Dilsiz Derviş, Menkibe

0
384

Bir keçi çobanı var, sağır. Her gün keçilerini alıp, bir tepe var, o tepede yayıyor. O tepede bol keçinin yiyeceği malzeme var. Köyü tepeden gören bir tepede. Karısı her gün çıkınına öğlen yemeğini koyuyor. Bir gün unutuyor karısı yemeğini koymayı. Adam öğlene doğru çantasına bakıyor, yok bir şey. Akşama kadar aç olmayacak, köyde çok uzak değil. Bakıyor o yamaca, ot biçiyor adamın biri. Diyor; “Şuna bir söyleyeyim de ben köye hemen yarım saat içinde gider gelirim, keçilerimde burada, nasılsa burada ya, biraz göz kulak olsun”.

Keçi çobanı, sağır  yalnız. Gidiyor, o ot biçene diyor; “Kardeş, ben böyle, böyle, karı benim torbaya yiyeceğimi koymayı unutmuş, ben hemen bir solukta gidip geleceğim. Şu keçilerime göz kulak ol”.

İşin garip tarafı ot biçen de sağır. Bunun dediği hiçbir şeyi anlamıyor. Şöyle anlıyor, kendi kendine adamın onun ot biçmesinden rahatsız olduğunu zannediyor. “Benim evde bir ineğim, bir koyunum var, senin keçilerin yayılacak diye, ben burada niye ot biçmeyeceğim?” diye düşünüyor.

Keçi çobanı sağır, ot biçen de sağır ama keçi çobanının da sağır olduğunu bilmiyor. Ve ona öyle deyipte, keçi çobanı çekip gidiyor…

Keçi çobanı gidiyor, yiyeceğini alıyor, geri geliyor. Keçilerde oralarda bir yere ayrılmamış. Ve diyor;  “Şuna bir hediye vereyim, ben yokken sürüme sahip oldu.”

Bir şey olmamış, keçiler bir yere gitmemiş. Ondan sonra bir tane küçük çepiç var. “Çepiç” oğlağın bir başka adı. Çepiçin ayağı kırıkmış. Onu almış kucağına, onun sağır olduğunu bilmiyor ya bu. “Bunu adama vereyimde yesin” diyor. Bu da sağır, o da sağır. Ona doğru gidiyor:

“Dayı, teşekkür ederim,  yani sana bir hediye vereceğim” deyince, o da diyor, “Ben vurup kırmadım ayağını” içinden öyle anlıyor, bir şey duymuyor ya, hiddetleniyor, “Ben kırmadım, bu adam niye üzerime geliyor?” derken, yürüyor o da… O hiddetli şimdi. O da “Ben buna hediye vereceğim, bu niye kaçıyor?”

Bir adam atla geliyor. Bunların ikisi de hiddetlenmiş. Keçi çobanı atlıya doğru gidiyor, “Yahu, ben sağırım” diyor, “Doğru anlatamıyorum galiba, bu arkadaşa söyle, ben buna bir hediye vereceğim”.

Şimdi kadere bak, at üzerinde gelen de sağır. O hemen ellerini kaldırıyor; “Yahu, kusura bakma mecbur kaldım, çaldım” diyor. Bak şimdi, o sağır, bu sağır, öbürü de ona; “Buna bir şey söyle” diyecek, o da hiddetli gelince, kaldırıyor, “Ya mecbur kaldım atı çalmaya, at sizin miydi?” diyor.

O arada dervişin biri öteden geliyor, hemen birisi koşuyor. Derviş sağır değil, dilsiz. Bunların üçü sağır, derviş dilsiz. “Yahu” diyor, “Ben bu adama bir hediye vereceğim” diyor, “Adam diyor kaçıyor” diyor. Öbürü geliyor, “Bu adamın keçisinin ayağını ben kırmadım” diyor, onu şikayet ediyor. At üzerindeki diyor; “Valla bunların olduğunu bilmiyordum. Çaldım!” diyor.

Bunları duyuyor derviş, üçünün dediklerini de. Fakat dilsiz, nasıl anlatacak? Gidiyor, şöyle üçünün de gözlerine bakıyor anlamak için böyle, iyice. Ona bakıyor, buna bakıyor, ona bakıyor, buna bakıyor. Bu sefer bunlar, “Bu derviş bize büyü yapıyor galiba” deyip, yolu tutuyorlar.

Derviş ondan sonra dönüyor, içinden diyor; “Yarabbi,  konuşmak ne kadar lüzumsuzmuş” diyor, “Onu yaratmasaydın da olur”.

Eee, Debbah Hazretleri diyordu, “İşitmek görmekten daha önemli” diyordu.

Bundan neyi anlıyoruz? Allah sana birçok şey verip, birini kıstığı vakit, bak insan ne hale geliyor. Bir taneden mahrum kaldığın zaman, bak ne hale geliyor insan, allak bullak oluyor.

———————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#dervis #menkibe

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız