Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Hz. Ebu Bekir’in Duası

0

Bu insanların zincirli kuyuda, kilimde yatanı bulmaları lazım. Zincirli kuyudaki, kilimde yatanı. Yoksa ağzınla kuş tutsan faydası olmaz.

Ebu Bekir Sıddık gibi bir zât var mı yeryüzünde? Adı üstünde “Sıddık”.

Duası ne biliyor musun? Duasını söyleyeyim sana; “Yarabbi, benim bedenimi o kadar büyüt ki, bütün cehennemleri benimle doldur ve cehenneme gidecek olan bütün insanları da, cehennemde yer kalmasın, cennetine al.” Ne dersin buna?

Ha şimdi biz şöyle diyoruz, böyle diyoruz, öyle değil her şey. Allah kafirinde Allah’ı, zındığında, münafığında, Yahudinin de hepsinin Rabb’i. “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” dediğinde sırf müminlerin Rabb’i olarak algılamayacağız, hepsinin Rabb’i.

Ebu Bekir Sıddık gibi bir zât böyle bir dua yapıyorsa. Bir kilimde yatanın ne yapacağını bilemeyiz, Allah’ın ne diyeceğini bilemeyiz yani. Onların hali çok başka yani; bizim mantığımızın anlayacağı gibi değil. “Bütün cehennemleri benimle doldur, bütün insanlara vereceğin azabı bana ver, onların hepsini cennetine al”. Ebu Bekir, Peygamberin en yakın dostu. Onun duası bu.

E şimdi bir “Kutbul Aktab”ın, bir “Gavsul Azam”ın, bir “Sırrul Zaman”ın, onların ötesinde o kilimde yatanlar. Allah’ın sırrına sır yok ki, Allah’ın sırrı;  “Sırrul Zaman” zaten. Sırrul  Zaman’ın da ötesi. Biliyorlar, gücünü biliyorlar ama ne yapacağını bilmiyorlar, kestiremiyorlar.

Hz. Musa, Hızır’ın ne yapacağını kestiremedi. Hızır; Veli, öbürü Ulü’l Azm büyük Peygamber. İkide bir hiddetle çıkıştı ona. Zaten sinirli bir adam, hemen parlayan Ömer gibi yani. Ulü’l Azm Peygamber, bak bir Veli’nin hikmetini bilemedi, velayet ilmi böyle bir ilim.

Peygamberler, şeriat ilmiyle gelir. Ama şeriatsız velayet olmaz, şeriatsız tarikat olmaz, şeriattır cümle işlerin başı. Onun için bir şey demek zor.

Ebu Bekir Sıddık’ın çok sık yaptığı bir duadır. Ebu Bekir, yani Peygamberin en yakını. E şimdi âlemlere rahmet olarak yaratılan Peygamberin, en yakın dostu böyle dua ediyor, kin kusmuyor, beddua etmiyor. Peygamberimizin bunca hadisine bak ki, beddua ettiği bir hadis yok. Ha buralardan yola çıktığımız zaman, her şey kafamızda yer ettiği gibi değil, onun ötesinde bir şeyler var. Allahu ekber.

Allah’ta kutsî hadislerde onu diyor; “Ben sizi şiddetli ateşe sokmaktan zevk duymam. Yani bunu yapmaya hevesli de değilim.” Ama siz ille orayı istiyorsanız, Allah ne yapsın? “Ben” diyor, “Çok büyük nimetler yarattım, cennetler yarattım, aklınızın alamayacağı güzellikler yarattım, gelin Bana kulak verin, şuraya girin,” yani.

Allah’a isyan edipte, bu ateşe gitmenin bir esprisi yok ki, Allah her türlü şeyi söylüyor bize. Aklı başında insan akleder, alır bunu, ama bir de bunun ötesi var.

Şeytanın kral olduğu bir yol var, bir tarikat var “satanist” diyoruz buna, orada da şeytan ilham ediyor ama insanlar şeytanın verdiği heva, hevese dolu dizgin koşuyor. Allah’ın açıkça hitabına dolu dizgin koşmuyor.

