Ana Sayfa Blog Sayfa 61

Orucun Getirisi! – Dervişin Orucu Nasıl Bozulur? – Gök Ehlinin Emniyeti Nedir, Yer Ehlinin Emniyeti Nedir? Yer Ehlinin Emniyeti Kimdir? – Sırrı Süleyman Hazretleri

0

Oruçlunun uykusu dahi ibadettir. Uyuyorsa bütün gün uyusun, hiç önemli değil. Onun uykusu dahi ibadettir. Oruçlunun her hali ibadettir, orucunu bozmadıkça. Avamın orucunu yeme, içme, cima, vesaire bozar; dervişin orucunu yalan bozar, gıybet bozar.

Bir makamdakinin yaptığı hayır hasenat, diğer makamdaki için mübah veya haram olur. Makam yükseldikçe değişir. Bak avamın orucunu asla gıybet ve yalan bozmaz. Ama dervişin derhal bozar. Çünkü Allâhu Teâlâ; “Onlar, Ben’im seçkin kullarım!” diyor, onları diğerlerinden ayırıyor.

Peygamberimizde; “Onlar, benim ehlim ev halkım gibidir” diyor.

İyiliğe kötülük, şer kişinin işidir. İnsanları mazlum durumuna düşürmeyeceksin, isterse karşındaki kafir olsun.

Allah yemin ediyor; “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki, mazlum kafir dahi olsa ona yardım ederim.” diyor. Ve yemin ediyor. İnsanları böyle duruma düşürmeyeceksin. Çünkü Allâhu Teâlâ her insana merhamet ediyor. Bizim nice günahlarımızı hoş görüyor, affediyor, affediyor, affediyor, bahaneler arıyor kulunu affetmek için.

Allah bu kadar hoşgörülü iken, kullar bir fırsat buldu mu hem “Allah” diyeceksin, hem Allah’ın huyu değilde şeytanın huyu ile amel edeceksin! Bu nedir kardeşim? Bu münafıklıksa ben bu kelimeyi onlara yakıştırmıyorum, olmaz yani! “Allah” diyen insan, Allah’ın huyu ile karakteri ile, “Resullulah” diyen insan Resullulah’ın huyu ile, karakteri ile karakterlenir.

Gök Ehlinin Emniyeti Nedir, Yer Ehlinin Emniyeti Kimdir?

Hadis-i şerifte salatu selam Efendimiz; “Gök ehlinin emniyeti yıldızlardır, yer ehlinin emniyeti Ehlibeyt’imdir” der. Resullulah’ın Ehlibeyt’i olmazsa, Dünya bir haftada duman olur duman. Hadis-i şerif bu!

Peki nasıl? “Yıldızlar kayar” diyoruz, nedir bu?

Gök ehlini Allâhu Teâlâ yıldızlarla koruyor. Yıldızların çoğu ateştir; ifritler ve iblisler gök ehlinden sır almak için, yani onlardan sır alınırsa yerde bir sürü kötülük yapacak.

Onlar belirli, çizilmiş hududu aştığı an, görevli melek yıldızı fırlatır üzerine. Yıldız ateştir, o ifrit, o iblis kül olur gider o yıldızla. Ne oldu? Gök ehlinin emniyeti yıldızlar.

Hadis-i şerif söylüyor bunu. “Yer ehlininde emniyeti; Ehlibeyt’imdir!” Yani bunlar bir binanın giriş sigortaları gibi içerdeki akımı ayarlıyorlar, sonra zararsız hale getiriyorlar.

Sırrı Süleyman Hazretleri Kimdir?

Bu insanların içinde Sırrı Süleyman Hazretleri vardı, O Allah’ın rahmetine kavuştu. Geçen gece bahsetmiştik; o benim çok iyi ahbabımdı, onunla tanışmamda bir acayip olmuştu. 30-35 sene önce bir gün çarşıya geldim, bende motosiklet hastalığı vardı. Bu büyük motorlardan onu alıp, bunu alıp süslerdim, öyle bir hevesti. Nefsin zaafıydı aslında. Motoru bir yere park ettim, indim. Birde döne döne bakıyorum herkes toplanıyor başına. “Oo motora bak!” diyorlar, öyle demeleri de nefsin hoşuna gidiyor. Döndüm şöyle uzun boylu, dal gibi bir adam böyle beyaz sakallı, telaşla bir şey arıyor. O eski caminin arkasında meydan var, orada:

“Selamünaleyküm!” dedim.

“Aleykümselam, ya Ali!” dedi.

“Nereden tanıyor bu beni?” dedim. Daha ilk defa görüyorum, gördüğüm hiçbir insanı unutmam.

“Hayırdır bu kadar telaşla ne arıyorsun?” dedim.

“Allah’ı arıyorum!” dedi. Dedim “Bu Ariflerden”, hemen anladım, normal avam sözü değil.

“Mübarek kalbinde ara!” dedim, “Niye dışarıda arıyorsun ki, kalbinde ara!”

“Hayır, ben zahirde arıyorum!” dedi. Bu arifliğe bir basamak daha attı, “Zahirde arıyorum” dedi. “Batında O benim, ben O’yum zaten!” dedi.

Hemen anladım, bu dedim “Vahded-i vücud” erlerinden. “Vahded-i şuhud” değil, ikiye ayrılıyor orada kollar. “Bu vahded-i vücud” dedim. Muhyiddin Arabi’nin, Mevlana’nın yolu, İbrahim Hakkı Hazretlerinin yolu. Vahded-i vücud bunlar hep… “Ben” dedim, “Bu ariflerden, bununla şimdi konuşmak lazım, bundan faydalanmak lazım, onu sağmak lazım…” diye kafamdan geçirirken:

“Ben inek değilim!” dedi.

Anladım düşünceleri okuyor, dedim “Bu bir basamak daha yukarıda, bu üçüncü basamak” içimden geçiriyorum.

 “Hayır!” dedi, “Üçüncü basamağı geçeli 40 sene oluyor!” dedi.

“Hacca yayan gittim, geldim. O zaman basamakları yürüttüler beni!” dedi.

Hiçbir insan hacca yayan gider mi!

“Vallahi, hacca yayan gidip geldim, bir aşk düştü içime, parasız pulsuz gittim, geldim.” dedi.

E be mübarek bir adam, hacca yayan gidip gelirse, söylenecek söz kalır mı, daha ne söylenir ki? Yayan, parası yok, pulu yok, yayan! “Günlerce aç da kaldım, ziyafette gördüm!” dedi. Bir tane daha sandalye buldu, oturdu.

“Kahveci, iki çay!” dedi.

“Şimdi beni bir ele bakalım!” dedi,

“Ben mi seni eleyeceğim?” dedim. 

