Ana Sayfa Blog Sayfa 56

Bayramda Ölmüşlerimize Nasıl Hediye Veririz?

0

Bayramda ölmüş müminlerin tümüne ulaştırabileceğimiz hediyenin müjdesi olarak Resûlullah (s.a.v.)  Efendimiz şöyle buyuruyor; “Kim bayram günü, 300 defa ‘Sübhânallâhi ve bihamdihi’ der ve  bunu Müslümanların ölülerine hediye ederse, her müminin kabrine 1.000 Nur girer ve o kişi vefat ettiği zaman Allâhu Teâlâ kendisinin kabri içinde 1.000 Nur verir.” ( Taberani meu cemül evsat.1/357 )

Bayram günleri dünyada yaşayan ana, baba, hısım, akrabayı ziyaret edip, sıla-i rahim (akraba ziyareti) ile büyük ecirler alınabilir. Ayrıca sıla-i rahim ömrü uzatan ibadetlerden biridir. Ancak ehli Müslüman bayramları ecir kapısı görmekten çok delalete düşüp tatil olarak gördüğünden mi bilinmez, Allâhu Teâlâ bu güzelliği elimizden aldı. Bu bayram bizleri evlere hapsetti. Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de  ayet-i kerimede; “Ne kadar az düşünüyor, ne kadar az şükür ediyorsunuz!” diye hitap ediyor insanoğluna. İnşallah, bu bayram çokça düşünüp, istiğfar etmek için vesile olur da, daha büyük felaketler gelmeden “Elhamdülillah Müslümanım” diyen dillerin başları Allah’ın huzurunda 5 vakit eğilir, Allah’ın tüm buyruklarına karşı bedenleri ve kalpleri sırât-ı müstakîm çevrilir artık …

Bu bayram ve her bayram inşallah ölmüşlerimizi sevindirmeyi ve kendi kabrimiz için de hazırlık yapmayı unutmayalım inşallah… 

 

——————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#ölmüşlerimizedua #ölüleriçindua #bayramhediyesi #bayramdaokunacakdua #ölmüşlerimizisevindirelim #bayramlardaokunacakdua #nur #bayram

Zikir Farzdır – “Ahir Zamanda Ümmetime Sarı Ve Beyaz Lazım!”

2

“Ahir Zamanda Ümmetime Sarı Ve Beyaz Lazım!”

Hz. İsa ne diyordu?

“Ya meyit, Allah’ın izniyle kalk!” diyordu. Ve mezar yarılıp kalkıyordu.

Abdulkadir Geylani Hz., papaz ile karşılaşınca ne dedi?

“Sizin Peygamberin yaptığını yaparsam bizim Peygamberimizin büyüklüğüne inanır mısın?” dedi.

“Tabi!” dedi.

Papaz çok eski bir mezar seçti. Geylani Hazretleri mezarın başına gitti ve sordu.

“Sizin Peygamberiniz ölüyü kaldırırken ne derdi?”

“Allah’ın izniyle kalk!” derdi.

Hazret; “Ya meyit, Allah’ın izniyle kalk.”

Mezar yarıldı, Allah’ın izniyle kalktı. Bak, bin yıl evvelki de aynı söz şimdiki de aynı söz, eğer; aynı inançta, aynı şuurdaysan. Yani burada; Müslümanın “adam sende” deme zamanı değil artık, kalkıp yürümesi lazım.

Onun için, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin dediği, “Ahir zamanda ümmetime zenginlik lazım. Sarı ve beyaz lazım!” diyor. Benim zamanımda, fakirlik saadetti. Ahir zamanda da zenginlik! Müminler için. Ve biz o günlere gelmişiz. Artık ben öyle zannediyorum ki, bundan sonra Müslüman bu ülkede yürüyecek, onun için bu devirde para lazım, gerçekten çok ihtiyaç var. Ha o günleri yaşamıyoruz artık.

Peygamberimizin zamanında asrı saadetti. Fakirlik mutluluktu, dert yoktu, tasa yoktu, elektiriği, suyu kesilmiyordu. Ama bugün öyle değil. Bugün zillet; bütün alimler öyle diyor “Zillet, kafirlik ile yan yana yürüyen bir yol”.

Bugün, zillet dönemi değil. Artık Müslümanın “Bu dünyanın nimetlerinde benimde hakkım, payım var!” demesi lazım, demeli yani!

Bizim Uşşaki’nin eski büyüklerinin güzel bir sözü vardır. “El karda, gönül yarda” der. El dünya işinde olacak, gönülde yarda olacak; Allah’ta. Bugün müminin hali bu olmalı. E durmadan, her gün yokluk yokluk… Kim çekiyor? Bakıyorsun, geneli Müslüman. E kardeşim, devamlı yokluk, zillet kişiyi içine kapatır, içe dönük bir adam olur.

Ondan sonra, dünya yansa umurunda olmaz. Cemiyetten, konudan, komşudan, akrabadan çekilir. İçe dönük bir hıyar olur, gider. Artık, bunları Müslüman’ların aşması gerektiği bir dönem. Dünya değer olarak bir soğan yaprağına da değmez.

Allah Celle Celaluhu Hazretleri:

“Bu dini yaşayın, yaşatın, yayın. Bu dini insanlık nizamına perçinleyin ki, siz bunları yaparken ne kaybederseniz, kaybedin, Allah bunları satın alır. Allah, sizin müşterinizdir. Allah size bu kaybettikleriniz karşısında cenneti verir” diyor. Bu emir, bu rica değil. Allah rica etmez, Allah’ın şanına rica yakışmaz, zaten! O, âlemlerin Rabbi’dir. O, emreder!

E biz, bugüne kadar buna kulak astık mı? Doğru düzgün asmadık. Biz doğru düzgün asmadığımız için bize de doğru düzgün gelecek şeyler ulaşmadı. Yani ne arıyorsak, yine kendimizde arayacağız. Yoksa, Allah çok zengin.

Şimdi, artık uyanma zamanı, artık durma zamanı değil.

Onun için Allah’ın izniyle. Mutlaka sıkıntı çekilmesi lazım. Bazı sıkıntılar, ilaç kadar insana yararlıdır. Bir sıkıntı dönemi, mutlaka olması lazım. Çünkü; Allâhu Teâlâ’nın Adetullah’ıdır. Laftan almayan adamı halden aldırır. Bu da Allah’ın “Rab” sıfatından, terbiye eden, öğreten, mecbur eden. Yani, sana evire  çevire dediğini yaptırır.

