Ana Sayfa Blog Sayfa 57

Amentü Duasındaki Yanlış – Allah Var mı, Var, Niye Yok Gibi Yaşıyorsun O Zaman – Makamlar Ve Gavsul Azam – Rabıta Nasıl Yapılır?

0

Amentü Duasındaki Yanlış

Amentü’nün son maddesini ben kabul etmiyorum. Asla kabul etmedim, etmem, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine! Şer Allah’tan gelmez. Şerrin fiilini yaratır Allah. Bu çok yanlış, nasıl yerleşmiş ise bilemiyorum. Diğer maddeler tamam ama “Hayır ve şerrin Allah’tan geliyor” dediğin an, yargının ortadan kalkması gerekir. Eğer, bana şerri Allah işletiyorsa, çok müstesna haller var, ama Allah onu sorumlu tutmuyor. Şer Allah’tan olsa idi, bunların hiçbirini sorumlu tutmaması gerekirdi. Ya, “Amentü” gibi imanın şartlarına, bu nasıl giriyor? Şerri de Allah işletiyorsa, cehenneme, yargıya gerek yok! Ama Allah Kur’ân’da yüzlerce yerde hayır ve şerrin hesabını vereceğimizi beyan ediyor. Birçok ayette de:

“Size bir hayır isabet ederse, Kat’ımızdandır, şer işlerseniz nefsinizdendir” diyor. Kur’ân apaçık bunu derken, “Amentü” gibi bir şeyde nasıl hayır ve şer Allah’tan gelir anlamıyorum. Bunu ben asla kabul etmedim.

Birkaç tane bana ters gelen şey var, çünkü; “Aklınızı kullanın!” diyor Cenab-ı Hak, “Aklınızı kullanmazsanız, sizi mesul tutarım!” diyor. Şerrin ilmini yaratır Cenab-ı Allah. Sen, onu hak edersin. Bir şey yaparsın, fiilini yaratır. Sana mani olmaz yani. Sadece, bırakır izin verir. Emanet denilen şeyde, hür iradedir.

Amentü gibi bir şeyde, bunun olması çok büyük bir çelişki yani. Şerde, hayır da Allah’tan  gelirse, nasıl yargı olsun ki? Ben hem sana yaptıracağım bu işi hem de neden yaptın diyeceğim?  Allâhu Teâlâ gibi o kadar muhteşem bir Zât, ikilem içinde olabilir mi? Allah, iyiler iyisidir. İyi kelimesi bile O’nu hakkıyla ifade etmez! Öyleyse, O’na neden iftira atılıyor ki? Allah’a iftira atmaktır bu! Şerri bana Allah işletiyorsa, yargılamaya aldığı zaman:

“Ya Rabbi, sen işlettin, burada benim payım yok ki, ben zayıf bir kuldum. Güç, kudret sendedir.”  Böyle bir şey yok ki, bunu Allah şiddetle red ediyor. Amentü’nün içine bu girmiş. Bu nasıl olur? Bu, bence şirktir. Peygamberimiz diyor:

“Benim ümmetim puta tapmaz. Ama onlar için gizli şirkten korkarım” diyor.

Sadece bunlarla da sınırlı değil. Müslüman cemaatlerde gördüğüm buna benzer bir sürü şey var. Adam hiç farkına varmadan dolu dizgin gidiyor öyle. Adam camiye giriyor sol ayakla. Yani, hangi ayakla girip, hangi ayakla çıkacağından bile haberi yok.

“Cahil Müslüman, şeytanın maskarasıdır” diyor hadis. Hayır ve şerri Allah verirse, kul sadece bir robot olur.

Bir kelime ana konuda açık olarak neyi ifade ediyorsa, değeri odur. Hayır ve şer Allah’tan geliyor. Şer kelimesi bariz açıktır, birkaç anlama gelen bir kelimede değil. Her türlü olumsuzluk şerdir. Dine aykırı olan her şey, şerdir. Allah’ın yasak ettiği her şey şerdir. Şimdi bir kaza, şer değildir. Kaza iptiladır. Kaza ile Cenab-ı Hak, senin günahlarını temizliyor, dereceni yükseltiyor veya cezalandırıyor, bunların hiçbiri şer değil.

Efendimiz; “Benim ümmetimden cehenneme giren pek olmaz. Onların cezaları bu dünyada” diyor. Bu ümmet seçilmiş ümmet, bu ümmet torpilli ümmet, ama ümmet olabilmek önemli. Artık ümmet mi, hillet mi belli değil çoğu!

İlham aldım hayaline baktıkça,

Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

Evir çevir şu maziye baktıkça,

Izdırap düşer anla be zalim.

Yolumu çevirdin divane ettin,

Zehirli bir hançersin bağrıma battın,

Yaktın kül ettin uzağa attın…

Deyimleri var ya onun tezahürüdür bu.

Benim bir dostum vardı. Ben ona iki kibritli bir kutu vermiştim.  21 yıl sonra yolum ona uğradı. Hala onu taşıyor cebinde. Başkada söyleyecek söz yok.

Halakayı zikirde kişi kalkar, gider abdest alır, gelir, oturur bir mahsuru yok, bir şey denmez; ama sohbet ederken, birisi kafasını kaşısın, “Çık dışarı!” denir. Sohbet, bu kadar önemli! Çünkü; dini sohbet başladığı an Allâhu Teâlâ’nın melekleri halka kurup, çevirmeye başlıyor. Döne… Döne… Döne tee Arşı Ala’ya kadar… Ve diyorlar ki:

“Devam edin Allah size rahmet ediyor.” Ve Allâhu Teâlâ meleklerle konuşmaya başlıyor. Diyor ki:

“Ey meleklerim, kullarım ne yapıyorlar?”

“Ya Rabbi, senin hoşnut olacağın sohbetteler.”

“Onların nefisleri yok mu?”

“Var.”

“Sizin nefisleriniz var mı?”

“Yok!”

“Onlarla siz kıyaslanacak olsanız ne olur?”

“Ya Rabbi, onlar bizden üstündür.” 

Allâhu Teâlâ iftihar ediyor meleklere karşı. Sohbet sonunda da Efendimiz:

“Ayağa kalktıkları zaman defterleri bembeyaz olur, hiçbir şey kalmaz” diyor.

Biliyorsunuz, Kur’ân’ı en iyi anlayan Peygamber Efendimizdi. Kur’ân’ı hadisler ile şerh etti. Yani, daha iyi anlayacağımız hale getirdi. Diğer hadislerinde de “Üç-beş Müslüman bir araya gelirde, yalnız dünyayı konuşur, kalkarlarsa, onlara lanet olsun!” diyor. Allâhu Teâlâ’nın hoşnut olduğu beş kelimede olsa kullanılmalı.

Diğer hadiste de; “Bir alimi ziyarete gittiniz. O alim bir nebzede olsa size bir şey verirse, kabul olmuş 100 tane hac yazılır o cemiyetteki herkese”.

Allâhu Teâlâ bütün âlemleri ilim, irfan ile yaratmıştır. Her şeyin temelinde ilim vardır.

Yunus ne diyor:

İlim hilim bilmektir.

Hilim, kendin bilmektir.

Ya sen kendini bilmezsen.

Ya nice okumaktır.

İlim, hilimle birleşirse, o mayalanan süt; yoğurt olur. Süt karın ağrıtır ama yoğurt ağrıtmaz. Bu zahiri ilim ile batıni ilmi ayırmak için kullanılan bir mecazi kelimedir.

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “40 tane hadis bilen Mahkeme-i Kübra’da, alimler grubunda yer alır. O alim sayılır”. Bak, 40 tane hadis bilen alimlerle haşr olur, alimlerle beraberdir, alimlerden sayılır o.

İlmin afeti, unutmaktır. “İlmi zâyi etmekse, ehli olmayana öğretmektir” (Hadis-i şerif). Yani, birine bir ilim vereceksen, evvela onun kitabesini oku. O, ilme o layıksa ver.

Büyük Veli’ler der ki; “Köpeğin boynuna inci takma, inci köpeğe yaraşmaz.” Yani, o ilmi kadrini bilene ver. O ilmi, o kaldırıp çöpe atacaksa, hiç verme! Mümine ver ne vereceksen! Kafire, münafığa, putpereste vermeye uğraşma. Salatu selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde:

“Ey Ashab’ım, bir gün gelir bazı şeyler terk edilir.” Ashap büyük bir hayretle; “Bu da mı olur Ya Resullulah?”