Ha onlar için bile bakın Ebu Bekir Sıddık demiyor; “Ya Rabbi, iman ehlini kurtar, ben yanayım. Bütün neyi yarattıysan cehennem için hepsini cennetine koy, hepsinin yerine benim bedenimi o kadar büyüt ki cehennemleri benimle doldur”.

Şimdi burada düşünmek lazım. Onun içinde bir kilimde yatanın ne yapacağını asla bilemeyiz, hiç bilemeyiz. “Ya bir kişi daha ölsün bitsin” der, ya da “Dur bakalım daha siz akıllanmadınız” der, bilemiyoruz yani ne diyeceğini. Ne derse Hak’tır, doğrudur. Ki onlar Allah’ın özel yarattığı kullar. Onların yanlışı olmaz, onları gözeten Allah’tır.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#HzEbuBekir #sıddık #KutbulAktap #SırrılZaman #GavsulAzam #tarikat #şeriat #şeriatsıztarikatolmaz

Habil İle Kabil – Dünyadaki İlk Cinayet Neden İşlendi?

0

Kabil, Habil ile evlenmesi gereken kızla evlenmek istedi. Habil’in evleneceği kız Kabil’le doğmuştu. Kabil’in evleneceği kız ile Habil evlenmesi lazım iken, Kabil evlenmek isteyince oradan gerginlik başladı. Sonra her sene Adem ve çocukları Allah’a kurban adıyordu.

Allah’ın kabul edip etmediğini bildiriyordu, kimin kurbanını kabul etti, kiminkini etmedi, bildiriyordu. Habil ile Kabil’de kurban adadı, gene ikisine de cevap geldi. Habil’inki kabul oldu, Kabil’inki kabul olmadı. Kabul olmayınca Kabil çıldırdı. Hem kız davasından gerginlik var hem bir de; “Onun kurbanı kabul oldu, benim kurbanım kabul olmadı” diye çileden çıktı. Öldürdü Habil’i. Yani ilk cinayet ve günah öyle başladı.

Sonra kaçtı, gitti. Dünya’daki ilk cinayet, ilk büyük günah böyle başladı. Öyle biri koyun gütmüş, biri tarlada çalışmış diye değil yani.

Allah bir şeyi kabul etmediyse demek ki, kurban olunacak bir şey değil ki kabul etmedi. Yani Allah’a üçkağıt yapmayı düşündü. Eee Allah bu, senin ne yapmak istediğini bilmiyor mu?

Daha sonra bir karga geliyor onu duymuşunuzdur. Karganın yavrusu ölmüş, yeri eşeleyip, eşeleyip, onu gömüyor ayaklarıyla. O zaman Kabil diyor, “Bana yazıklar olsun” dedi, kardeşini öldürmüş gidiyordu, o olayı görünce geri döndü, geldi kardeşini gömmek için.

“Yazıklar olsun bana” diyor, pişmanlığı var oradan fakat  iş işten geçti öldürdü kardeşini. Kardeşinin başına taşla vurarak, öldürdü.

Babasıyla çok kaç kovalama yaşadı onlar. Daha sonra babası anladı olayı tabi, Adem düştü peşine, o kaçıyor. Dünya’daki ilk haindir Kabil.

Adem toprağa diyor; “Yakala onu”, toprak yarılıp yakalıyor Kabil’i.

Kabil diyor; “Sal beni”, salıyor toprak, kaçıyor bu şekilde yakalayamadı.

Toprak o zaman dinliyor insanı. İnsan tefessüh ettikçe, insanın elindeki haklar kısıtlandı, boylar küçüldü.

Adem’i ilk yaratılışı 72 metreydi, 72 metre. Gök gürlemesi gibiydi ağlaması, Cennetten kovulup, Dünya’da Havva validemizle ayrı yerlere indirilince, pişmanlıkla ağlarken gök gürlemesi gibi ses çıkardı. 72 metre bir insanı bir düşünün. Bir apartman ayağına takılsa, tuzla buz olur.

Dünya küçülür, büyümez ama üzerindeki bitkilerin hali tabi değişti. Adem aslanın ensesinden tutup, onu kedi gibi kucağında severmiş. Melekler onun ağlama sesinden çok üzülüyorlardı. Sonra uyku halinde, bir uyku verdi Allah ona. O uykuda 36 metreye indirdi Adem’in boyunu. Öbür âlemde insanların hepsi Adem’in boyunda, 33 yaşındaki hali, 36 metre boy olacak.

Allah; Adem’in bedenini hem Dünya üzerindeki en süfli yerler yaşanacak yerlerden de hem de en makbul yerlerden de toprak aldırdı. Adem’in bedeninde müspet ile menfi, iyiyle kötü bir aradaydı. Yani Adem’in çocuğu da olsa işte, ona o şekil, ezeli ilim diğer bir deyiş ile “kader” öyle tecelli etti, yoksa Allah Cebrail’e demezdi;  “Dünya’nın en süfli yerlerindende, en makbul yerlerinden de toprak al. Ben yeryüzünde halife yaratacağım” ya bunlar gene dönüp dolaşıp Cenab-ı Hak’kın takdirine dayanan bir olay. Yani öyle istedi, öyle oldu, senaryo öyle yazıldı.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Adem #Havva #AdemileHavva#HabilileKabil #ilkinsan #ilkcinayet #ilk

Yaptığın Kendine – Nisab Miktarı (İstihab Haddi) – Neden Korkuyorsun Ki? – Korona Virüs

1

Benden Allah ne soruyor, benim yaptığımı. Benim yaptığımı veya yapmadığımı. Ee şimdi Allah Kur’ân’da kaç yerde; “Onların amelleri onlara, sizin ameliniz size.” Onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz, sizin yaptıklarınızdan onlar sorumlu değil, kimsenin kimseye o konuda yararı yok. İyi de sen bu adamın böyle bir niyeti varsa, kendi niyet eder. “Ya Rabbi, bana bu derdimi ortadan kaldırırsan …” Birşey vaad edersin, yaparsın. Ee  ondan sonra kalkıpta, ona buna yükleyipte, onun bunun yaptığı şey ona, buna  yazılır.

Defalarca söylüyoruz, kabristanda bile okuduğun senin amel defterine yazılıyor, sadece onlara bir haber veriliyor. Yani sen bunu okumakla onun için ona bir yarar sağlamış olmuyorsun. Sadece bir haber veriliyor, o da seviniyor; “Yakınlarım beni unutmamış” hatırlıyor gibi ama bütün getirisi sana yazılıyor.

Ee şimdi sen oku 41 Yasin, “Sen şu kadar oku, ben bu kadar okuyayım”. Vaad ettiysen kendin oku. Ben bir şeyim varsa, kendim okurum yani, kendim için okurum. Zaten benim okuduğum bana,  “Bunun niyetine” de desem gitmiyor ki, bana yazılıyor.

Miskale zerre hayrın” diyor Allah; “Ecrini öderim”. Kime? O hayrı işleyene. “Miskale zerreyi” sen falan için okudun, “Ona öderim” demiyor Allah.

Ee o zaman nedir bu gaflet? Kimden ne duyduysan sıyır gitsin, böyle şey olmaz ha, dinde bulunması çok sakıncalı hallerdir,  herkes dine böyle bir kulp takarsa, sen dini bozuyorsun.

“Bid’at ama cehennem köpeği” diyor Peygamberimiz. Yani hafife alınacak bir şey değil ki bu. Bid’at çok tehlikeli bir günah. Ee şimdi, sen dağıt, millet yapsın. Belki benim sevmediğim biri. Hayır, yani yararı yok, sevdiğim bir babam için bile olsa yapamıyorum ki bunu. Annene, babana hayır dua edersin, bunun önü açık. Ölmüş annene, babana dua edersin. Ha onların günahları için Allah’tan affedilmesini dileyebilirsin, dua ama bunlar bak, dua olarak annen baban için. “Ama ben babam için bir Yasin okuyayım, ona yazılsın” yok böyle birşey. Böyle bir şey yok yani. Ne yapıyoruz, “Hasıl olan sevabı” diyoruz işte; “Şuna, buna hediye ediyorum” diyoruz ama laf bu, sadece klişe bir kelime. O direkt sen okurken sana yazılıyor zaten. Ha işte öyle dua edince de onlara haber veriliyor işte, “Şu senin için hatırladı, seni hatırlayarak şunları okudu” yani kendisine de olsa. Hepsi bu yani; bunun ötesinde bir şey yok ki!