“Tabii!” dedi, “Sen beni eleyeceksin.”

“Ben seni nasıl elerim öyle?” dedim.

“Hele ne diyorsun bu hallerime?”

“Vallahi!” dedim, “Sen benim boyumdan çok yukardasın; benim ne boyum ne elim, oralara ermez!” dedim.

“Senin, boyunda erer, elinde erer, senin ayağının tozu olamam!” dedi,

“Mübarek, sen Resullulah’ın soyundansın!” dedi ve orada bir şey anlattı.

“Bak!” dedi, “Ya Ali, sen seni tanımıyorsun, daha kendinle tanışmadın sen. Sen sana yabancısın!” dedi.

Dedim, “Bana Türkçe konuş!”

“Bu sözlerin hepsini anlayacaksın zaman gelince.”

“Bekir Sıtkı Visali Hazretleri Osmanlı’nın orta dönemlerinden beri ilk gelen ‘Kutbul Zaman’, 700 yılda bir tane gelir” dedi.“Bekir Sıtkı Visali Hazretlerinin cemiyetinde oturuyorum. (7 tane Türkiye’nin en önemli Veli’sini saydı o dönemin.) Bahçede oturuyoruz, sohbet ediyoruz” dedi. “İkide bir hepsi böyle bir oluyorlar, adap tutup kalkıyorlar. ‘Allah, Allah bunlarla ne oluyor?’ diyorum. Sohbeti kesiyorlar, bir de böyle namazda gibi, sonra birbirlerine bakıp bir daha oturuyorlar, sohbete başlıyorlar. Sohbetin en tatlı yerini kesip, bir daha adap tutup kalkıyorlar. ‘Ne oluyor?’ dedim bunlara, Allah Allah benim şaşırdığımı anladılar.”

Bekir Sıtkı Visali Hz. dedi ki; “Sırrı Süleyman, sen Süleyman değilsin, sen Sırrı Süleyman olacaksın” demiş (Dünya Meczup Veli’lerinin Kutbu olmuş daha sonra). “Süleyman gözünü aç oğul, gözünü aç uykudasın sen!” demiş!

“Yav, ne oldu?” demiş. Bakmış bahçede ileride 6-7 yaşlarında bir çocuk top oynuyor. Topla bunların önüne koşarak gelince, hemen hepsi ayağa kalkıp adap tutuyorlar. “Evlad-ı Resul kokusunu duymuyor musun? Ravza kokuyor!” demiş.

“Vallahi!” diyor, “Biz o dönem ne koku aldığımız var, ne bir şey aldığımız var!” diyor. “Uyuma!” demiş, “Ya uyan”, 6-7 yaşındaki çocuk topla oynuyor, topa vurunca bunların önüne gelince hepsi birlikte kalkıp, adap tutuyorlar. Bu olayı o zaman anlattı.

Mübarek adam harika bir adamdı. Ben Ali ……’yı tanıştırdım bu Hazretle.  Ali bana ısrar etti. “Ali işine gelmez” dedim “Bak seni okur.”

“Nasıl okur?” dedi. 

“Vallahi” dedim, “Yedi şecereni okur.”

“Okusun da görelim beni, Hacı Naci Efendi okuyamadı!” dedi.

“Hacı Naci Efendi okumaz!” dedim, “Okumak isterse okur, okumaz yani…  Çünkü onun yolu ayrı, o ‘vahded-i vücud eri’ değil, gideceğin vahded-i vücud eri!”

Çok ısrar etti. Bir gün Balıkesir’e gittik, “İyi gel!” dedim. Paşa Cami’nin civarlarına gittim. Paşa Cami’nin dibinde bir kahveye oturmuş:

“Hadi ya, bekliyorum kaç saattir. Siz Balıkesir’e gireli 45 dakikayı geçti!” dedi.

Hakikaten biz geldik, köfte falan yedik, 45 dakikaya yakın geçmişti.

“Selamünaleyküm!”

“Aleykümselam!” hoş beş, hemen çay söyledi. Şöyle bir Ali’ye baktı, “Eyvah!” dedim! Adama baktı mı hemen yedi şeceresini okur. “Sen banka müdürü müydün?” dedi. Ben Ali’ye dedim ki:

“Sakın Ali, dilin ile bir şey sorma, kalbinden geçir, cevabını alırsın. Sadece aklından geçir, dilin ile bir şey sorma.”

“Sen öyle bir arkadaş bulmuşsun ki Nuh’un gemisi gibi!” dedi Ali’ye, “Ama ona ihanet edeceksin!” dedi.

“Yok efendim!”

“Yok, ihanet edeceksin, sen kaypaksın!” dedi, aynen böyle yüzüne. “Sen ihanet edeceksin, sen kaypaksın, sen de benlik var!” dedi.

“O benlik seni güdecek oğlum, öyle bir arkadaş bulmuşsun ki keşke ihanet etmesen ama edeceksin!” dedi.

Sonra kalbinden ne geçirdiyse cevap aldı ne geçirdiyse… Ali hayretten hayrete düştü.  “Ya bu nedir, bu ne ama…?”  

“Ben sana dedim, kaç senedir sana aynı şeyi söylüyorum.”

O gece beni arabayla sağa sola götürdü, ne oldu sonunda adam kampanyalar açtı aleyhimizde. Sonra akıbet ne oldu; konu, komşu bir kaşık yemek veriyordu, öyle günler geçirdi. Şimdi bu yolun terki yoktur, baştan herkese söylüyorum. 

Adam gibi Allah’ın zikrine yapışacaksın, onunla gideceksin. O zaman her yol açılır. Sıkıldığın zaman olur, bunlar olacak, Allah’ın imtihanlarıdır.

Mümin şunu unutmayacak, dünyaya saltanat sürmeye gelmez mümin. Mümin dünya zindanına geliyor, cezasını ödemeye, bunu unutmayacak. “Ben saltanat sürmeye geldim!” diyorsan o yanlış ha! Allah dilerse saltanatta sürdürür sana, ama bu saltanat ümidinde olmayacaksın! Allah dilediğine saltanatta sürdürür.

Allah gani gani rahmet eylesin, birgün yine Çanakkale’den geldim Balıkesir’e. İşlerim vardı, dünya işlerim, oraya buraya koşuşturuyorum, Paşa Cami’sinin köşesinde tak burun buruna geldik.  Ayaküstü bir konu açtı vahdet ilminden, vahdet ilmi herkeste yok! O anlattıkça ben küçüldüm, böcek kadar kaldım. 

Bir anda sohbeti kesti; “Ya Ali, dün gece Cenab-ı Hak’kı gördüm!” dedi, “Yanında Hz. Musa vardı”, Cenab-ı Hak bana dedi ki; “Yarın Paşa Cami’nin köşesini dönerken, Ali Efendi’ye rastlayacaksın, dünya üzerinde cennet bahçeleri var, ondan sor öğren!” dedi. Kaldırdı beni kendine muhatap etti.

