Kandil Gecesi Sohbeti – Nasıl Dua Etmeliyiz? Neden Duamız Kabul Olmuyor? – Peygamber Efendimiz Nasıl Dua Ederdi? – Duası Kabul Olan Kavim!

0
1548

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir mümin kul dua ederken duasına anasınla, babasınla, Mürşit’inle başlamazsa, o dua kabul olmaz, asla Allâhu Teâlâ’ya ulaşmaz. Bir insan dua ederken evvelinde ve ahirinde salavat getirmezse, o dua kabul olmaz.”

Biz kaldırıyoruz ellerimizi; “Yarabbi, zor durumdayım, ver bir çuval para bana”, bak kul diyor, “Bak hey örnek bir kul görde kul nasıl oluyor gör!” Olmadı ki! Böyle olmaz ya, öyle şey olmaz. Burada dua ederken, “Ya Rabbi, mümin anne-baba için.” (Sakın yanlış anlaşılmasın, fasık ve kafir veya münafık için değil.)

Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın babası Azer (Babasının adı Azer) put yapıcısıydı, bunun için dua etti de Allâhu Teâlâ azarladı onu:

“Ya İbrahim, utanmıyor musun? Bir kafir için Bana dua ediyorsun!” dedi.

“Ya Rabbi, o benim babam!”

“Senin hiçbir şeyin değil, ne babası!” dedi. “Hiçbir şeyin değil, sakın bir daha onun için dua etme, seni Peygamberler listesinden atarım, hiçbir şeyin değil!” dedi.

Ancak kardeş müminler abi. Kardeş, baba, ana vesaire mümin değilse senin hiçbir şeyin değil! Şimdi bir kafire dua etmekle, şeytana dua etmenin farkı nedir? Sen elini açıp ta şeytana “Rahmet et” der misin? Demezsin. Eee onlar şeytanın, tağutun kulları, Allah’ın kulları olsa Allah’a secde ederdi, secde etmiyorlar. Şeytanın peşinde dolu dizgin koşuyorsa, bunlar Allah’ın düşmanı, sen Allah’a el açıyorsun “Ya Rabbi, şeytanın avamesi ama bunlar, sen bunlara şunu yap, bunu yap!” diyorsun. İşte bu dua ayvayı yedi.

Şimdi duanın adabı var, bunu bileceğiz. “Yarabbi, (müminse) anana-babana, Mürşid’ine, mümin kardeşlerine (mümin olmak kaydı ile fasıklara değil) rahmet et!” dersin. Kendinden önce onlara dua edersin, onlar da senin için dua eder zaten, ondan sonra halisane böyle duanın kesin kabul olduğuna bir kul olarak inanacaksın, acaba girdi mi o dua kabul olmaz. Allah’a itimadın yok, Allah’a güveneceksin! Şeytan orada “acaba” sokmaya uğraşır. O acaba girdi mi bir tencere süte; bir bardak zehir girdi, o sütlükten çıktı. Ondan yoğurt olmaz artık. Duada kabul olmaz, bitti! Şek, şüphe yok! Allâhu Teâlâ’ya kesin inanacaksın, itimat edeceksin!

Ben kul olarak elimi açtım, elini böyle açarsanda dua kabul olmaz. Peygamber salatu selam Efendimiz hadis-i şerifte diyor ki duanın şekli için; “Avuçlarını omuz hizasında açtığın an bu duadır!” der. “Bu eli açmak dahi duadır” diyor bir şey söylemesen de.

El açtın dilenci gibi. Kime el açtın? Yaradan’a açtın. Omuz hizası böyle böyle, yok öyle bir şey, omuz hizasında el açacaksın.

