Ana Sayfa Blog Sayfa 60

Nimetin Ve Cennetin Sermayesi Nedir? – Zakirler Kimlerdir? – Mahşer Nerede Kurulacak? – Peygamberimize Verilen 7’ler Nedir? – Kabul Olunan Dosdoğru Namaz Nasıl Kılınır?

0

Kelime-i Tevhid efdal zikirdir “La ilahe illallah” geçenki sohbetimizde, Kelime-i Tevhid’in cennetin sermayesi olduğunu, “Elhamdülillah”ın nimetin sermayesi olduğunu konuşmuştuk. Biri dünyayı çağırır, biri ahireti. Salatu selam Efendimiz söylüyor; “Nimetin sermayesi Elhamdülillah, cennetin sermayesi La ilahe illallah”;  yani “La ilahe illallah”  efdal zikir, en efdal zikir cennetin anahtarı.

Salatu selam Efendimiz bir hadisinde bir olay anlatıyor.

Mahkeme-i Kübra’da bir adam Mizan’ın başına gelir, dağlar gibi günahları yüklenir Mizan’a. Buna sorarlar, “Hiçbir bir amelin yok karşı göze koyacak!”

“Yok gaflete düştüm!” diyor.

“O zaman sana mühlet verelim, git dostundan, anandan, babandan, akrabandan, hısmından bir şeyler getir buraya koyacak”. Adam gider, dolaşır dolaşır…

“Ne oldu?”

“Bir şey bulamadım!” der.

“Peki hiç hayırlı bir şey hatırlamıyor musun?”

“Yok!” der.

O zaman yukarıdan bir kağıt parçası sallana sallana Mizan’ın öbür gözüne iner ve ağır basar ömründe bir kere hiç kimsesiz,hiçbir riyanın karışmayacağı bir yerde, gönlü coşarak; “La ilahe illallah” demiş. Melekler kaydetmiş onu. O kağıt sallana sallana Mizan’ın gözüne iner ve ağır basar. Bir Kelime-i Tevhid! Bunlar müstesna haller ama bir mesaj da veriyor. Şek, şüphe yok, asla tereddüt yok! “La” yok demek. Ne yok? Allah’tan gayrı ilah! İmanın anahtarı…

Diğer hadis-i şerifte salatu selam Efendimiz, kendisine salatu selam olsun, ehline, Ashab’ına… Amel defterinde yetmiş bin Kelime-i Tevhid bulunan kul, “Kesinlikle onun bedeni ateşe haram olur!” diyor. Yetmiş bin Kelime-i Tevhid. Şimdi Allah razı olsun, bir Zakirin (zikredenin) amel defterinde yetmiş binden çok fazlası var. Olmaması mümkün değil zaten.

Zakirler Kimlerdir?

Dervişler yani Zakirler, zikredenler, bunun adı Ahmet, Mehmet olmuş önemli değil. Uşşaki olmuş, Kadiri, Nakşi olmuş bu isimlerin önemi yok! Zakirler tümü bunların. “Ben’im has kullarım” diyor Allâhu Teâlâ, diğerlerinden ayırıyor. 

Salatu selam Efendimizde; “Onlar benim ehlim gibidir, ev halkım gibidir!” diyor. Şimdi bundan daha büyük devlet olur mu? Bu dünyada başka nasıl bir murada erişilir ki?

Kelime-i Tevhid’in artıları var daha da… Daha önce işlediğimiz kabahatleri de yakıp kavuruyor. Yani hurufunakat sıdk-ı sadakatle; “La ilahe illallah” dediğin an, nasıl kızgın bir tavaya bir tereyağı ya da donuk bir yağ koyarsında erimeye başlarsa, günahlarda o şekilde erir.

“Kulum, Ben’i hatırladı, Ben’im birliğimi.”

“‘Vela havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’ cennettin bir hazinesidir” diyor salatu selam Efendimiz, Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim.” Yemin ediyorsun Allah’ın büyüklüğüne “Vela havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim.” Bunlar peygamberlerin zikridir.

Bir de İhlas Sûresi’nde ne diyoruz? “Kulhü vallahu Ehad”; Allah’ın büyüklüğüne yemin ediyoruz. Her İhlas okumada Allah’ın büyüklüğüne, varlığına, birliğine yemin ediyoruz. “Kulhü vallahu” diyoruz; “Allah büyük”.

Salatu selam Efendimiz; “Bir kul İhlas Sûresi’ni okuduğu zaman cennet ona talip olur” diyor. “Ben bu kula talibim, bu bana kavuşmalı!” der.  Allâhu Teâlâ’da der ki; “Bu İhlas okudu sana kavuşacak.”

Ne yaptın “Kulhü vallahu” dedin, Allah’ın büyüklüğüne yemin ettin.  Hemen arkadan “Allahüs Samed”, Samet nedir? Kâinattaki her şeyin muhtaç olduğu zaten her şey O’na muhtaç. O ise kimseye muhtaç değil. “Lem yelid” doğurmadı, “velem yuled” doğrulmadı. “Velemye küllehu küfüven Ehad” O’nun dengi yok, O’nun benzeri yok. O’nun karısı yok, O’nun babası yok, O’nun anası yok, O’nun akrabası yok, O âlemlerde tek, eşi benzeri yok. Bu tecdidi imandır. Kur’ân’da muhkem ayet bunlar.  Kevser’de öyledir. Fatiha’da öyledir.

Allâhu Teâlâ bir ayette; “Habib’im, sen o zenginlerin saltanatına sakın gıpta etme. Biz sana yedileri verdik” diyor.

Nedir 7’ler? Kur’ân’ın kalbi olan Fatiha’nın 7 ayeti. “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” âlemlerin Rabb’ine hamd ettim, şükür ettim. Ne yaptın bu ayetle? Nimetin sermayesini yatırdın. Seni Allah yedirdi, içirdi, ikram etti.

Dünyada ne yaptı, onun sermayesi neydi? “Elhamdülillahi Rabbil âlemin”dir, bir kul nimet yedikten sonra ya da herhangi bir şeyden dolayı; “Elhamdülillah!” dediği zaman, şu iki melekte “Rabbil âlemin!” der. Sen, “Elhamdülillahi Rabbil âlemin!” dersen, ikisi birden “Amin!” der.

Birinci ayette ne yaptın, “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” nimetin sermayesini yatırdık.

İkinci ayette, “Errahmânirrahim” dedin. “Ya Rabbi, Rahman ismin ile burada herkese lütuf ediyorsun, iyiye kötüye, düşmanına şeytana, herkese Rahman ismin ile ikram ediyorsun. “Errahmânirrahim”, Rahim ismi ile de herkesi ötede hesaba çekecen, ancak senin dediklerini yapana lütfedersin, rahmet edersin ama gerisine değil. Evvela nimetin sermayesini yatırdın. Sonra dediğimiz hadis neydi, her nefsin himmeti ve gayreti vardı, gayretten himmete döndü, çünkü; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kur’ân’ı en iyi anlayandı, hadislerle şerh etti zaten. Peygamberimiz (s.a.v.) ahlakı sorulursa validelerimiz şöyle diyor; “Siz Kur’ân okumuyor musunuz?”

“Okuyoruz.”

“Öyle ise onun ahlakı Kur’ân’dı” diyor. Ahlakı Kur’ân olanın, söylediği Kur’ân olur. “Maliki yevmiddin”, “Din gününün sahibi.” Din günü neresi? Mahkeme-i Kübra (Mahşer). Onu gözünün önüne hemen getireceksin.

Bütün ümmetler toplanmış, bütün Peygamberler toplanmış, bütün melekler. Merkezi neresi? Şam!

“Dünyadaki en makbul yer Mekke mi, Medine mi?” diye sorsalar size, ne dersiniz? Mekke değil! İşte herkes “Mekke!” der, Medine’dir.

Medine’de kim yatıyor? Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz.

Allah ne diyor? “Ya Habib’im, seni yaratmayacak olsamâlemleri yaratmazdım.” O’nun yanında âlemlerin bir değeri yok. O zaman şimdi herkes aynı şeyi düşünüyor. Mekke mi, Medine mi? Çünkü; Kabe. Halbuki Kabe gibi Kabeler var, yukarıya doğru 5 tane kıble var. Hepsi Rasûlullah sallallahu ve sellem yaratıldığı için yaratıldı. Dünya üzerinde en değerli yer Medine’dir, sonra Mekke, en arkadan Şam.

Mahşer Nerede Kurulacak?

Şam; Mahkeme-i Kübra’nın (Mahşer’in) merkezidir.

