Ana Sayfa Blog Sayfa 55

Cennetin Sermayesi Ve Nimetin Sermayesi Nedir? Niyet Neden Çok Önemlidir?

0

Cennetin Sermayesi Ve Nimetin Sermayesi Nedir?

Ya Allâhu Teâlâ bize daha ne yapsın? Cennetin sermayesini de elimize vermiş, nimetin sermayesini de elimize vermiş, ikisi de bizde. Adam gibi bu ikisine de sarılsak, adam gibi de bu dünyada yaşar gideriz. Cennetinde, nimetinde sermayesi kulun eline verilmiş. Biri Kelime-i Tevhid, biri de şükür; “La ilahe illallah, Elhamdüllilahi Rabbil âlemin.”

Alimler; gerçek alimler, Veli’ler yani Allah dostları.

Ne diyor hadis-i şerifte; “Talebe, hocasına gitmek için yola çıktığı an, her adımında bir derece yükselir. Bir günah dökülür.” Ne kadar uzak diyarlara gidersen… Kazandığın üfff!  Ağa olup gidiyorsun.

Bir kaza, bela oldu yolda; “O şehittir, ilim meclisine gidiyordu” diyor. Hükmü şehit değil, direk şehit oluyor. “Mahkeme-i Kübra’da hesap kitap görmez. Miskten tahtlar üzerinde oturtulur. Ona sorgu, sual olmaz” diyor.

Bütün âlemlerde ilim görüyorsun. Öyle bir ilimle inşa edilmiş ki; hayret edip hayran kalıyorsun. Biyolojiye gir; “Eh be kardeşim, bu ne hesap Yarabbi” dersin. İnsan vücuduna gir, öyle. Ağacın kök kısmına doğru bir bakteri yaratmış Allâhu Teâlâ, o bakteri olmasa hiçbir ağaç ikinci sene yaşayamayacak. O ağacı kemirdiğinde herhangi zararlı bir bakteriyi yok ediyor. Bak! Ağacın etrafına bekçiler koymuş Allâhu Teâlâ. Ama biz bugün o bekçileri yanlış alanda kullandık. Allah’ın işine müdahale ettik. O bakteriyi aldık. Domatese, bilmem nereye aşıladık. Zararlı zarar veremesin diye meyveye aşıladık. Ama o bakterinin yeri ora değil. Halbuki o ağacın dibinde bekçi sadece.

İnsanlar birçok araştırmada hataya, delalete düştüler. Ve bu dalaletinde, hatanında cezasını yine kendisi çekti. Ve çekmekte.

İşte ilim, hilim bilmektir. Hilim, kendin bilmektir. Ha kendini biliyor musun? “Kim ki nefsini bildi, Rabb’ini bilir. Kim ki nefsini bilmedi zaten Rabb’ini bilmez.” Bu hadistir. İlim, hilimle birleştiği vakit kıvama erer. O ilmin olduğu yerde, melekler saf tutar Arş’a kadar ve o cemiyetlere Allah’ın rahmeti sel gibi akar, gider.

“Ve o cemiyetteki kişiler ayağa kalktığı zaman, günah defteri bembeyazdır. Günahlarının hepsi helak olmuştur” diyor hadis-i şerifte. Niçin? Gaye neydi, Allah rızası. Yaradan’ı zikretmek. Yaradan’ın ilminden yararlanmak.

Niyet Neden Çok Önemlidir?

İşte hadisteki; “Niyet, amelden üstündür.”

Evvela niyetle başlıyor her şey. Niyet hayırsa akıbet, hayır oluyor. Niyet şer ise akıbet, şer oluyor. Evvela niyet. Namaza bile durduğumuzda, “Vaktin farzına” diyoruz. Niyet evvela. Niyet olmazsa namaz olmuyor. Oruca kalkıyorsun. Niçin? Niyetin oruç tutmak. Her şeyde ilk adım niyet. Bir ev yaptırsan, ilk olarak niyet ediyorsun. Niyet nedir? Bir şeye karar vermek. Namaz kılmaya karar vermek, namazın niyeti. Oruç tutmaya karar vermek, orucun niyeti. Ev yapmaya karar vermek, ev yapmanın niyeti. Yani her şeyin ilk adımı niyet. Evlenmeye kalkıyorsun, düşünüyorsun, taşınıyorsun, evlenmeye niyet. Seferi olarak yola çıkıyorsun, bu niyet. Söylense de, söylenmese de niyet. Niçin düşünce neydi? O eylemi yapmak. Hayırda ve şerde. Hayırda niyet, yapılmış gibi ecir alıyor. Şerde niyet, şer işlenmezse yazılmıyor.

Mahkeme-i Kübra’da birtakım kişiler gelir. Derler ki:

“Ya Rabbi, bu defterler bize yanlış verildi. Bunlar bizim değil.”

“Neden?” der Cenab-ı Hak.

“Valla biz dünyada fakirdik, bu defterlerde cami yaptırmışız, su akıtmışız, bin tane fakir giydirmişiz, doyurmuşuz, biz kendimizi doyuramazdık. Bu defter bizim değil. Yanlış.”

Allâhu Teâlâ o zaman der ki:

“Kulum sen felan yaşta, felan yere giderken, felan yerde, felan kişi hali vakti yerinde güzel bir cami yaptırıyor muydu? Onu görmüş müydün?”

“Yaptırıyordu, gördüm.”

“O zaman ne düşündün?”

“Valla Allah bize de verse de bundan daha iyisini yaptırsam.”

“Samimi olarak bunu düşün mü?”

“Evet.”

“Ha işte yaptırmış gibi ecir aldın. Bu defterler size yanlış verilmedi!” diyor.

Bütün Veli’ler “Niyet hayırsa, akıbet hayır olur” diyor ya, niyet hayır ise samimi isen Allah’ı üçkağıda getirmek gibi bir niyetin yoksa -ki müminde bu asla olmaz, aynı o eylemi yapmış gibi ecir alıyorsun.

Ama bir kötülük düşündün “Şuna, şunu yapacağım” dedin, karar verdin, son anda vazgeçtin, işine gelmedi herhangi bir sebepten. Ona da suç olarak yazılmıyor.

Şer niyetinde eylem gerçekleşmedikçe, vebal sahibi olmuyorsun. Hayır niyetinde olay gerçekleşmese de ecrini alıyorsun. Allah’ın cömertliğine bak, lütfuna bak! Allah bize daha ne yapsın kardeşim.

Hep öyle mümin, müminin aynası gibi. Hele tarikat, zikir bağı olursa…

Biliyorsun Allâhu Teâlâ zikir eden kullarına; “Seçkin kullarım” diyor, onları ayırıyor, “Onlar Kâbe gibidir hepsi. İmanın kemale ermesi odur”.

“Adama ‘deli’ diyecekler ki iman kemale ersin” diyor Hz. Ali Efendimiz.

Şimdi bir valinin bile evine girsek el pençe divan duruyoruz, önümüzü ilikliyoruz felan filan…

Dergâhlar Allah’ın evi mesafesinde dergâha giren Allah’a misafirdir. Camiye giren Allah’a misafirdir. Orda Yüceler Yücesinin huzurunda olduğumuzun bilincinde olmamız lazım. İşte bazı şeylerden bazı şeyler zuhur eder. Her şey, bir başka şeye alt yapıdır. Mümin için hiçbir iptila devamlı, kalıcı değildir. Asla buna izin vermez Cenab-ı Hak! Bütün iptilalar bir dönem içindir mümin için. Rab’dır ya, terbiye edendir.

Dersten sonra rüyaları alalım. Kural öyledir aslında…

İşte model eskidikçe… Allâhu Teâlâ diyor ya; “Hayatın en zor dönemi olan yaşlılık”. Bunlarda Allah’ın selamı… 

Hz. Ali ile Hz. Ebu Bekir’de (r.a.) Hz. Ali Efendilerimiz, bir gün başına iptila gelmeyince; “Ali kulunu unuttun ya Rabbi!” derdi.