E şimdi Allah razı olsun. Allah’ın Kât’ında müminler değerli varlıklar, müminleri Allah seviyor. Onun için, Kur’ân’da bize birçok şey sunmuş, hediye etmiş, nasihatta bulunmuş. Bugün cennet için sermaye vermiş elimize, nimet içinde sermaye vermiş elimize. İyi de kullanıyor muyuz?

Cennetin sermayesi “Kelime-i Tevhid”dir.

“La ilahe illallah.” Bu cennetin sermayesidir.

Cennetin hazinesi ise; “La havle velâ kuvvete illâ billâhil Aliyyul Azîm”dir. Zikri tamamlayıcı da bütün Peygamberlerin zikri olan da “Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilâhe illallahu vallahu ekber.” Yemin ediyor Allah’ın büyüklüğüne, şanına.

Nimetin sermayesi ise, “Elhamdüllahi  Rabbil âlemiyn” şükürdür. “Elhamdüllah”tır. E şimdi, biz nimete şükrü unuttuk. Kelime-i Tevhid’i söylüyoruz dilimizle ama kalp yadellerde. Bu sıdkı sadakatle olacak.

Şimdi, Bayazîd-i Bistâmi Hazretleri bir arkadaşıyla bir yerden, bir yere yolculuk ederken, müezzin ezan okuyor. Bayazîd-i Bistâmi bakıyor,

“Şu yalancıya bak be!” diyor. Yanındaki irkiliyor.

“Ya Hazret, bu ne biçim söz?”

“Vallahi billahi, yalan söylüyor.”

“E bunun yalan olmayanı nasıl?”

“Bak,göstereyim!”

Hemen yanında bir kaya varmış. Kayanın üzerine çıkıyor.

Allahu ekber!” deyince kaya, su gibi olup eriyip gidiyor, iniyor.

“Ya bende yalancıymışım ya!”

“Ne oldu?”

“Benimde erimem lazımdı!” diyor. 

Burada bir sıtkı sadakat söz konusu yani takva.

Hallacı Mansur Hz. bir gün Kâbe’de bir siyah taşın üzerinde oturdu, bir ay sonra kalktı ki oranın sıcağını biliyoruz. Vücudunda sıcaktan eriyen ter taşların üzerinden aktı, gitti. Dediler ki:

“Hazret burada oturup kaldın?”

“Vallahi Allah’tan öyle utanıyorum ki, belimi doğrultamıyorum” diyor. Veli’ye bak. İmana bak. Bu adam, Allah için, neyden çekinir, neyden korkar?

Zikir Farzdır

Onun için, nimetin sermayesi çok şükürdür, Elhamdülillah. Allâhu Teâlâ’nın katıksız sevdiği insanlar vardır yeryüzünde. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunları sayar birçok hadiste.

Allâhu Teâlâ’nın meleklere övündüğü insanlar vardır. “Bakın, şu kullarıma!” der. Birinci derecede, Allâhu Teâlâ’nın övündüğü kullar gece uykusunu terk edip, O’nun zikrine oturanlar.

Zikir farzdır. Zikir, farz-ı ayn’dır.

Ahzab Sûresi, Ayet: 41; “Ben’i çokça zikredin.” Eder misiniz? demiyor. “Edin!” diyor. Emir ve hüküm var.

Arkadan gelen 42’inci Ayet; “Ben’i sabah, akşam tesbih edin.” Burada neyi anlıyoruz? Zikrin farz olduğunu anlıyoruz. “Namazı dosdoğru kılın!” diyor. Kelimelerin arasındaki fark ne? İkisi de emir değil mi? Öyleyse, zikir nasıl farz olmaz. İşte Kur’ân orda.

Peki, ne dedik? Allâhu Teâlâ’nın meleklere övündüğü kul! Uykusunu bozup, kalkıp O’nun zikrine oturanlar. Allâhu Teâlâ; “Gelin, bakın, bu adam güzel karısından ayrıldı, yumuşacık döşekten kalktı, uykusunu terk etti, sırf Ben’im rızam için abdest aldı, bak, Ben’i zikrediyor. Ben bu kullarımı affettim, Ben bu kullarımı cennete alacağım, sizde şahit olun” der, melekleri şahit tutar. Ne dedik? Allâhu Teâlâ’nın iftihar ettiği kullar ve Allâhu Teâlâ’nın rahmet nazarıyla baktığı kullar. Bunlar kimler?

Alimler, talebeler, cömertler… Cömertler, cömertleri Cenab-ı Hak, Veli’ler gibi tutuyor. Hatta bir kutsi hadiste, Cenab-ı Hak tarafından gönderilmiş kutsi hadiste:

“Cömertlerin hatalarını dilinize dolamayın!” diyor. Cömert insanın hatasını dahi konuşmayı yasak ediyor. Ve arkadan gelen hadiste de “Cömertlerin rızkı, Arşı Ala’ya kadar açıktır.” Mutlaka Allâhu Teâlâ onlara birşey sunar. Allâhu Teâlâ’nın rahmet nazarıyla baktığı kullar; alimler, talebeler, cömertler!

Peygamberimiz şöyle diyor; “Mahkeme-i Kübra’da; alimler ile Peygamberlerin arasında bir derece fark vardır. Yani hemen hemen aynı safta gibidirler.

“Alimin uykusu, cahilin nafile ibadetinden faydalıdır” diyor, “Alimin mürekkebi şehidin kanından ağır basar” diyor Mizan’da, “Ya Alim ol, ya talebesi ol, ya onları seven ol yada onları dinleyen ol. Eğer; bu dört zümrenin dışındaysan, ateşe hazır ol” diyor.

Yani, ilmi çok övmüştür Cenab-ı Hak, Cenab-ı Peygamberimiz hatta bir hadis-i şerifte; “Bir Alimle çok sıkışık bir yerde oturmuş sükut halindeysen bile büyük hikmetler zuhur eder. Kişi büyük ecirler alır” diyor.

Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz, o cahiliye döneminin Ashap’larını ne ile Ashablık Makamı’na getirdi? Dini ve ilmi sohbetler ile. Bunlarla, o cahiliye döneminden ki, kendi kız çocuklarını diri diri gömerdi onlar. Meşhur putlara tapıyorlardı. İçki, sudan çok içiliyordu. Arap’lar şarabı çok severlerdi. Burada neyi anlıyoruz?

İlim, Yunus’un deyimi ile:

İlim, hilim bilmektir.

Hilim, kendin bilmektir.

Ya sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır.