Allâhu Teâlâ o dehşetli gün geldiğinde, dünyayı yayar ve götürür cennet ve cehennemin arasına yerleştirilir. Merkezi Şam’dır. Bütün ümmetler oraya toplanır.

Büyük bir saltanat içinde Şam’ın merkezine iner Cenab-ı Hak Celle Celalühü. Mahkeme-i Kübra hesap günü başladı.

Her amelden bin yıl, 50 amelden 50 bin yıldır. Dünyanın 1000 yılı; Cenab-ı Hakk’ın 1 günüdür. Böyle günlerle 50 bin yılı bir düşün ama adam gibi yaşayacaksın!

Bir müminde en kısa farzı bulunan bir namazın farzını kılacak zamanda Mahkeme-i Kübra’dan geçer gider. “Maliki yevmiddin” deyince en azından bunun farkında olmamız lazım en azından, dahası var.

Kabul Olunan Dosdoğru Namaz Nasıl Kılınır?

Maliki yevmiddin” din gününün Mahkeme-i Kübra’nın hesabın sahibi ve hemen akabinde “İyyake na’budu ve iyyake nestain”, “Yarab, yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”

Akşamdan beri ne diyoruz, “Ben’den istemeyene ben gazap ederim”, hergün namaza 40 sefer durduğumuzda, 40 sefer okunan Fatiha’da bunu söylüyoruz Cenab-ı Hakk’a. “Ya Rabbi, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden isteriz.” Ama istemiyoruz! Yani; kendi sözümüzle de yalancı oluyoruz ve bu mübarek ayetin kapsamına girmeyen dünyada ve uzayda hiçbir şey görmedim ben. Bunu şerh etmeye kalksam ki ben alim değilim, kalan ömrüm yetmez. Yalnız bu ayeti… Bu ayetin kapsamadığı ben bir nebze görmedim. “İyyake na’budu ve iyyake nestain”in bu 4 ayette bunun bilincinde olarak okursan Cenab-ı Hak meleklere diyor ki; “Bak kuluma, ne kadar doğru söyledi.” Ama hiçbirinde kendinde değil, sen farkında değilsen, “Ey dil, sen yalancısın!” diyor.

Bu 4 ayeti muhakkak bilincinde okuyacağız, yoksa namaz namaz olmaktan çıkıyor. “Salat-u Nefs”te kalıyor, “Salat-u Cisim” var, “Salat-u Kalp” var, “Salat-u Ruh” var.

Bu 4 ayeti muhakkak okurken farkında olacağız, yoksa Allah azarlıyor her seferinde. “Sen yalancısın, diğer azalarına da ihanet ediyorsun!”  Bunu dedirtmeyeceğiz. Zaten zikreden hiç dedirtmez bunu. Zaten Salat-u Nefsi geçen diğer namazları kılıyorsan, vallahi billahi başlangıç Tekbiri “Allahu ekber” deyince, kıbleden Cenab-ı Hak tecelli ediyor, her zerrende hissediyorsun, her zerrende Cenab-ı Hakk’ı hissediyorsun. Kıbleden yani, secde ettiğin yönden Cenab-ı Hak tecelli ediyor. Ne vesvesesi, kim ne gelcek ama bazen de çağırıyon, açıyon onu (vesveseyi). Niçin?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne diyor; “Vesvese imanın ta kendisidir” diyor.

Öyleyse onun hikmetini anlıyorsak zaten biliriz, anlamıyorsak bu hadise dayanarak bazen de vesveseyi açarız, devamlı değil ama arada da açarız. Kötü bir şey olmasada, hesabı, kitabı, tarlası, tapası, bir gelir geçer. Çünkü hadis var.

Ama Cenab-ı Hak çok büyük, muazzam şekilde tecelli eder kıbleden. İşte namaz… Namaz, anlatılmayacak şeyler verir sana namaz! O namazda kıbleden tecelli eder eğer zaten bunların farkında değilsen, namaz curcuna olmuştur.

Elhamdülillahi Rabbil âlemin”, “Âlemlerin Rabb’ine hamd ettiğini” bileceğiz.

Errahmânirrahim”, “Rahman” ismi ile burada herkese lütfeden Allah, “Rahim” ismi ile de ötede yalnız Allah’ın dinini yaşayanlara…” “Maliki yevmiddin” Mahkeme-i Kübra, “İyyake na’budu ve iyyake nestain” “Yarabbi, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.” Kula kul sebep olur.

“Sebebe teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmiş olmaz” diyor hadis-i şerifte.

Kula da teşekkür etmen gerekiyor ama nimeti veren Allah’tır, kul kepçedir. Kepçeyi tutan biri var, o el Allah’ın eli. Kepçede kuldur sebep olan hepsi bu kadar. Bulaşan kepçeyi yemeğe soktuğumuz zaman nasıl yıkıyorsak, o kulada teşekkür edeceğiz. Yani nankörlerdende olmayacağız, eğer bu dört ayeti unutarak geçmiş isen al Fatiha’yı geriden, baştan al yani; bu dört ayeti muhakkak bilerek, bilinçli bir şekilde oku, yoksa namaz namaz olmaktan çıkıyor, kalp gaflette. Ki müminin Miraç’ıdır namaz. Gaflette Miraç olmaz. Kişi Miraç yapar. Bu gaflet kalkmadan, bu hicap perdeleri kalkmadan, bu basamaklar tırmanılmadan, Allah huzuruna almaz o kişiyi.

Ne yapacağız? Peygamber salatu selam Efendimiz ne diyor; “İki günü birbirine eşit olan mümin ziyandadır” diyor.

Mal, meta için söylenmiş bir şey değil! Yani ilimde, zikirde, fikirde, kemalatta, tefekkürde, birçok şeyde, her gün bir arpa boyu da olsa yol alacağız. Öyleyse ziyan eden müminlerden olmayacağız. Nedir bu? İnsan güzel bir söz, güzel bir şey, her şey… Hiç ummadığın yerde olabilir, bunu alacaksın güzelse, ilimle, bilimle ilgili olursa. Allâhu Teâlâ’nın hoşnut olacağı bilim, ilimdir.

Peygamber salatu ve selam Efendimiz ne diyor; “Ya Rabbi, ilminde, malında, nimetinde her şeyin hayırlısını istiyorum” ilminde hayırlısı var, hayırsızı var. Şeytanda meleklerin imamıydı, ilim çoktu. Ne oldu? Yararlı ilim değil. Ne yaptı? Benliğe girdi, şuna girdi, buna girdi. Herkesin bildiği konu, girmeye gerek yok.

İki günümüzü birbirine eşit getirmeyeceğiz. En azından ne yapacağız? Sağdaki meleğe ne yazdırıyoruz? Sofraya oturuyoruz. “Yarabbi, senin isminle sofradan kalkıyoruz, Elhamdülillahi Rabbil âlemin” diyoruz. Ama 3 sefer ama 5 sefer, ama 7 sefer, ama 17 sefer yazdırıyoruz.

Allâhu Teâlâ’nın en hoşuna gitmeyen insanlar nankörlerdir. Allâhu Teâlâ’nın en hoşuna gitmeyen insanlar, yaşlılıkta zina yapanlardır. Allâhu Teâlâ’nın en hoşuna gitmeyen insanlar, fakir ve gururlu insanlardır.

Fakirken benliğe girmiş insanlar, gurura, kibre girmiş insanlardır. Allâhu Teâlâ’nın en sevmediği insanlar, varken cimri insanlardır, yani varken veremez. Allah ne kadar cömert!

Bir derviş evvela Şeyh’inin ahlakıyla ahlaklanır, sonra Resûlullah’ın ahlakıyla ahlaklanır, sonra Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanır. Bakın Allah’ın cömertliğine;  kafire de, şeytana da rızık veriyor, düşman olduğu halde.

Birçok hadiste Peygamberimiz salatu selam şöyle buyuruyor; “Cennetin kokusu 500 senelik yoldan duyulur, cimri insana Allâhu Teâlâ kokusunu bile nasip etmez” diyor.

İster namaz kılsın, ister oruç tutsun, ister bin kere hacca git.

İşte Yunus bunu teyit etmek için diyor ki:

Sen Elif dersin hoca

Dilersen var bin hacca

Hepisinden iyice

Bir gönüle girmektir

    * 

Dört kitabın manisi

Bellidir bir elifte

Sen Elif dersin hoca

Manisi ne demektir? Bundan sonra giriyor demin okuduğum şey. Mümin asla cimri olmaz çünkü Peygamberimiz cimri değildi. Mümin asla cimri olmaz eğer müritse, Mürşit’i cimri değildir. Mümin asla cimri olmaz çünkü Allah’ı seviyor, Allah’a aşık, Allah cimri değil. Yani Allâhu Teâlâ’nın Adetullahı vardır.