Çünkü hadis-i şerifte Peygamberimiz öyle buyuruyor; “Dünya üzerindeki müminin üzerine düşen küçücük bir üzüntü, gam dahil cehennem azaplarından bir azaptır. Benim ümmetimin cezası dünyadadır, cehennemde değil.” Bu ümmetin cezası dünyada. Dizi, başı ağrıyacak, parasız kalcak, bilmem ne olcak, komşusu dedikodu edecek, karısı huysuz çıkacak, evlat asi gelecek… Bunlar bu ümmetin cehennemi.

Bismillahirrahmanirrahim” diyerek bir şey içiyor Seyid Ali Efendi.

“Zemzem mi içiyorsun?” diye soruyor ağabeyi.

“Evet” diyor Seyid Ali Efendi ve sohbete devam ediyor.

Münafık bunu doyasıya içemiyor. Hiçbir münafığın boğazından bu doyasıya geçmiyor. Hadis var bunun hakkında. “Elhamdülillah münafık değilmişim. Ya Allah, Ya Hakk, Ya Rabbi…”

—————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#cennet #niyet #kader#münafık #zikir #dinisohbet

İnsanın Kullanma Klavuzu Nedir? – Benliği Sorgulamak Lazım! – Kemalât Kazanmanın Sırrı Nedir?

0

Allâhu Teâlâ’nın indirdiği kitap. İlk ayette ne diyor; “Ya Habib’im, oku!” Nasıl oku? “Rabb’inin adıyla oku.”  Oku, yani; kullanma kılavuzunu oku.

İnsan, Kur’ân’ın atmosferinde yaşarsa hem dünyada hem ahirette mutlu olur. Yani, Allah’ın ebedi saadetine gider. Kesinlikle insanın uyması gereken insanın kullanma kılavuzudur ama bugün için bu rafta kalmıştır. Yani Kur’ân’ın büyük bir bölümünü terk ettik biz. Yani, kullanma kılavuzdan uzak kaldık ki, insan o kadar dejenere olmuş ki aklın alamayacağı kadar. Yani harammış, helalmiş, sözmüş bunların hiç ehemmiyeti yok. Niçin? Kullanma kılavuzunu terk ettik.

Allâhu Teâlâ’nın, “Al, bununla amel et.” Senin her türlü halin, nereden başlayıp, nereye gideceksin…

Esteizübillah”;“Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehâra fîlleyl, ve tuhricül Hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel Hayy ve terzuku men teşâu bigayri hisâb.”

Yani, beşikten mezara, ölüden diriye, diriden ölüye kadar, Allâhu Teâlâ bir yol haritası çizmiş bize… Ama uyan kim? Yok! Niçin? Bu kullanma kılavuzuna uymadığımız zaman benlik oluyor bizde.

Benliği Sorgulamak Lazım

Hz. Mevlana’nın dediği benlik. Diyor ki; “Benlikten çık, uzak dur. Benlik puttur.” Kolay mı benlikten çıkmak? “Benim pantolonum, benim saatim, benim kazağım, benim evim, benim karım, benim çocuğum…” Vallahi, benim değil bunların hiçbiri…

Yunus diyor ki; “Mülk senindir. Kerem kânı kimsenin olmaz Allah’ım.” Öyleyse, niye götüremiyorum? Kimse bir şey götüremiyor.

Allâhu Teâlâ, bu kullanma kılavuzunda yüzlerce yerde diyor:

“Yerlerin ve göklerin mülkü; Allah’ındır.”

Ya sen, Allah’ın misafirisin bu dünyada. Senin olan bir şey yok, sadece senin tasarrufuna kısacık bir zaman için verilmiş ama biz bunu görmüyoruz, Allah’ın malına sahip çıkıyoruz.

Mevlana “Benlikten çık!” diyor.

Kolay mı çıkmak? Böyle bir toplumda, böyle bir atmosferde, böyle bir toplumda, hadi çık bakayım benlikten de göreyim seni! Her şeye, “benim” diyoruz. “Ben kazandım, ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım, ben böyle attım, ben böyle tuttum… Ben… Ben… Ben…” Hadi çık, bakalım benlikten… Çıkamıyorsun!

Kim ki, benliğini sorgulamadan ölürse ötede hiç şansı yok… Benliğini sorgulayacaksın bir kere. İşte, bu benliği sorgulamaya başladığın an, sana kemalat ulaşır. Onu sorgulamadıkça kemalat yolu bekleme!

Kur’ân’a bakıyoruz kılavuza, “Benim deme!” diyor, “Tasadduk et, hayır yap, ver şu yoksula, kula!” diyor.   

Peygamberimiz; “Çok fakirsen, bir hurma dahi olsa tasadduk et” diyor. Edemiyoruz. Niçin? Benlik devrede. “Para benim, tarla benim, şu benim, bu benim, tapa benim, halı benim, kilim benim, her şey benim…”

Bugün, Allah dostlarına soruyoruz nasılsın? “İyiyim” demiyor kardeşim. “Kötüyüm” de demiyor, “Allâhu Teâlâ’nın ilmiyle evrilip, çevriliyoruz” diyor, “Nasıl dilerse, öyle olur” diyor. He işte bu, benliği sorgulamaktır. Ama biz benliğimizi sorgulayamıyoruz, sorgulamak lazım. Allâhu Teâlâ’nın bize gönderdiği kullanma kılavuzu… Şimdi, bütün âlem isyan etse, hiçbir kaybı yok, neden? Eksik sıfatlardan münezzeh. Bütün dünya başını secdeden kaldırmasa; Allah’ın kazancı yok.

Allâhu Teâlâ sadece yasalar koymuş, “Bunlara uyarsanız rahmetime, uymazsanız, zahmetime gelirsiniz!” diyor. Bu kadar açık ve net. Bu kullanma kılavuzda, insana bunları dönedöne tembihlenmiş; ama, biz bundan uzaklaşmışız, benliğimize köle olmuşuz, esir olmuşuz, put yapmışız. “Ben, ben, ben, ben…” Bırak “ben”i ya!

Baktığını görmek lazım, her zaman söylerim. Kimi insan bakar, detayı görmez.

Adama soruyorlar, “Kaç çocuğun var?” diye, “Üç” diyor. “Yanında ki?” diyor, “Dörtte kızım var!” diyor. Adam kızları evlattan saymıyor.

Düşünebiliyor musun? Senin ümmeti olduğun Peygamberinin dört tane kızı vardı. Sen neden kız çocuğundan utanıyorsun veya o hale geliyorsun? Senin ümmeti olduğun Peygamber dört kız babası idi.

İnsanlar Kur’ân’ı terk etti işte, bu hale geldi. O Peygamber ki, şüphemiz mi var? Birçok mucize getirdi ki, Allâhu Teâlâ’nın Kur’ân’da saydığı peygamberlerin hiçbirinde görünmeyen.

Bir konuyu gündeme getirelim.

Efendimiz bir gün, seçkin Ashap ile otururken bir bedevi geldi. “Ya Muhammed, sen ‘Ben Peygamberim’ demişsin.”

“Evet, dedim!” dedi.

“Sen Peygamber misin?”

“Evet!” dedi Peygamberimiz.

“Öyleyse bana bir mucize göster!” dedi. Bu kafir bir putperest. O âlemlere rahmet gönderilen Peygamberimiz o bedevinin yüzüne baktı, baktı… Etrafa baktı.

“Kardeş şuradaki ağacı görüyor musun?”

“Görüyorum, ya Muhammed” dedi.

“Git, o ağaca de ki; ‘Allah’ın Peygamberi seni çağırıyor’ de!” dedi. Bedevi pek inanmayarak gitti.

“Nasılsa ben bunu mahcup ederim, nasıl olsa gelmeyecek!” diyerek yüksek sesle:

“Ey ağaç, seni Allah’ın Nebi’si, Resul’ü çağırıyor!” dedi.