Allah apaçık beyan ediyor ayetlerde; “Hiç kimsenin ameli, hiç kimseye bir yarar sağlamaz” diyor.

Benim amelim ona nasıl yarar sağlayacak da o çocuğu düşmeyecek? Ee Allah’a mı itimadın yok, Allah’ın sözüne mi inanmıyorsun yani?” Hiç kimsenin ameli hiç kimseye, başkasına yarar sağlamaz” diyor. Öyleyse…

Ölmüş anne, baba için hacca gidelim, “Hadiste var” diyor, uydurma hadis, yani bu gerçek olamaz ki. Allah böyle, Peygamber tersini mi söylüyor, yani Allah ile Peygamber çatışıyor mu orada? Ya bu nasıl mantıktır ki bu olacak iş mi yani? İyi de ama Allah ne diyor, sen Allah’ın sözüne inanmıyorsun, Allah’ın sözünü kaldırıp atıyorsun. O “Hayır yapıyorum” derken var  ya, Uhud Dağı kadar şer alıyorsun sırtına. Hiç kimsenin ameli, hiç kimseye bir yarar sağlamaz. Senin yaptığın sana, onun yaptığı ona.

“Ee hadis var işte, ‘Ananız, babanız için hacca gidin Ümre’ye gidin’”. Peygamber başka türlü, Allah başka türlü mü söylüyor. Böyle din olur mu?

İşte cahil Müslüman için; “Şeytanın maskarası” diyor Peygamberimiz. Allah’a kulak ver, Allah ne diyorsa din bu, yani Allah’ın sözünün dışında din olmaz.

Tabi, oğlu babasının yerine Ümre’ye gider, parasını da babası öder. Cebinden ödeyemezsin baban için bile, vekaleten gider, ona ruhsat var. Ama ölmüş gitmiş, bitti. Sen onun için bir şey yapamazsın, o sana para veremez artık, mali bir ibadettir bu, bir insan hacca gitmek için o parayı harcayacak. “Ee oğlum, sen benim için hacca git ve parasını da cebinden harca”. “Hacı” olmaz o baba. Şimdi eğer sen o ibadeti istiyorsan, ceremesini çekeceksin.

“Benim için zekât ver” laf mı bu? Olmaz, malın varsa zekâtını vereceksin, 82 gramı aşmışsan, hacca gitmek farz olur. İstihab haddi (nisab  miktarı da denir) denilen sınır 82 gram altındır.

Ee şimdi adamlar kafasına göre, ya işte; “Bence böyle”. Sence din var mı? Sen doğru olanı söylüyorsun. O da diyor ki “Bence böyle”, senin doğrun çok önemli değil. Onca neyse onun için, din o! Sen ayvayı yemişsin zaten. Söylenecek söz yok; “Dilediğini yap” dersin. Bence, sence din olur mu ya?

Hem zekât başlar, hem hacca gitmen farz olur. “İstihab haddi” denilen şey 82 gr. altındır. Altın değerinde para veya altın değerinde maldır. Ama sen malla ticaret yapıyorsan, o yine başka hesaba girer. Ya gidiyorsun 100 gr. altın karşılığında, ticaret malı alıyorsun. Ticaret yapıyorsun, alıp satıyorsun; o sermaye. Onun hesabı başka türlü oluyor yine, yani ticaret yapan için 1 kg., 2 kg. altın ile mal alma, satma bir şey yok demek değil. 82 gr. üstünün zekâtını verecek, ama o anda mal olarak verir. Adam şu kadar liralık gömlek almış, ister mal olarak gömlek verir, ister sattıktan sonra para olarak verir. Mal olarakta verme hakkı doğuyor ticaret yapanlarda. Adam sırf şey almıyor mesela kuru fasulye alıyor. O kadar parayla yahut helva alıyor veya herhangi bir gıda alıyor çürümeyen. Çürüyen şeyler için yine farklı cevap var. Çünkü adam alıyor zarar ediyor. İşte oradan bir kar etmesi evvela gündeme gelmeli. 82 gramlık sebze aldı da, sattı, çürüdü, bilmem ne oldu 70 grama düştü, bir şey vermez yani.