“Evet, bu da olur. O gün diller dost, kalpler düşman olur. Sıla-ı rahim kesilir. Allâhu Teâlâ o toplumlara lanet eder. Onların gözlerini, gerçeğe kör, kulaklarını sağır eder. Onların içindeki iyilerinde duasınıda kabul etmez.” 

Bugün o günleri yaşıyoruz.

Ötede ağadır hepsi. Bunların çoğu, çok uzun sürmeden Veli’dir. Kendileri de bilmez; ama bu devir öyle bir devir. Tefessüh devri. Bir Veli Kâbe’den büyüktür. Allah katında değeri o kadar büyüktür.

Şimdi, uzaktan gelen insanın aldığı ecri, gözünüzden perde kalkıp ne aldığınızı bir görseniz siz var ya… Yemin ederim dersin ki, “Fizanda zikir yapalım gidelim. Oraya yayan gidelim!” dersiniz.

O arabanın her tekerleğinin dönüşünde neler yazılıyor, giderken gelirken. Bunları sonra göreceksiniz şimdi, bu insanlar veresiye çalışıyor. Ötede herkesin amel defteri boynuna asılır. Salatu selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde öyle diyor:

“Hesap, kitap vermek için senin nefsin sana yeter.” Başka bir şeye gerek yok. “Nefis tezkiyesi” en önemli faktör.

Hadis-i şerifte ne diyor; “Hakiki mücahid, nefsinle mücadele edendir.” Nefis, kafir çünkü; Allah’ın düşmanı. Ruh, mümindir, Allah’ın dostudur. Nefis ise kafirdir. Allah’ın düşmanı şeytanın dostudur.

Kul; müsbet ve menfiden imal edilmiştir. Hayır ve şer insanda mevcuttur. Akıl, “akl-ı maaş” denilen noktada kilitlendiyse; “akl-ı maaş”, nefse de, şeytana da, ruha da hizmet eder. Kaypaktır. Ama “akl-ı maaşı” terk edip, “akl-ı maad” olduysan, dervişin aklı artık asla şeytana ve nefse hizmet etmez. O, Rahman’ın emrine girer. Ondan sonra, “Akl-ı kül” var ki; büyük Veli’lere nasip olur.

Makamlar Ve Gavsul Azam – Rabıtayla Ravza’ya Gidiş

Zaten, insan ilk olarak, şeyhinin ahlakı ile ahlaklanır. Buna, “Fenâfil-Şeyh” diyoruz. Yani; öyle bir an gelir ki artık her şeyi Mürşit’inin gözüyle görürsün. Onun kızdığı yerde kızarsın, onun sabır ettiği yerde sabır edersin. Bu dervişin alacağı makamlardır. Sonra yeterli mi? Hayır! Devam eder yol…

“Fenâfil-Resûl Makamı” gelir, bu makamda, gözünü yumduğun an, zikirde salavatlardan sonra başladığın an, otomatik olarak Şeyh’in sureti gelir, senin suretini alır. Beraber ilkin Rıza Kapısı’na gidersiniz. Rıza Kapısı’nı geçer, Sır Kapısı’na gelirsin. Ravza’dadır bunlar. Saniyede olur bunlar, Rıza Kapısı’na gelir, kapıdan geçmeden halim selim bir hal alır, birçok bilmediği şeyi bilir.

Hemen arkasından, “Sır Kapısı” gelir.

Oradan geçer, Ravza’ya girer. Resullulah kabrinin önünde durur, Nur’u Arş’a kadar uzanır. Sen bir damla suydun, Şeyh’in bir tas su. Sen Şeyh’inde fani oldun, bir  tas su gitti bir ummana döküldü, onda karıştı, gark oldu gitti… Şeyh’in, Resûlullah’ın Nur’una gark olup, yok oldu.

Ne yapmıştın sen? Şeyh’inin ahlakıyla ahlaklanmıştın. “Fenâfil-Şeyh”.

Bu yolculuğa başladığın an “Fenâfil-Resûl Makamı” gelir. Resûlullah’ın ahlakıyla, ahlaklanırsın. Resûlullah gibi sabredersin, onun gibi kızarsın, onun gibi yer, içersin. Buna da “Fenâfil-Resûl Makamı” denir. Ve o anda, o zikir bitinceye kadar her şeyi Resûlullah’ın gözüyle görürsün. Sen, Resûlullah’sın. O, sensin. Bu kadar mı? Hayır, devamı var!

“Fenâfillah” var. Fenâfillah ne?

İşte, 21’nci makam. “Son Sır Kapısı”dır. Son Sır Kapısı’na geldiğin an, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla, ahlaklanırsın. Peygamberlerde aynı yerdeydi. Artık Fenâfillah’tada, Allah’ın ahlakının bir nebzesiyle ahlaklanırsın. Bundan sonra, senin bütün hoşgörülerin, bütün kızgınlıkların Allah için olur. İşte Mahkeme-i Kübra’da:

“Allah için sevenler birbirinden ayrılsın!” diye bir melek çıkar, bağırır.  

Allah için sevenleri ayırır, Cenab-ı Hak der ki; “Size sorgu sual yok, siz yürüyün cennete!”

“Siz,  Ben’im için birbirinizi sevdiniz.” Ama bunlar çok kolay işler değil.

“Fenâfil-Şeyh”, “Fenâfil-Resûl”, “Fenâfillah.”

Bu kadar mı? Hayır. 

“Bekâbillah”, “Zühd”, “Muhsinler”, “Ulûlelbab”, “İhlas” ve “Bi Hakkı Takva” Makamı ile devam eder kişi.

“Ulûlelbab”; Ulûlelbab Makamı’nın ne olduğunu bir bilseniz var ya! Hepinizin gideceği yol o, yani başka yol yok! Ulûlelbab Makamı’na gelen Veli, “Ruhani Miraç” yapar. Cenab-ı Hak ile yüzyüze görüşür. Ve O’nun övgülerine mazhar olur. Ve Cenab-ı Hak orada, “Ehl-i Hüküm”, “Ehl-i Hikmet” iki makam verir.

O kadar mı? Hayır, birde “İrşad Makamı”nı verir. İrşad görevini verir, Cenab-ı Hak verir. O kadar mı? Hayır, birçok şeyin sırrı kalkar. O da “ilham gözü”dür. Telefonuna gelen mesaj gibi, mesaj gelir Cenab-ı Hak’tan. Kalp gözü hisseder; ama “ilham gözü”, sesi duyduğun kadar net bir şekilde anlarsın.

 İlham aldım hayaline baktıkça,

 Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

 Evir çevir günahlara baktıkça…

“Nefsine” diyor kişi.

Ha bu “Ulûlelbab Makamı”dır. “Ehli Hikmet”, “Ehli Hüküm Makamları” verilir. Mülk âleminin sırları kalkar. Çok yüksek bir makamdır bu. İrşad görevi verilir.

Ve o kişinin artık sapıtması hiç mümkün değildir. Yol o kadar mı? Hayır, devam eder amma. Her yüz yılda, onun üzerindeki bir makam vardır.

“İhlas Makamı”na her yüzyılda sadece 4 kişi çıkar. Bunlara da “Kutbul Aktap” denilir. Bunlar dünyanın 4 Kutbudur.

Bunun üzerinde de “Bir Hakkı Takva Makamı” vardır. Orada da sadece her yüz yılda, bir kişi çıkar. Bunada “Gavsul Azam” deriz. Bazıları “Zamanın Resul’u” der bunlara. Asla Peygamber değildir. Bi Hakkı Takva Makamı’na  “Salah Makamı” da denilir. %90 Peygamber soyundan “Seyitler”in yeridir. Bazı devirlerde, Gavs’lar bir asır yaşamaz. O arada, 20-30 senelik bir boşluk zamanı vardır. Seyid yani, Peygamber soyundan olmayanlarda Gavs’a vekalet edebilir. Hatem-ül Enbiya (Peygamberlerin sonuncusu). Peygamberimiz ile Peygamberlik devri kapanmıştır; fakat o yüzyıldaki Peygamberimizin varisidir o zât. 

Bunun üzerindeki makamda, Peygamberimizin makamıdır; “Makam-ı Mahmud”. Ondan ötede hiçbir makam yok!

Her dervişin tıpış tıpış emekleyerek de olsa gideceği yol bu.

Baştan “Nefsi Emmare”, “Levvame”, “Mülhime”, “Mutmain”, “Radiye”, “Merdiye”, “Safiye”; 1. Seyri sülük.  “Veli” olur.

Ondan sonra, “Fenâfillah”, “Bekâbillah”, “Zühd”, “Muhsinler”, “Ulûlelbab”, “İhlas” ve “Bi Hakkı Takva” Makamları. Yol bu!

