o tepede yayıyor. O tepede bol keçinin yiyeceği malzeme var. Köyü tepeden gören bir tepede. Karısı her gün çıkınına öğlen yemeğini koyuyor. Bir gün unutuyor karısı yemeğini koymayı. Adam öğlene doğru çantasına bakıyor, yok bir şey. Akşama kadar aç olmayacak, köyde çok uzak değil. Bakıyor o yamaca, ot biçiyor adamın biri. Diyor; “Şuna bir söyleyeyim de ben köye hemen yarım saat içinde gider gelirim, keçilerimde burada, nasılsa burada ya, biraz göz kulak olsun”.

Keçi çobanı, sağır  yalnız. Gidiyor, o ot biçene diyor; “Kardeş, ben böyle, böyle, karı benim torbaya yiyeceğimi koymayı unutmuş, ben hemen bir solukta gidip geleceğim. Şu keçilerime göz kulak ol”.

İşin garip tarafı ot biçen de sağır. Bunun dediği hiçbir şeyi anlamıyor. Şöyle anlıyor, kendi kendine adamın onun ot biçmesinden rahatsız olduğunu zannediyor. “Benim evde bir ineğim, bir koyunum var, senin keçilerin yayılacak diye, ben burada niye ot biçmeyeceğim?” diye düşünüyor.

Keçi çobanı sağır, ot biçen de sağır ama keçi çobanının da sağır olduğunu bilmiyor. Ve ona öyle deyipte, keçi çobanı çekip gidiyor…

Keçi çobanı gidiyor, yiyeceğini alıyor, geri geliyor. Keçilerde oralarda bir yere ayrılmamış. Ve diyor;  “Şuna bir hediye vereyim, ben yokken sürüme sahip oldu.”

Bir şey olmamış, keçiler bir yere gitmemiş. Ondan sonra bir tane küçük çepiç var. “Çepiç” oğlağın bir başka adı. Çepiçin ayağı kırıkmış. Onu almış kucağına, onun sağır olduğunu bilmiyor ya bu. “Bunu adama vereyimde yesin” diyor. Bu da sağır, o da sağır. Ona doğru gidiyor:

“Dayı, teşekkür ederim,  yani sana bir hediye vereceğim” deyince, o da diyor, “Ben vurup kırmadım ayağını” içinden öyle anlıyor, bir şey duymuyor ya, hiddetleniyor, “Ben kırmadım, bu adam niye üzerime geliyor?” derken, yürüyor o da… O hiddetli şimdi. O da “Ben buna hediye vereceğim, bu niye kaçıyor?”

Bir adam atla geliyor. Bunların ikisi de hiddetlenmiş. Keçi çobanı atlıya doğru gidiyor, “Yahu, ben sağırım” diyor, “Doğru anlatamıyorum galiba, bu arkadaşa söyle, ben buna bir hediye vereceğim”.

Şimdi kadere bak, at üzerinde gelen de sağır. O hemen ellerini kaldırıyor; “Yahu, kusura bakma mecbur kaldım, çaldım” diyor. Bak şimdi, o sağır, bu sağır, öbürü de ona; “Buna bir şey söyle” diyecek, o da hiddetli gelince, kaldırıyor, “Ya mecbur kaldım atı çalmaya, at sizin miydi?” diyor.

O arada dervişin biri öteden geliyor, hemen birisi koşuyor. Derviş sağır değil, dilsiz. Bunların üçü sağır, derviş dilsiz. “Yahu” diyor, “Ben bu adama bir hediye vereceğim” diyor, “Adam diyor kaçıyor” diyor. Öbürü geliyor, “Bu adamın keçisinin ayağını ben kırmadım” diyor, onu şikayet ediyor. At üzerindeki diyor; “Valla bunların olduğunu bilmiyordum. Çaldım!” diyor.

Bunları duyuyor derviş, üçünün dediklerini de. Fakat dilsiz, nasıl anlatacak? Gidiyor, şöyle üçünün de gözlerine bakıyor anlamak için böyle, iyice. Ona bakıyor, buna bakıyor, ona bakıyor, buna bakıyor. Bu sefer bunlar, “Bu derviş bize büyü yapıyor galiba” deyip, yolu tutuyorlar.

Derviş ondan sonra dönüyor, içinden diyor; “Yarabbi,  konuşmak ne kadar lüzumsuzmuş” diyor, “Onu yaratmasaydın da olur”.

Eee, Debbah Hazretleri diyordu, “İşitmek görmekten daha önemli” diyordu.