O’nun sevdiği şeyler, sevmediği şeyler vardır. Allah cimrileri sevmiyor, demin saydım birkaç madde, daha çok madde var. Kişi edebi edepsizden öğrenir. Birinde edepsizlik gördü mü der ki “Bende var mı, ona ne kadar yakışmıyorsa, bana daha çok yakışmıyor…” diye bir kıyaslama yapar.

Bayazîd-i Bistâmi Hazretleri ve birçok Hz.; “Biz ahlakı, ahlaksızdan öğrendik” diyor.  Şimdi burada sevmediği huylardan her gün bir miktar arınırken amel defterimize ama zikir, ama tefekkür, hayır hasenattır, sohbet, bir sadaka, her neyse… Hayırlı bir şeyle iki günü eşit tutmayacağız. Hayır şeyleri yapacağız, en azından namazı dün öyle kılıyorduk, bugün daha farkında, daha iyi, daha şuurlu kılacağız.

Kulhü vallahu Ehad deyince, Allâhu Teâlâ’nın büyüklüğüne yemin ettiğimizin farkına varacağız. Zammı sûre veya herhangi bir şey Allâhu Teâlâ’nın lütuf kapıları çok fazla, aklın alamayacağı kadar fazla. Öyle insanlar vardır ki, bir susuzluktan kıvranan köpeğe su verdiği için cennete girmiştir.

Allâhu Teâlâ’nın neyden, ne zaman, ne şekil razı olacağını bilemezsin. Bilemeyeceğin için daima “Mahlukata şefkatli davranmayan, Allah’tan şevkat beklemesin!” kesinlikle bu kutsi hadistir. Yukarılardan şevkat bekliyorsan çevrene şefkatle davranacan, kalp kırmayacan.

“Katı dilliler melundur” diyor Peygamberimiz. Hiç amelini galeye almıyor. Bir dil iğne gibi sokuyor, ısırıyorsa, onun ne bir namazı ne bir orucunun değeri yok. Ne için? Ahlakı yok!

Cenab-ı Peygamberimiz; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim” diyor. Devamlı ısıran, güzel ahlaka sahip değil; o ahlaksızdır. Allah ahlaksızı sevmiyor,Resullulah ahlaksızı sevmiyor! Bizde varsa arınmaya bakacağız.

Allah razı olsun, iki günü birbirine eşit saymayacağız. Tabii ki herkeste kusur vardır, kul olup da kusuru olmayan yok ki!  Allah bu hakkı vermemiş zaten. Zamanın Gavsul Azam olsan günahı, kusuru vardır. Ancak Nebi’ler dışında, günahsız yoktur.

“Günah işleyen helak olur” demiyor Resûlullah Efendimiz; “Tövbeyi geciktiren helak olur!” diyor. Hepimizin hatası olur.

Tövbeyi geciktirmeyeceğiz, cimri olmayacağız ve şuurlu bir mümin olacağız. Allah’ın huzuruna durduğumuz zaman, O’nun huzuruna durduğumuzu bileceğiz. Kalbimiz tarlada, tapada, parada gezmeyecek.

Namazı bitirdikten sonra nerede gezersen  gez. Ama bakın ben bir dilekçe veriyorum vali beye, bir talebim var. Çanakkale’den arıyor, “Sana şu saat randevu verdi”, ben buradan süratle gidiyorum; “Vali bey bize randevu verdi yav”. Hazretin huzuruna gireceğiz. On senede, yirmi senede bir kere… Eee be insan düşünsene! Allah seni her gün 5 defa huzuruna kabul ediyor! Bundan büyük saadet, mutluluk olur mu? Namaz kılan, benim dediğim şekilde namaz kılsa, vallahi de billahi de “Ben Allah ile konuştum!” dese doğrudur, yalan değil!

Sen “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” diyorsun bilerek. 

Cenab-ı Hak; “Bak, kulum ne kadar doğru söyledi.”  Allah seni her gün, Yüceler Yücesi her gün, huzuruna kabul ediyor beş defa kıbleden tecelli ediyor sana, her zerren de O’nu hissediyorsun, bu nimetten, böyle bir hediyeden geri duranın aklına şaşarım… Onun için şuurlu Müslüman bunun farkındadır!

Allâhu Teâlâ’ya o namazında nasip ettiği içinde ayrıyeten, “şükür secdesi” yapıyoruz. Bin defa şükür secdesi yapsak, yine de hiçbir şey yapmış sayılmayız çünkü; huzura kabul etti seni.

Yüksek mevkideki adamın huzuruna kendini kabul ettiremezsin, çok geçerli bir şey olacak ki âlemlerin Rabbi seni huzuruna kabul ediyor ve bunun insanlar farkında değil! Sanki bir zorluk, sanki bir külfet. Hemen lambur lumbur çatalım. Ne oldu? Namaz bitti.

Şuursuz devamlı kılınan bir namaz salatu selam Efendimiz buyuruyor; “O namazlar ki, o ibadetler ki onların başına apaçık beladır” diyor. Niçin? Isıran bir dili var, ahlak yok! Mümin nedir? Dilinden, elinden her şeyinden emin olunan kişidir. Bunlar yoksa, ahlak yok. Ahlak yoksa, bacağın biri kırıldı, düşer.

İman, ahlak ve amel üç ayak bunlar. Mutlaka olacak “Ben müminim!” diyen insanda, benlikten çıkacak. Allah’ın aman kapısında duracak. Yoksa biz neyiz? Gücümüz ne, kuvvetimiz ne? Neyiz?

Adamı bir kene ısırıyorda küçücük bir şey, adam ertesi gün ölüyor. Hani sen ayyuka çıkmıştın! Atıp tutuyordun ya! Nemrud’u bir sivrisinek bitirdi… Öyleyse haddimizi bileceğiz. Kime külhanbeylik ettiğimizi bileceğiz yani.

“Allah var mı birader?”

“Var!” niye yok gibi davranıyorsun? Bu nasıl bir tezat? Hem var diyorsun hem yok gibi yaşıyorsun! Bunu anlayamıyorum ben. Varsa, var gibi yaşa o zaman!

————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Allahvarmı #nimet #Cennet #cennetinsermayesi #FatihaSuresi #Fatihadaki7 #FatihaSuresi #şükür #şükr #Allah #salaturuh #salatunefis #salatukalp #dinisohbet #nimet #cennet #zikr #zakir #mahşer #namaz #güzelnamazkılmak #doğrunamaz #kabulediliribadet #tovbe #tövbe #Beyaz

Kur’ân Nasıl Baş Tacı Edilir?

0

Vardır her şeyin bir hikmeti, sebebi. Bir dağdan ceviz kadar taş düşse bile hikmeti vardır. Hiçbir şey boşuna olmaz. Biz Kur’ân’ı terk ettik, Kur’ân’ın hükümleriyle amel etmedik, zaaflara düştük. Bunların hepside elim azabın kapılarıdır. Ondan sonra da “Yandım Allah” türküsü çekiyoruz. Şimdi bu dünyada, ya adam gibi mümin olarak yaşayacaksın, ya da adam gibi kafir olarak. İkisinin arası yok! Biz ne o taraftayız ne bu taraftayız. Ne meluniyet kutbundayız ne de hidayet kutbundayız. Yalpa yapıyoruz. İşte bu da bir ton elim azap getiriyor.

“Kur’ân Allah’ın kelamıdır” deriz, baş tacımızdır, saygımız var, şudur, budur… Bu kelime oyunudur sadece.

Kur’ân nasıl baş tacı edilir?

Onunla amel edersen, harfiyen uyarsan onun yasaklarına, emirlerine ve tavsiyelerine uyarsan, Kur’ân o zaman baş tacı olur. Çünkü Kur’ân âlemlerin şerefidir, Kur’ân Peygamberimizin şerefidir, Kur’ân müminlerin şerefidir, Kur’ân ezcümle; kâinatın şerefidir.

İşte, biz bu şerefi ne yaptık, kendimizden uzaklaştırdık. Yani modern dünyanın sözüm ona adetlerini, amellerini aldık. Bunlar sadece bize şerefsizlik getirdi. Kur’ân’ın şerefi gitti. Ondan sonra, şu çağdaş dünya dediğimiz ki bu şeytana ram olmuş, şeytanın hoşnut olduğu bir toplum. Onların örf ve ananelerine, yaşantılarına özendik, şerefsizliği getirdik üzerimize taktık.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Müminler bir beden gibidir. Ayak parmağına bir diken batsa, acısını bütün vücut duyar” diyor.

Duyuyor muyuz kardeşim? Öyle miyiz, öyle diyebilir miyiz? Bir kardeşimizin zor durumunda, o acıyı duyuyor muyuz? Veya bir kardeşimiz hastalandığında, o üzüntüyü duyuyor muyuz? Vallahi umurunuzda bile olmuyor! Demek ki; biz Kur’ân’ı baş tacı etmemişiz.

“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir. O, bizim cemaatimize gelmesin!” diyor Efendimiz.

Karımız dese ki; “Git, kıyma al gel.” Cebimizde beş kuruş olmasa, borç harç bulur, alır, geliriz.

Allah diyor ki; “Komşun açken, ona bir tabak yemek ver!”

Umurumuzda bile olmuyor! Şimdi, biz karımızı mı dinliyoruz, Allah’ı mı? Hangisini dinliyoruz?

Yani bir ton ölçü var, soracak olursak kendimize ama sormak işimize gelmiyor, kendi kendimizi sorgulamıyoruz, kendimize yüz veriyoruz, kendi kendimizi şımartıyoruz, kendi kendimizi dolduruşa getiriyoruz! “Taşı sıksa suyunu çıkarır!” diyoruz. Buna benzer diyoruz da, diyoruz… Etme eyleme!

Allâhu Teâlâ; “Biz boş şey yaratmaktan münezzehiz” diyor.

Demek ki onun öyle oluşu da boşuna değil. Onun öyle oluşu, öyle olmayanları imtihan etmek içindir. İşte biz orda sükut etsek kazanacaz ama sükut etmiyoruz. Neden? Çok biliyoruz ya canım! Hemen fetvayı veriyoruz. İşte onların o hali diğerleri sınamak ve imtihan için. Boşuna değil ki.

Allâhu Teâlâ; “Biz boş şey yaratmaktan münezzehiz” diyor.

“Dilenci” diyor salatu selam Efendimiz; “Saf kan Arap atıyla (o günün en lüks bineği o) gelse boş çevirme, ver bir şey” diyor.

Biz “Allah versin!” diyoruz. Allah, kimsenin avucuna bir şey koymaz, onun şanına yakışmaz. Allah, onu senin kapına yolladı. “Bir tek hurma da olsa ver” diyor Peygamber Efendimiz. Çünkü Kur’ân’ın yarısına bak, infaktır, veriniz cömert olunuz! Peygamberlerin ve Veli’lerin huyu karakteridir cömertlik. Cimri isen hiç namaza, niyaza gerek yok, zaten faydası yok!

Salatu selam Efendimiz; “Cennetin kokusu 500 yıllık mesafeden duyulur, Allâhu Teâlâ cimri insana kokusunu dahi nasip etmez.” Cimrilik eşittir; Nefsi Emmare’dir. Nedir Nefsi Emmare?

Şeytanın seni en yoğun etkilediği atmosferdir. Sen namaz kılarsın salatinefstir, hiçbir şey ifade etmez.

Bir hadiste salatu selam Efendimiz; “Onların, o ibadetleri başlarına apaçık beladır!” diyor. Neden? Kısmen münafık!

Senin kapını çalar da biri, “Allah için!” derse, onu boş çevirme. Çünkü sen “Allah için” veriyorsun! Onun ne yapacağı, seni ilgilendirmez, O Allah’ın adını andı ve istedi… Çünkü Allah diyor ki; “Bana borç verin, korkmayın!” Ona yapılanı, kendine borç vermiş telakki ediyor.

“En az 1’e; 10’la, 1’e; 700 arasında geri çeviririm sana!” diyor.

İnsan hayra vermeyle malı azalmaz, çoğalır. Yalnız biraz sabredeceksin. Acelecilik şeytandandır. Yani zor bir zaman diliminde yaşıyoruz. Onun içinde amellerin değeri çok yüksektir, çok değerli ve çok kıymetlidir.

Bugün, adam gibi salat-ı nefs olmamak kaydıyla, beş vakit namazını kılan geçmişin Veli’si gibidir. Çünkü; öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz. Peygamber salatu selam Efendimiz, Ashabı’nı sohbetle yetiştirdi yani bu cahiliye döneminde.

“Din, nasihattan ibarettir” diyor Efendimiz, üç kere de tekrarlıyor. O cahiliye döneminde Ashab’ı, Ashab Makamı’na sohbetle getirdi.

 

———————————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Kuran #KuranıKerim#ibadet #Allahınkelamı #nefsiemmare #din #sadaka #dilenci #cimri #cömert #cennetinkokusu #nefs #nefis #ego #benlik #Allahrızası #dinisohbet 

 

Cenab-ı Hak’tan İsteyin!

0

Bu hadis-i şerifin ehemmiyeti çok büyüktür. “Kulum Ben’den isterse veririm, istemezse gazap ederim”. Nefis “Yarabbi hadi bakalım göster kendini, hadi bakalım göster bakalım, hadi bakalım göster kendini…” Bu sefer bıkkınlık usanç geliyor… “Ee hani verecektin diye vaat ediyorsun, hem vermiyorsun!” diyoruz kendi kendimize. Bu çok yanlış, çok yanlış…

Bak kendisi söylüyor, Allah; haşa yapmayacağı şeyi söylemez, “Kulum Ben’den isterse veririm, istemezse gazap ederim” diyor, “Ben’den ümidini kesen müminden, Ben’den ümit var olan kafir daha hayırlıdır” diyor. Bak şimdi ümit kesmeninde ne kadar yanlış olduğunu anlıyoruz. Yahu dur bakalım, şunu gördün, al bakalım kulum, bunu gördün, al bakalım kulum, bu O’nun şanına yakışmaz ki zaten. Şimdi bakın burada çok ince bir nokta var.

Dünyanın 1000 yılı, Allah’ın 1 günü diyoruz. Biz Allah’tan istedik veya ister göründük yani “Sen bilirsin!” gene dedik. Ne oldu bir yıl oldu Allah’ın zamana göre bir saniye değil ki bu birinci madde, ikinci madde; Allah mümine hemen vermiyor.

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki bir hadis-i şeriflerinde:

Mümin Allah’tan bir talebi olduğu zaman meleklere der ki; “Biraz verme, biraz geciktir”. Allah’ın birazı bizim ömrümüzden fazla. “Verme biraz, yalvarsın. Ben onun sesini duymak istiyorum”. “Kafir istedi mi ‘Hemen ver defet bunu, buradan kapımdan, Ben bunu duymak istemiyorum” diyor. Bunu Peygamberimiz haber veriyor bunları bile bile; “Bu olmadı!” olmayacak zaten bu!

Böyle olacak çünkü. “Kim ki Ben’den isterse veririm, istemeyene de gazabımı indiririm.” Allah’tan istememek günahlardan.

“Kıt kanaat geçiniyoruz ya öyle gideriz…” demek günahlardan. İşte Allâhu Teâlâ’nın kendisi diyor ben söylemiyorum, “Kim ki Ben’den isterse veririm, istemeyene de gazap ederim”. Yani Allah’tan istemek ibadetin önemli bir kısmı. Burada ne oluyor? O Rab oluyor, O veren oluyor, O cömert oluyor, O himmet sahibi oluyor, O merhamet sahibi oluyor, O lütuf sahibi oluyor, O kerem sahibi oluyor. “Veren el, alan elden hayırlı.” O’nun eli her zaman hayırlı!

Birçok şeyin ifade şekli açığa çıkıyor, buna istinaden, hangimiz beş vakit namazdan sonra “Yap bir kıyak!” diyoruz, diyor muyuz? İşte bu yanlış, bu suç, hata, bizde diyoruz, “Ahmet’e, Mehmet’e ver ama bana da sen bilirsin verir misin, vermez misin?” diyoruz. Öyle değil, “Sen benim Rabb’imsin, ben senden istiyorum!” demeliyiz.

Şeyh Muhyiddin Arabi Hazretleri’nin babası Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne gelmiş, ne demiş; “Bana” demiş, “Bir erkek evlat lazım.”

Abdulkadir Geylani Hazretleri; “Allah’tan iste!” demiş.

“Vallahi sen kimden istersen iste. Ben, senden istiyorum! Ben senin kimden isteyeceğini bilmem!” demiş, “Ama ben sana geldim, senden istiyorum.”

“Be mübarek Allah’tan iste!”

“Hayır!” demiş.

“Ben senden istiyorum.”

Bir daha demiş; “Allah’tan iste!”

“Ben senden istiyorum!” demiş.

Hazret bakıyor Levh’e, öyle yaratılacak bir adam yok! Allah’ın Levh’ine bakıyor, dönüp adama bakıyor; perişan olmuş, üç aylık yoldan Endülüs’ten gelmiş. Bir daha bakıyor yok… Bir daha bakıyor, ona acıyor bir daha bakıyor. Dayanamıyor şöyle; “Vallahi” diyor, “Sen’den koparıp alıyorum!” Allah’a, “Yok ama yarat!” diyor, “Yarat artık!”

Çok perişan bir adam. Allah’a nazı geçiyor, duasını kabul ediyor, eli havadayken “Gel!” diyor, “Sırtını sırtıma daya.”

Adam dayayınca bir enerjinin aktığını hissediyor. Döndüğü gecede Muhyiddin Arabi Hazretleri’ne hamile kalıyor annesi. Onun için Muhyiddin Arabi Hazretleri, Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin “manevi evladıdır” derler.

Şimdi bak, adamdaki azme bak, “Sen kimden istersen iste!” diyor. Bu lafla Allah dostu olduğunu biliyor, “Sen alırsın, ben alamam, ben sana geldim, sen ne yaparsan yap, nerden koparırsan kopar ama benim hacetimi gör!” diyor. Allah’tan da böyle istemek lazım, işte biz bunu yapmıyoruz, bunu yapmamakta ayriyeten bir yanlış.

Rabbena atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azabennar.” O da çoğu zaman kalp yad ellerde! Böyle değil, samimi olacak. “Ya Rabb’im, sen yaratansın, sen güçlüsün, sen zenginsin, Ganisin.” Yani işte demiyoruz, demek lazım; bizim başka el açacağımız yok ki! Ama biz istiyoruz ki hemen olsun, aceleciyiz.

“Eğer Ben’im şiarımda acelecilik olsaydı” diyor bir hadis-i kutside Cenab-ı Hak; “Suç işleyen kulu cezalandırırdım bir haftada kimse kalmazdı!” diyor. Acelecilik şeytandandır!

Böyle değil işte, Allah’ın yasaları, Allah’ın acelesi yok! Allah’ın sabrına sabretmekte her baba yiğidin harcı değildir.

Cenab-ı Hak’kı Peygamberler dahi hakkıyla bilemiyorlar, bilinmesi mümkün değil zaten.

Şunu biliyoruz Allâhu Teâlâ o kadar iyi ki, iyilik kelimesi O’nu ifade etmez. Diyor ki; “Kim ki Ben’i zikrederse,  hafi (sessiz) olarak, Ben onu hafi olarak zikrederim.”

Şimdi Allah’ın büyüklüğüne bak! Sen Allah’ı zikrediyorsun, O’da seni zikrediyor.

“Kim Ben’i açık açığa bir toplumun içinde zikrederse, Ben onu daha hayırlı bir toplumda açık olarak Zikr’ederim.”

Sen, ben neyiz ki zikredilecek, şu büyüklüğe bak! Allah’ım ne kadar iyi biri. Bu kelimeler ifade edilebilir mi mümkün mü? Âlemleri yaratan ki O’nu zikredeni zikrediyor ve bir yerde tembihliyor, “Habib’ime salavat getirin, Ben’de getiriyorum” diyor. Ne dehşetli kelime bu…

Şimdi gel anla O’nun cömertliğini, büyüklüğünü. Bir anlamaya uğraşın. İnsanın aklı, havsalası almıyor, o kadar yüce bir Allah ki, O’nu tahayyül etmek çok zor.

“Zikredeni Zikrederim” diyor, “Zakir, zikreden Ben’im yol arkadaşım gibidir” diyor, “Veli’ler Ben’im dostlarımdır” diyor.

Şimdi mümine, dervişe, Veli’ye verilen değeri düşün! Hangi akıl, havsala alır? Hepimizin dertleri bu değil, para, senin inşaatın yarım kalıyor, benim mazotun bitiyor, onun karısının mantosu eksik… Dünya bu zaten, başka bir şey değil ki! Allah verecek, mutlaka ama Allah’ın bir günü dünyanın  bin yılı olduğuna göre, bizim 1 sene, 1,5 sene ya da 6 aylık bir zamanımız saniye bile değil.

Öyle olunca o kutsi hadis ister istemez gündeme geliyor. “Kim ki Ben’den isterse veririm, kim ki istemezse gazap ederim!” diyor.

İşte biz istemediğimiz için bu hallere düşüyoruz. Demek istediğim bu, biz adam gibi istemiyoruz, Allah’ın gazabına uğruyoruz. Adam gibi isteyeceğiz. “Ya Rabbi, sen her şeyin sahibisin…” Bir kere vermedi diye küsmeyeceğiz. Kimisi küser. “Ben sana alındım…” der. Ya sen kime alınıyorsun, kime delikanlılık taslıyorsun, kime kafa tutuyorsun? Sen hep “Eyvallah!” diyeceksin. Vermedi mi yine isteyeceksin; “Yarabbi, ben dilenciyim kapında, bak avucumu açtım, boş çevirme beni. Ben bile kapıma bir dilenci gelse, boş çevirmiyorum ki, ben kul iken boş çevirmiyorsam, senin şanına bu avuca bir şey koymak düşer.”

Mevlana’nın dediği gibi; “Şöyle koy bakalım bir şey” diyecen. Ya böyle samimi isteyecen Allah’tan. Biz bunu yapmıyoruz, gazap ediliyoruz… “Kim ki Ben’den isterse veririm, istemezse gazab ederim!” diyor.

Salatu selam Efendimizin bir hadisi aklıma geldi.

“Her nefsin bir himmeti, bir de gayreti var” diyor. İşte Allah’tan istemek himmet kısmı, Allah’a ibadet etmek himmet kısmı, Allah’ı sevmek himmet kısmı, Resûlullah’ı sevmek himmet kısmı, “Rabbena atina fiddünya haseneten” yani dünyanın hasene kısmının tamamı himmet kısmı.

Ne diyor salatu selam Efendimiz; “Her nefsin bir himmeti, bir gayreti var.” Yapılan her türlü iyilik, ibadetitaat. İbadet deyince biz namazla oruçla zekât vs. değil sadece. Bir güzel sözde sadakadır.

Salatu selam Efendimiz; “Sabah namazını kılıp, işine gidip, bütün gün çalıştığı aynen ibadet gibidir” diyor. Bunu ben söylemiyorum, salatu selam Efendimiz söylüyor, bir insan namazı kıldıktan sonra abdesti ne kadar muhafaza ederse. Eğer o abdesti muhafaza ettiği dönemde, gıybet etmiyorsa, birine sövüp saymıyorsa, birinin namusuna bakıp, kalbinden ıvır zıvır geçirmiyorsa, konuştuğunu hayır konuşuyorsa, “O namazın devamı gibi ecir alır” diyor. Bunlar bu hadisin hep himmet kısmına giriyor işte, biz o hadisin himmet kısmına samimi olarak sarıldığımız zaman, güncel hayatımızda namaz kılınıyor, işe gidiliyor, o sevaplar alınıyor ama bundan haberimiz yok! Tabii bunlar kaydediliyor ve bu sevaplar Allah katında büyütülüyor. Allah’ımız çok cömert.

Şöyle ki bugün nasıl bir fidan dikiyorsun, yıllar içinde koca ağaç oluyorsa, Allâhu Teâlâ’nın katında yükselen her hayır, haseneyi Cenab-ı Hak sanki ekilmiş fidan gibi durmadan büyütüyor, büyütüyor, büyütüyor, ne hale geliyor!

Hadis-i şerifte ne diyor; “Kul ‘Sübhanallah’ dese samimi olarak, yerle gök arası sevap getirir.”

Sübhanallah” çok büyük zikirlerdendir. Şimdi burada himmet kısmını, amelleri göz önüne getirdiğimiz zaman, burada bizim iki tane çok büyük eksiğimiz oluyor. Biri tevekkül, biri de dua istemek. Bu ikisinden uzağız. Biz hep nefsimize emekli maaşı alıyoruz yetmiyor, “3 gün çalışsak mı? Şunu yanında çalışalımda bir ek gelir olur veya başka güncel bir iş yapalım da, falanın fayansını yapayım da, oradan bir de ek gelir gelsin vs…” bunlar var. Bunlar nefsin ikinci kısmı, gayret kısmına giriyor.

Himmet kısmından ayrıldı, niçin? Tevekkül edilmedi. Orada niçin Yaradan’dan istenmedi?  “İstemeyene gazap ederim!” diyor!