İşte, bütün şey burada düğümleniyor. İlim ile yumuşaklık bir araya gelmişse, sütün içine bir kaşık maya girmiştir, yoğurt olmaya adaydır artık. Eğer ilimde, hilim yoksa, o hayırlı ilim değil, şeytanda da var o ilimden. Eğer sana ilim ulaştığı halde, müminlere karşı katı dilliysen, sen düpedüz melunsun. Allah’ın en buğuz ettiği kişi, yine alimlerden çıkar. Gösteriş yapan alimler. “Bak, ben ne kadar biliyorum” gibisinden. “Allâhu Teâlâ Mahkeme-i Kübra’da bunların yüzüne hiç bakmaz. Bunlara rahmet nazarıyla bakmaz. Bunlarla hiç konuşmaz” diyor hadis-i şerif.

 

————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#HallacıMansurhz #BeyazıtBistamihz #Beyazıtbistami #HzPeygamber   #MahkemiKübra #buguz #zikir #zikr #ilim #alim #hilim #altın #para #rızık #dinisohbet 

Kadir Gecesi Sohbeti – Kadir Gecesi’ni Nasıl Değerlendirelim? – Salavatın Faziletlerinden Biri – Halakayı Zikirle Arınamadığımız Günah Nedir? – Kul Hakkından Nasıl Kurtuluruz? Gıybet Nedir? – Şeriat Nedir, Tarikat Nedir?

0

Kadir Gecesi Sohbeti – Kadir Gecesi’ni Nasıl Değerlendirelim?

Namazda bile şey yapamıyoruz. Aslında cevaz var böyle zamanlar için kılınır yani sandalyede de külhanbeylik yaptık. Bunlar aslında kazanç kapıları.

Cenab-ı Peygamber salatu selam Efendimiz:

“Üç gün bir yeri ağrıyan, yani hastalık çeken müminde hiç günah kalmaz!” diyor hadis-i şerifte.

Diğer bir hadiste de:

“Siz hastalığın ne olduğunu bilseydiniz, bir ömrü hasta geçirmek için can atardınız!”

İyi de dünya hayatında insana hoş gelmiyor, insanın neresi ağrıyorsa, insanın ilgisi oraya kilitleniyor. Müminin dört başı mamur bir hayatı olmaz dünyada. İster zengin ol, ister fakir ol, ister şu ol, ister bu ol hiçbir anlamı yok. Onun için, müminin cehennemi, zindanı dünya. Müminden iptila eksilmez; biri giderse, biri hemen gelir, o gider, o gelir. İşte arındırmak için Cenab-ı Hak mümine bol bol ikramda bulunuyor dünyada.

Bugün Kadir Gecesi malum. Yani; Kadir Gecesi olduğunu bilmiyoruzda “Kadir Gecesi” deniliyor. Bunu insanlar yıllardır anlatagelir. Yani, Kadir Gecesi’ni aşağı yukarı mümin olan herkes, bu hayatı yaşayan, bunun içeriğini, detaylarını ne yapıp ne yapmaması gerektiğini zaten bilir. Ama yine de biraz ondan dem vurmak lazım.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde arayın” diyor. Bu 21 olabilir, 23, 25, 27, 29’u…

Çok nadir hallerde de Abdülaziz Debbağ Hz.; “Ramazan’ın dışına da taştığı olur” diyor Kadir Gecelerinin. Bu çok nadiren olan bir olay olsa gerek.

Kadir Gecesi’nin daha başka özellikleri de var, insanlar bunu az çok hissedebiliyor. Kadir Gecesi çok soğuk olmaz, çok sıcak olmaz, rüzgar hızlı esmez. Yani ılıman, yumuşak, sevimli bir gece.

Fakat hadis-i şerifte, salatu selam Efendimiz ne diyor:

“Niyet amelden üstündür.” 27’nci gece, Kadir Gecesi değilse dahi, Kadir Gecesi olarak niyetinde bu var. Kadir Gecesi olarak bunu karşıladığın an, aynen Kadir Gecesi’nin ecrini alıyorsun, aynı o ecri alıyorsun… Cenab-ı Hak çok cömert, bu ecirden hiçbir kaybın olmuyor.

Bu gece fecir zamanına kadar selamettir, Allâhu Teâlâ, birinci kat semavatta tecelli eder. Çok kalabalık melekler grubu iner, Hz. Cebrail iner yeryüzüne.

Bu geceyi çok iyi değerlendirin. Hatta, teravihi bile yatsıdan sonra burada kılmasak bile olur. Eve döndüğünüzde nafile ibadettir teravih, bunu kılın. Onun üzerinede biraz ilave yapın. Çünkü; bu gece yapılan her türlü ibadet 83 yıl, 7 ay gibi bir karşılık buluyor. Düşünebiliyor musun? Bir ömrü bu gece karşılıyor, bir ömrü, ki her insan 83 yılda yaşamıyor. 83 yıl, 7 ay gibi bir zaman.

Yani, bu gece uyumamak lazım, bu gece dünya işi ile uğraşmamak lazım! E şimdi zikirden sonra eve dağılan insan, eve gider iki rekat nafile namaz kılar, bilemedin biraz tesbih çeker, vurur kafayı yatar. Ama sizin teravihi ben evlere yüklersem 20 rekat, hadi birazda ilave yapalım; şöyle yarım saat, bir saat derken, biraz zikir fikir derken tan yeri ağarır. Yani, o şekilde de metezoru bu iş değerlenmiş olur.İnsanın nefsi böyledir, Allah’ı sevmez, şeytana bayılır. Allah’ın düşmanıdır içimizde taşıdığımız nefis. Ruh ise Allah’ın dostudur. İçimizde iki kardeş; biri kafir, biri mümin.

Bu gecenin her türlü ibadeti; bir gecede 83 yıl, 7 ay gibi bir karşılık buluyor. Bu Cenab-ı Hakk’ın çok büyük bir lütfu, cömertliği. Biliyorsunuz  Kur’ân bu gecede nazil olmaya başladı. Bilip, bilmediğinizi bilmiyorum, Peygamberimizin peygamberliği bu gece ilan edildi, kendisine tebliğ edildi.

Şimdi, 27’nci gece Ramazan gidiyor ama Muhammed Aleyhisselam’a, “Hoş Geldin!” diyeceğiz. Bu gece tebliğ edildi; “Ya Resullulah! Sen hoş geldin! Canıma hoş geldin, fikrime hoş geldin, niyetime hoş geldin, gönlüme hoş geldin, hayatıma hoş geldin, yaşantıma hoş geldin… Ramazan bitti ama ben seninle artık çok mutluyum, çok huzurluyum!”