Bundan neyi anlıyoruz? Allah sana birçok şey verip, birini kıstığı vakit, bak insan ne hale geliyor. Bir taneden mahrum kaldığın zaman, bak ne hale geliyor insan, allak bullak oluyor.

———————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#dervis #menkibe

Ramazan Ayında Tavsiye Edilen Nafile İbadetler

0

-Ramazan ayı ile ilgili bize önerebileceğin bir şey var mı?

   – Adam gibi oruç tutun.

-Adam gibi oruç tutun! Gıybete dikkat.

  – Dilinize sahip olun, gözünüze sahip olun.

-Dilimize, gözümüze sahip olalım.

  -Evet. Çok uyumayın.

-Çok uyumayalım.

  – Zikri mümkün mertebe çok yapmaya uğraşın.

-Zikri derken son dersimizi… “Allah” zikrine kadar Kelime-i Tevhid arttırılabilir.

  – Kelime-i Tevhid’i çok zikredin.

-Ağırlıklı olarak Kelime-i Tevhid ve kendi dersimiz. Salavat çekebiliriz bir tesbihi geçmeyecek. (Kişiye başka bir şekilde verilmediyse.)

  – Tesbihsiz salavatı istediğiniz kadar yapın, sayısız.

-Sayısız yapabiliriz Ramazan ayında, normalde “Bir tesbihi geçmesin” diyoruz ya.

  – O başka, o ders. Bu ders değil. Bu ziyade.

-Hayır, dersin dışında da bir tesbihi geçmeyecek kadar diyoruz ya, aşırı yapmayın diye. Ramazan ayında daha fazla yapılabilir.

  – Ramazan hasad zamanıdır, toplayacaksın toplayabildiğin kadar.

-Üç aylarda tavsiye ettiğin zikirler vardı. Onlarda yapılabilir mi?

  – Ramazanda ne istersen yapabilirsin.

-Bol bol.

  – Lafza-ı Celal’i çok çekmemek kaydıyla istediğinizi yapabilirsiniz. Yalnız en önemlisi çok uyumayın. Çok uyku dervişe haramdır.

-Çoktan kasıt, süre koymuyoruz.

  -Ya çokluk mesela bir insana normal zamanda kaç saat uyku yeter? 6-7 saat. O bile çok.

-Herkesin bünyesi aynı değil.

   -Evet ama o bile çok aslında. Sen 10 saat, 15 saat uyursan hımbıl olursun zaten.

-Az ye, az uyu, az konuş düsturuna dikkat. Zaten burada oruç var. Az yenecek ama tabi gündüz oruçluyum diye iftarda da abartmamak gerekiyor, herhalde aşırı yememek gerekiyor.

   -Dervişliğin zaten ilk adımıdır. Az yemek, az uyumak ve az konuşmak. O dervişte her zaman olması gereken bir şey tabi bu devirdekilerin hiçbirinde de böyle bir şey yok. Ama olsa… Yok ki… Adam ortaya ilmimden anlatayım diyor. Sen bildiğini unutacaksın, bilmediğini öğrencen. Onun için bu ay hasad zamanıdır. Derviş ne yapacak? Virdini kesinlikle noksansız çekecek çok gaflette olmadan. Ziyada Kelime-i Tevhid, salavat…

-İstiğfar?

   – İstiğfar zaten şart. Bunları bol bol çekecek, bol bol kazanacak. Hasad zamanı ne kadar hasad edersen edersin ama eline, diline, beline sahip olacaksın. Bak! Dilin kaç lisanla konuştuğunu geçen anlattım sana kısaca. Bunlar dilin sırlarındandır. Dil sana neler haber verir, neler haber verir ama hiç haberin olmaz. Garibim sana konuşur durur ama senin zerre kadar haberin yoktur onun lisanından! La ilahe illallah… Dilsiz söyleyebiliyor musun? La ilahe illallah… Dilsiz ancak okumazda içinden söyleyebilirsin.

-Ama hafi zikirde bizim yolumuzda değil.

  – Değil. Dil! Zikredende dil, konuşanda dil, bir şeyi sana haber veren de… Sıcaktır, soğuktur, ekşidir, tatlıdır, zararlıdır, yararlıdır… Her şeyi sana konuşan dil. İşte onun için kapalı diyorum ki meleği konuşturun, şeytanı değil.

-Meleği konuşturmak nedir? Ya hayrı konuş ya sus mu?

  – Evet, her türlü hayrı konuşmak; meleği konuşturmaktır. Bu ayda şey yoktur yani şunu şunu yap… Yapmamalar var. Gıybet etme, harama bakma, haram yeme… Buna benzer yapmamalar var ama hayırda, zikirde, tefekkürde istediğini yapabilirsin, istediğin kadar yapabilirsin.