Ağaç bir öne zorladı arka kütüğünü söktü, bir arkaya zorladı, ön kütüğünü söktü, bir sağa zorladı, sol kökünü söktü, bir sola zorladı, sağ kökünü söktü, toprağı yarayara geldi, Peygamberimizin önüne geldi, durdu… Herkesin gözü yumruk gibi… Bedevinin gözleri böyle olmuş kocaman, olacak bir şey mi?  Bedevinin yüzüne bir daha baktı Peygamberimiz:

“Ya Bedevi, ağaca de ki; ‘Resullulah, sana yerine dön diyor’ de” dedi.

Bedevi; “Ya ağaç, duydun peygamberi dön yerine”.

Ağaç yine toprağı yara yara geldi, köklerini yerleştirdi dibi kapandı, düzeldi durdu. Bu kalabalık bir cemaatin önünde yaşanan bir sahne. Ve bedevi geldi, Peygamberimizin eline yapıştı. Dedi ki:

“Ya Resullulah, izin ver, sana secde edeyim.”

Kafir yani, kime secde edeceğini bilmiyor ki. Bu söz, yanlış bir olay değil hani olağanüstü bir şey gördü bu cahil bedevi. Secde edecekti, Peygamberimiz tuttu kaldırdı.

“Haşa, bir kulun bir kula secde etmesi söz konusu değildir ancak secde âlemlerin Rabbi Allah’a yapılır. Eğer, kulun kula secde etmesini Allah emretseydi, mutlaka kadınlar kocalarına secde ederlerdi ki, bu dahi söz konusu değildir!” dedi.

Peygamberimizin buradaki mesajı… Şimdi, bunun gibi yüzlerce binlerce mucizeyi herkesin gözü önünde… Ha tövbe bir şeyi unuttum.

Ağaç yara yara Peygamberin önüne gelince, “La ilahe illallah Muhammeden Resullulah” diye feryat etti. Ağaçtan böyle bir ses yükseldi. Ondan sonra bedevi dedi, “Yerine dön!” diye…

Kardeşlerim, biz böyle bir Peygamberin ümmetiyiz. Yani; Peygambere yaraşır gibi yaşamanız gerekir. Elhamdülillah, zikir kardeşlerimizden bir sıkıntımız yok, Allah hepsinden razı olsun.

Peygamberimiz bir hadisinde diyor ki:

“Siz bir siyah öküzün üzerindeki küçücük beyaz bir ben kadarsınız.”  Bunu haber veriyor. İnsanlığı siyah öküzün üzerindeki tüyler kabul et yani; misal olarak veriyor. “Siz, onun üzerindeki bir küçük ben kadarsınız” diyor.

Kim bunlar? Hakiki müminler. Yani, bu kadar azsınız. Bu neye benziyor? Milyarlarca kömürden, bir avuç elmasın daha değerli olması gibi… Yani, bugün insanların hepsini böyle kabul edersen, Allâhu Teâlâ’nın ipine sarılmış, gönlünü O’na çevirmiş insanlar, işte; o bir avuç elmastır.

Bugün Allâhu Teâlâ’yı zikir edenler, aynı Peygamberimizin Ashabı gibidir. Aynı Hazreti İsa’nın Havari’leri gibidir. Yani; bu öyle bir devlettir ki, bunu şimdi, şu yaşadığımız dünyada anlamanız mümkün değildir. Bunu ancak; insan ölüm dediğimiz -dünya hayatı derin uykudur- bundan uyandığımız zaman anlayacağız.

Burada konu neydi? Konu benlikti. Benlikten çıkmak lazım, en azından sorgulamak lazım. “Ya benim!” diyoruz ama benim biraz param var. Kalp krizinden gidiyorum. Hani benim idi bu para. Benimdi, benim olmaktan çıktı. Televizyon benimdi, dolap benimdi, kapı benimdi… Nerede benim, neden götüremiyorum? Yani; bunlar Cenab-ı Hakk’ın tasarrufudur. Bunu bilmemiz lazım. Malın, mülkün sadece bize emanet olduğunu bilmemiz lazım. Bunu bildiğimiz zaman, zaten benliği sorgulamaya başlamışızdır. Bu sorgulama zaten kendiliğinden gelişir. Allâhu Teâlâ önünü açar gider.

Kemalat Kazanmanın Sırrı Nedir?

İnsan aklının biliyorsunuz, dehâların dahi %7’si, %8’i çalışır, gerisi uyuşuk ve uyku halindedir. Müteharrik bir düşünce, müteharrik bir akla sahip olmanın bir reçetesi var. Secdede uzun kalmak. Peki secdede uzun kalmakla aklın ne ilgisi var?

Allâhu Teâlâ bir ayette diyor ki; “Kökü sabit dalları göğe doğru uzanan bir ağaç” anlatıyor. Kökü sabit kolları göğe doğru uzanan bir ağaç. Peki bu nedir? Bunu düşünmekle asla bulamazsın. Bunu aramak için evvela küre-i arzın merkezine inmemiz gerekiyor. Dünyanın merkezinde…

Dünya biliyorsunuz yuvarlak, tam yuvarlak da değil, biliyorsunuz yumurta gibi. Dünyanın tam merkezinde, çelikten milyonlarca defa sert bir kütle vardır, yuvarlak. Merkezde.

Bunun üzerinde 600 km. kalınlıkta 6000° harareti olan bir lav tabakası vardır. 6000 km. hızla bu çekirdeğin üzerinde döner. Bunların üzerinde, dünyada milyarlar verdiğimiz bir yüzük,  elmas var ya, bunun dağları var. Yoksa her şey erir, kurur. Elmas dağları ile o lav dışarıdan çevrilir. O, elmas dağlarında antenler gibi üst katmanlara uzanan kollar var.

İşte; bu lav elektromanyetik dalgaların başlangıcıdır. Allâhu Teâlâ’nın “Kökü sabit” dediği ağaç, elektromanyetik dalgalanmalar oradan başlar. Ve bu elektromanyetik dalgalar, aynı ağaç gibi yukarı doğru uzanır, gider.

Allah bunları yaratmasaydı, dünya üzerindeki, her metrekare toprağa, her dakikada, 6 bin şimşek düşüyor yani, Kıyamet dahi bunun yanında küçük kalacak kadar dehşetli bir hal alıyor. Bu elektromanyetik dalgalar, o lavın dönüşü ile elmas dağlarından, aynı ağacın dalları gibi ozon tabakasını delerek geçerek gider.

Allâhu Teâlâ’nın  ayet-i kerimede; “Kökü sabit, göğe doğru uzanan ağaç” dediği budur. Bu Kur’ân’ın batın kısmıdır. Bir zahir, bir batın kısmı vardır. İşte; bu elektromanyetik dalgaları insan ayaklarından yukarı, bunları devamlı alır. Her varlık alır. Bu dalgalar olmasa, hayat olmaz zaten.

Ne bitki, ne ağaç, ne fotosentez… Güneş yeterli değildir fotosenteze. Allah’ın gizli nimetleri vardır böyle.

İşte; insan alnını secdeye koyduğu zaman, genellikle ikinci, üçüncü, beşinci kat olmamak kaydıyla, genellikle, toprağa yakın yerlerde alından bunu alıyor. Bunu aldığı zaman, direk beyninin %4’ünü, %5’ini, %5,5 -6’ ya milim milim yüzdeleri yükseltiyor.

Neden Allah dostları bir secdeye kapanıyor? Peygamberimizi bile validelerimiz diyor; “Biz öldü sandık. O kadar uzun kaldı ki secde de…” Neden duruyordu Peygamber secde de? İşte, Allah’ın nimetini alıyordu. Çünkü; Peygamberimizin ilmi, dünyadaki Hz. Adem’den bu yana gelen bütün alimler, bütün peygamberlerin, hepsinin ilmini toplasan, Peygamberimizin ilminin yanında çok küçük kalıyordu. Bütün insanların, imanın Hz. Ebu Bekir’in imanı, yanında küçük kaldığı gibi.

İşte bakıyoruz, Allah dostları secdeye kapandığı zaman uzun kalıyor. Bunun gayesi, o dalgalarla aklın sınırlarını genişletmek değil. Bu sadece secde edip, secde de kalan Allâhu Teâlâ’nın ikramıdır. Veli’nin gayesi, elektromanyetik dalgalar değil. Onu aklına bile getirmiyor. O, Yaradan’ına secde ediyor, uzun kalıyor. Uzun kaldığı içinde Allâhu Teâlâ ona ikramda bulunuyor. Hiç farkında olmadan, biz böyle Allâhu Teâlâ’nın böyle ikramlarını görürüz, hiç ruhumuz bile duymaz.

Onun için Allâhu Teâlâ’nın hakkı asla ödenmez. Allâhu Teâlâ’nın o kadar çok hakkı vardır ki üzerimizde görmediğimiz, bilmediğimiz… Daha bunun gibi niceleri vardır. Ama biz bu hallerden bihaberiz.

Halbuki; sufi, Allah’ı zikreden insan, asla aptal insan değildir. Böyle bir şey söz konusu bile değildir.Sufi; akıllı, zeki, imanın tadını almış, Allah’ına, Peygamberine saygılı, sevgili, örnek bir insandır. Ve böylede olmamız lazım.Bununda birinci derecedeki şartı, benliği sorgulamaktır.

Hz. Mevlana; “Benlikten uzak dur!” diyor.

Yani; dünyada sunulan her nimetin geçici olduğunu, sadece onun tasarrufunu Allâhu Teâlâ’nın bize verdiğinin bilincinde olacağız.

Yani yapışıpta; “Benim arkadaş, kimseye zırnık koklatmam, beni ne ilgilendirir, çalışsaydı, etseydi…” falan filan gibi haller bize yakışmaz.

 

               ——————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#secde #benlik #dinisohbet #kemalatkazanmak #Allahınlütfu #Kur’an

Nefisteki 4 Unsur Nedir? – Mürşid’e Gidince Kazanılan 7 Furkan Nedir? – Nefis Makamlarında Nur’lar Nasıl Kazanılır? – Zamanın Dürülmesi – Müminler Ancak Kardeştir! – “Hz. Ebu Bekir” Deyince Düşün

0

Nefisteki Dört Unsur Nedir? Mürşid’e Gidince Kazanılan Yedi Furkan Nedir? Nefis Makamlarında Nur’lar Nasıl Kazanılır?

Nefis tezkiyesine girmemiş insanda hırs, dedikodu… Dikkat et, konuştuğunun %70’i, %80’i dedikodudur. İşte bunlar nefisteki afetler ki apaçık görülüyor. Ancak, ne yapıyorsun bunu nefis tezkiyesi ile zikir ile terbiye ediyorsun, tefekkür ile o nefisteki afetlerden arınıyorsun.

Nefsi Emmare’de dört ayrı makam var; toprak, ateş, hava, su -âlemdeki dört unsur.

Kelime-i Tevhid  zikriyle başlayan zakir, ne yapar? “La ilahe illallah” diye, diye toprak tabakasından kurtulur. Nereye gelir, biliyor musun? Ateş tabakasına gelir. Kendini beğenmeye başlar orada, ateş her şeyi yakıp kül eder, güçtür, yani kendini beğenmek de farkına varmadan olur, kıyaslama yapar. “Ben, şundan güzel namaz kılıyorum, camide şu kadar insan var zikir etmiyor ama ben zikir ediyorum” gibi duygulara kapılır. Bir alttaki tabakadan daha kötü duruma düşer, benlik devreye girdi.

Hz. Mevlana; “Benlikten çık!” diye tembih ediyor. Hadi çık hadi, “Benim evim, benim arabam, benim tarlam, benim koyunum, hep benim…” Ya bunların hangisi benim? Benim hangisi biliyor musun? Verdiğim, tasadduk ettiğim benim. Bir deftere yazılıyor bunların hepsi. Hangisi benim? Ben bırakıp gideceğim, sonra sorgulanacağım ben? Benim değil.

Yunus diyor ki; “Mülk senindir, kerem kânı kimsenin olmaz Allah’ım.” 

Cenab-ı Allah kaç tane ayette; “Yerlerin ve göklerin mülkiyeti Ben’imdir!” diyor, “Bize aittir!” diyor. Sen; sadece ve sadece kısa bir süre Allah’ın misafir ettiğisin, paraya, mala, mülke, ona, buna bekçilik edersin, senin değil… Senin olsa götürürdün. Götüremiyorsun, öyleyse senin değil. İşte Mevlana’nın “Benlikten çık” dediği bu.

Mülk Allah’ın.

Benim olan tasadduk ettiğim. Eğer bir fakire, bir yoksula, bir yetime verdiysem, işte o benim… Niçin yazıldı, nereye yazıldı?

Amel defterine yazıldı. Ve Allah onu büyütüyor, nasıl bir fidan ektiğin zaman yılların içinde büyür ve o fidan, meyve verir hale geliyorsa, Allah’ta senin hayırlı amelini büyütüyor.

Allâhu Teâlâ yalnız insanı; üç canı bir arada yarattı ve onun için:

Esteizü billah”; “Lekad halaknal insane fi ahseni takvim.” “Ahsen” sıfatıyla yarattığı tek varlık; insandır. Onu kendine muhatap etti. Bak! Kur’ân gönderilen, Peygamber gönderilen tek varlık!

İşte insanlara dört tane büyük kitap, yüz küsur tanede “Suhuf” yolladı (küçük kitap). İnsanlar dört bilir; yüz dörttür. Öbürleri cüzdür. Allah insana öyle değer verdi ki, değer vermeseydi muhatap almazdı. Hazreti Cebrail’i peygamberlere yolladı, peygamberlere kitap yolladı, peygamberler “İrşad İlmi” ile uğraştı, insanlara “Tevhid Dini”ni yaydı. Ha buna her ümmetten uyan oldu, uyumayan oldu, kafiri oldu, münafığı oldu. Çünkü cehennemde dolacak, cennette… Cennetler dolmazda çünkü herkesin payı var, yeri var… 

Bakın, o kadar bariz ve açık ki; insan nefsinde afetlerin olduğu, Allâhu Teâlâ’nın “ahsen” sıfatında yarattığı insan, nefis tezkiyesine girmezse, dünyaya geldiği gibi hayatını devam ettirirse, hemen beşinci ayet devreye giriyor.

“Sümme redednahü esfeli safiliyn”, ne oluyor “aşağılıkların aşağısı…”, “Esfeli safiliyn” zümresinden oluyorsun. “Esfeli safiliyn”nden cehennemlerden altı tanesi, her gün yetmiş bin defa Allah’a sığınır! Cehennemken o, “Esfeli safiliyn” cehenneminden yetmiş bin kez Allah’a sığınır. Nefis sadece kötülüğe açık değildir, 19 afetle geldi. Sen arınmadın!

Allah diyor ki:

“Sana çok büyük bir nimet hazırladım cennette, ama nefis tezkiyesini yap, bununla uğraş, bunu arındır, gel işte cennetime…”

Böyle olmasa salatu selam Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir” der miydi?  Demek ki, nefiste neler var? Eksikler var ki, biz onunla mücadele ediyoruz.

Bir derviş bir Mürşit’e gittiği vakit:

Mürşit’e gidebilmesi için bir kere nasibinde olacak bir. İkincisi, mutlaka Allâhu Teâlâ’ya mülâki olmayı düşünmüştür, bilerek veya bilmeyerek… O yana özlem duymuştur. O hal olmadan Allah sana Mürşid’i nasip etmez. O hal sende zuhur olduğu zaman Allah seni Mürşit’e yollar…

Sen nereye gidiyorsun? Sen Peygamber Efendimizin hadis-i şerifte beyan ettiği yoldasın. Yolun neydi, ne diyordu Peygamberimiz; “Hakiki mücahit; nefsinle mücadele eden.”

Bir düşmanla mücadele etmek kolay yenersin, yenilirsin ya ölürsün ya öldürürsün biter, ama nefis öyle değil, nefis ömür boyu… En büyük Veli’ler, nefisten “El aman!” diyorlar.