Yani senin yolunda, senin izinde, senin bayrağını taşıyacağım gibi niyetlerle ne yapacağız; Ramazan’dan sonrada aynı sevinç, aynı sürur içinde ne yapacağız? Cenab-ı Hakk’ın ipine sımsıkı sarılacağız. Çünkü; Peygamberimizin peygamberliğinin bildirildiği, ilan edildiği gece “Kadir Gecesi”dir.

Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede; “Siz Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misiniz?” Bize soruyor… O gece, 83 yıl, 7 ay gibi bir ecir kazanabileceğin gece!

Yani Cenab-ı Hakk’ın senin ömrüne koyduğu mihenk taşı bunlar. Onun için bu geceyi iyi değerlendirmek lazım.

Ve yılın içinde, 52 tane Kadir Gecesi var, bunu şimdilik bilmenize gerek yok. Sadece bu değil, bir yılın içinde 52 tane Kadir Gecesi var.

Sonraları zaten bunu kendiniz öğreneceksiniz ama biz evvela bir Kadir Gecesi’nin kadrini bilelim. Onu değerlendirmesini öğrenelim. Sonrası zaten gönüllerde coşar, taşar, gider, açılır, gider.

Şimdi, şu toplumlara bakıyorum, cemiyetlere bakıyorum; çok iğrenç, çok bayağı bir hal almış. Yani Ben-î İsrail’den tarihteki hiçbir farkı yok. Ben-î İsrail bu tavırlarla Allâhu Teâlâ’nın lanetini kazandı, Allah lanetledi sonunda onları. Yani biliyorsunuz Musa’ya yaptıklarını işte… Kızıldeniz 12 yerden yarıldı, karşıya geçtiler.

“Biz açız!” dediler, Allah, bıldırcınla kudret helvası yolladı cennetten. Gene nankör geldiler; arka arkaya, kaç tane… Biliyorsunuz Samir’i, Musa Turi Sina’ya çıktı; ardından buzağı yaptı, ona tapmaya başladılar. Hatta “Harun Aleyhisselam’ı bile sen öldürdün!” diye iftira attılar kendi Peygamberlerine.

Bu kadar ileri gittiler. Şuandaki bu kavminde %95’inin hiçbir farkı kalmamış durumda. Bu kadar bozuk cemiyetlerin içinde Allâhu Teâlâ’nın ipine sarılan için salatu selam Efendimiz şöyle bir müjde veriyor bize:

“Zamanın tefessühünde -ki tamamen, zamandaki insan tefessüh etmiş- istikamet sahibi mümin 40 şehit sevabı alır” diyor, 40 şehit sevabı…

Bugün Canan-ı Hak bir şehide; “Kabirden kalk!” diyor, “İşte cennetler; yürü git! Sana sorgu sual yok” diyor. Gerçi sufiye de yok, hakiki derviş ise kişi, ona da yok, bunu da… Defalarca size dedim. Dedim ya, bunlar bu gece yıllardır anlatıla gelmiş. Herkes bazılarını biliyor. Yani; her müminin gönlünde Kadir Gecesi’nin aşağı yukarı bir profili mevcut.

Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Dünya, ahiretin tarlasıdır” diyor, “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” Ne yaptıysak burada yapacağız, çünkü; insanın önünde kabir hayatı vardır, Berzah vardır, Mahşer vardır, cennet vardır, cehennem vardır. Yani; “Siz” diyor, sallallahu selam Efendimiz diğer bir hadislerinde:

“Siz, çok uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı bir uzun yola giderken, bir ağacın altında verdiğiniz mola kadardır.” Dünya hayatı bu!

Dünyanın bin yılı; Cenab-ı Hakk’ın bir günü, cennetin bir saatidir. Cenab-ı Hakk’ın ; yukarıların zamana göre en uzun yaşayan insanımız birkaç dakika yaşıyor. Bu zaman içindeki zaman, küçük zamana büyük zaman, büyük zamana küçük zamanı Cenab-ı Hak sığdırabiliyor. O, O’nun becerisi.

Salavatın Faziletlerinden Biri

Böyle olunca madem dünya ahiretin tarlasıdır, burada olabildiğine, elinden ne geliyorsa, yani ibadetütaatta Cenab-ı Hakk’ın hoşnut olacağı amellere gayret edeceğiz. Akıllı insanın edebi, şiarı, şahikası bu olur, başka bir şey olamaz. Ki bu dönüm noktaları olan yılda üç beş gece var. 52 tanede başka var, o sonraki. Yani ikinci boyuttaki muhatap olacağımız konular. Burada değerlendireceğiz ve bol salavat getireceğiz. Bütün Allah dostları diyorlar ki:

“Kitaptan hiç ihtilafa düşmeden, hurufunakat sıtk-ı sadakatle getirilen bir salavat, insanın amel defterinden on bin büyük günahı siler, döker” diyor, “Helak eder.”

Bak bir salavat on bin büyük günahı! Ki ben hiç sanmıyorum ki hiçbir dervişin, zikredenin amel defterinde on bin büyük günah olmaz. Büyük “günahı kebair” dediğimiz, yani büyük günahları olmaz. Küçük günahlar zaten Allah’ın ipine sarılan insanlar da abdestle, namazla, bir arkadaşına söylediği hoş güzel bir kelamla ve böyle selamla, buna benzer birçok şeylerle zaten dökülüyor.

Burada ne anlıyoruz? Salavatın getirisinin ne kadar büyük olduğunu anlıyoruz,ne kadar Cenab-ı Hakk’ın cömert olduğunu öğreniyoruz, görüyoruz. Burada bir salavat adamın günah defterinden on bin büyük günahı dökerse, gerisini sen düşün…

Ve yine salatu ve selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki:

“Benim körelmiş sünnetimin sadece bir maddesini hayata geçiren insan, yüz yıllık ecir alır.” Yüz yıllık ecir alır diyor ve “Onun şefaatine ben kesinlikle vesile olurum” diyor, böyle bir vaadi var.

Halakayı Zikirle Arınamadığımız Günah Nedir?

E şimdi de Allah razı olsun, öyle olunca ne yapacağız? Rabb’imizi çok anacağız, Habibullah’a bol bol salavat getireceğiz bu gece. Zaten burada “halakayı zikir” kurulacak ki ona giren insanda menfi bir şey kalmıyor. Günahtan yana bir şey kalmıyor, kul hakkı hariç.