“Ben sana öğreteceğim?”

“Sen öğretecekmişsin, Allâhu Teâlâ öyle söyledi!” dedi.

“Ya sana, ben ne öğretebilirim Allah aşkına?”

“Allah dedi!” diyor. Yalan söyleyecek hali de yok, bunları anlamak çok zor. Öyle zor ki. Birinden iyilik görür, beddua eder; birinden kötülük görür, hayır dua eder. İyilik yaptı biri beddua etti.

“Nedir bunun hikmeti? Bu yanlış yapmaz!” dedim. Bir araştırdım ki iyilik yapan, namusa tecavüz etmiş, hırsızlık etmiş, ne kadar pis iş varsa yapmış, gelmiş Hazrete iyilik ediyor. Her şeyin altında bir anlam, bir hikmet çıkar.  Böyle bir zâttı, Allah gani gani rahmet eylesin!

“Allah boşa bir şeyi yaratmaktan münezzehtir. Eğer seni o hizmete kullanıyorsa, oraya yönlendirmiş ise mutlaka bir gün bir şey verecek, yoksa yönlendirmez” diyor, “O gayreti senden alır, biter!” diyor. Yani; bir işe emeğin geçti, karşılığını buluyorsun, zaman gerekiyor.

Mevlana diyor ki:

  Ey kendine gel, kendine. Şarap ver şarap

  Eski dostluğumuzun şerefine, şarap ver şarap!

  Benim sarhoşluğum üzüm sarhoşluğu değil,

  Benim sarhoşluğumun sonu yok!

O aşk şarabını istiyor, Allah’a öyle diyor; “Sen beni gör hele beni!” diyor.

Sonra da Cenab-ı Hak’kı terennüm edince; “Hey, sen O musun?” diyor. Cenab-ı Hak; “Sus, Ben’im ne olduğum dile söze gelmez!” diyor.

“O zaman al sana, dilsiz dudaksız, durmadan konuşan biri” diyor Mevlana.

“Elsiz ayaksız durmadan koşan biri” diyor.

Büyük adam gerçekten şahane bir adam. Gerçekten aklı uyanmış bir insan. Bir suyu anlatıyor, kimsenin görmediğini görüyorsun.

  Su korukta ekşidir,

  Üzüme geçer tatlılaşır,

  Küpe girer haram olur,

  Sirke ne güzel katıktır.

  Küpe girer şaraptır.

İşte suyun evrimleri…

Sirkeyi Peygamberimizde çok övüyor, “Bir evde sirke yoksa, bet bereket yoktur!” diyor.

 

 

—————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#dinisohbet #Ehlibeyt #sirke #gökehli #yerehli #yıldız #ateş #gök #göktaşı #uzay #gökyüzü #gökehlininemniyeti #yerehlininemniyeti #oruç #vahdetivücut #vahdetişuhut

Kandil Gecesi Sohbeti – Nasıl Dua Etmeliyiz? Neden Duamız Kabul Olmuyor? – Peygamber Efendimiz Nasıl Dua Ederdi? – Duası Kabul Olan Kavim!

0

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir mümin kul dua ederken duasına anasınla, babasınla, Mürşit’inle başlamazsa, o dua kabul olmaz, asla Allâhu Teâlâ’ya ulaşmaz. Bir insan dua ederken evvelinde ve ahirinde salavat getirmezse, o dua kabul olmaz.”

Biz kaldırıyoruz ellerimizi; “Yarabbi, zor durumdayım, ver bir çuval para bana”, bak kul diyor, “Bak hey örnek bir kul görde kul nasıl oluyor gör!” Olmadı ki! Böyle olmaz ya, öyle şey olmaz. Burada dua ederken, “Ya Rabbi, mümin anne-baba için.” (Sakın yanlış anlaşılmasın, fasık ve kafir veya münafık için değil.)

Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın babası Azer (Babasının adı Azer) put yapıcısıydı, bunun için dua etti de Allâhu Teâlâ azarladı onu:

“Ya İbrahim, utanmıyor musun? Bir kafir için Bana dua ediyorsun!” dedi.

“Ya Rabbi, o benim babam!”

“Senin hiçbir şeyin değil, ne babası!” dedi. “Hiçbir şeyin değil, sakın bir daha onun için dua etme, seni Peygamberler listesinden atarım, hiçbir şeyin değil!” dedi.

Ancak kardeş müminler abi. Kardeş, baba, ana vesaire mümin değilse senin hiçbir şeyin değil! Şimdi bir kafire dua etmekle, şeytana dua etmenin farkı nedir? Sen elini açıp ta şeytana “Rahmet et” der misin? Demezsin. Eee onlar şeytanın, tağutun kulları, Allah’ın kulları olsa Allah’a secde ederdi, secde etmiyorlar. Şeytanın peşinde dolu dizgin koşuyorsa, bunlar Allah’ın düşmanı, sen Allah’a el açıyorsun “Ya Rabbi, şeytanın avamesi ama bunlar, sen bunlara şunu yap, bunu yap!” diyorsun. İşte bu dua ayvayı yedi.

Şimdi duanın adabı var, bunu bileceğiz. “Yarabbi, (müminse) anana-babana, Mürşid’ine, mümin kardeşlerine (mümin olmak kaydı ile fasıklara değil) rahmet et!” dersin. Kendinden önce onlara dua edersin, onlar da senin için dua eder zaten, ondan sonra halisane böyle duanın kesin kabul olduğuna bir kul olarak inanacaksın, acaba girdi mi o dua kabul olmaz. Allah’a itimadın yok, Allah’a güveneceksin! Şeytan orada “acaba” sokmaya uğraşır. O acaba girdi mi bir tencere süte; bir bardak zehir girdi, o sütlükten çıktı. Ondan yoğurt olmaz artık. Duada kabul olmaz, bitti! Şek, şüphe yok! Allâhu Teâlâ’ya kesin inanacaksın, itimat edeceksin!

Ben kul olarak elimi açtım, elini böyle açarsanda dua kabul olmaz. Peygamber salatu selam Efendimiz hadis-i şerifte diyor ki duanın şekli için; “Avuçlarını omuz hizasında açtığın an bu duadır!” der. “Bu eli açmak dahi duadır” diyor bir şey söylemesen de.

El açtın dilenci gibi. Kime el açtın? Yaradan’a açtın. Omuz hizası böyle böyle, yok öyle bir şey, omuz hizasında el açacaksın.

Ve mümin kardeşlerine, ana-babana, soyuna sopuna mümin olanlara hayır duanı edeceksin, Mürşit’ine hayır duanı edeceksin, ondan sonra içinden geldiği kadar salavat getireceksin “Allahümme salli ala Seyidina Muhammedin ve ala ali Seyidina Muhammed” diye. Bir tane hurufunakat sıtk-ı sadakatle söylenmiş salavat adamın amel defterinden soldaki kırmızı yazılardan on bin tane büyük günahı yok ediyor, on bin tane! Bunu defalarca söylediğin zaman orayı siliyorsun, neredeyse arınıyorsun, temizleniyorsun.

Ondan sonra da meşru olan şeyleri Allâhu Teâlâ’ya arz edeceksin edebi dairesinde. “Yarabbi, bana şunu ver!” değil! “Ver” demek emirdir, hiç kimse Allah’a emredemez, “Ya Rabb’im, sen malum halimizi görüyorsun, kalbimizden geçeni de biliyorsun, bizden lütfunu esirgeme, bizden yardımını esirgeme, yani bize salih amel ver”. Mal matahtan önce maneviyat iste, ondan sonra maddiyat iste, iman iste, imanın kavilini iste, hikmet iste…

Biz bunları bir kenara itiyoruz, “Yarabbi! İşte benim dünya işimi mamur et, şöyle yap, böyle yap, şöyle yap!” Ne oldu? Emirleri verdin, el insaf! Ya sen kiminle konuşuyorsun? Arkadaşınla mı konuşuyorsun, amca oğlunlan mı konuşuyorsun, kardeşinle mi konuşuyorsun? “Ver” ne demek ya? Edebi dairesinde Allâhu Teâlâ’dan isteyeceksin. Sen kulsun. Ya bu Yaradan; var eden, o âlemleri yaratmış, sen nesin ki âlemlerin içinde?

Usulü dairesinde Allâhu Teâlâ diyor ki bir kutsî hadiste; “Ben’im öyle kullarım var ki ihtiyaç sahibi, ihtiyaçtan kıvranırken Bana dua etmek için yeltenirler, ibadetini yapar, namazını kılar, hayır duasını eder, ana  babasına, müminlere hayır dua eder, kendisine gelince takılıp durur, söyleyemez!” diyor. “Biz o söylemese de ona veririz!” diyor, “Onun söylemesine gerek yok!” diyor. Ne yaptı? Allah’tan hayâ etti. Zaten bir insanda en önemli faktörlerden biri edep ve hayâdır. Edep ve hayâ gitti mi insandan, geri kalan hayvandır. İnsan; edep ve hayâdır.

Eee şimdi bir kitapta da duanın şekli yazılır. Falan alim şöyle dua yazmış, falan kitapta şöyle dua etmiş, duanın kalıbı yoktur kardeşim, o öyle etmiştir, etsin varsın. O 500 sene evvel öyle etmiş. Ben 500 sene sonrasını yaşıyorum. Duanın en güzeli içinden nasıl geliyorsa odur.

Ondan sonra, arı duru asla Allah’a olan saygıdan bir şey yitirmeden, edebi dairesinde Allâhu Teâlâ’dan evvela “sırât-ı müstakîm”, hikmet isteyeceğiz, “takva” isteyeceğiz, ondan sonra “maneviyat” isteyeceğiz, evvela “hikmet” isteyeceğiz, hikmet gözüyle görmüyorsak olayları, dünyada kör geziyoruz. Hikmet gözüyle görecez olayları!

Kul dünyalıkta da dardadır. Bakın Peygamber salatu selam Efendimiz üç gün üst üste buğday ekmeğini doyasıya yiyemedi kardeşim. Vallahi de billahi de yiyemedi. Bizim ne istemeye yüzümüz var? En zor durumda ki halimize bakalım. Âlemlere rahmet olarak yaratılan o Peygamber elini açıyordu; “Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi!” diyordu. “Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver. Zar zor yetecek kadar ver, daha fazla verme! Ya Rabbi! Ben ehli dünya değilim!” diyordu.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “3 günlük yiyeceği olan insana dünya verilmiş gibidir” diyor. Biz 3 sene sonrası için tasa ediyoruz. Bu nasıl bir yanlıştır, ya bu nasıl bir gaflettir! Peygamberimiz ömür boyu 3 gün üst üstüne doyasıya buğday ekmeği yemedi, katığı bırak.

Bir gün Ebu Hureyre radıyallahü anh, Peygamberimizi ziyaretine gitti. Peygamberimiz namaz kılıyordu, ayağa kalkamıyordu, oturarak namaz kılıyordu, böyle kamburu çıkmıştı. Endişelendi Ebu Hureyre (r.a.), “Hasta mı acaba?” diye. Sağa sola selam verince Peygamberimiz “Ya Resulallah, hasta mısın?” dedi. “Hayır açım!” dedi. Açlıktan öyle bir hale gelmiş ki, ayağa kalkamıyor, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimiz “Açım!” diyor, “Aç!”

Birde bizim halimize bakalım. 3 gün doyasıya arka arkaya buğday ekmeği yememiş. Validemiz yemin ediyor, “Ömür boyu yemedi!” diyor. Peygamberimiz dua ederken demiyordu. Allah diyordu ki; “Dile sana dağları altın yapayım.” İstemedi, dilemedi, “kulluğu” diledi, doyasıya 3 gün arka arkaya buğday ekmeği yemedi. Dileseydi Allâhu Teâlâ her nimeti verecekti, vermedi. Diyordu; “Ya Rabbi, Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver, daha fazla verme. Biz ehli dünya değiliz!”

Eee şimdi Allah razı olsun, biz hepimiz en zor durumda olan dahi kendisini şöyle bir yoklasın, karpuz yiyoruz, tavukta yiyebiliyoruz, şunu da yiyebiliyoruz, bunu da yiyebiliyoruz. Sofralarımız firavun sofrası.

Bir gün Ömer (r.a.)’ya hizmetçisi çorba getirdi, bir parça da ekmek.

“Kaldır şunu! Firavun sofrası gibi, bu nedir?” dedi. “Bilmez misin, ben iki çeşit yemem!” dedi.

“Ya Emir’ül müminin bir çorba getirdim.”

“Ya yüzündeki yağ?” dedi Hz. Ömer, “İkinci katık değil mi?” dedi.

Bunlar böyle Allah’ın rızasına ulaştılar. Biz onlar gibi olamayız ama buradandabi esinti alalım, unutmamamız gereken birtakım ibretler var. Onları da göz önünde bulunduracağız. En zor durumumuzda olanımız bile o günlerde yaşanandan çok farklı, farklı hayat yaşıyoruz. Öyle ise şikayeti bırakacağız, öyle ise sızlanmayı bırakacağız.

Benim Peygamberim bu dünyayı istemedi ise ben ne diye uğraşıyorum? Allah rızası için olur, uğraş. Hayır hasenat için uğraş, faydası olacaksa uğraş, didin, elinden ne geliyorsa yap. O da büyük ibadettir ama sırf nefsine ram olup, nefsinin zaaflarını yerine getirecem diye gayret etme. Bu zayıflıktır, bu adamlıktan çıkmaktır. Onun için Allah bizi bunlardan uzak tutsun inşallah.

İşte hiçbir batıl kendini açık etmez, bak hiçbir günahımızı ortaya sere serpe açıp ta ortaya “Ben araba çaldım, ben hırsızlık yaptım, ben zina yaptım…” demez. “Ben şunu…” demez. “Ben bunu…” demez, öyleyse bunları nasıl setrediyorsak, örtüyorsak Allâhu Teâlâ’nın “yap” dediği bütün emirleri de mümkün mertebe öğreneceğiz çünkü; “Riya ve zinadan vazgeçmeyen puta tapan gibidir” hükmü var hadisi şerifte; “Riya ve zina, devamlı içki içen, bu üç gruptaki insan aynı puta tapan gibidir” diyor.

Sen durmadan namazını anlatırsan, durmadan orucunu anlatırsan, bu riyadan başka nedir? Ya başka bir şey olabilir mi? Yani sen Yaradan’a yaptığın ibadeti, niye ulu orta türkü söyler gibi ilan ediyorsun ki ortalığa! Bu yanlış bir olaydır. Bu tamamen riya olur ve riya ehli de puta tapan gibi olur ve helak olur gider.

Onun için Allah razı olsun, “Gece ve gündüz binektir!” dedik. O gece ve gündüz bineğiyle biz; yürüye, yürüye, yürüye böyle mukaddes, böyle güzel bir geceye geldik. Bu gece de Cenab-ı Hak Celle Celalühü Hazretlerinin rahmeti coşar, coşkundur bu gece. Adabı dairesinde. Ondan sonra, O’na elimizi açacağız, boynumuzu bükeceğiz. Evvela maneviyat isteyeceğiz, ondan sonra da usulü dairesindebaşka ihtiyaçlarımız varsa, kulluğa yakışır bir şekilde onları arz edeceğiz Yaradan’dan ,yoksa şu şöyle dua etmiş, bu böyle dua etmiş, sen o değilsin, sen sensin. Ha Yunus’un dediği gibi bir sıcaklık, bir yakınlık, yakîn Makamı.

Yunus ne diyor; “Kullar senin, sen kulların.” Kullar Allah’ın ama Allah’ta kulların, başkasının değil.”

Kullar senin, sen kulların,

Günahları çok bunların,

Uçma ile sal bunları,

Binsinler Burak Çalabım.

Ne güzel bir yakîn, bundan güzel yakîn olur mu? İşte bu yakîni yakalamamız lazım bu gece.  O zaman aklının alamayacağı şeyler olur.

Bir Veli çölde yürüyüp geliyordu. Yürüdüğü yer yeşeriyor. Çöl yeşerir mi ya, bir damla su yok! Allah dostu yürüyüp geliyor, yürüdüğü yer zümrüt oluyor, müridi bakıyor, bakıyor…

“Şeyhim nedir bunun hikmeti?” diyor.

“Oğlum devamlı yapabilirsen söyleyeyim?” diyor.

“Yaparım!” diyor.

“Yapamazsın!” diyor.

“Yaparım!” diyor.

’Ya Hay’ çek, her nefeste! Hikmeti bu!” diyor.

“Ömür boyu ‘Ya Hay’ her nefeste, bunu söyle yürüdüğün yer böyle olur!” diyor.

Bu kadar kolay ama bütün mesele yapmak. “İlmel yakîn” olmak değil marifet, “Hakk’al  yakîn” olmak, “aynel yakîn” olmak… O zaman yani bu sende hal olursa bir şey ifade eder. İlim olarak şeytan da biliyor.

Böyle mübarek geceye ulaştık, bu gece de ibadetin değeri çok fazladır, otuz bin katıdır. Böyle bir kazanç çok nadir bulunur, ancak yılda üç aylarda arka arkaya gelen mübarek geceler var, Kadir Gecesi’ne kadar. Bunlar müminin baharıdır ister kışa gelsin, ister yaza gelsin, ister bahara müminlerin baharıdır bunlar! Müminlerin mihenk taşıdır, müminlerin şahikasıdır, ulaşmak istedikleri zaman dilimleridir. İşte bunları bu şekilde idrak edip, bu şekilde değerlendirmemiz lazım.

Çünkü dünya ahiretin tarlasıdır. Burada kazanacaksın ve ötede Allâhu Teâlâ’nın rahmetine, Allâhu Teâlâ’nın cennetine gitmeyi; Allâhu Teâlâ murat eder ve kulda ebedi ne olur, mutlu olur gider. Yoksa sırf dünya, dünya, dünya, dünyayı bırakıp gideceksin.

Tulicül leyle fin nehari ve tulicün nehara fil leyl ve tuhricül Hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel Hayy ve terzüku men teşaü bi ğayri hisab” yani bu yolculukta bu ayet-i kerimenin önümüzü açtığı yolda yürürken birçok şeyden de arınmamız evvela dilimizdeki şeytandan arınmamız lazım.

“Kafirin dilinde şeytan, müminin dilinde melek konuşur” diyor hadisi şerifte Peygamberimiz. Dilimizde devamlı meleği konuşturacağız. Ağız çünkü; belanın iki kapısından biridir, iki dudak arası. Orayı tamamen meleğe tahsis ettiğimiz zaman, dildeki hatalar tamamen yok olur. İnsanın başına gelen birçok iptilanın nedeni işlediği günahlardır. Birde dilde meleği oturtursan, kişi günahlardan arınır gider.

Tamamen kimse arınamaz. Çünkü böyle bir hak insana verilmemiş, Peygamberlerden gayrısına verilmemiş ama dilinde melek konuşursa arı, duru müminlerden olursun. Dilinde şeytana yer vermezsen arı, duru mümin olmuş olursun. Gayede o zaten.

Allah müminlerin dostudur. Kur’ân’da Allâhu Teâlâ kendisi beyan ediyor. Allah’la dostluk kurulduğu zaman sana kim zarar verebilir ki? Allah’tan korkandan bütün mahlukat korkar, Allah’tan korkmayan bütün mahlukattan korkar. Bu ölçüler dairesinde şu üç günlük dünyada ömrümüzü tüketmeye gayret edeceğiz ama en önemlisi işte, dilimizi tamamen meleğe tahsis edeceğiz. “Müminin dilinde melek, Kafirin dilinde şeytan konuşur!” diyor Peygamber salatu selam Efendimiz. Bunun farkına varacağız ve bu yolda gayret edeceğiz. Neye gayret edeceğiz? Dilde melek konuşursa, dil arınır zaten temizlenir, gıybetten temizlenir. “Yahu şu eşşekoğlu eşek!” bu çok önemli bir şey değil. Bir an kızmıştır, fevri bir hareketlen bu çok önemli değil. Ama iki kelime gıybet, bunun gibi yüz bin tane sövmeye bedeldir.

İşte dilimizi meleğe tahsis ettiğimiz zaman o gıybet o dilden bir daha çıkmaz, mümkün değil. Onun için bu tür gecelerin kıymetini bileceğiz.

Tarihte yaşanmış bir olaydan bir sahne getirelim. Babil’lerde bir kavim vardı, kral seçerlerdi kendilerine.

Kral yanlış yaparsa uyarırlardı, bir daha, bir daha. İnadına yanlış yaparsa halk bir meydanda toplanırdı, dua ederlerdi, o gece kral ölürdü. Duaları hemen kabul olurdu, öyle bir kavim.

Günlerden bir gün yine bir kral tayin oluyor, yabandan kral ithal etmişler, kral idareyi ele alınca, krala diyor ki veziri:

“Sayın kralım, aman ha yanlış yapma bu millete.”

“Neden?” diyor.

“Bu millet falan meydana toplanır, bir yanlış yaptın mı, bir dua eder, o gece sen ölürsün!” diyor.

“Allâhu Teâlâ mutlak bunların duasını kabul ediyor, böyle bir kavim bunlar, o kadar temizler, bunların duasını Allah geri çevirmiyor.”

Kral, kurnaz; “Öyle mi?” diyor.

“Öyle!” diyor vezir.

Ertesi gün ilan ediyor, “Herkes bir yumurta getirip, felan meydana koysun!” diyor kral. Bu meşru bir şey.

Herkes birer yumurta getirip, meydana koyuyor. Dağ gibi yumurta yığılıyor. Birgün yumurtaları bekletiyor, üçüncü günde diyor ki; “Herkes yumurtasını alsın,  geri gitsin!” Herkes kendi yumurtasını nasıl bulsun, herkes bir yumurta alıp gidiyor.

Senin yumurtan milim olarak benimkinden ağır, onunki ondan ağır, bunun ki bundan ağır. Hepsine hak karışıyor.

Kral diyor ki; “Hadi bir dua etsinler de kabul olsun göreyim!” diyor.

Kral yanlış üzerine yanlış yapıyor. Halk toplanıyor dua, dua, dua kabul olmuyor. Haklar böyledir, en küçük bir haram insana karıştığı zaman duası kabul olmaz insanın.

Onun için daima temiz rızık.

Eğer şüphen varsa; Besmele süzgecinden geçir en az 7 tane “Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim” Rahman ve Rahim’in süzgecinden geçir, en ufak bir şüphen varsa!

Bir yumurtadaki hak ne kadar olur? O hak karışınca dahi dua kabul olmuyorsa, bugün tabii ki dualarımız birçok zaman erteleniyor, birçok zaman kabul görmüyor, birçok zaman şu oluyor, bu oluyor.

Birde Peygamber salatu selam Efendimizin bir hadisi var, diyor ki Ashabı’na:

“Bir gün gelir emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker terkedilir.”

“O da mı olur Ya Resulallah, her şey olur da?”

“O da olur!” diyor.

“İşte o zaman” diyor, “İnsanların dilleri dost kalpleri düşman olur, dilleri dost kalpleri düşman olur, sıla-i rahimden de uzak dururlar, sıla-i rahimi keserler, Allâhu Teâlâ o toplumlara lanet eder, gözlerini gerçeğe kör, kulaklarını gerçeğe sağır eder, içlerindeki iyilerin de duasını kabul etmez!” diyor, “Değil onların, içlerindeki iyilerinde duasını kabul etmez!” diyor.

Bugün o günleri yaşıyoruz. “Allah kesinlikle hiçbir duayı kabul etmez!” diye bir şey kesinlikle yok, böyle bir kanıya da varmayın ha! Demin ne dedik; “Allah’tan ümidini kesmiş müminden, Allah’tan ümidi var olankafir daha hayırlıdır.”

Allâhu Teâlâ’nın üzerine hiçbir şey farz veya vacip değildir. O hiçbir şey yapmaya ve yapmamaya mecbur değildir. Onun için biz duamızı her zaman yapacağız. Yaradan’ımızdır, Rabb’imizdir. Ondan isteyeceğiz, O’na yalvaracaz, O’na el açacaz, O’na boyun bükeceğiz. Diler kabul eder, diller etmez! “İlle kabul etmez!” diyede bir kural yok, “İlle eder!” diye de bir şey yok. Onun için dua önemli ibadetlerdendir.

Bir işe giriştiğin an terslikler üst üste zuhur ediyorsa, mutlak bir yanlış var o işte. Tövbe et, sadaka ver!

İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği gibi, “Bir şeyi murad etme, olmazsa inat etme.” İki kelime ama çok şey ifade ediyor, bazı bir işe girişirsin 40 düğüm olur. O zaman tövbe et, yanlış var, sadaka ver, dua et. Ama biz “Şöyle de yaparız, böyle de gideriz…” dilimize oturturuz şeytanı, şeytan başlar konuşmaya. İşte o yanlış.

Bu gece herkesin işi var gücü var, herkes Yaradan’ına bir şeyler mırıldanacak. Onun için biz de gidelim, bi sinecek yuva bulalım, bir şeyler de biz mırıldanalım, bakarsın kabul eder, belli olur mu?

Ramazan ayında, üç aylarda normal günlerin on bin katı ecir alıyor insan. Namazda da, zikirde de, her türlü hayır da. Böyle gecelerde de otuz bin katını alıyor. Yani bunlar cukkayı doldurma günleri, bunları pek kaçırmamak lazım. Ağa olma günleri, repertuar doluyor yani!

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#kandil #dua #nasılduaetmeli #kabulolandua #duaederken #ecir #namaz #ramazan #üçaylar #ücaylar #ucaylar #yalvarma #samimiyetleyalvarma #duakabulu #kabulolandua #Erzurumibrahimhakkıhz #zikir #dua #rızık #takva #takvasahibi

Allah’ın İhsan Kapısı Nedir? Perşembe Gecesinin Önemi Nedir?

0

Allâhu Teâlâ’nın bugün nimeti çok boldur. İnsanın bütün nimetlerinin, bütün ihsanlarının kapısını açan Esma-ül Hüsna’nın içinde bir Esma vardır. Her Esmada biliyorsunuz değişik yönlere tasarruf eder Allah’ın ihsanları. Allâhu Teâlâ’nın ihsanlarının dışındaki hediyeleri herkese lazım olan yani zaruri lazım olan rızık, bunların tasarrufu sadece bir isimdedir. Nedir bu isim?