İşte, bu halde Allâhu Teâlâ seni bir Mürşit’e yollar. Mürşit’e gittiğin an, sana yedi tane “Furkan” verilir. Birkaçını sayayım:

Birincisi, “sırât-ı müstakîm”i verir sana. İkinci, “İhlas”ı verir sana verir, takvayı verir sana. Bunları daha hak etmemişken! Kul hakkının, dışındaki geçmiş günahların siler.

Anadan doğma gibi yeni bir defter açar sana, dört. Beşincisi; artık sana hiçbir cin zarar veremez ve arkasından da hiçbir büyü seni tutmaz. Niçin? Allâhu Teâlâ’nın:

“Onlar, Ben’im has kullarımdır!” dediği kulların grubuna girdin. Allah’ın güzel himayesine girdin. Ne cin sana zarar verir ne de seni tutacak bir büyü vardır. Yedi tane Furkan verir, Cenab-ı Hak o kadar cömert ki gider gitmez verir.

Ne yaptın Nefsi Emmare’de?

“Toprak” tabakasından zikirle, “ateş” tabakasına geldin. Sende, “ucûb” başladı. Çok tehlikeli bir şey… Şeytanı, şeytan yapan şeye geldi, zikirle geldi. Niçin Mürşit lazım? Ha sen orada yardım görmeden bak nasıl yukarı gidiyorsun? Geçersin(!!!) Orada, sen var ya döner durursun, döner durursun. Bir gün de dine, imana söverek, kalkar gidersin. Daha tehlikeli… Burada toprak gibiydin sen, tembel… Yiyordun, içiyordun yani bir hayvan gibi yaşıyordun ama oradan oynadın. Böbrekteki taş yerinden oynadı, artık acı verir. Ateş tabakasına geldi, ucûb başladı. Orada işte, Mürşit’in himmeti gerekir! Mürşit seni, himmetle oradan kurtarıyor. Oradan sonra nereye geliyorsun? “Münafıklık Makamı”na geliyorsun. “Su”ya geliyorsun. Âlemdeki dört unsurdan üçüncüsü…

Ne dedik? Toprak, ateş, su, hava.

Suya geliyorsun. “Su”; münafıklık makamıdır. Su hangi şişeye girerse, onun şeklini alır. O kişi çok güzel münafıktır. Orada yine, Mürşit’in himmeti gerekir. Oradan da bir kademe daha atlarsın, “hava” tabakasına. Burada kişi, kendini acayip beğenmeye başlar. Bakın! Bir tek Nefsi Emmare’de oluyor bunlar. Mürşit’in seni oralardan aşırıncaya kadar neler çektiğini bir bilsen var ya…

Geldin “hava” tabakasına. Garanti bir havalara girersin. “Lâ ilâhe illallâh” diye, diye tevhid tokmağı ile vura, vura, vura… Mürşit’te yardım eder sana. (Birkaç yerde, yardım şarttır. “Hu” Esma’sı da öyledir. “Hu” Esma’sından kayan gider. Mürşit’lerinde, müritte en dikkat ettiği yer, “Hu” Esma’sıdır. Oradan bir kaydı mı çünkü; bir adım sonrası cennet, bir adım gerisi cehennemdir. Sırat Köprüsü’dür burası.)

Ne yaptı, ondan da geçti, yavaşyavaş boyunduruk iz çıkardı, “Ha öyle değilmiş ya” demeye başlar. Bismillah ders geçer. Nereye geçer; “lafza-i Celâl’e”.

“Nefsi Levvame”ye geçer. Şimdi, bakın bu Kelime-i Tevhid’ten, “Lafza-i Celal”e geçmede; “7 tane afet” silinir nefisten. 

Her derste, nefisten yedi tane afet silinir. %98 afet vardır her nefiste. Hepimizde, %2 Nur vardır doğuştan. O, %2 Nur olmasa, asla dünyada hiç kimse, secde edemez. Nefis, ruhun gücünde olur. Ruh, nefisten 2 derece üstündür.

Onun için, zar zor avam namaz kılar. Gelir, arada sünnetini terk eder işte şu olur, kazaya kalır kılar, falan, filan, o nefisteki %2 eksik afettendir.

Ruh %100 Nur dolu iken, nefis %98 afetle doludur. Emmare’den, Levvame’ye geçtin; 7 tanesi gitti afetlerin, 91 tane kaldı.

İkinci derse geçtin; orada “Allah, Allah Ya Allah”.

Üçüncü Esma’ya, “Hu” Esma’sına geçersin; 7 daha gider. 14 tane eksildi ikinci derste. “Hu” Esma’sından, “Hakk” Esma’sına atlarsın; 7 tane daha gider.

Birincisi seyri sülüğü tamamladığın zaman; 7 Esma’dır bu, “Kahhar” Esma’sına kadar … 7×7 = 49; kazanılan Nur’lar, 2’de yaradılıştan gelen Nur var, 51; yarıyı geçtin. 

Bak, birinci seyri sülüğü tamamlayan “zakir”; büyük Veli’lerdendir ve hâlâ %48 afet vardır, keşfi açılmıştır, keramet gösterecek hale gelmiştir ama, nefis daha arınmadı bak!

Salatu selam Efendimiz ne diyor; “Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir.” Kolay değil, çok zor… Birinci seyri sülüğü “hakiki” olarak geçen, fevkalade büyük Veli’lerdendir. Fakat hala nefiste afetler vardır.

İşte, ondan sonra, “Fenâfillah”, 7 daha gelir Nur’lardan.

“Bekâbillah”, 7 daha gelir.

“Zühd Makamı”, 7 daha gelir.

“Muhsinler”, 7 daha gelir. Nefis nakavt! Nefis, ruh kadar berrak olur. İşte o zaman, kişi; huşu içinde namaz kılmaya başlar.

“Allahu ekber” dediği zaman, o elini bağladığı anda kıble tarafından Cenab-ı Hakk’ın tecelli ettiğini gözüyle görmüş kadar iyi bilir, her zerresinde O’nu hisseder.

Namaz, Nefsi Emmare’yle başladı. “Salat-ı nefs” deriz, Emmare namazına.

“Salat-ı cisim” e geçtin. “Zühd Makamı”na geldiğin vakit, “Salat-u ruh”.

Salatu ruh nedir biliyor musunuz? Namaza “Allahu ekber” der durur, gerisini bilmez. Ne okuduğunu bilir, ne kaç rekat kıldığını bilir ama hiç eksiksiz kılar. Okuduğu da doğrudur, kıldığı da. El bağlama ile bütün melekeleriyle yedinci kat semavata kadar çıkar, Arş’ın etrafını tavaf eder, eder, son selam ile geri gelir.

Sonra, “Ulûlelbab Makamı”na gelir…

Allâhu Teâlâ’nın izniyle hepimiz bu yolun yolcusuyuz. Kimimiz yarı yoldayız. Kimimiz yarıyı geçti. Kimimiz baştan hareket ettik. Bu yol güzel bir yoldur. Allâhu Teâlâ bir insanın ağzını zikir ile süslemişse, Kendini zikir ettiriyorsa, bu her türlü nimete ermiştir. Onun ermediği hiçbir nimet kalmamıştır. Ha dünyada, üç gün zorluk çekebilir, yoklukta çekebilir, bunların önemi yok ki, bunlar gelip geçici şeyler. Gün; iyi de olsa, kötü de olsa, akıp gidiyor, durmuyor, zaman akıp gidiyor.

Zamanın Dürülmesi

Zaman şeridi kâinatın büyütülmesidir. Şu zamanda bu yaratılıyor, şu zamanda şu yaratılıyor ve zaman akıyor kâinatla birlikte. Bu geri dönülmeye başladığı an, hangi zamana geldiyse, o zamandaki insan diriliyor. Ölüm; fizik bedende, bu çok önemli bir şey değil. İnsandaki birçok hal fizik bedende değil zaten; fizik bedende olmuş olsa mezarda çürüdüğü an ilmin, bilimin hepsi çürür, yarın Mahkeme-i Kübra’da verecek cevabın olmaz. Berzah hayatı da ha keza öyle.

Peygamber salatu selam Efendimiz; “Yeryüzünde cennet bahçeleri vardır rastlarsanız oradan faydalanın” diyor.

Yeryüzündeki, cennet bahçeleri zikir meclisleridir. Bu ibadetlerin ruhu, ibadetlerin canı… Elhamdülillah, bunları bize Allah nasip etmiş ve ne kadar şükür etsek az! Onun için tekerrür eder yani dersler… Hepimizde aynı şey olur, hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz. Mutlaka eksiklerimiz var. Allâhu Teâlâ’nın rahmetidir, lütfudur.

Geçtiğimiz dersler tekrarlar, tekrarlar; o arınır ve temizlenir, yerine gelir o arınır, ötekine gelir, o arınır temizlenir. Zaten böyle olmasa biz üç ay, beş ay sonra zikir çekemeyiz, gücümüz yetmez, eksik var. Yani virüs giren beden gibi olur. Bunlar Allâhu Teâlâ’nın yardımı… Tereyağından kıl çekilir gibi, can çıkar gider, yani tebessüm halindedir, yüzü aydınlanır öyle gider. Allah öyle gidenlerden etsin, yoksa dünyaya neleri gelmiş geçmiş Peygamberimize kalmamış, sana, bana mı kalacak?

Ancak Müminler Kardeştir

Onun için; hırsı, tamahı, kıskançlığı, haseti, riyayı, kibiri, dedikoduyu, zinayı, içkiyi, bilmem neyi… Yani bunlardan uzak durmak lazım. Bir insan kendisi için arzu ettiği her şeyi bütün müminler için istemiyorsa kendisi için istemediği şeyi, yine onlar için de istemiyorsa, o kamil iman sahibi olmaz, mümkün ve kabil değil.

Hazreti Mevlana’nın deyişi; “Sen Bensin işte, Ben Senim işte!” diyor.

“Biz o bademler gibiyiz; sayıda çokuz ama asılda bir.” 

Kır tane bademin içi aynı şeydir, insan budur.

Fasıktır, kafirdir, münafıktır, tamam ona sözüm yok ama müminse, onu öz kardeşin bileceksin. “Ancak müminler kardeştir!” diyor Cenab-ı Hak… Kardeşsek; birbirimize, kardeş gibi davranacağız, el gibi durmayacağız.

Nasıl ananın doğurduğu bir mümin kardeşini seviyorsan, aynı ölçüde mümin kardeşini de sevmek zorundasın.

Nefis Allâhu Teâlâ’ya Kalûbela’da; “Sen sensin, bende benim!” dediği gibi davranmayacağız. Eğer, bir mümini düşünmüyorsan, o nefsin huyu vardır bizde daha… Nefis ne dedi Allâhu Teâlâ’ya; “Sen sensin, ben benim.” Onun için, mümin kardeşlerimize böyle davranıyorsak, nefsin çok büyük hükmü var üzerimizde.

İşte, kemâlat, kemâlat, kemâlat. Nefsin afetlerinden arınma, kemâlat, “İnsan-ı Kamil Makamı”na götürdüğü zaman, bunların hepsi zaten biter.

 “Hz. Ebu Bekir” Deyince Düşün

Hz. Ebu Bekir (r.a.) ne diyor; “Ya Rabbim, bütün müminleri cennetine koy, benim vücudumu o kadar büyüt ki bütün cehennemleri benim vücudumla doldur.” Tüm dualarında böyle diyordu, yoksa “sıddık” olmak kolay mı? Peygamberimizin en yakın arkadaşı, dostuydu, ilk iman eden şeksiz, şüphesiz…

Peygamberimizin avucunda, “Sübhanallah” zikrini yapan çakıl taşları, Ebu Bekir’in avucunda da yapıyor. Ebu Bekir dediğin vakit düşünecen yani. Ama Ehlibeyt’in Nur’u çok yüce tabi. Ondan yarattı Cenab-ı Hak her şeyi…

 

———————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#LafsaiCelâl #nefs #mursit #mürşit #mürsid #nefsteki4unsur #toprak #ateş #hava #su #toprakateshavasu #nefisafetleri #insan-ikamil #insanikamil #aydınlanma #furkan #suhuf #fenafillah #bekabillah #sıratelmüstakim #nur #ahsen #nefsiemmare #nefsilevvame #nefsimülhime #nefsimutmain #nefisterbiyesi #nefismertebeleri #nefsmertebeleri #nefsitezkiye #nefistezkiyesi #zikir #kelimeitevhit #salatıruh #salatıcisim #zikirçekme

Nasıl İman Edilir? – İmanın Üç Sacayağı Nedir? – Bir Günlük Rızık Nedir? – Şükür Ve Hamd Arasındaki Farkı Biliyor musunuz? – Sigaranın İslam’da Hükmü Nedir? – Nasıl İman Edilir?

0

Nasıl İman Edilir? İmanın Üç Sacayağı Nedir?

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Küre-i arz’ın üzerindeki en şerli şey; mideyi tıka basa doldurmaktır” diyor.

Ne oluyor? Kolesterol oluyor, gaz yapıyor, geğiriyorsun, bir sürü şey… Hayatımıza baktığımız zaman şimdi bakın stres, Allah’a itimat etmemekten başka bir şey değildir. İmana müracaat nasıl ediyoruz? Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resulullah. Dil ile ikrar, kalbimizle tasdik ediyoruz. Yeter mi? Hayır! Allah’ın, azabından emin olmayıp, rahmetinden ümit kesmiyoruz. Yeter mi? Hayır. Allah’ın kaza ve kaderine, rıza göstereceksin. Bu, üç hal birleştiği zaman iman etmiş oluyorsun. İman ettin. Allâhu Teâlâ âlemlerdeki tek tasarruf eden güç…

Bir Günlük Rızık Sırrı Nedir?  Şükür İle Hamd Arasındaki Fark

Cenab-ı Hak:

Esteizübillah”; “İnna lillahi…” “Ben ilâhınız mıyım?” diyor. “Evet.” Hemen arkadan gelen ayet ne diyor?

Ve innâ ileyhi raci’un.”; “Öyleyse, her şeyi yapan Ben’im.”

Öldüren, can veren, aklına ne geliyorsa her şey… Allah, bu kadar açık beyanda bulunurken bize. Biz, nefsin vesveselerine uyuyoruz. Ya bir daha iş bulamazsak! Ya bir daha söyle olmazsa! Bunlar, şeytan ile nefsin tuzakları sana.

“Ben kulumun rızkına kefilim” diyor. Allah söz veriyor, “Kefilim” diye. Biz Allah’ın sözünü kaptırıyoruz elimizden, nefsin vesveselerine. Bu sefer, Allah zorlaştırıyor işimizi. Neden? Allah’a güvenmedik, inanmadık. Ondan sonra, Allah ne yapıyor? Kısıyor.

“Madem, Bana itimatın yok, seni yaratan Ben’im.” Kısıyor…

Şimdi, bakın kişi, adam gibi yaşarsa, yemin ederim, baykuş gibi oturduğu yerden, ayağına rızık gelir adama, ama yapmıyoruz kardeşim. Günde kaç sefer Allah’a şükür ediyoruz?

Bakın Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Şükür, bir şeyi ziyadeleştirir.”

Şimdi, sofraya oturuyoruz çoğu zaman Besmele’yi unutuyoruz, sofradan kalkıyoruz, şükrü unutuyoruz. Nefis, “Hemen yiyelim, doyalım…” Falan filan gerisi… Bu değil ki!

Sofradan kalktığında herhangi bir nimete, bir yudum çaya “Elhamdülillah” dediğimiz zaman sağdaki ve soldaki melekler “Rabbil âlemin” derler.

Elhamdülillahi Rabbil âlemin” deyip tamamlarsan, melekler “Amin” der.

Az paraya, çok şükür edersen paranın bereketi çoğalır, anlamayacağın yerlerden sana gelmeye başlar. Nimete şükür edersek, nimet çoğalır. Hastalığa şükür edersek, hastalık çoğalır. Kötü şeye, şükür yok; hamd var. Hamd kabullenmektir. Hastalıklara; “Hamdolsun”, “Şükürler olsun” demeyeceksin çünkü; ziyadeleşir, çoğalır. Her nimete şükür etsek, etmiyoruz. İşte bu seferde, dara düşüyoruz.

İbrahim Aleyhisselam o kadar çok şükür ediyordu ki, yiyecekleri koyacak yer bulamıyordu. “Ya Rabbi, yeter, verme” diyordu.

Cenab-ı Hak; “Ya İbrahim, sen şükür edenlerdensin.”

Allah’ın adetleri var. “Âdetullah” diyoruz.

Şükür, ziyadeleştirir; ama şükür sadece “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” demek değildir. Nedir biliyor musun? Gözüne, eline, beline, diline mümin gibi sahip olmaktır. Ondan sonra, “Elhamdülillahi Rabbil alemiyn.” Onun, bunun karısına, kızına böyle bakarsın, ondan sonra, “Elhamdülillahi Rabbil âlemin”. Yalancısın sen! Evvela mümin gibi yaşamak lazım. O zaman nimet çoğalır işte. Reçeteleri var.

Bakın, “La ilahe illallahu melikül hak kul mubin.” Bunu, 100 defa okursan o günkü yemeğini alırsın, bir yerden gelir; ama yan gelip yatıp, bunu yapmak yok, sen elinden geleni yap, darda kaldığında, zorda kaldın, ondan sonra Allah’ın kapısını vur. Elinden geleni yap, zikret ve o gün için, yemeğin ayağına gelir.

Ha “Bunu öğrendim” diye, “Hazreti Ali Efendimizin bunu okuyunca elindeki şey altın oldu, ben de neden olmadı?”

O pozisyonda değildi. Sen elinden geleni yap, en son Allah’ın yardımı orada, senin pilin bitti, burada Allah’ın yardımı gelir, bunu da bilin. Şükür bir şeyi ziyadeleştirir!

“İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun”.

“Sizin ilâhınız ve her şeyi yapan Ben’im.”

Tasarrufun, yeğane tek sahibi; Allah’tır. Yok şeyh efendi, yok hoca efendi bunların hepsi hikaye bunlar ki; sadece sebep olur! Sadece, tencerenin içindeki kepçedir, tencerenin içindeki, kepçeyi yüzyıl bırak, kendi kendine yemek veremez ancak bir el tutacak onu. Kepçe, burada sebeptir sadece. Ama hadis-i şerifte diyor ki; “Sebebe, teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz.” Burada ince bir çizgi vardır. Bunların farkında olmamız lazım. Derste gidiyoruz, öbür taraftan da kaybediyoruz. Şükrü bilmiyoruz, diğer taraftan da kayıp gidiyoruz. Saygımız, sevgimiz birazcık oluşmuştur, ama o istenilen derecede değil. Nefsin zaafları!

Bakın, birinci seyri sülüğü bitirmiş Veli’yi- ki baya babacan bir Veli’dir, onlar, bile nefisten “El aman!” diyorlar. Veli olmakla da nefsinin afetleri bitmiyor. Verdiğin senindir.

Bir “Müslüman’a iyi misin?” demek, “Sen manyaksın!” demektir. Müslüman iyi olmaz, hiçbir zaman iyi olmaz, çünkü; “Diğer Müslüman’ların derdini dert edinmeyen, onlardan değildir” diyor hadis-i şerifte. Filistin’de, benim Müslüman kardeşlerim öldürülürken, ben nasıl iyi olacağım? Bir sürü mümin açken, ben nasıl rahat olurum? O zaman, ben mümin değilim, imanımdan şüphe etmem lazım.

“Müminler bir beden gibidir” diyor hadis-i şerifte. Baş parmağına bir diken batsa, acısını tüm vücutta duyar. Aynı böyle olmamız lazım ama olamıyoruz, olmamız lazım.

Şimdi rüzgar eken, fırtına biçer kardeşim. Onlara da kalmaz. Allâhu Teâlâ ihmal etmez, imha eder. Yeri gelince, vakti gelince… Sabrı çok geniştir. Kul gibi değil, vakti gelince hesabı sorulur. Hadis-i şerifte diyor ki:

“Bir yılan öldüren, kafir öldürmüş gibi ecir alır.”  Mesela, dünya hayatında birçok konu oluyor.

Ne oluyor mesela?  Karınca giriyor evinin altına, bırakırsan Afrika’da koca evleri deviriyor. Onu öldürmenden bir ceza almazsın, başka çare yoksa… Karıncanın ne yediğini biliyor musunuz? Harmandan, oradan, buradan, ne taşır? Buğday taşır, çer çöp taşır. Onu yemek için mi taşır zannediyorsunuz? Asla, yemez karınca, öyle berbat bir hayvan ki bildiğin gibi değil. Bak, bir temele girsin, altında kuyular açar. Aşağıda tarlalar hazırlıyor, onlar o buğdayı, çeri, çöpü çürütmek için, ondan mantar yapıyor, o mantarı yiyor sadece. Bu bir örnek, yani, buna benzer bir sürü örnek var. Bunu öldürmenin bir şeyi yok yani, zarar veriyorsa, bir çaresi yoksa. “Muzırın, katli vaciptir”. Bu hükmü müctehid alimler vermiş.

İçtihat! İçtihat kapısı Kıyamet sabahına kadar açıktır. Bazı şeyler hariç; namazın, orucun, zekâtın, Peygamberin yaşadığı şeylerin, içtihata açıklığı yoktur. Onun dışında ilmin varsa, içtihat kapısı açıktır.

İşte bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu bildiği için, yani Müslüman’lar için çok zor bir dönem olduğunu bildiği için, şöyle bir hadis söylüyor; “Benim zamanımda, İslam’ın hükümlerinin onda dokuzunu yapıp, birini terk eden helak olurdu. Öyle bir zaman gelecek ki; insanlar İslam hükümlerinin onda dokuzunu terk edip, birini yapan, kurtulur.”  İşte biz böyle bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Ha biz, şimdi Hidayet Kutbu’nun civarında olduğumuz için ne kadar şükür etsek, şükrümüzü eda edemeyiz. Onlardan biri olsaydık ebedi hüsrana gidiyorsun. Ebedi hayat karşısında dünya üç günlük, kaç yaşında olursan ol, yani uğrak yeri!

Peygamberimiz öyle diyor; “Siz uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı, bir ağacın altında verdiğiniz bir mola kadardır.” Burada, kalıcı değilsin. Öyleyse, onlardan olmadığımız için çok şükür etmemiz lazım.

Niyet, çok önemli. Allah katında en değerli şey, niyettir. İlk önce niyetine bakar. Sonra ilmine, sonra namazına, sonra ameline… Amel üçüncü sırada.

Bütün Allah dostları şöyle söyler:

“Niyet hayırsa, akibet hayır olur. Niyet şerse, akibet şer olur.”

Asla akibet hayır olmaz. Gündüz, temiz bir camdan dışarıyı nasıl net görüyorsan, Allâhu Teâlâ bizim niyetlerimizi bu şekilde görür. Öyleyse, Allah’tan utanmayı bileceğiz.

Kalbimize bir kötülük gelip, düşündüğümüz zaman, terleyip, bunalıp kamburumuzun çıkması lazım, Allâhu Teâlâ’nın karşısında; “Ya Rabbi, hata ettim. Ya Rabbi, nefsimin şerrinden sana sığınırım” dememiz lazım. Hemen, istiğfar etmemiz lazım. Niyet, temiz olacak. Allâhu Teâlâ’nın ilk baktığı şey; niyet.