Ha, üç günlük dünyada yokluktan, varlıktan bir sıkıntı çekebilir. Allah’ın Aadetullah’ı, “Adetullah” deriz, böyledir yani. Müminsen biraz dünyada şey olacaksın yani. Ama ötelerde ebediyete gidiyorsun kardeşim. 

Allah Var mı, Var! Niye Yok Gibi Yaşıyorsun O Zaman!

Dünyanın 1000 yılı, Cenab-ı Hakk’ın 1 günüdür. Allah’ın zaman birimine göre ölçtüğümüz zaman ömrümüz iki dakika değil. Gelip geçiyoruz bu âlemde.

Hadiste; “Çok uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı, bir ağacın altında gölgelenmeniz gibidir.” Yani; şu kadar kısa bir zaman için ebediyetleri mahvetmek, akıl sahibinin işi değildir.

Adam diyor ki, “Kardeş Allah var mı?”

“Var.”

“E neden yok gibi yaşıyorsun. Varsa var gibi yaşa o zaman!”

Hem “var” diyorsun, hem de “yok” gibi yaşıyorsun. Bu nasıl çelişki? Böyle bir çelişki olamaz. Ya kendi üzerine takılan şeylere bir bak.

Şu kalbin atışlarına bir bak. En sağlam çelikten yapsan, 20 sene sonra duman olur gider. Ya 70-80-100 sene yaşıyor, bir gün olsun, şükrettik mi Allah’a; “Ya Rabbi, verdiğin sağlık için kör değilim, topal değilim!” diye.

Ben şahsen çok nankörüm, Allâhu Teâlâ’ya şükrümü eda edemiyorum. Çünkü; Allâhu Teâlâ’nın en çok hoşuna giden şükür:

Sübhanallahi ve bihamdihi” dir.

Bunu “Estağfurullahe ve etübü ileyh.” ile zikredersen çok büyük bir istiğfar olur. Allâhu Teâlâ bunu Arş’a asar. Hiçbir günah, bunun dengi değildir. Maşher’de Mizan’da ihtiyacın olursa, bu zikir hayır gözüne iner ve seni kurtarır (Estağfurullahe ve etübü ileyh Sübhanallahi ve bihamdihi şeklinde).

Böyle reçeteler var. Dünya ahiretin tarlasıdır, burada kazanacağız.

Kabir, öbür âlemin gümrük kapısıdır. Kazanç kapanıyor, defter kapanıyor. Ne yapacaksan, işte şu üç günlük dünyada yapacaksın. Şunu dert edip, bunu dert edip, ona “üff”, buna “püff”. Akıl karı değil. Akl-ı selim, akl-ı maaşta değil, akl-ı maadda en azından olmalı, derviş aklında yani. Sabır ve şükür imanın tezahürüdür. Allâhu Teâlâ bu ikisini kararak imanı yarattı zaten.

 

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#amentü #amentu #Allahvarmı #Allah #rabıta #Fenafillah #Bekabillah #Zühd #Muhsinler #UlulElbab #FenafilresulMakamı #İhlas #BiHakkiTakvaMakamı #Gavs #Seyid #gavsulazam #kutbulaktap #Dinisohbet 

İhsan Nedir? – Allah Nazarında En Değerli 3 Şey – Ne Kadar Az Şükrediyoruz! – Allâhu Teâlâ İle Görüşmenin Tek Anahtarı Nedir? – Allah’tan İmanını Satın Alan Adam! – Ömrü Uzatan İki Şey! – Asıl Kardeşin Kim? – Gıybet İçin Nasıl Tövbe Edilir?

0

İhsan Nedir?

Cehennem, genelde “Kahhâr” Esma’sında görülür. Kahhâr: Allah’tan kahır istemek demektir. Kahhâr’ın başka anlamı yoktur. Cehennem genelde “Kahhâr” Esma’sında bazı şeyler açılır. E şimdi, cehennem herkesin istidadına göre yani gücüne göre açılır. Cehennem çok korkunç bir şeydir. Yoksa, salatu selam Efendimiz:

“Cehennemden dünya üzerine, bir fındık tanesi kadar cehennem ateşi düşse, dünyada ne nebatat ne hayvanat, ne insan kalır” diyor. “Anında yok olur, gider” diyor, çünkü; Cenab-ı Hak insana, ilimden çok az şey verdi. Birçok şeyin cevabını bulamazsın. Yani sonsuzluğu nasıl yorumlarsın? İzah edebilir misin? Şunun sonu yok, bunun sonu yok! Nasıl izah edersin? Yani bu insan mantığının kavrayacağı bir iş değil. Belki kâinatın ötesine ondan sonrasını… Bunların cevabını bulamazsın…

Onun için Cenab-ı Hak; “İnsana ilimden çok az şey verdik” diyor.

İnsan, kendini çok şey biliyor sanıyorda, insanın bildiği çok az şey…

Allâhu Teâlâ, 100 satır ilim yarattı, dünyadaki en çok ilim bilen kişi bir satırını biliyor. 99’u öbür tarafta, Allah 100 rahmet yarattı, dünyada bütün annelerdeki, insanlardaki rahmeti toplasan, sadece 1 tane ediyor, 99 merhamet öbür tarafta…

Allâhu Teâlâ müminlere o kadar şefkatli, o kadar merhametli ki, hiçbir aklın, hayalin tasavvur edebileceği gibi değil…

Bana Cenab-ı Hak Mahkeme-i Kübra’da dese ki:

“Kulum, seni Ben mi yargılıyım, anan mı?” Analar biliyorsunuz evlatlarına çok merhametlidir. “Vallahi billahi!” hiç tereddüt etmeden; “Beni, sen yargıla Yarabbi” derim. Biliyorum ki; Allah benim anamdan, 100 milyon kat daha merhametli, şefkatli. Onun için, Allâhu Teâlâ’ya karşı iyi zan oluşturun içinizde… Allah o kadar yüce, o kadar merhametli, o kadar mükemmel biri ki; hiçbir lisan, hiçbir akıl, hiçbir idrak, bunu tahayyül edemez. Ama müminlere, kafirlere değil, kafirleri sevmez.

Allah Nazarında En Değerli 3 Şey

Onun için Allah razı olsun, 100 rahmetin biri dünyadadır. İlmin sadece 1 satırı dünyadadır, 99’u ahirettedir.

 Buralarla ilişki kurarsan birçok şey açılır o zaman, yoksa karanlıkta bir direğe yapışıp “Benim direğim düzgün” diye bağırmak gibidir. Salatu selam Efendimiz böyle diyor; “Âlimin uykusu, cahilin nafile ibadetinden hayırlıdır.”

İlim; niyetten sonra en değerli şeydir. Amelden sonra en değerli şeydir ki; ilim öğrenirken, cemaati terk edebilirsin. Namaza kalkıp gitmek zorunda değilsin cemaatte. Allah nazarında en değerli şey niyettir, ikincisi ilimdir. Allâhu Teâlâ ilkin niyete bakar, nazar eder, en değerli şey niyettir. Niyet hayır olursa, akıbet hayr olur. Niyet kötü olursa, akıbet şer olur.

İhsanı iyi bilmek lazım, “İhsan” Allâhu Teâlâ’yı görüyor gibi  ibadet etmektir.

Sen O’nu görmüyorsun, ama O seni görüyor.

Bir makam sahibinin bile yanına girdiğimizde kendimize çekidüzen veriyoruz. Oysa, Allâhu Teâlâ’yı görüyormuş gibi ibadet, ihsan olayına girer. Velayet ilmidir ki; Ben-î İsrail Peygamberlerine bile verilmedi. Velayet ilmi, Peygamberlerde dahi yok. Ama kimlerde var? Veli’lerde var.

Peygamber salatu selam Efendimiz; “Benim ümmetimin Veli’leri Ben-î İsrail Peygamberler mesabesindedir” diyor. Bununla bir mesaj veriyor. Eğer olsaydı az önce kaside de dediğiniz şey olurdu. Ne dediniz kaside de!

Musa kimdir? Hızır kimdir?

Hızır; Veli’dir, velayet ilmi vardır. Musa; “Nebi”dir ama velayet ilmi yoktur. Hızır’ın yaptıklarının hikmetini anlayamadı o hatta birçokları kestirir atar, ama öyle değil. Hızır’a üçüncü kez Musa müdahale edince; “Yollarımız ayrıldı!” dedi. O; “Ya Musa, ben senin için tam 1000 hikmet hazırlamıştım, sen 3 hikmete tahammül edemedin” dedi. Bu velayet ilmidir.

Cenab-ı Hak âlemleri yaratmadan önce hükümranlığı suların üzerindeydi.

Yunus diyor  ya:

“Şu Kudret Denizi’ni sağlık sefa ile aştık Elhamdülillah.”

İşte; Cenab-ı Hakk’ın saltanatı denizlerin, suların üzerindeydi ve bir kandilde Ehlibeyt’inin Nur’unu yaratmıştı. “Kandil” deyince o kadar değil yani, Allah’ın yarattığı kandil nasıl olur bir düşünün. Peygamberin Nur’u olan Ehlibeyt’in Nur’u, onun içindeydi. O Nur Allah’tan haya eder, terler dururdu. Allâhu Teâlâ onun için diyor ki:

“Ya Habib’im, seni yaratmayacak olsaydım, âlemleri yaratmazdım.” Cenab-ı Hak bütün âlemleri, o Ehlibeyt’inin Nur’undan yarattı. Meleklerden tut, Hazreti Cebrail’e kadar her türlü şeyi; Ehlibeyt’ten yarattı, cennetlere kadar.

Topladığımız fasulyeden, yediğimiz armuttan tut, sağdığımız ineğe kadar… Allâhu Teâlâ, nebatatı yarattığı zaman asla yenecek kıvamda değildi, çiçek açıyordu, taneye dönmeden düşüyordu. Sonra, Ehlibeyt’inin Nur’u ile bunları tekrar suladı Cenab-ı Hak. Sonra kıvama geldi. Konu çok uzun da ben 1000 defa özet yapıyorum. Her ısırdığımızı lokmada, Ehlibeyt’inin Nur’unun hikmeti vardır. Allah o kadar değer veriyor ki; “Resulüm, seni yaratmayacak olsaydım âlemleri yaratmazdım” diyor.

Kur’ân’da 26 peygamber geçer, sadece “velayet ilmi” verilmiş tek Peygamber, Peygamber Efendimizdir.

Diğerlerinde velâyet yok! Peygamberimizin Veli’lerinde “velayet ilmi” var. Daha evvelki, Ben-î İsrail Peygamberlerinde bu yok. Olsaydı, Hızır’ı anlamaz mıydı? Hızır Veli idi, Nebi değildi. Musa ki Ulü’l Azm Peygamber; büyük Peygamberlerden. Bu ümmet, seçilmiş ümmettir, bunlar torpilli ümmettir. Ya böyle bir Peygamberin ümmeti… Hele de kişi dervişse, söylenecek söz yok… Başımızı secdeye soksak, elimizden geleni yapsak, vallahi billahi Allah’ın hiçbir hakkını ödeyemeyiz. Hiçbir amel, insanı ateşten korumak için yeterli değildir. Hiçbir amel, insana cenneti kazandırmaz. Peygamberimizin ameli dahi cenneti kazandırmaz. Sen bu dünyada bir ev, bark yapmak için 10 sene, 20 sene, 30 sene gece gündüz çalışıyorsun, didiniyorsun, uğraşıyorsun bir ev sahibi oluyorsun. Cennetin en fakirine, bu dünya kadar 40 yer veriliyor. Bunu günde bir saat çalışmayla mı elde ediyorsun? Bu mümkün mü? Ki o, en fakirine verilen… Orada, en fakirine, 500 tane hatun veriliyor. Oradaki evlerin biri altın, biri gümüş. Ben sana oradaki saltanatı anlatsam…

Ben, sana pikniğe gittiğinde kurulan ipek çadırı anlatsam, ömrüm yetmez. Bunları, günde 1 saat çalışmayla mı elde ederiz? Hiç mümkün değil. Sadece, Cenab-ı Hakk’ın lütfundan, merhametinden… İşte, o cenneti namazı kılanlara verir Cenab-ı Hak, hak ettiği için değil, lütfundan ihsan eder. Bazı şeyler var ki Allâhu Teâlâ’nın çok hoşuna gidiyor. Zikir sizin aklınızın alamayacağı büyük sevaplar getiriyor.

Peygamber Efendimiz diyor ki; “Bir ‘Sübhanallah’ dediği vakit kişi, yerle gök arası kadar sevabı vardır.” Yani o gün için insanlara milyonlar, katrilyonlar dese insanlar anlamazlardı. Yani birçok amellere de Peygamberimiz “Uhud Dağı kadar” der. Yani, o devrin insanına anlatabilmek için der. Ama bazı şeylerde de ümmeti için kullanmış yani, rakamları kullanmış. Bazı zikir türlerinde, kaç milyon sevabın verileceğini rakamları kullanarak beyan etmiş.

E şimdi Allah razı olsun. Kişi dervişse, sufi ise ağzını, Allah onun dilini kendi ismi ile süslemişse, her tasadan uzak olmalı. Hiçbir tasa, hiçbir dert onun için önemli değil.

Öbür tarafta, bu dünyada işkence çekenler, acı çekenler, sıkıntı çekenlere verilenleri görünce insanlar; “Keşke bizim derilerimizi makasla yüzselerdi dünyada” diyecekler.

Dünyada acı çeken, yoksulluk çeken, hastalık çeken, sıkıntı çeken insan ötede sınava tâbi tutulmuyor mümin ise. Her şey mümin olmak kaydıyla. Mümin değilse, hiçbir şeyin faydası yok. Mümin olmayan, her gün 10 tane çeşme yapsa, her gün 10 tane köprü yapsa, her gün 1000 tane yetimi doyursa, hiçbir anlamı yok.

Allâhu Teâlâ; “Sen, onları gösteriş için yaptın, nam için yaptın!” der. Evvela mümin olacak.

Ne Kadar Az Şükrediyoruz

Elhamdülillah sufiler, müminlerin süzme balıdır. Çıkan o süzme bal, dervişlerdir, zakirlerdir. Allah öyle diyor, ben demiyorum. Allah dediği için ben diyorum. “Onlar, Ben’im has kullarımdır” diyor Cenab-ı Hak. Ezelde taktir etti, onların zikretmesini. Mülk âlemine geldi, şimdi sahneye… Bir sürü insan meyhanede kafada çekebilirdi, gidip kumarda oynayabilirdi.

Tee nerelerden buraya geliyorsunuz. Bunun anlamını bilseniz, siz veresiye çalıştığınız için bugün bilmezsiniz, yarın bilinecek bunlar. Zakirler için Allah diyor; “Onlar, Ben’im has kullarım.”

Resullulah (s.a.v.) Efendimizde diyor ki; “Onlar benim ev halkım gibidir.”

Ya Peygamberin hanesinden olacaksında daha tasan mı var? Varsa ne diyim, söylenecek söz bulamam. Bir insan, Resullulah’ın ev halkından olacak ve hâlâ tasası olacak! Dünyada işin kötü olsa n’olur, iyi olsa n’olur? Ya zaman akıp gidiyor, durmuyor ki. Zikir nasip olmuş insanın kötü günü olmaz. Bakın biraz geçmişten sahneler getirelim. Neyden şikayet ediyoruz ya?

Bir gün Hz. Ömer (r.a.) camiye erken geldi. Arkadan Ebu Bekir(r.a.) geldi.

“Ya Ömer, çok erken gelmişsin!” dedi.

“Ya Ebu Bekir, vallahi üç gündür açım. Erken gideyim tefekkür edeyim, belki bir şey zuhuratla karnımı doyuracak bir yer öğrenirim!” dedi. Ebu Bekir Sıddık’da dedi ki:

“Vallahi, dört gündürde ben açım!”

Bunlar konuşurken Peygamber Efendimiz geldi. “Biriniz üç, biriniz dört gündür aç, bende beş gündür açım. Kalkın Eyyüb El- Ensari’nin evine gidelim bizi doyurur!” dedi.

Allah, “Dile, her şeyi altın yapayım!” diyordu.

Üçü kalktılar, gittiler, kapıyı çaldılar. Hanımı açtı kapıyı.

“Eyyüb nerde?”

“Eyyüb hurmalıkta!” dedi.

Bunlar, hurmalığın yolumu tuttular. Bir düşün âlemlere rahmet olarak gelmiş peygamber. Eyyüb, Peygamberi görünce dedi ki:

“Ooo! Ya Resullulah, ben yemin etmiştim. Resullulah gelirse, ona bir kuzu keseceğim” demiştim.

Yemeği hazırladı, sofrada soğuk su, pişmiş et, taze ekmek, yaş ve kuru hurma var. Peygamberimiz bir parça et kopardı, bir dilim ekmek aldı. Eyyüb El-Ensari’ye dedi ki:

“Bunu kızım Fatıma’ya yolla, altı gündür aç!” dedi.