Bu fıkıh ilmi çok şeydir, çok fazla yönlü ilimdir. Yani kaskatı yalın kılıç gibi değil yani duruma göre vaziyete göre önüne çıkan hallere göre şekilleniyor. Hac 82 gramı geçti mi, gitmen gerekiyor artık.

Ev mesela bir milyon liralık, iki milyon liraya evin var ama bunun zekâtı yok. Neden? Bu senin için ikametgâh. Buradan bir ticaret elde etmiyorsun. Araba ihtiyaç, dünün atı neyse bugünün arabası bu yani. Yani zaruri ihtiyaçlarının dışındadır.

İki tane ineğin var. Bunun maksadı ticaret yapmak değil, maksat evin ihtiyacını görmek, artanını da satmak. Bu bir yıl artanını satarak kaç para biriktirdin?  82 gramı geçti mi paranın tamamı, zekâta girer. Geçmedi mi, ödeyeceği bir şey yoktur, net elinde olacak. Ama kırk tane ineğin olursa, bir inek zekâtın olacak. Kayıtsız, şartsız öyle “Şu çiroz, onu vereceğim” yok. Bir dar araya sürüvereceksin, kafandan diyeceksin ki; “Yedinci inek hangisi geçerse, onu vereceğim”. O yedinci ineği belirleyip, vereceksin yani. Böyle aralarında zayıf, kuru, yaşlı seçipte vermek yok.

Onu Salebe yaptı da ne yaptı Hz. Ali? Peygamberimiz kabul etmedi, Hz. Ebu Bekir kabul etmedi, Hz. Ömer kabul etmedi. Hz. Ali’de ayırdı ikiye. Öyle şey yok, işe yaramaz şey değil. O zekât olmaz, Allah’ın emriyle dalga geçmek olur.

Şimdi bakın bazı şeyler size dediğim kırkta bir değil, onda bir, yirmide bir olanlar var. İnek olarak 10 tane inek olduğu vakit istihab haddini geçmiş oluyorsun. Bu mal olarak biraz toleranslıdır ama 10 inek oldu mu, hacca gideceksin.

Maddi olarak 82 gramı geçiyor, ikincisi mesela geçenlerde size anlattım, tarladaki şeyden bile zekât veriyorsun. Allah sularsa başka, sen sularsan başka, masraf ederek sularsan başka. Yani bunların sınırları var. İşte o sınırlara giren olay bu hayvanda, hayvan dahilindeki malda, hayvanda, koyunda, vesairede oralara giriyor. Oralara girdiği vakit, en garantisi, sen bu maldan para kazandın gün sonunda, baktın 82 gramını geçmiş. 82 gram geçti diye, 82 gramdan geçenden değil, tamamından zekât vereceksin. İnsanlar için en kolay yolu budur. Ben bunları elde ettim, ne elde ettim şu kadar para. Bugün köyde süt satanların hepsi bu istihab haddini geçiyor.

Adam namaz kılıyor, Ümre’ye gidiyor, hacca gidiyor, zekât vermiyor. Sen Müslüman mısın ki? Allah’a diyorsun ki; “Ben, şu şu şeyleri yapıyorum işime geliyorda, bu da işime gelmiyor. Ben senin için paramdan veremem” demektir bu. Ne oldun? Münafık oldun. Sen sanıyorsun ki; “Ben, Evelallah Müslümanım. Beş vakit camiye koşuyorum”. Sen koş.

Allah diyor ki; “Onlar kendilerini doğru yolda zannederler”. Allah bir şeyi emrettiyse, kayıtsız şartsız:

İnnallahe, innallahe, innallahe” anlatıyor Allah. Kayıtsız, şartsız şeyleri “Mutlak” diyor, en ufak bir yalpa yok. İnnallahe  bitti.

Eee Hacca gidiyorlar, para harcamaya ama turistik seyahat gibi. “Bir göreceğiz oraları falan, hem de hacı oluruz falan…” iyi de zekât vermiyorsun! Din yama olarak bile durmaz ki üzerinde.

Oruç, salat, kurban, hac, zekât, Kelime-i Şehadet. İslam’ın şartı, bunlardan biri yoksa İslam’lığı bitti, sen san…

Allah’ta diyor; “Zaten onlar kendilerini doğru yolda zannederler”. Neden? Veremezler. Neden? Allah sana veriyor  ya.