Kul Hakkından Nasıl Kurtuluruz?  Gıybet Nedir?

Bu gece sizden özelliklede bir isteğim, bir istirhamım olacak. Kul hakkı dediğimiz zaman, bu sırf para pul, mal, matah ile sınırlı değildir. Araba kullanıyoruz, biri, bir biçimsiz hareket yapar; “Lan hayvan oğlu hayvan! Falan filan…” deriz. Bunlar hep kul hakkıdır. Bunun için ne yapacağız? Bu gece oturacağız Cenab-ı Hakk’ın huzuruna ve diyeceğiz ki; “Yarabbi, elimden, dilimden, gönlümden, gözümden; hangi hakları gasp ettiysem, evvela müminleri, sonra da bütün kulları, mümin olmayanlarda dahil… Bunların günahları namına… (Kendi günahının namına değil!)”

Bunların günahları namına ne yapacağız?

Oturacağız, 1-2-3 tespih çevireceğiz. “Estağfurullah el Azim, Estağfirullah el Azim, Estağfirullah el Azim.” Onların günahları namına, onlardan gasp ettiğin hakları onlara iade etmiş olursun ve yarın Mahşer’de bundan sorguya çekilmezsin. Yani kul hakkı hariç, zikir meclislerinde günahlar dökülüyor. Ama kul hakkı dökülmez.

Şimdi salatu selam Efendimiz diyor ki:

“Gıybet zinadan büyüktür” hadis-i şerif bu. “Gıybet zinadan büyüktür!” Gıybet o kadar sinsi bir haldir ki; yani aklın alamayacağı kadar sinsidir. Riya gibi, bir mermerin üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesi kadar sinsidir. Bayram kardeşimiz burada yok. “Yav Bayram’ın boyu uzun veya boyu kısadır” demek, onun arkasından gıybettir ki böyle haklar mutlaka üzerimizde mevcut. Yani, senin nefsinden kaynaklanarak işlediğin günahlar, bu tür gecelerde tövbe ile, istiğfar ile, zikir ile, fikir ile, salavat ile helâk olurken kul hakları kalıyor. Kul haklarını da bu şekilde kapattığımız zaman, böyle bir mübarek geceden sonra tertemiz bir defter ile yolumuza devam ederiz.

Mürşid’imiz; “Kardeş senin yaşın kaç?”

Kardeşimiz; “59”

Mürşid’imiz; “Az kalmış, 63’ten sonra ‘pir-i fani’ olur kişi, 70’ten sonra günah defterini kaldırırlar (Sol omuzdaki defteri işaret ediyor.). Bu hiç yok artık, müminse!” Günah defterini kapatırlar, sadece sevaplar yazılır. Ve diyor; “Hesabı da çok kolay olur onun. 80’e girdiği vakit zaten melekler dahi ona saygı gösterir ve ‘derler ki’” diyor, “Bu yeryüzünde Allah’ın esiri!”

Başka bir kardeşimiz; “Yaşım 69 efendim” diyor. Mürşit’imiz; “Siz de Allah’ın izniyle artık Sırat Köprüsü’nü geçmişsiniz, Allah mübarek etsin.”

Şimdi dünya ahiretin tarlası ise burada ibadette hırsımız da olacak, gayretimiz de olacak, ondan sonra her türlü içtihate gün vereceğiz çünkü; burada ne kadar çok ekersek, orada o kadar çok biçeceğiz. Malda, matahta dünya için fazla. Hırs çok iyi bir hareket değil, o şeytandan geliyor. Ama Allâhu Teâlâ’nın yolunda, sırât-ı müstakimin yolunda, kişinin gayreti ne kadar fazla olursa ötelerde işi, yolu o kadar kolay olur. Bunun bilincinde olarak böyle bir gece, böyle geceler fırsattır insanlar için. Bir daha ki böyle bir geceye kavuşup kavuşamayacağımızı bilemeyiz, yarına çıkıp çıkamayacağımızı bilmeyiz, o da ayrı bir konu…

Şeriat Nedir, Tarikat Nedir?

Onun için Kadir Gecesi’nin profilini zaten herkes biliyor. Bunu uzun uzadıya işte Kadir şöyledir, Cibril şöyle indi, melek şöyle indi, Allah beni bundan sorgulamayacak. Şimdi Allâhu Teâlâ bana:

“Sen Musa’nın, İbrahim’in, Adem’in hayatını neden öğrenmedin?” diye sormayacak, ben bundan sorgulanmayacağım ki hiçbir mümin sorgulanmayacak. Şimdi Allâhu Teâlâ’nın bize çizdiği, bize gösterdiği farz-ı ayn olan yani, mutlakiyet ifade eder. Allâhu Teâlâ ayet-i kerimelerde de bunlarda “innallahe” yani kesinlik ifade eder, bu şekilde ifade eder, bize ulaştırır.

Yarın Mahkeme-i Kübra’da sorgulanacağız, bize yararlı olacak. Yani; bizi zora sokmayacak amel, bize lazım olan bu. Yoksa İslam kültürü mesela; şunun hayatı, bunun hayatı veya filan Veli’nin hayatı, nerede doğdu, ne yaptı, nereye gitti, ne kadar müridi vardı? Bulardan sorgulanmayacağız.

Evvela ne yapacağız? Şeriat, şeriat… Bütün peygamberlerin getirdiği ilimdir. Tarikat, şeriatın incelmiş halidir, bir üst basamağıdır.

“Şeriattır cümle işlerin başı, şeriatsız tarikat; şeytan işidir.”

Şeriattan bir iğne kadar taviz veriyorsa bir tarikat; o bozulmuştur, o kokuşmuştur, o artık tehlikelidir. Bunun bilincinde olarak…

Peki şeriat nedir? Kur’ân ve hadis, Allah ne diyor, Resûlullah ne diyor?

Ya falan efendi şunu demiş, falan bilmem ne, bunlar boş laf! Allah’ın ve Resûlullah’ın sözünün üzerine hiçbir söz olamaz. Bunları kale almayacağız hiçbir zaman. Hani bu gece, yarın gece değil! İşte böyle temiz bir gönülle bu gecede, Allâhu Teâlâ’ya açılan eller asla ve asla boş dönmez!

 

NOT: “KADİR GECESİ’Nİ NASIL DEĞERLENDİRELİM? SALAVATIN FAZİLETİ! KUL HAKKINDAN KURTULMA? ŞERİAT, TARİKAT?” adı ile yayınlanan sohbet 2010 yılı öncesine ait olup içeriğindeki eskimeyen ilim gönüllere şifa olur inşaallah.