Allah dört kadın yarattı âlemde. Biliyorsunuz kim olduğunu.

Fatıma Validemiz, o aç olan o dört kadının da imamıdır cennette… Onun üzerine bir kadın yok. Bu âlemde yok. Ve dedi ki Peygamber; “Vallahi, biz bu yemekten sorgulanırız.”      

“Ya Resullulah, firavun sofrası değil, üç çeşit, beş çeşit yemek yok!” dedi.

“Bir insan, yemek yemeğe oturduğunda hafif tefekküre dalıp; ‘Bu Allâhu Teâlâ’nın lütfu’ diye düşünüp, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ derse… Ve karnını doyurduktan sonra da samimi olarak ‘Elhamdülillah’ derse bundan sorgulanmaz. Ama bunları demezse, vallahi bundan sorgulanırız” dedi.

Hz. Ömer ölünce en samimi arkadaşları ki, hepsi Veli, altı ay göremediler rüyalarında. Altı ay sonra gördü; “Ya Ömer, altı aydır sen neredeydin?”

Hz. Ömer, “Vallahi, altı aydır sorgulamadaydım, bugün bitti sorgulamam!” dedi. Üç gün, beş gün aç kalan insanların sorgulaması altı ay işte, bizde ona göre ayağımızı yorganımıza göre uzatalım.

Paçayı kurtarmayacak sufi yoktur. Mutlaka Allah’ın yardımı gelir, şu gelir, bu gelir, bir şekilde gelir. E şimdi, Peygamber Efendimiz beş, altı gün aç kalıyor aldırmıyorsa, biz neden şikayet ediyoruz, ne yetmiyor bize?

Bugünün en fakiri onlardan, çok daha iyi yaşıyor… Onun için, Allâhu Teâlâ’ya ne kadar şükretsek azdır. Bugün, Allâhu Teâlâ’nın nimeti çok bol, bugün Allâhu Teâlâ’nın nimeti çok, her kesime bol ihsan ediyor, çünkü; Kıyamet’ten önce dünya bol verim veriyor. Sebze bol, meyve bol… Bugün dünyada öyle ülkeler var ki, sarımsak eczanelerde satılıyor. Sen git pazardan çuvalla al, böyle bir büyük ihsanın içinde bu millet! Biz, bir gün oruç tutunca şöyle olduk, böyle olduk sanıyoruz.

Bakın şunu kesin bilin. Bir insan, en azından günde bir kere, annesi babası için hayır duada bulunmuyorsa kesinlikle rızkı daralır. Kesinlikle, kesin hüküm var bunun hakkında… En azından yatsı namazından önce elini açtığın zaman annene, babana, Mürşit’ine, sufi kardeşlerine mutlaka dua edeceksin.

Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz; “Bir insan anasına-babasına hayır duada bulunmuyorsa, rızkı kesinlikle kesilir!” diyor.

Azala azala zorlaşır.

“Günah-ı kebair” denilen dokuz büyük günahın içinde anaya-babaya isyan etmek… Mümin olan anaya babaya ama… Eğer, “Onlar yanınızda yaşlanırsa, onlara ‘Öff’ bile demeyin!” diyor Allâhu Teâlâ.

Onlara en azından, günde bir kere hayır dua da bulunmak lazım, rızkının önünün açılması için. Allâhu Teâlâ’nın her türlü reçetesi var. Mutlaka bir yerlerden, senin nasibini ayırır Allâhu Teâlâ. O kul sebep olur, bu kul sebep olur. O sebep olan kulda, Allah’a borç vermiş olur. Allah en az 10 katıyla 700, 70 bin katına kadar geri öder ona. Yani hayır zinciri başlar. Veren de hayırda, alan da hayır da, yiyen de hayırda,  hayr başlar. Bunu da bilmekte yarar var.

Nimete çok şükredin, nimet çoğalır, fakat nimete şükretmek sadece “Elhamdülillah” değil, nimete şükretmeyi biz çok kısık anlıyoruz.

Evvela Allâhu Teâlâ’nın yasaklarından uzak durup, emirlerine uymak, en eftal şükür bu! Yani; Allâhu Teâlâ’nın “yap” dediklerini yapmak, “yapma” dediklerini yapmamak… Yani; “şükr-ü kebair” denilen büyük şükür böyledir. Bu büyük şükür yokken, küçük şükür az etki yapıyor.

Allâhu Teâlâ’nın en hoşuna giden “Estağfurullah, Elhamdülillah, La İlahe İllallah” gibi İsm-i Azam’dan bazı isimler var.

Evvela büyük şükre tabi olacaz mümkün mertebe, günahsız kul olmaz, Nebi’ler hariç. Ama küçük günahları da üst üste “Önemi yok” deyip yığmayacağız. Hasbelkader mutlaka hepimizde olur. Tövbeyi geciktirmeyecen!

İnsanlar kime külhanbeyliği ettiğini bilmiyorlar! Kıyamet nedir biliyor musun? Bir meleğin, İsrafil’in birinci Sûr’a üfürmesi demek. Dünya üzerinde her şey talan olur. Bu sadece birinci Sûr’a üfürmesiyle olur. İkinci Sûr’a üfürmesiyle zaten mezardan kalkarsın.

Cenab-ı Hakk’ı hem çok sevecez hem çok korkacağız.

llah; bize, müminlere bu kadar büyük merhamet etmişken, kendimize çeki düzen vermemiz lazım. Yumuşak olacağız. Bir insanda yumuşaklık varsa, onda her türlü hayır vardır. Bir insanda cömertlik varsa, onda her türlü hayır vardır. Yumuşaklık ile cömertlik yoksa, katı dilli ise o melundur. İsterse namaz kıla kıla yay gibi, oruç tuta tuta dal gibi olsun, eğer katı dilli ise hiçbir şey ifade etmiyor, eğer cimri ise yine hiçbir şey ifade etmiyor.

Mal ne senin ne de benim kardeşim. Allâhu Teâlâ bin yerde söylüyor:

“Yerlerin, göklerin mülkü Allah’a aittir”.

Yunus öyle diyor:

“Mülk senindir keram kânı kimsenin olmaz Allah’ım.”

Emanet bugün sendedir, yarın başkasında…

Allâhu Teâlâ İle Görüşmenin Anahtarı  Nedir?

Allah’tan İmanını Satın Alan Adam

Bir gün, Hz. Musa Aleyhisselam Turi Sina’ya çıkarken o dönemin sevilen bir mümini geldi. “Ya Musa, bir emanet yollayacağım Rabbim’e seninle, götürür müsün?”

“Elbette.”

“Rabbime söyle, bana para versin, imanımı alsın” dedi.

Musa (a.s.) irkildi. “Bu nasıl teklif edilir?” 

“Ya sana ne, sen söyle, Rabb’imle benim arama ne giriyorsun. Bana para lazım, imanımı alsın, para versin” dedi adam.

Musa Aleyhisselam Turi Sina’da konuştu Cenab-ı Hak ile ama söyleyemedi. Kolay mı Rabb’ın huzurunda… Musa Aleyhisselam’ın dili kekeme idi. Harun Aleyhisselam onun yerine konuşurdu.

Allah dedi ki; “Ya Musa, yanında bir emanet yok mu?”

“Rabb’im, haya ederim” dedi.

“Sen söyle, sen emanetçisin” dedi Allah. Musa Aleyhisselam söyledi.

“Peki, onun imanını aldık, ona para veriyoruz” dedi Cenab-ı Hak.

Musa Aleyhisselam üzüldü. Onun yerine, istiğfar ede ede indi Turi Sina’dan.

Aradan yıllar geçti. Cömert bir zenginin namı yayıldı. Nerde o günün ibadethanesi lazım yapıyor, nerde fakir var, yetişiyor… Dinimiz hemen hemen cömertleri Peygamberlerden sonra, hürmet edilen kişi olarak telakki ediyor. Hatta hadiste; “Cömert insanın hatalarını, dilinize dolamayın” diyor Peygamberimiz. Düşünebiliyor musun? “Cömert insanın, rızkı Arşı Ala’ya kadar açık!” diyor.

Musa Aleyhisselam; “Bu cömerti Allah için ziyaret etmek vacip oldu bize” dedi.“Nerede bu adam?”

“Hayır için şurada köprü yapıyor.”

Musa Aleyhisselam gitti. Sordu:

“Nerde patronunuz?”

“Tee ilerde söğüt ağacının altında namaz kılıyor.”