-Ramazan ayına özel!

  – Ramazan ayına özel.

-Normalde aşırıya kaçmıyoruz.

   – Tesbihle virdini çekersin sonrası tesbihsiz. Dilediğin kadar yap, ne istersen yap.

-Tesbihsizde çok istikamet tutmuyor yani 3-5 söylüyosun bakıyosun, dalıyosun, gidiyorsun.

   – Sonra bir daha hatırlarsın, o hatırlamaları toplasan yine bir günde hepsi birkaç saat yapar.

-Diğerlerinin hepsi tesbihsiz mi olcak inşallah?

   -Tabi virdinin dışındakiler tesbihsiz olcak.

#nafileibadet #nafile #Ramazan #Ramazanaözel #Ramazanayı #zikir #Kelimeitevhid #Kelimeitevhit

Allah’ın Görünmez Orduları – Hz. Yunus’un Tebliğe Gittiği Kavim – Yunus Peygamberin Duası

1

Hani nerde bar, nerde pavyon, nerde meyhane, nerde bitirimhane nerde, ha nerde? Ki Allah’ın görünmez orduları bunlar (Korona virüs), bir de görünür orduları çıksa ortaya, bak neler olur bi düşün. Bunları hak etti insanlar.

Herkesin ödü kopuyor. Dün haberlerde gösterdi; biri çek mi, senet mi ödemeye gidiyor bir yere 4-5 kişi var, biri de alıcı, adam bi hapşurdu bomba patlamış gibi millet nasıl dışarılara kaçıştı, hapşıranda kaçıyor. Çek, senet yazan o masanın arkasındaydı o, kaçamadı pardesüyü kapattı, öyle yere kadar kapandı, pardesünün altında. İnsanlar bu hale geldi.

Neredeydi aklınız! Allah size Peygamber indirdi, kitap indirdi, size bir sürü evliya yolluyor insanların içinden niye dinlemediniz kimseyi? Şimdi ne oldu? Allah’a külhanbeylik olmayacağını devamlı haykırdı bu insanlar. Şimdi nerede, yok şimdi ödleri patlıyor, “Ölücem” diye, öleceksen ölürsün. Zaten bir gün ölmeyecek misin?

Muhyiddin Arabi Hazretleri öyle diyordu; “Dünya nüfusu 8 milyara kadar çıkar ama 500 milyona kadar iner” diyor. Daha bunlar birşey değil, dahası gelecek.

Yunus Peygamberin Duası

Hz.Yunus’a Allâhu Teâlâ dedi ki; “Ninova kavmine git, 40 gün mühlet verdim onlara, 40 günün içinde güçlüce dönüş yapmazlarsa, tövbe yapmazlarsa, 40 gün sonra batıracam onları yerin dibine”.

Ninova kavmi; Dünya’da Mezopotamya işte, oralarda bi devletti bunlar. Dünyadaki en büyük savaşçılar buradaydı, en zengin ülkeydi, savaşlarla herkesin her şeyini gasp etmiş, en zalim insanlar. Zenginlikleri çok, savaşçı bir millet.

Ondan sonra, Hz.Yunus Allah’ı dinlemedi. Ninova kavmine gitmedi, döndü başka tarafa gitti. “Ninova kavmi rahmete, affa layık değil. Ben tebliğ etmeyeyim, Allâhu Teâlâ’da onları 40 gün sonra batırsın. Dünya üzerinde en büyük zalimler” dedi.

Kaçtı ters tarafa bir gemiye bindi, Allah’ın emrinden kaçılır mı, bir de Peygambersin, hani biz onu ayıplamıyoruz da buradaki hikmeti anlamaya uğraşıyoruz.

Gemi açılınca, gemiyi bir fırtına yakaladı. Gemide bir sürü insan var. Putperest var, putuna yalvarıyor. İşte, Ay’a tapan var, Ay’a yalvarıyor. Güneş’e tapan var, türlü kavimler var gemide.

Yunus’un yüzü yok, Allah; “Ninova’ya git” dedi, Yunus terse kaçtı. O dua etmeden duruyor.

Kaptan dedi; “Be adam herkes dua ediyor, senin Allah’ın yok mu? Yani bi dinin yok mu?”

“Var. Ben Tevhid dinindenim” dedi.

“O zaman sende, senin Allah’ına dua et. Gemi batacak ölücez” dedi. O arada, bir kahin gibi biri çıktı, kaptana dedi  ki:

“Bu gemide bir uğursuz var. Çöp çekelim. O uğursuza çıkar, denize atar, kurtuluruz. Olur mu?”

“Olur”.