————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

 #KadirGecesi #kadir #kandil #ibadetler #salavatınfazileti #ibadet #zikirçekmek #ibadet#halka-Zikir #salavat #kulhakkı #tövbe #gıybet #dedikodu #Sıratköprüsü #Sıratkoprusu#şeriat #tarikat #hakikat #marifet #zikir #seriat 

Kötü Rüya Gördüğün Zaman Şerrinden Kurtulmak İçin Ne Yapmalısın? – Niçin Rüya Yorum İster? Allah İle Kul Arasında Hicap Perdeleri! Kazım Kulevi Hz.’nin Mürşid’ini Bulması! – Dünya Geri Sayıma Başladı – Dabbetül Arz Nasıl Çıkar?

0

Kötü Rüya Gördüğün Zaman Şerrinden Kurtulmak İçin Ne Yapmalısın?

Gördüğü rüyayı kişi tahlil eder, kafasından geçirir hayır mı, şer mi? Eğer şerri umarsan hemen sana göre, (yani belki değildir, sana göre, bana göre, herkes gördüğü rüyayı kendi yorumuna göre doğruda olmayabilir yorumu), eğer bu bir şerri ihtiva ettiğine ihtimaller daha ağır basıyorsa, salatu selam Efendimiz:

Hemen soluna dönüp, üç sefer tükürük çıkmamak kaydıyla, ağzından “tü-tü-tü” deyip, ardından salavat getirilir, 3-7 kaç tane olursa (tek sayı daha efdal):

“Ya Rabbi, bu rüyanın şerrini üzerimden defet” diyor. “O rüyanın şerri ortadan kaldırılır” diyor.

(Not: “Ya Rabbi, bu rüyanın şerini benden ve bizden uzaklaştır” diye de dua edilebilir. Seyid Ali Efendi bu şekilde aile fertlerini de dahil etmek için söylenebilir dedi başka bir sohbetinde.)

Hayırsa rüyayı birine anlatmadıkça, rüya devreye girmiyor.

Niçin Rüya Yorum İster?

Hadis-i şerifte diyor ki; “Gördüğünüz rüyalar anlatılmadığı müddetçe Arşı Ala’nın altında asılı durur, anlattığın an oradan çözülür tahakkuk sahasına yeryüzüne iner”. Peygamberimizin rüya hakkında bize bildirdikleri bunlar.

Yani şer gibi bir rüya gelirse, aynen o şekilde üç sefer salavat getir ve “Onun şerrinden Allah’a sığının, o devreden çıkar, o iptal edilir!” diyor.

Hayırlı rüyada birine anlatmadıkça devresine girmiyor, Arş’ın altında asılı kalıyor, “İnmez aşağı” diyor. Hayırlı rüyanında ehline anlatılması tavsiye ediliyor ki tahakkuk sahasına girsin.

Onun için bütün Allah dostları der ki; “Adamın canı ile oyna, rüyası ile oynama!”, o kadar önemlidir rüya.

Peygamberimiz diyor ki; “Cahile rüya anlatmayın, ehli olmayana da anlatmayın.” Hadi gel, “Ben akşam şöyle bir rüya gördüm!” deme, rüya çok önemli.

Rüya; Yaradan’dan gelen mesajdır, yorumladığı vakit eğer bir şer ihtimali varsa, o reçeteye başvuracaksın. Kimseye anlatmayacaksın. Hayır umduğun rüyayı ehil olana anlatabiliyorsun.

Kötü rüya ise, %100 emin olursan, çok anlatmaya gerek yok onu, şerrini defet soluna tükürerek. Çünkü; derviş tamamı ulvi rüya görmeyebilir, gündüz etki altında kalmıştır, gündüz çok güzel bir kadın görmüştür; cezbetmiştir, nefsi ağır basmıştır, ona bakmıştır. Dünyanın bin bir hali vardır, çok yoğun stres altındadır, baskı altındadır, karısı ile kavga etmiştir, kafası allak bullaktır, bu dönemlerde, bu zamanlarda görülen rüyalar çok ulvi rüyalar değildir, dünya rüyasıdır, kaale alınmaz.

Öyle rüyalar vardır ki, sen şer sanırsın halbuki büyük müjdedir.

Adamın biri hacca gitti, tarihte çok, Osmanlı dönemlerinde bir rüya gördü. Rüyasında adamın kafasını Kâbe’ye döndürmüşler; gelen hacı vuruyor, giden hacı vuruyor. Gördüğü rüyaya bak! Adam, bir uyanıyor kan ter içinde… “Bu ne hal?” diyor, “Dönüp gideyim tavaf etmeden, demek ben buraya layık adam değilim!” diyor. Zanna bak!

O arada ıvırı zıvırı toparlıyor, o zaman atla eşekle gidiliyor, tavaf etmiyor, yürürken bir Veli’ye denk geliyor, Veli olduğunu ne bilsin, Veli görürken onu keşfediyor.

“Selamünaleyküm, kardeş ne o suratın beş karış?”

“Sorma ya!”

“Sordum söyle.”

“Söylenmez ki.”

“Sen söyle başını Kâbe’nin duvarına mı dayadın?”

“Evet ya böyle, böyle oldu.”

Adam tebessüm ediyor. “Ne güzel bir rüya herkese nasip olmaz, sana müjdeler olsun Kâbe’nin suyunu sen getireceksin.”

Ve bir yıl sonra, o Kâbe’nin o dönemdeki suyunu getirmek, ona nasip oluyor. Yani; bizim şer sandığımız her şey, şer değil.

 Allah İle Kul Arası Hicap Perdeleri

Rüya misal âleminden gelirken, “hicap perdeleri” vardır. Hicap perdelerinde biraz dejenere olur, biraz şekil değiştirir, biraz anlam değiştirir, zaten tabir onun için gerekir, bu işte usta olanlar onun ana konusunu yakalar, rüyanın içinde şu kadar bir şeydir ana konusu orada. Onun ne beklediğini anlar yani; ama öyleleri de var ki, hicap perdeleri tamamen kalkmıştır.

Rüya görmez, bu gece yarını yaşar. Camiye giderken, imam ne okur, bilerek gider. Hicaplar kalkıyor yani…

Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Hz. Cibril ile Sidre’ye kadar gitti dedi ki:

“Ya Resullulah, bundan öte bir adım atarsam yanarım, bundan sonra yalnız gideceksin.”

Peygamberimiz iki şey sordu ona, dedi ki:

“Ya Cebrail, Allah’ı gördün mü?”