Niye Kıyamet geliyor? Artık insanlar  “Dini küm dinarı küm” olmuş, Peygamberimiz çok tekrarlar yani; “Dinleri dinar olmuş, para olmuş”. Ona gelince veremiyorlar.

Seyran et âlemi, yapılacak bir şey yok. Allah bu can yakıcı azapları boşuna mı veriyor, herkes panikte, korkuda. Nasılsa Allah’a gitmeyecek misin, sen niye korkuyorsun ki? Allah murat etmişse, sana tayin olan ömrün uzamıyor, kısalmıyor. Neden Allah’a tevekkül etmiyorsunda panik yapıyorsun ki? Bir gün nasılsa o yola gitmeyecek misin?  Ee öyleyse güle güle git, seve seve git, güle güle git. Nasılsa o yol yürünecek bir an önce, “Yürür hiç olmazsa yolumu azaltırım. Yolculuğum azalır!” dersin, “Yok aman ha, sakın ölünür mü ya?” mantığı var arkadaş ya.

Ölmek için geldin dünyaya, kalmak için değil ki. Bunca Peygamberler kalmamış, sen mi kalacaksın ki? Ee o zaman niye bu mantığı işleyip işe üzerinde yarar hale getirmiyorsun ki? Yok!

 

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Oruç #salat #kurban #hac #hacnezamanfarz #zekât #Kelime-iŞehadet #İslamınşartı #İslam #başkasınaedilendua #başkasınayasinokuma #Yasin #82graltın

Aşkın Resmi – Güç Kuvvet Nereden?

0

Ben aşkın bir resmini çizmiştim duvara, her gelen 1- 2 saat onun önünde duruyordu. Aşkın içinde tabiki korkunç bir üzüntü var o hasretin verdiği. Onda 20-25 tane madde var ki hepsini insanlar hiç farkına varmadan yaşar o hale düştüyse. Hiçbir tanesi eksik kalmaz.

Seven bilir sevgi ile vefayı,

Çeken bilir acı ile cefayı.

Niye söyledim bunları? Bu işin içinde vardı bunlar. Allah işte bir kader çizdi sana, vakti gelince o kaderi ne yapıyorsun, gıdım gıdım yaşıyorsun istesende, istemesende. Allah senin kaderini yazarken:

“Sen istiyor musun? Sen razı mısın?” demedi kimseye. O nasıl uygun gördüyse öyle yaşanıyor hayatın.

“Ben attım, ben tuttum, ben …” Hepsi boş laf. “Ben”?

Allâhu Teâlâ’nın verdiği enerjiyi kullanıyorsun. O’nun verdiği canı kullanıyorsun. O cana binmişsin, binek olmuş o can sana. Sen hala diyorsun ki; “Ben yaptım”. Sanki kuvvet sende!

La havle vela kuvvete illa billahil  Aliyyül Azim.” Allah’tan gayri hiç kimsede kuvvet yok.

Hepsi nasıl bir büyük jeneratör, santrali düşün, koca memlekete enerji veriyor. İşte Allah öyledir. “La havle vela kuvvete illa billahil  Aliyyül Azim”. Güç, kuvvet hepsi Allah’ın. Oradan sana ne kadar bağlandıysa elektrik, sen o kadar güçlü, kuvvetlisin. Kimi insanlar aşırı güçlü, kuvvetli olur, kimi insan çok zayıf olur. Hiçbirinin fizik yapısı da, gücü kuvveti de, idrakı da, bütün melekeleri gibi aynısı değil. Biçim olarak birbirine benzer ama.

“Bir ağacın bademleri gibiyiz” diyor Mevlana.

Kimi badem küçüktür, kimisi zayıftır, kimisi dolgundur, kimi çürüktür, her biri bir türlüdür, yani görünüşte dışında kırıp açmadan hepsi birbirine benzer. İnsanların hali de bu yani. Mevlana’nın görüşü çok güzel, “Bir ağacın bademleri gibiyiz.” O bademler de hepsi birbirinin tıpa tıp aynısı değil.

Ehli hikmet hep haykırmış ama her zaman da duyan çok az olmuş.

 

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#aşk #kader #kudretkimin #ben #ego