Biz dedik; “Dervişiz, zikir fikir ibadet yaraşır, Yaradan iyi kötü bir ekmek vermiş bize.”

Peygamber Efendimiz öyle demiyor ki! “Benim dönemimde Ashab’ım içinde fakirlik saadettir ama ahir zaman ümmeti için zenginlik saadettir.”

Bir çorba, bir hırka devri değilse, biz ne yapacağız? Bizi Yaradan’dan isteyecez. Bıkmadan, alınmadan, kırılmadan, darılmadan… Birçoğu namazı tavırla kılar! Bunlar yanlış.

Allâhu Teâlâ hiçbir mümini boş çevirmez ama bir zamana yayar. Bizim için bu uzundur ama O’nun için kısadır ve belki de o zaman da bizim bilmediğimiz bin türlü hikmet, hayır gizlidir, biz göremeyiz.

Diğer bir ibadette, “Dua ibadettir” diyor, “Yaradan’a açılan el, duadır” diyor. “Omuz hizasına kalkan el duadır” diyor. Hiçbir şey söylenmesen dua için açıldı. Avucuna bir şey konulacaksa, omuz hizasına kaldır Yaradan’a elleri… İslam’da ruhbanlığa yer yok.

“Ya Rabbi, ben elimi sana açtım, koy avucuma bir şey ne koycaksan.” Biz bunu yapma da geciktik. “İstemeyene gazap ederim” diyor, üstüne basa basa söylüyorum…

Biz cemiyetler olarak bu tehdide mazhar olduk. Sen, ben, o değil. Şimdi bakın, çok zengin bir baba düşünün, malı, mülkü var. Onun küçük oğlu gelip dese ki; “Baba bana 100 lira, 50 lira ver.” Babada cömert bir baba. O adam üzülür mü, sevinir mi, ne yapar? Seve seve verir, avucuna koyar, var zaten, gani. Bu bir misal. Cenab-ı Hak baba değildir. Baba, oğul, kutsal ruh bunlar şirk ehli oldu. Allah çok zengin, çok cömert, merhametli, kullarını çok seviyor. Bu kadar merhametli iken, açılan el boş dönmez ama Allah’ta elini indirmeden avucuna koyacakta değil yani. Bu iki şeyin bilincinde olacağız, istemede ısrarcı olacağız.

Azmi Baba ne diyor?

Bilirsin ben kulum, sen Sultanımsın

Dilde zikrim, kalbimde tercümanımsın.

İşte bu şuurla, bu çok samimi bir şuur ama bu şuura ulaşınca da Allâhu Teâlâ’ya diyor ki; “Değil yedi cehennem, yüz bin cehennemin olsa korkmam birinden,  Rahman ismi nazil değil mi senden?”

Nasıl diyeyim adam Allah’a yaklaşmayı biliyor ve Allah’a söylemeyi biliyor “Rahman ismi nazil değil mi senden?” diyor.  Rahman’sın işte, o samimiyeti bulup…

Allâhu Teâlâ’da diyor ki Musa (a.s.)’a kutsi hadiste:

“Ya Musa! Atının torbasına koyacağın arpayı dahi Ben’den iste” diyor. “Ben’den iste, başkasından isteme!” diyor. İşte biz bu şuuru kaybettik, uzun yıllar belki babalarımız kaybetti, belki dedelerimiz kaybetti. Onlar kaybettiği içinde öyle bir örf, adet, anane bize ulaşmadı. Ne oldu bizde de bu geçmiştekiler gibi kayıpta kaldı, biz bu günlere geldik. Onun için inşallahu  Rahman bundan sonra, hep beraber Rabb’imizden adam gibi isteyeceğiz.

Yunus öyle diyor:

Yarabbi mülk senin,

Mülk senindir Kerem kânı

Kimsenin olmaz Allah’ım”

Bizimde olmayacak, bırakta biraz bekçiliğini yapalım, hamallığını yapalım, uğraşalım bir taraftan. Yani Allah yolunda kullanmak lazım.

“Kim Ben’den isterse veririm, kim Ben’den istemezse ona gazap ederim.” Kutsi hadis direk, Allâhu Teâlâ’nın kendisinden. Hakikatende öyle. Geçmişimize bakalım, bu hadisin getirdiği mesaja uygun yaptık mı yani? Ben yapmadım şahsen, yapan varsa helal olsun. Benim aklıma bile gelmedi. Nasıl? Mutlaka alacağım! Nasıl hacı abiden 100 kağıt, 50 kağıt isteyip, alacağımdan emin isem, işte bu kadar güvenerek Allah’tan istemek. Allah zengin, Gani, cömert niye vermesin ki! Bu şuurla istemiyoruz da ondan.

“Bir şey de şüphe ederseniz, o duayı hiç etmeyin!” diyor, bir de dua ederken diyor salatu selam Efendimiz; “Mutlaka kabul olacak inancı ile yapın. En ufak acaba gördün mü, o dua yerine ulaşmaz”. Bu kadarda samimi olmak gerek. Cenab-ı Hak yalnız dünya isteyene kızar, yalnız ahireti isteyene de kızar.

Şimdi Allâhu Teâlâ’nın orada kastettiği olay, biz size rızkınızı veriyoruz,  siz sizi azdıracak ateşe götürecek şeyler istiyorsunuz,  yalnız dünya isteyenlere söylüyorum.

İsterken Allâhu Teâlâ’dan yani; mal mı istiyorsun, para mı istiyorsun, şifa mı istiyorsun, bir derdine çare mi istiyorsun, kiradan kurtulmak mı istiyorsun, mutlaka iki yönlü isteyeceksin; “Ya Rabbi, bana bir helal bir rızık kapısı aç, yani bana bol verirsen, senin yolunda harcamayı nasip et. Senin dinine, Habib’ine, senin kitabına hizmeti nasip et.” İşte bitti dünya şerri. Ne oldu iki taraflı oldu.

Allah yarının ibadetini senden istemiyor, benden de istemiyor ama biz yarın değil, taa ileriki senenin rızkını istiyoruz.

İşte bir şey isterken, onun da muhasebesini yapacağız. Biz istiyoruz, ne için istiyoruz? Müslüman kefereye boyun eğmesin diye istiyoruz. Nefsin için istersen bu işte hadisin ikinci kısmına muhatap olursun.

 

———————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#ŞeyhMuhyiddinArabi #MuhyiddinArabi #Allahtanisteyin #istemek #samimiyetleduaetmek #dua #dinisohbet 

Seyri Sülük Yolunda Makamlar, Nur’lar, Semâvatlar, Âlemler Nelerdir? – Neden Kemâlat Kazanamıyoruz? – Neden Geçilen Dersler Tekrarlar?

2

Seyri Sülük Yolunda Makamlar, Nur’lar, Semâvatlar Nelerdir?

Kelime-i Tevhid; Nefsi Emmare.

Nefsi Emmare’nin içinde kendisinden aşağı 4 tane makamı vardır. Yani Nefsi Emmare deyip geçtiğimiz zaman olmuyor. Nefsi Mutmain’in altında dört tane kendisinden daha aşağı tabaka vardır. “Toprak”, “ateş”, “su”, “hava”; kâinattaki 4 unsurda budur.

Nefiste bu dört unsur vardır. Bunların da en aşağılığı topraktır. Genelde kafirlerin, münafıkların, fasıkların vs.’lerin bulunduğu makamdır. Nefsi Emmare’ye dahi çıkamıyor onlar.

Zakir; “Kelime-i Tevhid”le zikre başlar, “toprak” tabakasını geçtiği zaman Nefsi Emmare’nin içindeki ikinci makamına gelir.

İkinci makam “ateş”tir. Ateşte; ucup (Ucub:Yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmek.) riya, kibir, gösteriş, kovalaklık ne ararsan mevcuttur. Şimdi “Ben dervişim!” der, bi havalara girer kendi kendine. “Şöyleyim…” der, “Böyleyim…” der. Ondan sonra, zikirle, onu da geçer.

Zikirle ateş tabakasını da geçer, “su” tabakasına gelir. Suda münafıklık başlar, suyu hangi kaba koyarsak onun şeklini, rengini alır. Kaypaklık, münafıklık gibi hallere girer. Zikirle onu da yener. 

Hepsinin üzerinde olan “hava” tabakasına gelir ki o hepsinden tehlikelidir. Hava şeffaftır, her şeyi kaplamıştır, kendini üstün görmeye başlar. O da şeytanın vasfıdır. Onu da zikirle yener, ta Nefsi Levvame’ye gelir.

Biz zannediyoruz ki evvel Allah Nefsi Emmare’yi geçtik mi, Levvame, Mülhime gitti… Bunlar sırayla aşılır!

Bunları birçok kardeşimiz sırayla aşamaz ama zuhuratı anlatır, Nefsi Emmare’nin zuhuratını anlatır, gördüğü kuş değil, kuşun gölgesidir. Fakat hüküm, zahire göre verildiği için biz ona dersi geçiririz. Sonradan, sonradan, ders yükseldikçe, yükselen dersler alttaki olanları temizler. Birçok zuhuratın aşağıdan çıkmasının sebebi budur.

Birinci kat semavattır Nefsi Emmare. Nefsi Emmare’deki kişinin kalbi Mürşit’e gidip vird aldığı an 14 derece alır. 14 0 ile yola başlar. 7 tane “Furkan” verir Cenab-ı Hak ona, o anda. 7 tane Furkan “hayr” kapısı açar ve ondan sonra o kişiyi ne bir büyü tutar ne cin zarar verebilir.

Ne diyor Cenab-ı Hak; “Ben’im ancak has kullarım Ben’i zikredebilir.” Zakirler, O’nun has kulları! Peygamber salatu selam Efendimiz de; “Onlar benim ehlim gibidir, ev halkım gibidir” diyor.

Özel korumaya girer ve 7 tane Furkan verilir buna. “Sırât-ı müstakîm”in kapısı açılır, “İhlas Kapı”ları açılır. 12 tane Nur verilir Cenab-ı Hak tarafından (Bu yoldaki derece ile ilgili değil, ayrı bir hediyedir.), bu 7 Furkan, sırayla bunun üzerinde yavaş yavaş etki yapmaya başlar.

Ondan sonra, “Kelime-i Tevhid”ten sonra “lafza-ı Celal” gelir ki, bu ikinci kat semavattır. İkinci kat semavatta; lafza-ı Celal çekerken semavatın içindeki görmesi gereken şeyleri görmesi lazım, bir “muazzam mescit” vardır.

Ondan sonra “Hu” Esma’sı gelir, üçüncü kat semavattır. Nefis 7 Nur daha alır. Nefis afetlerle doludur. Kalp 1 Nur alır. Her nefsin 7 alışında, kalp 1 Nur alır. Üçüncü kat semavatta, görmesi gereken orda bir sarı sıvılardan yapılmış bazı şeyler vardır, bunlar açıklanmaz yani!

Dördüncü kat semavat “Hakk” Esma’sıdır. “Hakk” Esma’sı, 4’üncü kat semavatta, “Mescidi Aksa”nın hakikisi vardır. Dünyadaki orijinal değildir, orijinali dördüncü kattadır, onu görür.

Ben çok özet yapıyorum bunu. Yani 70 defa özet yapıyorum çünkü; vaktimiz yok o kadar, namaza gidecez, 7 Nur nefis alır, 1 tane kalp alır.

Beşinci kat nedir, “Hay” Esma’sıdır. Nefis yine 7 Nur alır, kalp 1 Nur alır.

Altıncı kat “Kayyum” Esma’sıdır. Şimdi 4’üncü katta Mescidi Aksa’nın hakikati var, altıncı katta da “Mescidi Haram’ın hakikisi var, hakikilerini orda görüyorsun.

Yedinci kat “Kahhar” Esma’sıdır. Yedinci kata geldiğin vakit bir “Altın Kapı”dan geçersin. Nefis yine 7 aldı, nefiste 2 tane Nur vardı yaradılıştan, %98’i afetti. 7’ınci kat semavatta, 7*7= 49; 2’de kendinde vardı, 51 etti. Nefisteki afetlere göre Nur daha fazlalaştı ve baya yüksekçe Veli’lerden olur kişi.

Âlemler Nelerdir?

Birinci seyri sülük sonunda “Kahhar” Esma’sında ki kişi; kalp 14 derece ile yola çıktı, 7’inci katta 7 derecede daha aldı, etti 21 ve 21’inci son “Sır Kapısı”dır. Doğru “İndi İlahiye” çıkar yol.

Yedinci kat semavatta, 7 tane âlem vardır; ilkin “Huzur Hücreleri”ne alınırsın, sonra “Zikir Hücreleri”ne, sonra “Kevser Havuzu”na gidersin, sonra “Sidre-i Münteha”ya gidersin, sonra “İndi İlahiye” gidersin, sonra “Kudret Denizi”ne gidersin, sonrada “Makam-ı Cibril’e”. “Sidre-i Münteha”da görülmesi gerekenlerden. “Sidre” bir âlemdir, çok büyük bir âlemdir. Sidre’nin altında bir çeşme vardır, 72 bin senelik yol kadardır.

İki yerden su akar; onun önünden akan “Kevser Havuzu”nu oluşturur, arkadan akanda Kevser’in altında ikinci bir havuzu oluşturur. Cennete gidecek müminler, ilkin “Sırat”ı geçtikten sonra, Kevser Havuzu’ndan içer, içinde vesise, desise, vs.ler temizlenir. İkinci havuzda yıkanır, saçı “yeşile” döner, yaşı 33 olur (erkekler).  Kadınlar Kevser Havuzu’na girer vesise, desise gider. Onlarda ikinci havuzda yıkanır, bunlar cennete girmeden önce olacak işler, onlarında saçı “yeşile” döner, yaşı 18 olur.

Bunu ben bin defa özet yapıyorum. Yalnız 4’üncü kat bak Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmain’den, Raziye’ye geçerken Allâhu Teâlâ kalbine “iman” yazısını yazar. Nefisten gelen bi “şer” kapısı vardır, o mühürlenir kapatılır. Ondan sonra, her yaptığın zikrin nurunu mıknatıs nasıl demir tozunu çekerse, Allâhu Teâlâ’nın kalbe yazdığı “iman” yazısıda zikirle Nur’u öyle çeker. Kalp ondan sonra, “Nur”lanır.

Kalp ondan sonra, gönül, kalp birçok melekeler insanda “kemâlât” ondan sonra başlar. Nefis makamlarında başlamaz. Bunlar bin kere özet yapılmış işlerdir. Yani derviş bilmesedebilsede kazancı çok büyüktür. Birçok dallardan, birçok hallerden kazanır ama bilir veya bilmez, onun bilip bilmemesi de çok önemli değil.

Ondan sonra ikinci seyri sülük yolu vardır. Bu ikinci seyri sülük yolunda herkesin sonuna gitmesi mümkün değildir. Buradaki son iki makam “İhlas Makamı”na her 100 yılda, 4 kişi gelir. Mutlak Peygamber soyundan olacak, bunlara “Kutbul Aktab” denilir. Onun üzerindeki makamda “Gavsul Azam”ın makamıdır. “Bi Hakkı Takva Makamı”dır. Her yüz yılda sadece bir kişi gelir; o da Peygamberimizin (s.a.v.) varisidir. O asrın Resûl’üdür onun üstüde “Makam-ı Mahmut”tur.

Aşağıdan ikinci seyri sülüğe başlayabilmesi için bir derviş, ilkin “Fenâfil-Şeyh”, Şeyh’inde fani olacak. Buna “Fenâfil-Şeyh Makamı” denilir. Şeyh’inde fani olacak. Bir mürit aynı ölü insanı imam yıkarken ona ne kadar teslim olmuşsa, bir mürid Şeyh’ine bu şekil teslim olmadıkça, Fenâfil-Şeyh Makamı’nı kazanamaz. Asla “Neden, niçin, nasıl, ne zaman?” demicez. Bunu dersle kazanamaz.

Fenâfil-Şeyh Makamı’nı kazanamayan insan, asla ve asla “Fenâfil-Resûl”, “Fenâfillah Makamı”na gidemez. Hiç mümkün ve kabil değil. Yüz bin yıl çalışsa faydası yok! Evvela Şeyh’inde fani olacak, buna “Fenâfil-Şeyh” denir.

Eğer; Şeyh’te fani olursan, o seni hemen ulaştırır Fenâfil-Resûl Makamı’na. O zaman Resûlullah’ta fani olursun. Her zikri, zikirin başlangıcından sonuna kadar Resûlullah’ın  gözünlen görürsün her şeyi. O işi başardığın zaman gene bunun anahtarı; Şeyh’tir.

Ondan sonra “Fenâfillah”. Sen gidemezsin, seni o götürür, bu makamada. Şeyh’te fani olursun, Şeyh’in ahlakıyla ahlaklanırsın, Peygamberde fani olunca, onun ahlakıyla ahlaklanırsın. Allâhu Teâlâ’nın ahlakının bir bölümüyle, bir nebzesiyle ahlaklanırsın. Onunla ahlaklandığın an, ikinci seyri sülüğün birinci makamı önüne serilir. Buna da “Fenâfillah” denilir.

Fenâfillah Makamı, 2’inci seyri sülüğe başlangıç noktasıdır. Yunus dahi bunun dördüncü makamına kadar gidebilmiştir çünkü; evlad-ı Resûl değil, ondan öteye “evlad-ı Resûl” olmadan gidilmez, Peygamber soyu olmadan.

Yunus ne diyordu:

  Sana ibret gerek ise,

  Gel göresin muhsinleri

  Gel taş isen eriyesin görüp duyup da bunları…

Ben yıllarca çözemedim “Muhsinler kim?” Şu mu, bu mu? Sonra bir baktık ki ohoooo! 2’inci seyri sülükte Fenâfillah, Bekâbillah, ondan sonra Muhsinler, ikinci seyri sülükte 4’üncü makam. Onun üstü, “Ulûlelbab Makamı”. İkinci seyri sülüğün, 5’inci makamına gelen kişi “Ruhani Miraç” yapar. Ama Seyid (Peygamber soyu) değilse biraz zor, hemen hemen mümkün değil. Çok nadir bir Seyid’e vekalet ediyorsa, vesaire vesaire. Böyle şeyler varsa, yoksa mutlaka Resûlullah’ın soyundandır. “Ulûlelbab Makamı”nda “Ruhani Miraç” yapar. Ondan sonra büyük günahları varsa Cenab-ı Hak ona, “Tövbe-i Nasuh” yaptırır; Cenab-ı Hak söyler, o tekrarlar.

“Ehli Hüküm ve Ehli Hikmet Makamları” verilir orada, sonra da “İrşad Makamı” orda verilir, bu kadar mı, hayır! Birçok şeyin sırrı çözülür, ona açılır. O “Ulûlelbab Makamı”dır. Yani Mürşit’liğin en zirvesidir orası, ondan ötede bir Mürşit’lik yok.

Onun üzerine, sadece Peygamber soyundan 4 kişi gelir her asırda. “Kutbul Aktap”tır bunlar. “İhlas Makamı”dır, onun üzerine de sadece bir kişi gelir, “Gavsul Azam”dır. O asrın Resûl’üdür ve Peygamberimizin varisidir.

Niçin Kemâlât Kazanamıyoruz? Neden Geçilen Dersler Tekrarlar?

Allah razı olsun, aslında bunlar çok açık anlatılacak şeylerde değil ama bunlar yardımcı olmak için. Gideceğin yolu bilerek gidersen çok daha farklı olur ondan sonra. Yani bilerek gitmek, bilmeyerek gitmekten daha iyidir. Yani bir miktar bilmekte yarar var. Ondan sonra, hep beraber bunları öğrendiğimiz zaman ne oluyor, nereye gideceğimizi biliyoruz. Bilerek gidiyoruz, bilerek gittiğimiz zamanda iş daha kolaylaşıyor. İş daha iştah açıcı oluyor, yani bıkkınlığı atıyor insan. Yani şahika, hedef belli. Hedef, Allah rızası, bunun dışında bir hedef yok!

İlle “Şu makamı kazanalım, şurada bu olalım, burada şunu yapalım…” bunlar değil önemli olan. Önemli olan tek şey var; Allâhu Teâlâ’yı çok sevmek, Allâhu Teâlâ’dan çok korkmak, onu her şeyden çok sevmek! O çünkü; her şeyden çok sevilmeye layık! Hiçbir varlık yoktur ki birine iyilik etsin, kötülük görsün! İyilik etsin, o kötülük etsin, bu iyilik etsin. Bin defa adam kötülük etse de Allâhu Teâlâ aç öldürmüyor insanı. Ona nimette veriyor, sıhhatte veriyor yani Allâhu Teâlâ’nın hoşgörüsü rahmeti çok fazla. Böyle bir Allâhu Teâlâ’yı sevmemek nankörlüğün en büyüğü olur!

En çok sevmemiz gerektiğini anlarız, en çokta korkulması gerektiğini anlarız. Bir “Kün!” emriyle âlemleri yaratan bir Cenab-ı Hakk’ın gücünü kuvvetini düşün ki, biz neyiz yani!

Ha insan, eğer “gönlü” olmasa insanın, insan çok önemli bir varlık değil. Ne var ki insanın gönlü var. Gönül çok büyük, kalple gönül müşterek bir olaydır; bu çok büyük, ondan sonra bunlar olduğu için insan değerlidir. İnsanın kendisi, kendisinin de değerini bilmez.

“Nefsini bilen, Rabb’ini bilir.”

Allâhu Teâlâ’nın rızasına ulaşmak çok zor değil. Yeter ki birinci adımını nefsin tepesine bas. İkinci adımı, Allah rızasına atarsın. Biz bir türlü o nefsin tepesine ayağımızı basmayı başaramıyoruz, beceremiyoruz. Onu becerdiğimiz zaman zaten mücadeleyi kazanmış olacağız, bitirmiş olacağız.

Onun için Allah razı olsun, niyet amelden üstündür! Beceremiyorsak ta bir gün bunu becereceğiz, niyetimizde bu. Allâhu Teâlâ iyi niyete sevap veriyor, iyi niyeti, ibadet telakki ediyor. “Niyet, amelden üstündür!” hadisi bunun için söylenmiştir zaten. Hiçbir derviş yoktur ki art niyeti olsun, mutlaka iyi niyet sahibidir ve bu da Resûlullah’ın övgü ile bahsettiği hadisi şerifin kapsamına girer. Yollar çok uzun değil, çok kısa da değil, ondan sonra ee tabi 3 günde, 3 senede de olmaz.

Bakın bir insan günde 1 saat yemek yer, 7-8 saat uyur, 3-5 saat televizyonun başında geçirir, birkaç saat çay içmeyle geçirir. Yani şöyle 8-10 saat çalışmaya ayırır, bunlar hepsini derleyip topladığımızda, şöyle bir yere yığdığımız zaman Allah için, Allah’a ayırdığımız zaman çok az. Biz karımıza ayırdığımız zaman kadar Allah’a zaman ayırmıyoruz, doğru mu? Eğri oturup doğru konuşalım, şimdi biz yemeği içmeye ayırdığımız zaman kadar Allah’a zaman ayıramıyoruz. Ondan sonra… Biz dünya için, dünya galesi için uğraştığımızın onda biri kadar zamanı Allah için ayıramıyoruz.

Eee şimdi Allah razı olsun, biz bunları zerre kadar görmeden, Niye Allah beni havada uçurmuyor, ya ben 10 senelik dervişim, niye şu olmadı, bu olmadı? diye soruyoruz kendimize bazen. İyi de kardeşim, her şey bir çalışmanın semeresidir. Biz Allah için ne kadar gayret ettik ki, Allah bizim için gayret etsin! Bi günlük amelimizi toplayalım “aha” bu kadar bir kırıntı, diğer işleri ayırdığımız şey onun “ooooh” 50 misli. Bunlar yalan mı yani? Yalan değil, doğru olan bu … Ee şimdi Allah razı olsun, işte biz o nefsimizin tepesine ayağımızı basabilirsek, o zaman bizim her halimiz ibadet olur.

Çalışırkende kalbimiz “La ilahe illallah” der, devamlı ibadette olur. Öyle bir gün geliyor ki, bak dervişliğin sonu oraya geliyor, devamlı zikre gider. 24 saat, çalışırken, yemek yerken, uyurken de kalp zikreder. Sen uyursun, kalp uyumaz. “Şunu çek, bunu çek!” diyemezsin asla, o ne çekilmesi gerekirse onu çeker. O bilir yani neyi çekeceğini.

 

—————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#nefsmakamları #nefs #nefis #nefstezkiyesi #nefsiyenme #ateş #toprak #hava #su #4element #dervis #dervish #Lailaheillallah #Allah #Hu #Hak #ibadet #derviszikri #nur #şeyh #seyrisuluk #seyrisülük #Kabe #kelime-itevhit #Fenafillah #bekabillah #Fenafişeyh #evladıresul #fenafilresul #semavat #alemler #kevserhavuzu #MescidiAksa #SidreiMünteha #irşadmakamı #EhliHükümveEhliHikmetMakamları #BiHakkıTakvaMakamı #KutbulAktab #İhlasMakamı #GavsulAzam #MescidiAksa  #Mescid-iHaram #sırkapısı #dinisohbet