Bakın Hz. Musa’da, İbrahim’de, İsa’da namaz kılıyordu, bu haller hep sonradan… Tek din geldi; hanif dini… Hepsi de “La İlahe İllallah” ile geldiler, sadece biz “Muhammedin Resulallah”da diyoruz.

Şid Aleyhisselam ki; Adem’den sonra gelen oğullarındandır, 1000 şehir kurdu, insan yoktu o kadar. Şid Aleyhisselam muazzam kapılar yaptı. Kapılara “La İlahe İllallah Muhammedin Resullah, Adem Safiyullah” yazdı. Bugün arkeolojik kazılarda hala bulunuyor.

Musa Aleyhisselam söğüt ağacının yanına geldi. Selam vermesini bekledi. Bir baktı ki Allah’tan imanını alıp para vermesini isteyen adam.

“Allah Allah bu nasıl iş? İmanı olmayan, nasıl namaz kılar?” Adama görünmeden geri geri geldi, tuttu Turi Sina’nın yolunu.

Ya Erhamerrahimiyn, Ya Erhamerrahimiyn, Ya Erhamerrahimiyn.”

Melek yalnızca bu isme; “Söyle Allah seni dinliyor!” der. Allah muhakkak tecelli eder, müminsen. Üç kere, “Ya Erhamerrahimiyn”, diğer isimlere değil, Allâhu Teâlâ ile görüşmenin tek anahtarı. Ve…

“Söyle, Ya Musa!” dedi.

“Ya Rabbi, ben şaşırdım. Sen yalan söylemezsin. Sen onun imanını almamış mıydın?” dedi.

“Ya Musa, imanını geri satın aldı Ben’den o. Ben, ona mal verdikçe o Ben’im yoluma harcadı, verdikçe harcadı, nefsine hiç harcamadı, ne yapayım? İki dünyada da aziz olcak o adam!” dedi. İşte cömertlik budur.

Ömrü Uzatan İki Şey

Bak; “Bir hurma tanesi olsa tasadduk edin” diyor.

Ömrü uzatan iki şey. Biri sadaka, biri sıla-ı rahim (akraba ziyareti). Başka insan ömrüne hayır getiren, insan ömrünü uzatan bir şey yok. Biri sıla-i rahim, biri sadaka. Bunun üzerinde, çok duruyor Peygamberimiz. Muhtaç olan insana verebilmek, azdan az verirsin, çoktan çok verirsin. Ama mutlaka cömert olmak lazım.

Allah cömert! Bakın, biz her gün ne günahlar işleriz, Allah cömert affediyor bizi, tövbe kapısını açık bırakıyor, böyleyken  rızıklandırıyor bizi. Allah’a sövenleri de rızıklandırıyor.

Bir çıban çıkarsa gırtlağında su bile içemezsin ama yapmıyor. Madem ki sufiyiz önce şeyhimizin ahlakı ile sonra, Peygamberimizin ahlakı ile sonra, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmı ile ahlaklanacaz.

 Asıl Kardeşin Kim?

Fenâfillah; Allah’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanmaktır, tamamı mümkün değil.

Allah cömert! Cömert olacağız. Lütufkar! Lütufkar olacağız.

Allah bunca kabahatimizi hoş görür. Biri bir günah işlediği vakit, hemen o adama köpürüyoruz.

Kardeşim, sen nice kabahatler işliyorsun, Allah seni hoş görüyor ya, sen neden onu hoş görmüyorsun? Müminse, hoş göreceksin, kafirse tamam ama müminse hoş gereceksin. Mümin senin kardeşin.

Namaz kılmayan ananın doğurduğu, vallahi senin kardeşin değil. Erzurum’da, Anya’da, Konya’da doğan senin kardeşin. Allah; “Ancak, müminler kardeştir” diyor.

Allah, seni her gün 50 kere, hoş görüyor ya, sen neden hoş göremiyorsun? Hoş göreceksin… Ha, kafir ya da münafık o ayrı, onlar Allah’ın düşmanı… “Hilim”, yumuşaklık, birde doğru dil, yalan söylemeyen dil.

İnsan üç yerde yalan söyleyebilir, hiçbir mesuliyeti yoktur. Birisi; savaşta, ikincisi; iki kişiyi barıştırmak için yalan söyleyebilir, üçüncüsü de; karısını mutlu etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şerif diyor, ben demiyorum. Bunun dışında, dil doğru olacak. Dil, yumuşak olacak, gönül büyük olacak, hoşgörün büyük olacak, cömert ve tatlı dilli olacaksın, kendin için istediğin her şeyi, müminler için isteyeceksin, kendin için istemediğin şeyi hiçbir mümin için istemeyeceksin. Bunlar müminin ahlakıdır. Yani, ötelerde yolculuğa çıkmadan önce mutlaka bu hale girmemiz lazım, çünkü; biz dervişiz, sufiyiz, bize yakışan budur. Bize dünyanın saltanatı lazım değil, dünyanın makamı, mevki lazım değil. Dünya makamı, mevkisi kimin olursa olsun.

Bugün, sen bu şekil Allah’a kul olursan… Bakın, Fatih Sultan Mehmet ziyaret ediyordu onları ve kabul etmiyorlardı koca sultanları. Fatih öyle diyor; “Koca Bizans’ın kapılarını yıktık amma bir dervişin tahta kapısını geçemedik.”

Bize öbür âlemin sultanlığı lazım, bura değil. Ha mutlaka, rızkımızı helalden kazanmak için çalışıp çabalayacağız. Sabah namazı kılıp işe giden insan, işine hile, hurda karıştırmadığı sürece aynen o namazın devamı gibi ecir alır.

Allah, müminlere bu kadar cömert. Allah bize bu kadar cömertken, bizde mümin kardeşlerimize bu şekil olmalıyız. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanacağız; hedef budur, gaye budur. Onun için bakın “ilim”, amelden üstündür. Şimdi, biz kalkıp namaz kılsaydık, şu anda aldığımız kadar sevap alamayacaktık. Bu ilim. Niyetten sonra, en değerli şey ilim, sonra amel. “Amel” üçüncü kategoridedir. Salatu selam Efendimiz öyle diyor:

“İlimden bir şey öğrenen 1000 rekat kabul olmuş namaz kadar sevap alır. 1 rekat kabul olmuş namaz, insanı cennete götürür.” Biz kılarız, kabul olmuş olmamış bilemeyiz.

“O anda, orda bulunan  herkesin defterine, 1000 rekat kabul olmuş namaz sevabı yazılır.” Belki ben 10 senedir kılarım, belki hiçbiri kabul olmadı. Belki, hiçbiri kurtarmayacak beni. Bunlar Rahman’ın rahmet kapıları,  Rahman’ın rahmet sofraları.

Yani, Cenab-ı Hak; müminleri affetmek için, müminleri cennete koymak için bahaneler arıyor. Bize, o kadar şefkatli iken, bizde mümin kardeşlerimize aynı ahlakla, aynı davranışla, aynı fikirle, aynı tavırla, aynı dille, aynı gözle bakacağız. Yoksa, olgun mümin olamayız.

Gıybet İçin Nasıl Tövbe Edilir?

Bugün münafık çok… Görüyorsunuz Deccal’in avvamesi yetişen. Birçoğu, sana bir türlü, ona bir türlü, yani fitne sokmaya gayret eder. Yani bunlara fırsat vermeyeceğiz. Ben bilirim ki, o mümin onda sadık olmaz.

Bana birçoğu gelir; “İşte şunu” dedi, “Bunu” dedi. Ya dediyse… Demediğini ben biliyorum, zerre kadar kaale almam. Peki, o dediyse sen neden bana bu lafı ulaştırıyorsun? Sen, şimdi ondan çok daha kötü bir duruma düşüyorsun. Allâhu Teâlâ’nın en buğuz edeceği kişiler. Adam hiddetlenmiş bir şey söylemiş olabilir. Kalbinden gelmiyor, dilinden gelmiştir söylemiştir, ama; 2 saat sonra, 5 gün sonra, o da söylediği lafın arkasında durmaz zaten. “Mümindir” der, “Bi hata yapmıştır” der, o da yumuşar ama sen o lafı taşırsan, bu çok daha büyük bir günah olur.

“Gıybet, zinadan büyüktür” diyor salatu selam Efendimiz.