Kahin çok destek buldu insanlardan, kaç kişi var 300 kişi, bir şey bulup çöp yaptılar, “Çek çöpü!”

Çöp Yunus’a çıktı. Sen Allah’ın emrinden kaçar mısın? Yunus’u tutup, “şaldır şuldur” fırlattılar denize attılar. Fırtına gelmişti, dağlar kadar dalgalar, Yunus’u atar atmaz deniz sakinleşti.

“Gördün mü? Bak uğursuzu bulduk. Bitti felaket” dedi kahin.

Çok iri bir yunus; balina kadar yunuslar var, hala da var, ondan sonra, geldi, Yunus’u yuttu. Yunus hatasını anladı. Orda Allah’tan özür dilemeye başladı. Allah’a özrü Kur’ân’da geçer.

Esteizübillah”; La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü  minezzalimin.”

Kur’ân’da ayet olarak geçer, bunu okuya, okuya, okuya, Allah onu hoş gördü, affetti. Yunus balığına vahyetti, dedi ki; “Git onu bir sahilde kus”.

Yunus balığı geldi, sahilde bunu çıkardı. Kumun üzerine bıraktı gitti.Yunus (a.s.) bir zaman orda dinledi, uyudu kalktı. Deniz suyuyla yıkadı kendini. Sonra yine uyudu, uyandı. Gitti suda bir baktı kendine, hafif yeşil renk almış. Normal insanların renginden farklı, yeşil bir renk almış. Bir asa buldu. Ninova’nın yolunu tuttu. Sıkıysa tutma.

Ninova’ya geldi. Baktılar, hiç görülmemiş insan tipi, yeşil bir insan, ondan sonra her köşede başladı nutuk atmaya, işte; “Allah’a dönün, tevhide dönün, vesaire…”, bu krallarının kulağına gitti.

Kral dedi ki; “Kimse o, getirin huzuruma”.

Yunus’u yaka paça getirdiler Ninova kralına, Ninova kralı çok varlıklı, çok debdebe, adamın sarayının duvarı bile altından.

Kral bir baktı, “Allah Allah, yeşil bir adam. Birader otur şuraya da anlat. Nasıl sen yeşil oldun?” dedi.

Yunus dedi “Allah emretti, Ninova’ya git, onlar çok zalim bir kavim, 40 gün mühlet verdim onlara”, işte anlattı, “Ben sizin çok zalim olduğunuzu bildiğim için Allah’ın rahmetine layık değilsiniz  diye, terse kaçtım. İşte bunlar şunlar geldi başıma, bende normal sizin gibiydim,  ama o yunus beni yuttuktan sonra, böyle yeşil bir renge büründüm…”

Her şeyi anlattı olduğu gibi, kralda akıllı bir adam dinledi sonuna kadar; “Netice?” dedi.

“Netice, Allah size 40 gün mühlet veriyor. 41’inci gün sizi yerin dibine geçirecek” dedi.

“Peki, ne istiyor bizden?”

“Tövbe edeceksiniz, zalimlikten vazgeçeceksiniz. İnsanlara zulüm etmeyeceksin. Tevhid’i kabul edip, Allah’ı zikir edeceksiniz. Allah’a namaz kılacaksınız.” Hepsini teker teker anlattı.

Kral dedi;  “Hepsini kabul ettim. Senin Rabb’ine inandım. Seni yeşil yapan, bizim belamızı da verebilir”. Hemen vezirlerini çağırdı:

“Bütün halka ilan edin, herkes depdebeli güzel elbiselerini çıkarsın, herkes çul çuval giysin. Fakir fukaraya tasadduk etsin. Hepiniz Tevhid’i kabul edin. Hepiniz Allah’tan devamlı 40 gün işinizi, gücünüzü bırakın, Allah’tan özür dileyin”.

Ninova halkı, bak bir peygamberi yeşil renkte gördü ve ibret aldı. Ve Ninova halkı, Allah’ın istediği noktaya geldi ve Allah da onları batırmadı, ama bugünkü dünya halkı, Ninova halkı kadar akıllı değil.

Rengi yeşile dönmüş peygamber yok, ama o peygamber gibi konuşan çok Veli var. Ama kimse kulak asmadı.

Hatunla bazı konuşurken diyordu; “Ne olacak?”

“Valla bunlara hiçbir söz kar etmez. Bunlara ancak can yakıcı azaplar gelecek, başka türlü hiç mümkün değil. İşte can yakıcı azap bu, herkesi bak nasıl eve hapsetti Allah. Bak, herkes mahkum!”

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Allahınorduları #HzYunus #HzYunusunduası#Ninovakavmi #koronavirus