“Ne gezer!” dedi, “Aramızda tam 70 bin hicap perdesi var, birine yaklaşırsam kül olurum!” dedi. Hz. Cibril ile Allah arasında 70 bin hicap perdesi var.

Bütün insanlarla da Allah arasında 70 bin hicap perdesi var. 30 bini zülmanidir, 40 bini nuranidir. Bu perdelerin kalkması Allah’ın El’indedir. Dervişler bu perdeleri 10’ar bin- 10’ar bin kaldırır. Cibril kaldıramıyor. İnsanı düşünün ne olduğunu…

Nefsi Emmare’de 10 bin, Nefsi Levvame’de 10 bin, Nefsi Mülhime’de 10 bin hicap, siyah olanlar; yani zülmani olanlar kalkıyor. Ondan sonrada, nurani olanlar 10’ar bin, 10’ar bin kalkıyor.

Birinci  seyri sülük sonunda hepsini kaldırıyor, eğer adam gibi yaşarsan!

Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin” desin üç kere insan, “Lebbeyk!” der Cenab-ı Hak. Adam gibi yaşarsan ama hicapları kaldırır.

Niçin diyor Cenab-ı Hak; “Ben size şah damarınızdan yakınım, derviş Ben’im yol arkadaşım gibidir!” Şu lütfa bak! Bu laf yeter, başka lafa gerek mi var? Yan, tutuş ya! Yanamıyoruz. Yanabilse uçarak gider, ayakları yere değmez. İşte, bu işte, yanmak lazım, uçmak lazım!

Neden Yunusların, hepsinin çile odaları vardı? O nefsi, o bahaneler uyduran nefsi susturmak için o odalar vardı! Bugünde Allâhu Teâlâ dervişleri fakirlikle, yoksullukla, çile ile aklını devşirmeye uğraşıyor, onlarda lütuf bak!

İnsanlar zannediyoruz ki “şer bunlar”, şer değil bunların hiçbiri! Mümin iyi de olsa, kötü de olsa, geçer gider durmaz yani. Öyleyse, ezelde taksimat yapıldı.

Allâhu Teâlâ; şunu sebep ediyor, bunu sebep ediyor, lütuf ediyor. Bugün benim payıma ne düşmüşse, ben bunu yiyorum, içiyorum, yarını çok tasa etmenin bir anlamı yok ki!

Allah yarının namazını benden, bugünden istemiyor ki, sen yarının rızkını bugün Allah’tan istiyorsun, yarın değil, bir ay sonrasının, bir yıl sonrasının da istiyorsun.

Onun için Allah razı olsun, yanmak lazım, tutuşmak lazım. Yunus, “Senin aşkına dokunan meydana gelmez Allah’ım!” dedi.

Yunus çok cici bir adam, çok iyi bir kardeş, çok iyi bir yoldaş öyle güzel bir tevekkülü var ki! Ne kadar saf, arı, duru… Allâhu Teâlâ’ya; “Kullar senin, sen kulların” diyor, lafın güzelliğine bak!

 Kullar senin ama sende kulların” diyor.

 Günahları çok bunların

 Uçmayla sal bunları,

 Binsinler Burak Çalabım!

diyor. Şu güzelliğe bak adamda abi ya! Böyle olmamız lazım, her birimiz bir Yunus olabiliriz, yemin ederim olabiliriz! Bugün Yunus olmak, onun Yunus olduğu dönemden daha kolay! Niçin? Küfür çok, o küfre göre kazanç çok, bugün her birimiz bir Yunus olduğumuz zaman var ya baktığımız taşta konuşur, ağaçta, hepsi konuşur, melekler gelir elimizi sıkar, “Tebrik ederiz sizi” der, namerdim sıkar! O imkan hepimizin elinde var. Bugün bizim Yunus olmamız lazım, bu o kadar büyük bir fırsat ki, böyle kötü bir cemiyetlerin içinde açmış çiçekleriz biz zikir ehli olarak. Bu çiçeğimiz çok güzel ama koku veremiyoruz hala, koku vermemiz lazım, buram buram kokmamız lazım!

Resullulah sallallahu ve selem taa dış kapıdan zikir meclisine gelirken, ta buraya Ravza’nın kokusu vuruyor, alıyor muyuz? O, mübarek kalkıyor geliyor, adam yerine koyuyor bizi, Allâhu Teâlâ tecelli ediyor! Bu akşam, işte Allâhu Teâlâ’nın nazarıydı. Bunu hak edelim. Cenab-ı Peygamberimiz kalkıyor, adam yerine koyuyor bizi, melekler halka oluyor Arş’a kadar, daha ne istiyoruz?

Hala mirasyedi gibi davranırsak, hala şımarık çocuk gibi davranırsak… Çok nazımız çekiliyor! Abdulkadir Geylani Hazretleri geliyor, Ahmed Bedevi Hazretleri geliyor, Ahmed Rufa-i Hazretleri geliyor, Şeyh Muhyiddin Arabi Hazretleri geliyor, neler geliyor… Okşuyor her birinizin başını, “Aferin size!” diyor, “Daha çok zikredin, Allah sizi affediyor!” hepimizi okşuyor, seviyor, zikrederek geri geri çekiliyorlar.

Bunları hak edelim, bu lütuflar büyük lütuf. İşte Yunus gibi diyelim; “Ya Rabbi, kullar senin sende kulların” tevekküle bak.

“Dört kitabın manası bellidir bir elifte.”

Elif nedir? “Ehadiyet”, “Teklik” ne güzel ifade ediyor.

“Yarabbi, sen Hak’sın” diyor, “Dört kitap belli” diyor, yani “Dört kitabın manası bellidir” diyor.

“Sen elif dersin hoca manası ne demektir?”

Avamdaki hoca elifin ne olduğunu ne bilsin!

Sen elif dersin hoca,

Dilersen var bin hacca,

Hepsinden iyice

Bir gönüle girmektir.

Allâhu Teâlâ niye diyor; “Ben âlemlere sığmam, mümin kulumun gönlüne sığarım.” Gönlü düşün, nasıl bir şey, bir tek insanda var, bu başkasında yok.

Nedir Mürşit’in gayesi?

Seni, Allah’ın razı olduğu bir kul yapma, yoksa onun neyi var yani, bütün gaye Allah için.

Mahkeme-i Kübra’da, bir melek çıkıyor, bağırıyor; “Allah için birbirini sevenler ayrılsın buraya, Allah için birbirini sevenler ayrılsın buraya, size sorgu sual yok, cennete dilediğiniz kapıdan girin.”