Bugün çık piyasaya adam hacca gitmiştir, medrese okumuştur, bilmem ne yapmıştır; “Allah’ın İhsan kapılarını bildir!” desen bilmez. Bilmez bak!

Er Rahman Sûresi’nde, “Siz Rabb’inizin bu lütuflarını da mı inkar ediyorsunuz?”, “Siz Rabb’inizin bu lütuflarını da mı inkar ediyorsunuz?” “Rabbikuma tukezziban” ile biter ya, bu ayet kaç tane geçer? Bir cevap veren var mı? 31 tane geçer. Peki bunun hikmeti ne? Allâhu Teâlâ 31 tanenin, 8 tanesi ile müminlere cennetin kapılarını açar. Bak 31’in hikmeti.

Bak iyi yazın beyninize, bir daha hiçbir yerde böyle bir şey duyamazsınız. Dışarıdan duyamazsınız mümkün değil! Sekiz tanesi ile müminlere cennetin kapılarını açar, yedi tanesi ile cehennemin kapılarını örter müminlere. 7+8=15 yapar. On beş ayette aynı şekilde cinler için geçerli olur. Otuz tanesi tekrardır, bir tanesi de aslıdır, vahiy halidir.

Şimdi derler ki; “Biz Kur’ân’ı anladık.” Anladın sen! Keşke anlasan! Anladığın bir şeyler var tabii, mutlaka var. Ama anlamadıkların Uhud Dağı gibi… Hz. Ali Efendimiz bir ayete dört yüz tane anlam getiriyordu.

Biz getirelim bakalım, dört tane getirelim! İşte Allâhu Teâlâ’nın Er Rahman Sûresi’nde otuz bir defa aynı ayeti tekrarlaması, sekiz tanesi ile müminlere cennetin kapılarını açar, yedi tanesi ile cehennemin kapılarını örter, sekiz tanesi ile müminlere cennet kapılarını açar, yedi tanesi ile cinli müminlere cehennem kapıları örter, bir tanesi de aslıdır. Onun için 31 defa bunu tekrarlar.

Peki, rızka davet eden ne? Tek bir Esma vardır, Esma-ül Hüsna’nın içine gizlenmiştir bu. Allâhu Teâlâ’nın bütün lütufları, bütün hediyeleri, insanın ihtiyaç duyabileceği. Sırf para ile pulla da sınırlı değil onunda ötesinde birçok haller. Bu isim “Ya Berru, Ya Berru, Ya Berru” isminde gizlidir. “Ya Berr” olarak yazar çoğu ama “Ya Berru”dur çift “r” iledir. “Ya Berru” ismi Allah’ın ihsanlarının kapısıdır. Esma-ül Hüsna’da geçer. Geçerde, geçer gider işte kimsede bir duraklama yapmaz.

Herkes yakınır; “Yokta, yetmiyorda, gitmiyorda…” Allah Allah! Allah’ın İhsan Kapısı’nı çaldın mı hiç ömründe bir kere olsun?

“Bilmiyorum…” Niye bilmiyorsun? Her şeyi biliyorsun ya! Tıraş olmayı biliyorsun ya, uyumayı biliyorsun ya, gezmeyi biliyorsun ya, işi gücü biliyorsun ya, güzel giyinmeyi biliyorsun ya, alışveriş yapmayı biliyorsun ya, nefsinin bütün zaaflarını harfiyen yerine getiriyorsun ya! Neyi bilmiyorsun? Esas bilmen gereken bu, evvela bunu bileceksin!

Allâhu Teâlâ; “İhsan Kapısı’nı açmış insanlara diyor ki; “Kullarım bu İhsan Kapı’mdır.” Gidiyor musun? Hayır!  Ee Allah mı gelecek ayağına? Biz güdüleniz, Allah bizi güdüyor tasarrufuna.

İşte hangi kapıyı çalmamız gerektiğini bilmemiz lazım. Ben de bilmiyorum, hepimiz bilmiyoruz. Hep beraber öğrenelim. Ne kadar bilirsen, o kadar adamsın.

Yıllarca Kur’ân okuruz. Hikmet gözlüğü lazım, Hikmet ile bakmak lazım. Hiç sorduk mu kendimize, “Allah’ım bu ayeti niye bu kadar tekrarlıyor?” Rahman Sûresi’nde de tekrarlıyor, “Rabbikuma tukezziban” ile bitiyor, sonunda bununla bitiriyor, başka bir yerde bir örneği yok. Peki “Neden bunu yapmıştır?” diye kendimize sorduk mu? Hayır! Soracağız işte.  Esas tefekkür edeceğimiz, düşüneceğimiz, kafa yoracağımız en önemli ilim kaynağı Kur’ân. Akabinde hadisler… Orada tekrarlıyor, bir hikmeti var bunun. Allah boşa söyler mi bir şeyi? Söylemez.

Allâhu Teâlâ; “Namazı gereği gibi huşu içinde kılın” diyor.

Allâhu Teâlâ’ya insan nafilelerle yaklaşır. Farzlar senin boynunun borcudur zaten. Nafilelerle Allâhu Teâlâ’nın gözüne giren kişi O’na yakîn kazanır ama nafileyi severek, isteyerek yaparsa. “Namaz bitsede kurtulsam” niyeti ile değil. Birçok camide de aynı şeyi hissediyorum. “Namaz bitse de bir çıksak, dağılsak” hesabı. Yani bu ibadet şuurunu kaybediyor, anlatabiliyor muyum?

Perşembe gecesi Kadir Gecesi gibidir; Allâhu Teâlâ bir kutsi hadiste “Üzerine güneşin doğduğu Cuma gecesinden hayırlı bir gece yoktur!” diyor. Her haftada bir “Kadir” var. Bu perşembe geceleri biliyorsun. Bu ayda binlerce kat, normal günlerden 10 bin kat ecir kayda girer. Kandillerde 30 bin kat. Bu ay, rahmet ayı bunu böyle bileceğiz. Rahmet ayına uygun tavır içinde ibadet yapacağız.

Hemen namaz bitsin de lambur lumbur o namaz şuurunu kaybeder. Cemaatle kılmanın 27 derece bakımından farkı vardır. Yani cemaatleşme güzel bir olaydır.

Namaza durupta okuyan insan, Allah ile konuşan insan gibidir. Sen bir amir ile konuşurken bile diline de, şekline de, önündeki gömleğe kadar kapatıyorsun. “Efendimlen, şunlan, bununlan…” konuşuyorsun. Sen Allah ile konuşurken  “Elhamdülilahi Rabbil Âlemin, Errahmanirrahim… (hızlı hızlı söylereyerek)” bitti. Kimle konuşuyorsun sen? Âlemlerin Rabbi ile!