Aslında insanın insanla tezat olması çok büyük bir cahiliyettir. İnsanın insanla, hiçbir tezat olmaması lazım. Biz bademler gibiyiz aynen. Sayıda çokuz ama aslında, tek bir ağaca bağlıyız. Hangisini kırsam, vitaminin içindekiler de hepsi aynıdır. Ama işte, niyet! Niyet; kimini kafir yapar, kimini münafık yapar, kimini fasık yapar, kimini putperest yapar, kimini mümin yapar, kimini “Veli” yapar…

Şimdi, bakın Balıkesir’de bir sürü meyhane var. Herhangi bir sıradan berduş girer, içer, nâra atar, çıkar, kimse ayıplamaz ama Balıkesir Valisi bu meyhaneye gidip, çekip, nâra atsa sokaklarda; “Y yazıklar olsun sana yakışır mı bu?” derler.

Bu, bir örnektir. İşte derviş ile diğer avamın arasındaki farkta böyledir. Meyhane, bir günah simgesi, bir örnek. Herhangi bir günahta, valinin sarhoş olup, nâra atması kadar, ayıp bir şey olur dervişin, alelade günah işlemesi. Dervişe yakışmaz.

Neden? Allâhu Teâlâ, kendi ismiyle onun ağzını süslemiştir. Sonrada, yavaş yavaş kalbini süslemiş. Eğer kalbine inseydi zaten o, o günahı işlemeyecekti zaten. Demek daha dilinde yani kuşu öldürmemiş, gölgesini vurmuş, onun için derviş, derviş gibi yaşamalı.

Şimdi bakın, avam var, has (Havasa yakın kişi) var, havas (Evliya yakın kişi) var insanların içinde.

Bakın, şeriat’ta; senin malın senindir, benim malım benimdir. Yasadır bu. Tarikatta; senin malın senindir, benim malım da senindir. Hakikat, marifet, tarikatın içindedir.

Hakikatte; ne senin malın senindir, ne benim malım benimdir; mal Allah’ındır. Ölçü bu, ne zaman yaparız, o zaman makam açılır. Makam açılmadanda kişi Veli’dir ama kendisi farkına varmaz yani; tasarruf gücünün anahtarı, kendine verilmez. Neden? Kişi, evvela Şeyh’inin ahlakıyla, ahlaklanır. Buna “Fenâfil-Şeyh” denir. Şeyhinin ahlakı ile tamamen ahlaklanmak lazım. Onun sevdiği şeyi, seveceksin. Onun kızdığı şeye, kızacaksın. Yani, onun karakterini alman lazım. Onun gözünde, görmen lazım olayları, bunlar makamdır.

Sonra, bunu başardığın an; seni Mürşit’in  Resullulah’a götürür, hemen arkasından “Fenâfil-Resûl Makamı” gelir. Peygamberimizin gözüyle, O’nun anlayışıyla görürsün bütün olayları.

O kadar mı? Hayır. “Fenâfillah” gelir. Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanır.

“İlmel yakîn”, “Aynel yakîn”, “Hakkel yakîn” makamları kütür kütür, “Vahded-i Vücud”, “Vahded-i Şuhud Makamları” çözülür gider. Ama bunu hak edecek bir hale gelmemiz lazım, öyle bir potansiyelin oluşması lazım. Onu geçiremiyoruz. Kolay değil, hakikaten zor. Eğer kolay olsaydı, salatu selam Efendimiz:

“Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir” demezdi.

Nefisle olan savaş, düşmanlığı olan savaştan çok daha zor. Çünkü; onu yok edemiyorsun, öldüremiyorsun,  gece gündüz pusuda köpek gibi peşinde bu. Bir zayıf anını bulduğu an hamle yapıyor.

Hacı Kazım Kulevi Hazretleri, zamanın “Gavs”ıydı, yani; Peygamberimize varis olan o devrin imamıydı. Ölmeden bir hafta önce görüştük.

“Getir, getir” diyor. Neyi? Raftaki sigarayı, hala içiyor.

“Zinanın tövbesi var, gıybetin tövbesi yok” diyor salatu selam Efendimiz. Günde acaba ne kadar gıybet yapıyoruz? “Zinanın tövbesi var, gıybetin tövbesi yok” diyor hadisi şerifte.

Allâhu Teâlâ, Kur’ân’da ne diyor:

“Siz ölü kardeşinizin etini yiyebilir misiniz? Yiyemezsiniz, tiksinirsiniz. Öyleyse, gıybet etmeyin.” Adam, bütün gün gıybete veryansın eder, farkında değil, sigaraya laf eder.

Sigaranın İslam’da Hükmü Nedir?

Ya sigara nedir? Sigara mekruhtur.

Şeriatın, sekiz hükmü vardır. Acaba haberimiz var mı? Farz, vacip, sünnet, haram, mekruh. Hangisine giriyor bu? Gıybet hangisine giriyor? Harama giriyor direk. Ama bu mekruha giriyor, soğan-sarımsak yemek gibi…

Farzda kendi bünyesinde ikiye ayrılır; “farz-ı ayn”, “farz-ı kifâye”.

Farz-ı ayn; mutlaka 15 yaşını dolduran herkesin, mutlak yerine getirmesi gerekenler.

Farz-ı kifâye; mesela verilen selamı almak, verilen selamı kimse almazsa, boynumuza borç kalır. Kur’ân dinlemek, cenaze namazı kılmak…

E şimdi, bir insan bir şeye tavır alırken, ilimsel olarak hangi noktadadır, bunun farkına varmak lazım. Bunu bilmiyorsa bu adam, sadece cahillerdendir. Cahil Müslüman’da, şeytanın maskarasıdır. Bu hadis-i şeriftir. Şeytana, maskara olmaktansa öğren, ilim öğrenmek farzdır! Amerika’daki futbolcunun ayakkabı numarasını biliyoruz.

Biliyorsunuz Haccacı Zalim’i anlattım size. İçimizde firavun gibi bir nefis var, gece gündüz onlar… Sigara nedir ki, günde kırk tane olumsuz şey düşünüyorsun! Ha ben tasvip etmiyorum ama günah yönünden aldığınız zaman onlar daha babayiğit günahlar.

Hacı Kâzım Kulevi Hazretleri’ne diyemedim ben; “Sen niye sigara içiyorsun?” diyemedim. Erkeksen de. Zaten, çok cezbeli bir zâttı.

Bayazîd-i Bistâmi Hazretleri ölünce, imam yıkıyormuş, tırnakları uzamış, tüyleri uzamış, imam yıkarken söylenmeye başlamış; “Ulan, mübarek bir de evliya olacan, bu ne hal?” Söylene söylene yıkıyormuş.

Bayazîd-i Bistâmi kalkıp oturuyor; “Hoca Efendi, vallahi içimi temizlerken, dışımızı temizlemeye fırsat kalmadı” diyor.

Hoca “küt” bayılıp düşüyor.

Her olur olmaza sırrın söyleme

Ben bilirim diye dava eyleme

Arif Meydanın da şaşarsın

Var git.

       **

Çokta çekme bu dünyanın yasını

Giyipte sallanma hop libasını

Bal diye içersin ahu tasını

Sonra zehirlenip ölürsün

Var git.

Yunus’ta diyor ki:

Yunus bu sözleri çatar,

Sanki balı yağa katar,

Halka matahların satar,

Yükü gevherdir tuz değil.

     **

 Sen elif dersin hoca,

 Dilersen var bin hacca,

 Hepisinden iyice,

 Bir gönüle girmektir.

     **

 Dört kitabın manisi,

 Bellidir bir elifte,

 Sen elifi bilmezsin,

 Bu nice okumaktır. 

Yunus, Mevlana… Allah Dostları söylemiş, güzel söylemişler…

 

————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#AynelYakin #HakkelYakin #FenâfilŞeyh #FarzıKifâye #FenâfilResül #niyet #YunusEmre #VahdetiŞuhutMakamları #vahdetivucut #İçtihat #şükür #hamd #Fenafillah #Farz-ıAyn #seyrisuluk #dinisohbet