Faiz, zinadan büyüktür. Bakın sakın; “Ben paramın değerini koruyorum!” demeyin. Sakın bunu demeyin! Allah, kesin hüküm koymuşsa. Sakın, Allah’ın lafının üzerine, laf koymayın. Sakın ha, bu devirde demeyin… Allâhu Teâlâ bir şeyin hükmünü koymuşsa, bitti. Buna neden, niçin sakın ha bahaneler uydurmayın. Allâhu Teâlâ, bir şeye hüküm koymuşsa bitmiştir. Neden, niçin? Vs. yok!

Gıybet bu devirdeki en yaygın hastalıktır. Adam benle iddia ediyor, “Onda olmayan şeyi söylemiyorum” diye. E olmasa zaten iftira olur.

“Gıybet, zinadan büyüktür.” Gıybet içinde, bu adamın günahları namına tövbe edin. Hasbelkader, bunu yaparsanız hemen her zikirden sonra eğer; Ravza’da yapabiliyorsanız zikri, Resullulah’ın potasında veya oradan dönüşte “Sadakallahulazim” der demez:

“Ya Rabbi, gıybet ettiğim bütün müminlerin ve bende hakkı bulunan bütün insanların, günahları namına”, en az 100 kez istiğfar edin. Temiz kalmanın, bu atmosferde yaşamanın reçetesi de budur. Başka yolu yok, gıybetin birebir helallik almak dışında… Nerden bilcen, belki yumruk yiyeceksin yüzüne. Ha tanıdıktır, sufidir söylersin; “Ya ben bir hata yaptım, hakkında şöyle dedim, hakkını helal et” dersin ama uzakta konuşamayacağın biriyse, onun namına istiğfar edeceksin. Bununda, kefareti budur. Aslında hiç kimse söylemez, “Gıybetin kefareti yoktur” der. Ama Allah kolaylığı murad eder. Böyle kolaylıklar da var.

Allâhu Teâlâ; her şeye kadir yeter ki, sen niyette samimi ol, niyette hayrı çağrıştır ve Allah’a teslim ol. Duanın az kabul olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bunun hakkında hadisler var. Fakat istiğfar en büyük duadır.

Allâhu Teâlâ ayet-i kerimede, “İstiğfar et; paranı çoğaltayım, istiğfar et; nimetini çoğaltayım, istiğfar et; seni zengin edeyim, istiğfar et; senin bağını, bahçeni cennete çevireyim.” İstiğfar et samimi olarak!

Peygamber Efendimiz diyor ki Ashab’ına; “Öyle bir gün gelir ki, insanlar Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker terk edilir (İyiliği emredip, kötülükten men etmek), insanlar sıla-ı rahimide (akraba ziyareti) keserler, insanların dilleri dost kalpleri düşman olur, Allâhu Teâlâ o toplumlara lanet eder, içlerindeki iyilerinde duasını kabul etmez” diyor.

Biz o günleri yaşıyoruz. İstiğfar en büyük duadır.

Allâhu Teâlâ kaç tane ayette, “Samimi istiğfar edin, azınızı çoğaltayım” diyor. 

Bir de dünyada kabul olmamış birçok dua; ötede nizamın başına gider kişi, unutmuştur, bir dua yapmıştır, bir şeyde görmemiştir. Ötede Mizan’ın başına gelir, sevapla günahı dengelenir. Nereye gidecek bu? Ne cennete ne cehenneme. O anda büyük bir sevap gelir, sevap gözüne cenneti hak eder. Cenneti hak eden kişi, kendi de hayret eder. “Benim, böyle bir amelim yoktu, bu nerden geldi?” der.

Meraklı gözlerle bakarken Allah der ki; “Ya kulum, sen şu şu zamanda şöyle bir dua yapmıştın. Bu, o duanın karşılığıdır.” Yani, Allâhu Teâlâ’ya açılan hiçbir el boşa gitmez. Ha orda olmaz başka bir yerde, burada olmamıştır, başka yerde… Yani, senin için nerde ihtiyaç varsa, Allâhu Teâlâ onu orda kullanıyor. Azını çoğaltıyor. Bir ağaç dikince nasıl büyürse, Allah katına giden her amel öyle büyüyor.

Rabb’imizi bilip, O’na yaraşır şekilde yaptığımız dualarımız, secdelerimiz, zikirlerimiz bu atmosferde olursa ne bu dünyada üzülür ne de ötelerde üzülürüz. Burası, bir şekilde geçiyor. Mühim olan öteler.

Kaç yaşında olursan ol, çocukluğuna bak, bir gecelik rüya… Bin sene yaşasan ne olacak? Sonu var, nihayeti var, tükeniyor. Bir anlamı yok!

 

———————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#şükür #gıybet #tovbe #istigfar #dinisohbet #ibadet #amel #deccal #EyyübElEnsari #hzomer #hzömer #hzebubekir #hzfatıma #sadaka #sadakaömrüuzatır #sadakavermek #ömür #YaErhamerrahimiyn #tur-isina #suraüfürülmesi #israfil #yagmurduası #velayetilmi

Teravih Namazındaki Yanlış Hal! Yağmur Taneleri Neden Yapışmaz? Şimşekteki Hikmet Nedir?

0

Teravih illa namazın arkasına olacak diye bir şart yok. Suudi Arabistan’da sabah namazına yakın devam ediyor Teravih. 2 rekat kılarlar veya 4 rekat kılarlar bir saat ara verirler. Bahçede yerler, içerler, çayını veya ne istiyorsa… Sonra, bir 4 rekat daha öyle kılıyorlar. Öyle bizim gibi 10 dakikada lambur lumbur, ekspres hocalar, tam gaz gitmeler, bunlar yanlış şeyler.

Teravih nafile ibadettir. Bunun ille de şu kadar rekat olacak diye bir kuralı olmaz. Adam gibi kılacaksın. 2 kıl, 4 kıl ille hemen namazın arkasına “Lambur lumbur bitirelim” demek yanlış bir zihniyet. Yani, bunun ekspresi yok. Namaz, namaz gibi kılınır.

Bu sene hikmetli, ben doğduğumdan beri, böyle erken yağmurlar görmedim. Mevsimler değişti. Bir yaz, bir kış var.

Köprü başında bir cami vardı. Yatsı namazı dahil 12 dakikada teravih ile birlikte dışarı çıkarıyordu hoca, hızlıca Fatiha, Kulhü vallahü Ehad, Allahu ekber… Yahu etme, eyleme! Bunu 10 kılma, 5 kıl ama adam gibi kıl. Ama bir müşterisi vardı ki adamın, bahçeler, caddeler adam almıyordu.

Allâhu Teâlâ’ya kulu yaklaştıran ibadetler; nafilelerdir. Farzlar mecburidir. Seni Allah’a yaklaştıracak bir ibadete vırvır edersen! Bilmiyorum o yaklaştırır mı, uzaklaştırır mı? Namazın bir adabı var. Namazın farzları var, vacipleri var, namazın sünnetleri var, müstehapları, mübahları, mekruhları var. Namazda kaç madde var yani. Bunlara uymazsan; o namaz, namaz olmaktan çıkar!

Hz. Ali Efendimiz:

“Kan çıkıp abdestin bozulmayacağını bilseydim, şu baş parmağı çakardım yere” diyor. Hz. Ali Efendimiz namaza bir saat kala sapsarı kesilirdi. Orduların karşısına tek başına çıkan adam, ezana bir saat kala beti benzi giderdi.

“Ya Ali, ne oldu, hasta mısın?” deyince.

“Şimdi ezan vakti yaklaşıyor, Allah’ın huzuruna çıkacağım korkusuyla…” derdi. Bet beniz giderdi. E şimdi o da namaz, bizimkilerde namaz. Onun için, “Namazı gereği üzerine kılın” diyor. “Adam gibi kılın” diyor.

Pakistan’da teravih 30 rekat kılınır. Endonezya’da 50 rekat kılınır. Arap ülkelerinin çoğunda 20 rekat kılınır.

Türkiye’de 20 kılınır. Yani; “ilesi” yok. Nafile ibadet, illesi yok. Şimdi sen teheccüd namazına kalkıyorsun, bunun illesi var mı? İster 2 kılarsın, ister 4 kılarsın. “İlle şu kadar kılacaksın” diye bir kural koymamış, Allah’ın ille istediği farzlardır.

Peygamber salatu selam Efendimiz yaşarken Ashap’tan birkaç kişi geldi:

“Ya Resullulah, felan kişi farz olan namazdan başka namaz kılmaz. Farz olan oruçtan başka oruç tutmaz, farz olan hacdan başka, hacca gitmez. Farz olan zekâttan başka, zekât vermez.”

Peygamberimiz dinledi dinledi. Dedi ki; “Kardeşlerim, o Allah’ın istediği her şeyi yapıyor. Siz ne istiyorsunuz ki ondan?”