Bu nasıl namaz oldu? Mümin namazını çekilir orada kılar, çekilir burada kılar, gider evinde kılar, gider bir ağacın altında kılar. Hıristiyan ve Yahudiler gibi değil Müslüman.

Şimdi Hristiyan kilisenin dışında yapamaz. Yahudi Havra’nın dışında ibadet yapamaz ama Allâhu Teâlâ Müslümana bütün dünyayı mescit yaptı. Git tarlada kıl, git mağarada kıl, git derede kıl, git camide kıl, git evinde kıl, nerede kılarsan kıl. Bu büyük bir lütuftur, yani dinde geniş bir kolaylık tanıdı.

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki; “O ibadetler ki, onların başlarına apaçık beladır.” “O namazlar ki onların başlarına apaçık beladır.” “Öyle ibadet, itaat var ki” diyor, “İnsanın başının hizasından yukarıya çıkmaz.”

İbadet gereği üzerine olmalı ve ibadette bunalmayacaksın. İnsan beşerdir, etten kemikten yaratılmıştır. Bak Peygamber salatu selam Efendimiz diyor  ki; “Eğer ezan okunduğu zaman yemek hazırsa, evvela yemeği yiyin” diyor, “Evvela namazı kılın” demiyor. Neden? Yemeği düşünerek namaz kılacaksın. Şimdi de kişi bunalacak bir alanda namaz kılarsa, nasıl yemeğe düşünerek namaz kılıyorsa, “Namaz bitse de sıkıntı bitse” der. Yani namaza bir şey karıştığı an o namazlıktan çıkar.

Her namaz aslına uygun huşu içinde, her secdede Rabb’ine şekil vermeden… Şekil veren küfre girer. O’nun manevi ayaklarına secde etmiş hissi içinde kendi aczini, küçüklüğünü bilerek, Allâhu Teâlâ’nında Yüceler Yücesi olduğunu bilerek secde eder. Secdeler gaflet içinde olmaz. Gaflet içinde olursa, o namaz başına apaçık beladır! Ne secdesi ya? Adam geliyor, “Sübhane Rabbiyel ala” bir kere diyemiyorsun. Tavuk yem toplar ya gagasıyla yerden, “çat çat çat çat…”  Olmadı ki! O Namaz değil ki, spor yaptın kalktın sen! O namazla da alay ettin, kapıdan çıkarken de artık melekler; “Yuh” mu çekti, “Aferin” mi dedi? Allah bilir. 

Onun için namaz, namaz şuuruna uygun yani dosdoğru kılınır. Onun için namazda bunalmayacaksın. Allah’ın huzuruna çıkıyorsun.

Hz. Ali Efendimiz, Hz. Hamza ile biliyorsunuz çok savaşta ordunun önüne ikisi çıkıyordu. Elinde zülfikâr, kılıç, diyordu ki, “Çocuğunu yetim, karısını dul bırakmak isteyen çıksın!” diyordu, meydan okuyordu. Ama namaza iki saat kala Hz. Ali Efendimiz sapsarı kesilirdi, kamburu çıkardı, bükülürdü:

“Ya Ali ne oldu?”

“İki saat sonra namaz var, Allah’ın huzuruna çıkacağım endişesinden!” derdi. Namaz bu kadar ehemmiyetli.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#namaz #ihsan#namazihsankapısı #Berr#Berru #geçimsıkıntısı #darlık#dinisohbet

Bid’atı Hayr, Bid’atı Şer

0

İnsanoğlu maalesef  böyle, bir şeye taktı mı öyle gider. Bu da bid’at. Ama şimdi bid’at olmayan şeyi bana göster. Hayatımızın %80’i yaşantımızda kullandığımız ıvır zıvır bid’at. Bid’at olmayan çok az şey var. Tabanca bid’at. Ok, yay değil, kılıç değil. Ama bugün kullandığımız savaş silahlarının %99’u bid’at. Ama ülkeni bunlarla savunuyorsun, bunların mutlaka olması gerek. Eee o zaman nasıl bid’at diyecen? Bi kaşık, çatala takmışlar, hala kullanmazlar bid’at bu.

Ben bir gün Suudi Arabistan’da doktora gittim bir şey için, bir Arap’ın çocuğu hasta boğazından, çok hasta, doktor ilaç verecek, ilacı tatlı kaşığına koydu. Arap kızdı, “Bırak!” dedi, “Çocuğum ölürse ölsün,” dedi, “Böyle bid’attan hayır gelmez!” dedi.

Baktım ben, şaşırdım kaldım! Yanımda da Hatay’lı bir çocuk vardı, çok iyi Arapça bilen. “Şu Arab’ı çağırsana bana, şöyle gelsin otursun!” dedim.

“Sor bakalım niçin öyle yaptın?”

“Bid’at!”

“Sor bakalım, başka bid’at neler var? Ta kendisi bid’atin; devesine binerken çocuğa bunu çok görüyor” dedim.

Ona bir saymaya başladım bid’atları, adam ömründe düşünmemiş ki! Hayret etti kaldı. “Bu alim mi?” dedi. “Büyük âlim!” dedi, o da abarttı. “Yahu, hiç düşünemedik bunu!” dedi. Doktora “Ver!” dedi, “Ver hadi ver.” Orda fikri döndü, “Bir mahsuru yokmuş” dedi.

İşte saydık ona; “Araba bid’at değil mi, şu bid’at, bu bid’at değil mi?” Ki bunları görmüyor adam, bir tek kaşık, çatal bid’at olmaz. “Peygamberimiz bununla yemedi!”

Peygamberimiz arabaya mı bindi, uçağa mı bindi, elektrik mi kullandı, klima mı kullandı? Bunlar değil mi yani, daha neler-neler bunlar bid’at… Bunlar bid’at-ı hayr, bid’at-ı şer değil.

Bid’at-ı  şerden kaçınacaksın. Bugün tırnağımızı kestiğimiz tırnak makası bile bid’at. Bugün dikiş diktiğiniz dikiş makinası bile bid’at, buzdolabı bid’at, neye baksan bid’at ama işte Müslüman kilitlenmiş. “Kaşık, çatal mı kullanılır canım, olur mu öyle şey?” Kolunda 10 bin – 20 bin dolarlık Roleks saat vardı, onun bid’atlığını görmez ama eline aldığı çatal, kaşığa bid’at der. “Olmaz, o günaha girer.” Ne günahı? Bunun günahı, vebali yok. Temizlik imanın rükunlarından.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#dinisohbet #iman #temizlik #bidat #bidatıhayır #bidatışer