Allâhu Teâlâ ne yapsın başka daha! Birer nazlı bebeğiz anasını satayım. Nebatat bir meme, hayvanat bir meme, bin bir nazla emeriz bunları! Ama nankörlüğe gelincede meydanı kimseye bırakmayız, “Ahmet’te var Mehmet’te var…”

“Ya Habib’im, sana ‘yedileri’ verdik, onların saltanatına sakın aldanma!”. Nedir “Yediler”? Fatiha’nın 7 ayeti. O “Yediler”, seni “Ooo!” neler yapar, dünyaya bakma, bu dünya üç günlük yer, bırakıp gideceğiz. Bugün Müslümanlığın elinde de bir şeylerin olması gerekli dönem. Olacaksa herhangi bir sebepten zaten olur, olmayacaksa da bunun için tasa etmeye gerek yok.

Onun için, Allah razı olsun, burada bulunan cemaat o kadar şanslı insanlarız ki; Allâhu Teâlâ, “Güzel kullarım onlar” diyor. 

Resullulah Efendimiz; “Benim ehlim gibidir, ev halkımdır” diyor.

Daha biz naza çekiyorsak, çok büyük bir yanlış olur. Bu lütuflar, herkese nasip olan bir lütuf değil, niceleri var, siz her geleni tarikata giriyor mu sanıyorsunuz? Niceleri geri çevirdiğimizi bilseniz. Sanıyon mu her gelen lambur lumbur tarikata giriyor. Ezelde nasibinde yoksa, adam kırk Mürşit geziyor.

Kazım Kulevi Hz.’nin  Mürşid’ini Bulması

Hacı Kazım Kulevi Hazretleri; Ehlibeyt, Türkiye’de gitmediği Mürşit kalmadı, hiçbir Mürşit kabul etmedi, en son Bekir Sıddık Visali Hazretlerine  gitti, nasibi orda.

Adam otuz sene, kırk sene geziyor, yok! Kimse kabul etmiyor, en son Validemiz, Fatumatüz Zehra validemiz gitmesi gereken Mürşit’inin resmini gösteriyor; “Bir deniz kenarında, git Mürşid’ini bul” diyor. “Mürşid’in bu!” Keşfi kerameti açılmış adamın, Mürşit’e gitmeden. Fatumatüz Zehra validemiz, Mürşid’lik yapmış ona.

Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, müritleri ile oturup sohbet ederken bu içeriye girince kalkıyor, adap tutuyor Hazret ona, müritler şaşırıp kalıyor “Kim ki bu?” diye. Bir de bakıyorlar ki, Kelime-i Tevhid dersi alıyor, Nefsi Emmare’de! Daha da şaşırıyorlar bu sefer müritler, “Bu nasıl iş?” diyorlar, “Adam ilk ders almaya geliyor!”.

Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, “Kutbul Zaman” 7 yüz yılda bir tane gelmiş, hiçbiri cevap bulamıyor bu olana, dersini alıp gidiyor.

Bekir Sıtkı Visali Hazretlerine de bir gün önceden, Peygamberimiz haber vermiş, “Bugün evlatlarımdan biri gelecek, sen onun Mürşid’i olacaksın!” demiş.

O gidince herkes şaşkın, büyük bir soru dolu bakışlarla bakıyor. Bekir Sıtkı Visali Hazretleri kafasını kaldırıyor; “Çocuklar, niçin şaşırıyorsunuz? Adam ‘evlad-ı Resul’, Peygamber torunu nasıl adap tutmam ki ben! Adam, buraya gelene kadar zaten keşfi kerameti açılmış, açılmasa da adam Peygamber soyundan, bize düşen onlara saygı göstermek, onlara hürmet göstermek.”

Bu yol, böyle güzel bir yol, her gelen lambur lumbur girebilir diye bir olay yok. Evvela kendinden başlayacaksın titiz davranmaya, sonra en yakınlarından. “Siz çobansınız” diyor hadis-i şerif. Neyin çobanısınız? Ailenizin. “Onları cehennem ateşinden koruyun!” diyor.

Onları kendi parmağımızı ateşe girince nasıl çekiyorsak, öyle ateşten uzak tutmaya gayret edeceğiz. Tarikatlara kabul görmek, ezelde senin nasibinde yoksa hiç mümkün değil. 

Hz. Ali ne diyordu:

“Ben evvelimden korkarım, ahirimden hiç korkmam!”

Kalûbela’da ne olduysa oldu, film çekildi sahnede oynuyor, münafığı da, kafiri de, mecusisi de, putperesti de, Müslüman’ı da ne varsa belli oldu. Çünkü; Allâhu Teâlâ bizim ruhlarımıza hitap etti.  Ruhlar mümindir, hepsi müminken kaypaklık yapanlar oldu.

Allâhu Teâlâ kudret elini koydu Hz. Adem’in sırtına, milyarlarca ruh çıkardı Adem’in sırtından, Âlemi Berzah’a yolladı.

“İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki, bunların hepsi mümin ve cennetliktir!”

Bu sefer yed-i kudretiyle elini koydu, o ilk çıkanın doksan dokuz katı daha çıktı. “İzzet’im ve Celal’im üzerine yemin olsun ki, bunların hepsi cehennemliktir!” dedi.

Allah biliyordu yani. Allah için bilmemezlik diye bir şey yok, ortalığa saldı mı ne yapacağını biliyor bunların, hepsi cehennem ameli işleyecek. “Ben bunların işlediği amellerden razı değilim ama işleyecekler işte…” Görüyoruz güruhları, Deccal’in avamesini görün, Deccal fazla uğraşmayacak!

Dünya Geri Sayıma Başladı – Dabbet’ül Arz Nasıl Çıkar?

Dabbetül arz, herkes duyar. Sanki bir dağdan bir deve çıkacak!

Çıkışı üç gün sürer, üç gün! Belki bir çoğunuz göreceksiniz!

Dünya geri sayıma başladı. Üç gün dağın altından çıkışı sürer. Düşün, kafası ne kadar, bu kadar, bu kadar değil. Bundan sonra her an, her şeye gebe yani…

 

——————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#rüya #kötürüya #kabus #rüyabozma #ruyabozma #maneviruya #manevirüya #manevirüyayorum #elif #dörtkitap #kulileAllah #kul #kulolma #hicapperdeleri #DABBETULARZ #Dabbetülarz #kıyamet #rüya #dinisohbet #BekirSıtkıVisaliHazretleri #Kutbulaktap