Yani; buradan neyi anlıyoruz, nafileler kişinin arzusuna, isteğine, idrakine bırakılmış ama nafilenin de komple terki caiz değil, doğru değil! Bunu da elinden geldiğince, gücün neye yetiyorsa, ama adam gibi, ekspres değil. Rölantide gideceksin, 100 km. ile gitmeyeceksin. Kırkpınar baş pehlivanları gibi camiden insanlar dağılıyor. Neden? İnsanlar yoruluyor. Hoca ekspres tam gaz gidiyor, ter içinde kalıyor adam. Sanki baş pehlivanın mücadelesine girdi de çıktı adam. Ya namaz huşu içinde kılınır.

Yağmur Taneleri Neden Yapışmaz?  Şimşekteki Hikmet Nedir?

Yağan yağmurların, her damlasını bir melek getirir. Yere bırakır döner. Kıyamet’e kadarda, bir daha ona sıra gelmez. Düşün Allâhu Teâlâ’nın ordularının ne olduğunu. Böyle olmasa, yağmur tek parça, koca bir okyanus gibi yere düşerdi. Bilim adamlarının çözemediği tek konu, nasıl tane tane düşüyor. Su, sudan ayrılıyor tane olarak düşüyor. Buna bir türlü bir çözüm bulamadılar. Çünkü; her damlayı bir melek getiriyor ve gidiyor, çok büyük nimetlerden.

Şimşek olmasa bitki yaşamaz, hiçbir bitki yaşamaz. Hepsi 3 ayda, 2 senede, 1 senede kurur. Şimşek yağmur tabakasının içine çaktığı an bitkinin gıdasını üretiyor, onun formülünü tamamlıyor. Yerdeki üre gibi değilde, bir değişik üre. Bitkinin her ihtiyacına yarayan bir üre üretiliyor o enerji ile o suyun içinde. Sen bütün sene bir şeyi sularsın olur olmaz, ama iki yağmur yağsın fışkırır gider. Yani; yağmurun içinde gıdası da geliyor. Allâhu Teâlâ ayağına gıda da yolluyor. Şimşekte ne hikmetler var yani; boşuna değil.

İnsan kiminle mücadele ettiğini bilirse, mücadele kolaylaşır. Çünkü; normal insanların nefsinde %98 afetler vardır. Sufîlerde; Emmare’de, Levvame’de, Mülhime’de, Mutmain’de, Radiye’de, Marziye’de, Safiye’de bu 7 makamda; 7’şerden 49. 2’şerde yaratılıştan Nur vardır, %51 Nur’a ulaşır. Hala %49 afetler olur nefiste. Onun için, Allâhu Teâlâ en büyük Veli’lere de günah kapısını örtmemiştir. En büyük Veli’ler dahi ufak tefek günah işler. Bunların hepsi kişinin kendi nefsindeki afetler.

Peygamber salatu selam Efendimiz ne diyor:

“Hakiki mücahit, nefsi ile mücadele edendir.”

En büyük savaş, nefis ile olan savaştır. Düşmanla olan savaş kolaydır, ölmekte, öldürmekte… Cihad kolaydır. Nefsin ile olan savaş zordur. Çünkü; nefis ömür boyu her dakika, her saniye, her saat, her gün, her hafta mücadele eder. Nefs; Allah’ın düşmanıdır, şeytanın dostudur. Daima seni günaha çekmek ister. Ha ne zaman dersler çok yükselir. O zaman ıslah olmaya başlar. Yani; “ruh-u hayvan” diğer bir deyişle nefsin adıdır. “Ruh-u sultan”ın emrine girmeye başlar. Ruh-u sultanda ruhtur. Ondan sonra, sükûn bulur. Yani oraya kadar asla sükûn bulmaz. Yani; bu sana bir tablo gibi ifade edilmiş. Bu da çok iyi bir lütuf çünkü; insana kendi nefsindeki afetlerin gösterilmesi büyük lütuflardandır.

Kim ki kendini bildi, kim ki nefsini bildi, Rabb’ini de bilir. Nefsini bilmeyen Rabb’ini de bilmez.

 


——————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#teravih #teravi #teravihnamazı #ramazan #melek #melekutalemi #ruh #insan #ruhusultan #ruhuhayvan #nefs #yağmur #şimşek #simsek #dinisohbet  #yagmur #yagmurdamlası #nefsmertebeleri #derviş

 

 

Keramet Gösteren Asker Arkadaş! – Kader-i Mutlak Nedir?

0

Zamanın birinde, adam askerden terhis olmuş, 30 yıl sonra, “Hadi, şu yöreye gelmişken asker arkadaşımı ziyaret edeyim” diyor (yaşanmış bir olay bu). Sora sora buluyor, geliyor, kapıyı çalıyor, hoşbeş, akşam ezanı okunuyor, ev sahibi; “Buyur namaza” diyor. Bir başka odanın kapısına gidiyor, namaz odası, kapıyı açıyor, adım atıyor, misafir ile ev sahibi Kâbe’deler.  Bir adımda…

Misafir şaşıyor; “Bizim arkadaş ne hale gelmiş, büyük Veli’lerden olmuş, bize keramet gösterdi” diyor. Namazlarını kılıyorlar bir adım atıyorlar odanın dışındalar, arkadaşı hayret ediyor, bir şey de demiyor, hayır dua ediyor, ertesi gün gidiyor.  

Aradan bir zaman geçip, bir daha oraya uğrayınca; “Hadi, bu arkadaşa gideyim bir Kâbe’de namaz kıldırsın bize!” diyor. Öyle bir namazı kim istemez… Geliyor, yiyip içiyor, “Kapıyı açta şu namazı kılalım!” diyor misafir. “Tamam!” diyor kapıyı açıyor, adımını bir atıyorlar odaya, Kâbe falan yok…

Namazı kılıyorlar. “Bugün, beni niye Kâbe’ye götürmedi ki?” diye kendi kendine soruyor. Çıkınca ev sahibinin yüzüne bakınca, ev sahibi de; “Kardeş nerede o günler…” diyor. “Senin geçen geldiğinde, ben de bir kadın vardı yedi bela… O hep söyler bana, sabrederdim, o her gün bana hakaret eder, ben her gün sabrederdim. Bu makamı buldum.

O öldü birkaç yıl önce, sonra bir saliha kadınla evlendim, ‘gık’ demeyen. Şimdi ben söyleniyorum, o sabrediyor, gitti Kâbe elden!” diyor. Bu şekil imtihanlar için bir iyiye, bir kötü verilebiliyor. Adamın Kâbe gitmiş elden.

İnsanın kaderi; iki bölümden oluşur.

Birisi kader-i mutlak; hiç değişmeyen kurallar.

İkincisi de akalitte kalan kısmı, kaderin senin elinde olan kısmı. İnsanın evlenmesi, boşanması, kaza yapması gibi haller kader-i mutlaktandır. Çünkü; bu ezelde, taksimatta, hangi yaşta, hangi sebeple kiminle evleneceği, ne şekilde boşanacağı; kader-i mutlaktır.

“Evlenmeyin, bunu yapmayın, etmeyin!” demek kader-i mutlak yani Allâhu Teâlâ’nın elinde olan kısmına, müdahale etme küstahlığını göze almak demektir! Çünkü; bunlar kaderin mutlak kısımlarıdır.

O kime kimi tahsis etmişse, hangi gün, hangi zamanda o olacaktır. Bu insanın tedbiridir. Olmayacak bir şeyin peşinde koşturmak… Bunlar senin elindedir. Olmayacak şeye tevessül etmezsin. İnsanın aklı var, mantığı var. “Aklını kullan!” diyor Cenab-ı Hak. “Aklını kullanmazsan, sorumluluk yüklerim hatta aklını kullanmazsan pislik yağdırırım üzerine!” diyor.

Aklını kullanacaksın ama aklını kullanmak demek kader-i mutlağa müdahale etmek demek değildir. Öyle bir şey büyük küstahlıktır. Evlilik zamanı zemin geldiği vakit öyle oluşur gider ki, sen sadece niyet edersin. Niyet Allah’a verilmiş bir dilekçedir! O onaylarsa, o iş olur, onaylamazsa ertesi gün, kendin fikirden caymışındır, dün böyleyken, yarın caymışındır!

Burada teslimiyet söz konusudur, birçok şeyi yapmayın, yapın. Haa günah işlersen, sendendir.

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#kader #kaderimutlak #alınyazısı #evlilik # #keramet #kerametgostermek#sabır #tahammül#dinisohbet