Ve mümin kardeşlerine, ana-babana, soyuna sopuna mümin olanlara hayır duanı edeceksin, Mürşit’ine hayır duanı edeceksin, ondan sonra içinden geldiği kadar salavat getireceksin “Allahümme salli ala Seyidina Muhammedin ve ala ali Seyidina Muhammed” diye. Bir tane hurufunakat sıtk-ı sadakatle söylenmiş salavat adamın amel defterinden soldaki kırmızı yazılardan on bin tane büyük günahı yok ediyor, on bin tane! Bunu defalarca söylediğin zaman orayı siliyorsun, neredeyse arınıyorsun, temizleniyorsun.

Ondan sonra da meşru olan şeyleri Allâhu Teâlâ’ya arz edeceksin edebi dairesinde. “Yarabbi, bana şunu ver!” değil! “Ver” demek emirdir, hiç kimse Allah’a emredemez, “Ya Rabb’im, sen malum halimizi görüyorsun, kalbimizden geçeni de biliyorsun, bizden lütfunu esirgeme, bizden yardımını esirgeme, yani bize salih amel ver”. Mal matahtan önce maneviyat iste, ondan sonra maddiyat iste, iman iste, imanın kavilini iste, hikmet iste…

Biz bunları bir kenara itiyoruz, “Yarabbi! İşte benim dünya işimi mamur et, şöyle yap, böyle yap, şöyle yap!” Ne oldu? Emirleri verdin, el insaf! Ya sen kiminle konuşuyorsun? Arkadaşınla mı konuşuyorsun, amca oğlunlan mı konuşuyorsun, kardeşinle mi konuşuyorsun? “Ver” ne demek ya? Edebi dairesinde Allâhu Teâlâ’dan isteyeceksin. Sen kulsun. Ya bu Yaradan; var eden, o âlemleri yaratmış, sen nesin ki âlemlerin içinde?

Usulü dairesinde Allâhu Teâlâ diyor ki bir kutsî hadiste; “Ben’im öyle kullarım var ki ihtiyaç sahibi, ihtiyaçtan kıvranırken Bana dua etmek için yeltenirler, ibadetini yapar, namazını kılar, hayır duasını eder, ana  babasına, müminlere hayır dua eder, kendisine gelince takılıp durur, söyleyemez!” diyor. “Biz o söylemese de ona veririz!” diyor, “Onun söylemesine gerek yok!” diyor. Ne yaptı? Allah’tan hayâ etti. Zaten bir insanda en önemli faktörlerden biri edep ve hayâdır. Edep ve hayâ gitti mi insandan, geri kalan hayvandır. İnsan; edep ve hayâdır.

Eee şimdi bir kitapta da duanın şekli yazılır. Falan alim şöyle dua yazmış, falan kitapta şöyle dua etmiş, duanın kalıbı yoktur kardeşim, o öyle etmiştir, etsin varsın. O 500 sene evvel öyle etmiş. Ben 500 sene sonrasını yaşıyorum. Duanın en güzeli içinden nasıl geliyorsa odur.

Ondan sonra, arı duru asla Allah’a olan saygıdan bir şey yitirmeden, edebi dairesinde Allâhu Teâlâ’dan evvela “sırât-ı müstakîm”, hikmet isteyeceğiz, “takva” isteyeceğiz, ondan sonra “maneviyat” isteyeceğiz, evvela “hikmet” isteyeceğiz, hikmet gözüyle görmüyorsak olayları, dünyada kör geziyoruz. Hikmet gözüyle görecez olayları!

Kul dünyalıkta da dardadır. Bakın Peygamber salatu selam Efendimiz üç gün üst üste buğday ekmeğini doyasıya yiyemedi kardeşim. Vallahi de billahi de yiyemedi. Bizim ne istemeye yüzümüz var? En zor durumda ki halimize bakalım. Âlemlere rahmet olarak yaratılan o Peygamber elini açıyordu; “Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi!” diyordu. “Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver. Zar zor yetecek kadar ver, daha fazla verme! Ya Rabbi! Ben ehli dünya değilim!” diyordu.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “3 günlük yiyeceği olan insana dünya verilmiş gibidir” diyor. Biz 3 sene sonrası için tasa ediyoruz. Bu nasıl bir yanlıştır, ya bu nasıl bir gaflettir! Peygamberimiz ömür boyu 3 gün üst üstüne doyasıya buğday ekmeği yemedi, katığı bırak.

Bir gün Ebu Hureyre radıyallahü anh, Peygamberimizi ziyaretine gitti. Peygamberimiz namaz kılıyordu, ayağa kalkamıyordu, oturarak namaz kılıyordu, böyle kamburu çıkmıştı. Endişelendi Ebu Hureyre (r.a.), “Hasta mı acaba?” diye. Sağa sola selam verince Peygamberimiz “Ya Resulallah, hasta mısın?” dedi. “Hayır açım!” dedi. Açlıktan öyle bir hale gelmiş ki, ayağa kalkamıyor, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimiz “Açım!” diyor, “Aç!”

Birde bizim halimize bakalım. 3 gün doyasıya arka arkaya buğday ekmeği yememiş. Validemiz yemin ediyor, “Ömür boyu yemedi!” diyor. Peygamberimiz dua ederken demiyordu. Allah diyordu ki; “Dile sana dağları altın yapayım.” İstemedi, dilemedi, “kulluğu” diledi, doyasıya 3 gün arka arkaya buğday ekmeği yemedi. Dileseydi Allâhu Teâlâ her nimeti verecekti, vermedi. Diyordu; “Ya Rabbi, Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver, daha fazla verme. Biz ehli dünya değiliz!”

Eee şimdi Allah razı olsun, biz hepimiz en zor durumda olan dahi kendisini şöyle bir yoklasın, karpuz yiyoruz, tavukta yiyebiliyoruz, şunu da yiyebiliyoruz, bunu da yiyebiliyoruz. Sofralarımız firavun sofrası.

Bir gün Ömer (r.a.)’ya hizmetçisi çorba getirdi, bir parça da ekmek.

“Kaldır şunu! Firavun sofrası gibi, bu nedir?” dedi. “Bilmez misin, ben iki çeşit yemem!” dedi.

“Ya Emir’ül müminin bir çorba getirdim.”

“Ya yüzündeki yağ?” dedi Hz. Ömer, “İkinci katık değil mi?” dedi.

Bunlar böyle Allah’ın rızasına ulaştılar. Biz onlar gibi olamayız ama buradandabi esinti alalım, unutmamamız gereken birtakım ibretler var. Onları da göz önünde bulunduracağız. En zor durumumuzda olanımız bile o günlerde yaşanandan çok farklı, farklı hayat yaşıyoruz. Öyle ise şikayeti bırakacağız, öyle ise sızlanmayı bırakacağız.

Benim Peygamberim bu dünyayı istemedi ise ben ne diye uğraşıyorum? Allah rızası için olur, uğraş. Hayır hasenat için uğraş, faydası olacaksa uğraş, didin, elinden ne geliyorsa yap. O da büyük ibadettir ama sırf nefsine ram olup, nefsinin zaaflarını yerine getirecem diye gayret etme. Bu zayıflıktır, bu adamlıktan çıkmaktır. Onun için Allah bizi bunlardan uzak tutsun inşallah.

İşte hiçbir batıl kendini açık etmez, bak hiçbir günahımızı ortaya sere serpe açıp ta ortaya “Ben araba çaldım, ben hırsızlık yaptım, ben zina yaptım…” demez. “Ben şunu…” demez. “Ben bunu…” demez, öyleyse bunları nasıl setrediyorsak, örtüyorsak Allâhu Teâlâ’nın “yap” dediği bütün emirleri de mümkün mertebe öğreneceğiz çünkü; “Riya ve zinadan vazgeçmeyen puta tapan gibidir” hükmü var hadisi şerifte; “Riya ve zina, devamlı içki içen, bu üç gruptaki insan aynı puta tapan gibidir” diyor.

Sen durmadan namazını anlatırsan, durmadan orucunu anlatırsan, bu riyadan başka nedir? Ya başka bir şey olabilir mi? Yani sen Yaradan’a yaptığın ibadeti, niye ulu orta türkü söyler gibi ilan ediyorsun ki ortalığa! Bu yanlış bir olaydır. Bu tamamen riya olur ve riya ehli de puta tapan gibi olur ve helak olur gider.

Onun için Allah razı olsun, “Gece ve gündüz binektir!” dedik. O gece ve gündüz bineğiyle biz; yürüye, yürüye, yürüye böyle mukaddes, böyle güzel bir geceye geldik. Bu gece de Cenab-ı Hak Celle Celalühü Hazretlerinin rahmeti coşar, coşkundur bu gece. Adabı dairesinde. Ondan sonra, O’na elimizi açacağız, boynumuzu bükeceğiz. Evvela maneviyat isteyeceğiz, ondan sonra da usulü dairesindebaşka ihtiyaçlarımız varsa, kulluğa yakışır bir şekilde onları arz edeceğiz Yaradan’dan ,yoksa şu şöyle dua etmiş, bu böyle dua etmiş, sen o değilsin, sen sensin. Ha Yunus’un dediği gibi bir sıcaklık, bir yakınlık, yakîn Makamı.

Yunus ne diyor; “Kullar senin, sen kulların.” Kullar Allah’ın ama Allah’ta kulların, başkasının değil.”

Kullar senin, sen kulların,

Günahları çok bunların,

Uçma ile sal bunları,

Binsinler Burak Çalabım.

Ne güzel bir yakîn, bundan güzel yakîn olur mu? İşte bu yakîni yakalamamız lazım bu gece.  O zaman aklının alamayacağı şeyler olur.

Bir Veli çölde yürüyüp geliyordu. Yürüdüğü yer yeşeriyor. Çöl yeşerir mi ya, bir damla su yok! Allah dostu yürüyüp geliyor, yürüdüğü yer zümrüt oluyor, müridi bakıyor, bakıyor…

“Şeyhim nedir bunun hikmeti?” diyor.

“Oğlum devamlı yapabilirsen söyleyeyim?” diyor.

“Yaparım!” diyor.

“Yapamazsın!” diyor.

“Yaparım!” diyor.

’Ya Hay’ çek, her nefeste! Hikmeti bu!” diyor.

“Ömür boyu ‘Ya Hay’ her nefeste, bunu söyle yürüdüğün yer böyle olur!” diyor.

Bu kadar kolay ama bütün mesele yapmak. “İlmel yakîn” olmak değil marifet, “Hakk’al  yakîn” olmak, “aynel yakîn” olmak… O zaman yani bu sende hal olursa bir şey ifade eder. İlim olarak şeytan da biliyor.

Böyle mübarek geceye ulaştık, bu gece de ibadetin değeri çok fazladır, otuz bin katıdır. Böyle bir kazanç çok nadir bulunur, ancak yılda üç aylarda arka arkaya gelen mübarek geceler var, Kadir Gecesi’ne kadar. Bunlar müminin baharıdır ister kışa gelsin, ister yaza gelsin, ister bahara müminlerin baharıdır bunlar! Müminlerin mihenk taşıdır, müminlerin şahikasıdır, ulaşmak istedikleri zaman dilimleridir. İşte bunları bu şekilde idrak edip, bu şekilde değerlendirmemiz lazım.

Çünkü dünya ahiretin tarlasıdır. Burada kazanacaksın ve ötede Allâhu Teâlâ’nın rahmetine, Allâhu Teâlâ’nın cennetine gitmeyi; Allâhu Teâlâ murat eder ve kulda ebedi ne olur, mutlu olur gider. Yoksa sırf dünya, dünya, dünya, dünyayı bırakıp gideceksin.

Tulicül leyle fin nehari ve tulicün nehara fil leyl ve tuhricül Hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel Hayy ve terzüku men teşaü bi ğayri hisab” yani bu yolculukta bu ayet-i kerimenin önümüzü açtığı yolda yürürken birçok şeyden de arınmamız evvela dilimizdeki şeytandan arınmamız lazım.

“Kafirin dilinde şeytan, müminin dilinde melek konuşur” diyor hadisi şerifte Peygamberimiz. Dilimizde devamlı meleği konuşturacağız. Ağız çünkü; belanın iki kapısından biridir, iki dudak arası. Orayı tamamen meleğe tahsis ettiğimiz zaman, dildeki hatalar tamamen yok olur. İnsanın başına gelen birçok iptilanın nedeni işlediği günahlardır. Birde dilde meleği oturtursan, kişi günahlardan arınır gider.

Tamamen kimse arınamaz. Çünkü böyle bir hak insana verilmemiş, Peygamberlerden gayrısına verilmemiş ama dilinde melek konuşursa arı, duru müminlerden olursun. Dilinde şeytana yer vermezsen arı, duru mümin olmuş olursun. Gayede o zaten.

Allah müminlerin dostudur. Kur’ân’da Allâhu Teâlâ kendisi beyan ediyor. Allah’la dostluk kurulduğu zaman sana kim zarar verebilir ki? Allah’tan korkandan bütün mahlukat korkar, Allah’tan korkmayan bütün mahlukattan korkar. Bu ölçüler dairesinde şu üç günlük dünyada ömrümüzü tüketmeye gayret edeceğiz ama en önemlisi işte, dilimizi tamamen meleğe tahsis edeceğiz. “Müminin dilinde melek, Kafirin dilinde şeytan konuşur!” diyor Peygamber salatu selam Efendimiz. Bunun farkına varacağız ve bu yolda gayret edeceğiz. Neye gayret edeceğiz? Dilde melek konuşursa, dil arınır zaten temizlenir, gıybetten temizlenir. “Yahu şu eşşekoğlu eşek!” bu çok önemli bir şey değil. Bir an kızmıştır, fevri bir hareketlen bu çok önemli değil. Ama iki kelime gıybet, bunun gibi yüz bin tane sövmeye bedeldir.

İşte dilimizi meleğe tahsis ettiğimiz zaman o gıybet o dilden bir daha çıkmaz, mümkün değil. Onun için bu tür gecelerin kıymetini bileceğiz.

Tarihte yaşanmış bir olaydan bir sahne getirelim. Babil’lerde bir kavim vardı, kral seçerlerdi kendilerine.

Kral yanlış yaparsa uyarırlardı, bir daha, bir daha. İnadına yanlış yaparsa halk bir meydanda toplanırdı, dua ederlerdi, o gece kral ölürdü. Duaları hemen kabul olurdu, öyle bir kavim.

Günlerden bir gün yine bir kral tayin oluyor, yabandan kral ithal etmişler, kral idareyi ele alınca, krala diyor ki veziri:

“Sayın kralım, aman ha yanlış yapma bu millete.”

“Neden?” diyor.

“Bu millet falan meydana toplanır, bir yanlış yaptın mı, bir dua eder, o gece sen ölürsün!” diyor.

“Allâhu Teâlâ mutlak bunların duasını kabul ediyor, böyle bir kavim bunlar, o kadar temizler, bunların duasını Allah geri çevirmiyor.”

Kral, kurnaz; “Öyle mi?” diyor.

“Öyle!” diyor vezir.

Ertesi gün ilan ediyor, “Herkes bir yumurta getirip, felan meydana koysun!” diyor kral. Bu meşru bir şey.

Herkes birer yumurta getirip, meydana koyuyor. Dağ gibi yumurta yığılıyor. Birgün yumurtaları bekletiyor, üçüncü günde diyor ki; “Herkes yumurtasını alsın,  geri gitsin!” Herkes kendi yumurtasını nasıl bulsun, herkes bir yumurta alıp gidiyor.

Senin yumurtan milim olarak benimkinden ağır, onunki ondan ağır, bunun ki bundan ağır. Hepsine hak karışıyor.

Kral diyor ki; “Hadi bir dua etsinler de kabul olsun göreyim!” diyor.

Kral yanlış üzerine yanlış yapıyor. Halk toplanıyor dua, dua, dua kabul olmuyor. Haklar böyledir, en küçük bir haram insana karıştığı zaman duası kabul olmaz insanın.

Onun için daima temiz rızık.

Eğer şüphen varsa; Besmele süzgecinden geçir en az 7 tane “Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim” Rahman ve Rahim’in süzgecinden geçir, en ufak bir şüphen varsa!

Bir yumurtadaki hak ne kadar olur? O hak karışınca dahi dua kabul olmuyorsa, bugün tabii ki dualarımız birçok zaman erteleniyor, birçok zaman kabul görmüyor, birçok zaman şu oluyor, bu oluyor.

Birde Peygamber salatu selam Efendimizin bir hadisi var, diyor ki Ashabı’na:

“Bir gün gelir emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker terkedilir.”

“O da mı olur Ya Resulallah, her şey olur da?”

“O da olur!” diyor.

“İşte o zaman” diyor, “İnsanların dilleri dost kalpleri düşman olur, dilleri dost kalpleri düşman olur, sıla-i rahimden de uzak dururlar, sıla-i rahimi keserler, Allâhu Teâlâ o toplumlara lanet eder, gözlerini gerçeğe kör, kulaklarını gerçeğe sağır eder, içlerindeki iyilerin de duasını kabul etmez!” diyor, “Değil onların, içlerindeki iyilerinde duasını kabul etmez!” diyor.

Bugün o günleri yaşıyoruz. “Allah kesinlikle hiçbir duayı kabul etmez!” diye bir şey kesinlikle yok, böyle bir kanıya da varmayın ha! Demin ne dedik; “Allah’tan ümidini kesmiş müminden, Allah’tan ümidi var olankafir daha hayırlıdır.”

Allâhu Teâlâ’nın üzerine hiçbir şey farz veya vacip değildir. O hiçbir şey yapmaya ve yapmamaya mecbur değildir. Onun için biz duamızı her zaman yapacağız. Yaradan’ımızdır, Rabb’imizdir. Ondan isteyeceğiz, O’na yalvaracaz, O’na el açacaz, O’na boyun bükeceğiz. Diler kabul eder, diller etmez! “İlle kabul etmez!” diyede bir kural yok, “İlle eder!” diye de bir şey yok. Onun için dua önemli ibadetlerdendir.

Bir işe giriştiğin an terslikler üst üste zuhur ediyorsa, mutlak bir yanlış var o işte. Tövbe et, sadaka ver!

İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği gibi, “Bir şeyi murad etme, olmazsa inat etme.” İki kelime ama çok şey ifade ediyor, bazı bir işe girişirsin 40 düğüm olur. O zaman tövbe et, yanlış var, sadaka ver, dua et. Ama biz “Şöyle de yaparız, böyle de gideriz…” dilimize oturturuz şeytanı, şeytan başlar konuşmaya. İşte o yanlış.

Bu gece herkesin işi var gücü var, herkes Yaradan’ına bir şeyler mırıldanacak. Onun için biz de gidelim, bi sinecek yuva bulalım, bir şeyler de biz mırıldanalım, bakarsın kabul eder, belli olur mu?

Ramazan ayında, üç aylarda normal günlerin on bin katı ecir alıyor insan. Namazda da, zikirde de, her türlü hayır da. Böyle gecelerde de otuz bin katını alıyor. Yani bunlar cukkayı doldurma günleri, bunları pek kaçırmamak lazım. Ağa olma günleri, repertuar doluyor yani!

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#kandil #dua #nasılduaetmeli #kabulolandua #duaederken #ecir #namaz #ramazan #üçaylar #ücaylar #ucaylar #yalvarma #samimiyetleyalvarma #duakabulu #kabulolandua #Erzurumibrahimhakkıhz #zikir #dua #rızık #takva #takvasahibi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız