Ana Sayfa Blog Sayfa 54

Benlik Puttur! – Anne Karnında Verilen 4 Şey Nedir? – İbadetlerin En Efdali Hangisidir? – Daimi Zikre Ulaşma!

0

Benlik Puttur! 

Cenab-ı Peygambere verilen akıl; Kıyamet’e kadar gelecek olan bütün insanlığın aklını bir araya topla, bunlar Cenab-ı Peygamberimize verilen aklın yanında bir kum tanesi kadar kalır, Peygamberimize verilen akıl buydu. Bak bunu bugüne kadar hiç söylemedim. Zaten hadis-i şeriflere baktığın zaman bunu hemen anlarsın. O kadar mükemmel kelimeler kullanır ki, Hz. Mevlana tırnağı olamaz. Hadislerde Ashab’ın anlamayacağı kelimeler kullanır. Peki nerde tahsil gördü? Ona öyle tahsil görülmüş bir akıl verildi ki, en yüksek seviyede tahsil görmüş bir akıl verilmişti.

Onun hadislerinin yüz binlercesinde ara “reenkarnasyon” olayı diye bir şey yok. İşlemediği hiçbir konu yok! Kur’ân’a bak, Allâhu Teâlâ Kur’ân’da satır başlarında, insanın beşikten mezara kadar gerek zahirde, gerek batında insanın bütün ihtiyaçlarını apaçık açıklamış, hiçbirinde yok! Ama adam çıkıyor kürsüye; “Biz biliriz!” Ulan, Allah cezanı vermesin! Benlik puttur zaten.

En büyük Velilere bak; “Ben biliyorum” diyen bir Veliye rastlamadım ben. Adam diyor ki; “Üstadımdan, şuradan, buradan duymuştum. Şuradan işitmiştim” ile söylüyor. Hadisten, ayetten söylüyor, kendinden söylemiyor, “Allah, Rasullulah, Üstadım böyle dedi” diyor. Ulan reenkarnasyon setredilmiş olsa. Senin hikmetten gözlüğün yok bir kere. Öyle hikmet gözlükleri olan insanlar var ki, Allah’ın öyle kulları var ki, o ayetin bütün detayına bir nazar ile ulaşıyor, Allâhu Teâlâ lütfediyor ona. O ayet, ona konuşuyor, “Bende; bunlar, şunlar var.” diyor.

Ama bir cahil çıkıyor… Peygamberimiz bir hadisinde; “Ben ümmetimin ağzı iyi laf yapan münafıklarından korkarım” diyor. Bakın şu hadisin ifadesine güzelliğine bakın. İşte bunlar hitabeti güzel olan münafıklar. Peygamberimizin hadisi, burada zâhir oluyor. Numunesi ortada görüyoruz, onlar bunlar.

Anne Karnında Verilen 4 Şey Nedir?

Konumuza dönelim. Ömrü kısalmıyor, uzamıyor. Levh’te yazmış. Azrail’e de listeyi vermiş. Değişir mi? Değişir. Allâhu Teâlâ’nın üzerine hiçbir şey farz veya vacip değil. Adam 40 yaşında ölecekse, bol sadaka versin, 80 sene yaşar. Allah için mesele değil ki, “Ol!” deyince oluyor. Bizim gibi koşmaya, etmeye gerek yok ki, O; Allâhu Teâlâ. O, aciz değil ki! O, her türlü eksik sıfattan münezzeh. O’nun için mesele yok. Mesele bizler için var.

İkincisi de rızkı; sen ayyuku alem olsan, orada taktir edilenden öteye bir şey ulaşmaz.

Üçüncüsü ne? Cennetlik mi, cehennemlik mi olacağı?

Ana rahminde 4 aylık bebekken, 4 şey ulaşır. Birincisi can, ruh ulaşır. İkincisi; ömrü tayin olur. Üçüncüsü; rızkı tayin olur. Dördüncüsü de; cennetlik mi, cehennemlik mi olacağı kesinkes bellidir.

E iyide bu suç mu işledi? Allah için bilmemezlik yok ki, onun ne yapacağını biliyor. Onu hür iradeyle, yine hür bırakıyor. Bildiği gibi amel ediyor. Bir mümin gibi değil de, kâfir gibi yaşıyor. Diyor ki bak; “Sen şakilerdensin ama yönünü dön Bana senin alın yazını değiştiririm. Yeter ki dön. İrade senin elinde, Ben seni serbest bıraktım. Boynundan tutup ne buraya ne şuraya asılmıyorum” diyor. Kâfire de açık kapı bırakıyor, onunda önünü kapatmıyor; “Tövbeni et, dön yönünü Bana, senin alın yazını değiştiririm” diyor.  Allah’ımız bu kadar mükemmel.

E şimdi Allah razı olsun. Allâhu Teâlâ’nın üzerimizde o kadar büyük lütufları var ki, vallahi billahi hepimiz nankörüz, en zor durumda yaşayan da nankör. Ben nankörüm şahsen, en büyük nankörlerden biri benim. Allâhu Teâlâ apaçık ayet-i kerimede diyor ki; “Ey kullarım, siz ne kadar az şükrediyorsunuz, siz ne kadar az düşünüyorsunuz, ne kadar az tefekkür ediyorsunuz!” Yalan mı? Haşa, Allah yalan söyler mi?  Allah’ın her dediği doğru. Ya şu tırnağımdan bir çatal çıkıyorda şu tırnağımın değerini o zaman anlıyorum.

Ya tutan el, tutmayan eller var bir sürü. Yürüyen ayak, yürümeyen ayak var bir sürü. Düşünen akıl, düşünemeyen bir sürü akıl var. Duyan kulak, duymayan bir sürü kulak var. Gören göz, görmeyen bir sürü göz var. Konuşan dil, konuşmayan bir sürü dil var. Bir kıyasla bakalım, üç gece Allâhu Teâlâ uykumuzu alsa dünya başımıza yıkılır. Uykuyu da lütfeden Allâhu Teâlâ. Bizim üzerimizde nasıl, ne şekil nimet varsa hepsini lütfeden o.

E biz ne yapıyoruz? 24 saatte yarım yamalak, lambur lumbur namaz… Biz Allah’a kul olduk, gerisi nerde? Nefsin ve şeytanın peşinde. Ben nankörüm şahsen, yeterince Rabbime kul olamıyorum. Ha istiyorum, gayret ediyorum ama gücüm yetmiyor. Ha bu kadar yapabiliyorum, keşke daha çok yapabilsem ama o nankörlerden olduğumu biliyorum.

Allâhu Teâlâ’nın hakkı çok, o kadar çok ki… Su içiyorum ağız tadıyla, çocuğumun başını okşuyorum ondan bir haz duyuyorum. Mal, mülk ihsan etmiş Allâhu Teâlâ. Ağaç dikmişim, bu ağaç “Şimdilik benim” diyorum. “Benim değil de şimdilik benim hizmetimde” diyorum. Bahçemde bir çiçek açıyor, onu gözüm görüyor, ondan ilham alıyorum, nereye baksan Allâhu Teâlâ’nın nimeti. Ben ne yapıyorum, ben ne yapabiliyorum, günde 100.000 defa şükretsem yine bir şey ifade etmez. Allâhu Teâlâ’nın hakkı hiçbir şekilde ödenmez. Günah işliyorum, hoş görüyor. Günah işlediğim zaman çakıverse bana bir tane, işte hayatın feleğini sapıtır giderim. Yapmıyor, mühlet veriyor, zaman veriyor tövbe için. Ya bu kadar mükemmel bir Allah ki. Hakikaten Allah, Allah kelimesi ancak Allah’ı ifade edebiliyor.

E şimdi Allah razı olsun. Bir kelimenin ağzına geldim ama söylemeyim kimse hazmedemez, hazmedemeyen de zındık olur anında. Hadi onu kenara koyalım, şöyle çekil sen.

Muhyiddin Arabi’de diyordu da nedir bu? “Zındık” diyorlardı, değildide, herkes anlamazdı.

E şimdi “Sıfat-ı Zatiyye”, “Sıfat-ı Sübûtiyye”, “Sıfat-ı Fiiliye”. 3 madde bunun içinde 21 madde, Mengese İlminin hafif kapısı aralanır. Orada mütalaa etmek lazım bu konuları. Bunlar dervişlerin bir gün kapısını çalacağı alanlar. O kapı çalınacak, o kapı aralanacak, onlar görülecek. Ha ne var ki, bu uzun bir yoldur.

İbadetlerin En Efdali Hangisidir?

Şimdi Rabbimizin lütfu, Rabbimizin hakkı çok fazla üzerimizde biz bunun hiç mi hiç farkında değiliz, sanki Allah bunlara mecbur. Bizim Allâhu Teâlâ’nın üzerimizdeki haklarımızdan haberimiz yok. Günde 5 vakit lambur lumbur yatıp kalktık mı, evvel Allah biz hakkımızı ödedik, böyle yağma yok. Kul bu değil, hiçbir şükür, hiçbir ibadet Allâhu Teâlâ’nın hakkını üzerimizden kaldırmaz. Amelle de cennet kazanılmaz ama amelsiz de kazanılmaz. Peygamberimizin ameli dahi Peygamberimizi cennete sokmaya yetmez. Allâhu Teâlâ’nın rahmeti olmasa ki, alemlere rahmet olarak gönderilmiş bizimki hiç etmez. Ama ne var ki Allâhu Teâlâ müminleri seviyor, hem de çok seviyor, müminleri o kadar çok seviyor ki, hele de dervişleri. “Dervişler, Ben’im has kullarım, özel kullarım onlar diğerlerinden ayrı!” diyor. Biz böyle bir devletle nasiplenmişiz, bunun farkına varmamız lazım. Dervişliğin üzerinde bir rütbe, bir makam yok. Adam gece gündüz Kur’ân okuyor, senenin 365 günü oruç tutuyor, 500 rekat nafile namaz kılıyor, ilim irfan öğreniyor, şehit oluyor, tüm yapılabilecek en güzel amelleri yapıyor; bir makama geliyor.

“Size bununda üzerinde bir makamdan bahsedeyim mi?” diyor Ashab’a, Peygamberimiz.

“Et, Ya Rasullulah!” diyorlar.

“Zakirler. Zikredenler. Hepsinin üstü, ondan ötede bir yol yok. Onlar, Allah’ın özel kulları. Benim ehlim gibi benim ev halkım gibi.” diyor.

Ya bir insan Peygamberin ev halkı olursa, bundan ötede ne isteyebilir bu dünyada. Ulan kuru ekmek yesem, ne olur? Su ile ekmek yesem, ne olur? Ben Peygamberin ev halkı olmuşum. O nasıl yaşamış? Doyasıya buğday ekmeği yiyememiş, bende yiyemesem n’olur? Daha ne. İşte bunların farkına varmamız lazım. Farkına vardığımız zaman rahat ederiz. Orda ne çıkar biliyor musun? Yakîn çıkar, kime yakîn? Peygambere yakîn. Kime yakîn? Allah’a yakîn. Peygamberin kapısı orda rızada. Şikayete yakın kapısı yok. Allâhu Teâlâ her şeyi benim şu halıyı gördüğüm gibi görüp dururken, biz kalkar da yakınırsak… Ha sohbet bâbında, bilgi bâbında anlatırsın, o ayrı bir şey, onda vebal yok. Ama şikayet bâbında anlattığın zaman kibre düşer, gözden de düşersin.

Daimi Zikre Ulaşma!

Bunları çok iyi bilmek lazım, birbirine yakın konular. Birinde vebâl yok, birinde vebâl var. Hem evet hem hayır gibi. İşte buralarda müminin dikkat etmesi lazım, müminleri ve dervişleri seviyor Allâhu Teâlâ. Zakirleri yani dervişleri daha çok seviyor. “Onlar süzme bal” diyor, balın en kaliteli yeri yani. İşte biz bunun farkına varıp Yaradan’ımıza daha çok şükretmemiz, daha çok hatırlamamız lazım.

Geçenlerde yine söyledim, kemâlata gidersin, gidersin, gidersin… Devamlı zikre ulaşırsın. Sonu devamlı zikirdir bunun, 24 saat devamlı zikirdir. Sana bir tane esma gelir, döner, döner, döner… Senin nasibinde. Aynı Esma’yı çekmez, bir Esma gelir, yürürken, gezerken, çalışırken, otururken kalbin zikreder onu. Sen uyursun, kalp uyumaz. Devamlı zikirdir bu, 3 saniye, 5 saniye Allah’ı unut, hemen gider gusûl alırsın, vücudunu cenâbet bilirsin. Devamlı zikre gider.

Bugün devamlı zikirde “Hayy” Esma’sına muhatap olanlar vardır. Yemin ederim sana 1000 senedir kupkuru çöldür, hiçbir şey bitmez, o Veli orada yürüsün hemen arkası yeşerir. Her adımında her adım yeşerir gider. Herkes, “Hayy” Esma’sı çekmez. Kimi “Kayyum” çeker, kimi “Kahhar”, kimi “Fettah” çeker, kimi “Ehad”, kimi “Samed”, daha yukarlarda var, çook yukarlarda öyle isimler var ki, Peygamberler dahi 7 sefer tekrarlayabildi, sekizinciye tekrarlayamadı. Sekizinci de; hani çok büyük tokmaklar var ya eski krallıklarda ses çıkaran, çok büyük bir şey vurulmuş gibi içinden öyle ses gelir. Onlar çok yukarlardaki isimler, tee oralara kadar devamlı zikre ulaşan insanlar vardır. Devamlı zikir; sen istesen de istemesen de o zikir, yapılır durur. Yani hiç senin fikrine bağlı değil, baştan biraz gayret edersin. Ona adapte edersin kendini sonra, o otomatiğe geçer, yemek yerken de, konuşurken de, sen sohbet ediyorsun, o zikir devam eder içerde, kendi kulaklarınla da duyarsın.

Hayy” Esma’sına muhatap olan Veliler çölde yürüsün arkası yeşerir gelir. O farkında bile değil. Hayatın özü nedir? Allâhu Teâlâ. Hayy Esma’sı nedir? Allâhu Teâlâ’nın hayatıdır. İnsanlar Hayy Esma’sından nebâtat, bitki hayat almaz Ya Muhyi’den alır. Ya Mumit’te de ölümdür. İnsanın dünya hayatındaki ölümüdür ama bunların hepsi, hayat bulan şeylerin hepsi de Hayy Esma’sından çıkar. Hayy kim? Allâhu Teâlâ yani, hayatın özünü zikrediyor “Hayy” diyenler.

————————————

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#benlik #ego #annekarnındaverilenler #Hayyesması #Hayy #ibadet #daimizikir #dervis #esmaülhüsna #dinisohbet 

Sınavlarda Başarılı Olmak, Hafızayı Güçlendirmek İçin Ne Okumalı?

0

Sınavlarda başarılı olmak ve hafızayı güçlendirmek için okunacak dua ve zikirler aşağıda sıralanmıştır. Yatsı namazından, sabah namazına kadar olan süre içinde okunur. Sınava kadar her gün yapılabilir; yazıldığı sırada ve şekilde yapılır, sınava giren kişi tarafından yapılır.

Bismillâhirrahmânirrahîm,

1:) Ferdün Hayyun Kayyumun, Hakemun Adlun Kuddûsun, iyyake na’budu ve iyyake nestain, inna fetahna leke fethan mübina, selâmün kavlen min Rabbir Rahim. Ya zel celali vel ikram. (7 adet)

2:) İnna fetahna leke fethan mübina. (100 adet)

3:) Salavat (Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.) 

Dua edilir. (Allâhu Teâlâ’dan gireceği imtihan için yardım ister kişi.)

4:) Salavat (Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.) 

5:) Hasbünallahu ve ni’mel vekil. (100 adet)

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#sınavagirenleriçindua #sınavlarahazırlanan #sınavlariçindua #bellek #zihinaçıklığı #dua#hafıza #hatırlama #hafızayıgüçlendirmekiçindua 

Müflis Kimdir? – Tefekkür Kapıları Nelerdir? – Gizli Şirk!

2

Müflis Kimdir?

Efendimiz bir gün Ashab’ına; “Siz müflis kimdir bilir misiniz?”

“Biliriz, Ya Resullulah!” diyorlar, “Her şeyi Allah ve Resul’u bilir” diyen Ashap.

“Kimdir?” diyor Efendimiz, “Zenginken, malını çarçur edip, fakru zarurete düşmüş kişi!”

“Hayır!” diyor Allah Resul’u.

“Adam, Allâhu Teâlâ’nın huzuruna gelir. Orucu tam, zekâtı tam, haccı tam, hayır hasenatı tam; yani tam bir mümin gibi yaşamış, cehenneme gider.”

“Bu nasıl olur, Ya Resullulah?”

“Ahmet için atmış, ver sevabından… Mehmet için atmış, ver orucundan… Felan için atmış, ver haccından… Biter. Bu sefer onların günahlarından al. Başkasının işlediği günahla, cehenneme gider. İşte ‘Muflis’ bu” diyor.

Niçin? Dil böyledir. Dil hem Rahman’a hizmet eder hem şeytana. İnsan aklı da böyledir. Eğer akl-ı maaşta kalırsan; biraz Rahman’a, çoğunluk şeytana hizmet eder. Namazda bile hiç aklına gelmeyen şeyler gelir. Yani namazda sunar; nefs ve şeytan. İşte bu tuzaklara düşmemek lazım! Çok zor kazanılan amelleri, sevapları gıybet ile başkasına veriyorsun. Onun işlediği pis günahları da sen işlemediğin halde üzerine alıyorsun.

Bakıyorum adamda bu kadar sakal var, gidiyor bankaya, faize para yatırıyor.

Allah kesin hüküm koymuş. Sen, Allah’ın hükmünün üzerine hüküm koyuyorsun. Böyle bir şey olabilir mi? Allah bir şey söylemişse; “Neden, niçin?” yok! Katiyen böyle bir şey söz konusu olmaz. “Başım gözüm üstüne!” Mümine düşen budur.

Gizli şirke giren o kadar çok kişi var ki… Peygamberimiz  “Benim ümmetim puta tapmaz ama onlar için gizli şirkten korkarım” diyor.

Gizli Şirk

Öyle gizli şirkler var ki kendisi dahi bilmiyor. Ben bir günah işlerken “Etrafta bir gören var mı?” diye bakıyorum. İşte, gizli şirkin babası.

Allâhu Teâlâ diyor ki; “Ey kullarım, Ben size şah damarınızdan yakınım.” Allah, şah damarından yakınken, sen Allâhu Teâlâ’yı anmıyorsun, “Allah beni görüyor, ben Allah’tan utanayım” demiyorsun, “Başka gören var mı?” diyorsun! Bundan güzel gizli şirk olur mu?

Allâhu Teâlâ kaç yerde Kur’ân’da; “Ben size şah damarınızdan yakınım!” diyor. Nasıl yakın? Allah, her kul ile beraber mi geziyor?

Güneş misali işte. Güneş doğuyor, Dünya’nın yarısını tee burada ısıtıyor. Her tarafımızı sarıyor. Güneş bizim yanımızda mı? Hayır. Ama Güneş’in her şeyi yanımızda. Allah böyledir, bütün âlemleri kudretiyle, ilmiyle, rahmetiyle, birçok şeyle sarmıştır. Onun için şah damarımızdan yakın. “Ben zakirin yol arkadaşıyım!” diyor Cenab-ı Hak. Şu lütfa bak! “Veli’ler, Ben’im dostlarım” diyor. “Onlara dil uzatan, Bana savaş ilan eden gibidir” diyor.

Apaçık; yani yasalarını koymuş Allah. Yol bu kadar aydınlık, bu kadar açık, şek, şüphe yok yani. Biz ne yapıyoruz? Allah bize şah damarından yakınken, “Biri bizi görüyor mu?” diye bakıyoruz. Kaale almıyoruz. Neden? “Allah!” derken hulkumdan aşağı inmiyor çünkü. Öyle değil. Evvela haya edilmesi, korkulması gereken Allah’tır. Zaten bir insan neyi çok seviyorsa onun Allah’ı o. Peygamberimizde böyle söylüyor. Her şeyden çok Allah’ı sevecek. Allah sevilmeye en çok layık olandır.

Allah o kadar iyi biri ki… Aklın alamayacağı kadar iyi biri.

Her şeyden çok sevilmeye layık olan Cenab-ı Hak’tır. Yahu bana can vermiş, mülk vermiş, hayat vermiş, sıhhat vermiş, ağzım tad alıyor.

Tefekkür Kapıları Nelerdir?

Şu dişimizin altında amortisör mu var? Yoksa bir fındık kır, beynin patlar. Görüyor muyuz? Görmüyoruz. Kime külhanbeylik ediyoruz? Allah aşkına bunu bilelim. Sen nesin? Ben kimim? Bu kim? Bir “Kün” emri ile –Yasin’de geçen “Kün fe yekün”, âlemleri yaratmış. Sen kimsin? Allah “yapma” diyor, sen yapıyorsun inadına. Sen kimle inatlaşıyorsun, sen nesin? Aklını bir milim oynatsa; donunu, kafana geçirir gezersin. Ha bunları da ibret olarak gösteriyor Allah.

“Canı çıkasıca kafirler!” diyor Kur’ân’da.

Şu hale bak, Cenab-ı Hak’ı bile kızdırıyorlar! İnsan çok nankör. Seni yoktan var etmiş, akıl, fikir, mantık, insanlık şuuru, Miraç’taki en büyük hediyesini vermiş; beş vakit namaz.

Ben valinin yanına beş kez önümü iliklesem, kravat taksam kabul etmez.

Allah beni her gün beş vakit kabul ediyor. Üç kez “Ya Erhammerrahimiyn” dersen, “Lebbeyk” diyor, “Söyle kulum!” diyor. Cevap veriyor sana, böyle bir Allah. İnsan onun ipine sarılmıyorsa, yazıklar olsun!

Rahmet sofrası bu! Bebek, anasının iki memesini emer. Bizde ölünceye kadar iki meme emeriz. Nedir? Hayvanat ve nebatat. Bunları Allah sundu, Allah yarattı. Sen at bir tohum, şu kadarcık üflesen, kırılacak o filiz toprağın altından toprağı yarıp çıkıyor. “And olsun ki o tohuma yol veren toprağa” diyor ayet-i kerimede. Mevlana gibi sema yaparsın, görmüyoruz bunları körüz, görmemiz lazım!

Bir çam ağacının 24 saatte ürettiği oksijen yüz kişiye bir ay yetiyor. Görüyor muyuz bu nimetleri? Görmüyoruz. Daha nice nimetler…

İki gece uykunu alsın Cenab-ı Hak, Drakula’ya dönüyorsun ya! Zor mu Allah için? Değil. Ama kendi düşmanına dahi “Rahim” ismiyle bu dünyada lütuf ediyor.

Allah’a aşık oluyor, hayran kalıyor; “Sen ne büyüksün” diyorsun, bin defa tekrarlıyorsun; “Ya Rabbi, sen ne kadar büyüksün.” Bütün gece bunu söyleyip, dönüyorsun.

Hala biz O’nun düşmanının kuyruğuna yapışırız. Nefsimiz güder bizi. Dünyada iken aklımızı başımıza toplamamız lazım. Ne mutlu Allah’ı zikredenlere. Gönül ister ki hepsi Allah’ı zikretsin, hepsi Allah’ın ipine sarılsın, şeytanın değil. Şeytan Allah’ın düşmanı. Nefiste öyle.

Cenab-ı Hak nasıl sevilmez? Hangi kelime, hangi idrak bunu ifade edebilir? Bu mümkün değil. E şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım. 

Yunus diyor ki:

 Geldi geçti ömrüm benim,

 Şol yel esip geçmiş gibi,

 Hele bana öyle gelir,

 Bir göz açıp etmiş gibi…

Ben 65 yaşındayım (2008 yılının sohbeti), tüm geçmişim bir gecelik rüya… Biz uzun bir yoldayız. Allah bizi kısa bir süre misafir etti dünyada. Sizin bütün geleceğiniz buradaki tavırlarınıza bağlı. Geldi, geçti, gitti. Artık uzatmaları oynuyoruz.

E şimdi Allah razı olsun. Bu kadar değersiz bir şey için… Bana sorsalar bu Dünya bir soğan yaprağına değmez. Değer mi Allah’ın huzuruna bir şaki olarak çıkmaya? Hiçbir şey değmez bunun için. Tüm Dünya’yı sana verseler, yine değmez. Bunun idrakında olmak lazım.

Dünya’nın sonu var, bitiyor. Biten, tükenen şeyin anlamı yok. Fani olan, baki olana tercih edilmez. Ama insanlar malesef bu tuzağa düşüyorlar. Sanki o hiç ölmeyecek, hiç hasta olmayacak, onun başına bir şey gelmeyecek, bir an geliyor ki eyvah ama iş işten geçti. Diğer âlemin gümrük kapısı olan mezar açıldı mı senin için, geçmişte ne varsa oldu bitti! 

Yunus diyor ki:

 Yol odur ki doğru vara,

 Göz odur ki Hakkı göre,

 Er olan alçakta dura,

 Yüceden bakan göz değil.

Ne güzel söylüyor.

Bizim Hacı Bekir Sıtkı Visali Hz.; “Herkes yahşi biz yavan, herkes buğday biz saman” der.

Yedi yüz yılda bir gelen Kutbul Zaman bu adam. İyiliğe karşı iyilik herkes yapar. Kötülüğe karşı iyilik yapacaksın.

 İyiliğe iyilik herkesin işi,

 Kötülüğe iyilik er kişinin işi,

 İyiliğe kötülük şer kişinin işi.

Bunları düstur edineceğiz kendimize, bunların farkına varacağız. Yani nefs neyi istiyorsa, yanlıştır. Neyi istemiyorsa, onu yapacaksın. İnsanın mizanı kendi içinde zaten. Oraya, buraya, felana sormaya gerek yok!

Seni gece gündüz ebedi cehennem azabına çekmeye çalışan bir melun. Biz ama bir ömür onun kuklası oluyoruz. Ona hizmet ediyoruz. Namazda olmayacak şeyleri aklımıza getiririz, zikirde olmayacak şeyler aklına gelir. Bu kadar nankör, aşağılık, pislik bir şey bu nefis.

Ashap bile; “Ya Resullulah, namazda aklımıza öyle şeyler geliyor ki ölmeyi yeğleriz” diyor.

Peygamberimiz cevaben; “Vesvese, imanın ta kendisidir.”

Yani sende iman olmasa, o gelmez demek istiyor. Şeytan senden çok değerli bir şeyi çalmak için uğraşıyor. Ama bu demek değildir ki ömürboyu o vesveselerle namaz kılalım. Adım, adım, adım hepsinden arınmak lazım. Arınır da yani “kişi, arınmaz” diye bir şey yok.

Ya ben şöyle bir âleme bakıyorumda, Yaradan’ın ne kadar büyük lütufları var. Geçen yirmi beş gün yağmur yağdı. Gece 2’de, 3’te yağmuru seyrediyorum. Bir fırtına var, ağaçların dalları kırılıyor. Ya neden o yağmur taneleri birbirine karıştıramıyor? Gel ibret alma, gel ağlama. Rüzgarın o yağmur kütlesini var ya bir deniz gibi bir araya getirip düşürmesi lazım. Ağaçları kıran, binaları söken fırtına, o küçücük yağmur tanelerini bir topak haline getiremiyor. İşte, baktığını görecen! Bunlar Allah’ın lütufları. “Ona karışma” dedi, bitti!

Allah; “Biz bir şeye ‘Ol’ dedik mi olur” diyor. Ve buna benzer her şey ortalıkta apaçık var zaten. Tabloda çizilmiş. Bu dünyadaki tabloda var.

Ağaçları söken o rüzgâr nasıl olurda, o damlaları birbirine karıştırmaz. Karıştıramıyor işte. Neler, neler… Yeter ki insan görmek istesin. Yani; nefsin etkilediği gözle bakarsan, bunların hiçbirini görmezsin. Bunların önemi yok gibi gelir sana. Ama hikmetle, himmetle, ibretle bakarsan her şeyin farkına varırsın. O zaman âlemin kabuğunu kırmış olursun. Cevizin kabuğunu kırdın, içini görmeye başlıyorsun. El karda, gönül yarda olacak. Yani el karda; dünyada, gönül yarda; Allah’ta olacak!

 

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#müflis #tefekkürkapıları #tefekkür #şirk #gizlişirk #dinisohbet 

Kazım Kulevi Hz. – Sadakat Sınanır – Rüya Yorumu – Uşşaki’nin Kerameti

0

Kazım Kulevi Hz.

Bu bütün tarikatlarda bir kuraldır. Keramet gösteren Veli dahi olsan, bir tarikata gittiğin zaman “Kelime-i Tevhid” ile başlarsın. Ha uzun boylu tutmaz onu Mürşit ama mutlaka onun dosyasına işlenmesi gerekiyor bunlar. Hacı Kâzım Kulevî Hazretleri, Bekir Sıtkı Hazretleri’ne gittiği zaman kalkıp adap tutuyor fakat “Kelime-i Tevhid” veriyor. Keramet gösteriyor, keşfi açık ama “Kelime-i Tevhid”! Ona Fatımatüz Zehra annemiz Mürşit’lik etmiş, yetiştirmiş, kalp gözü açılmış, ilham gözü açılmış.

Validemiz, “Mürşit’e gideceksin!” diyor. Bilmem kaç küsur sene Mürşit arıyor, bulamıyor. En son validemize diyor ki; “Ya anne, hiçbir Mürşit beni almıyor.”

Avucunu açıyor diyor ki; “İşte Mürşit’in, deniz kenarında bulacaksın!” diyor. İzmir’de buluyor Bekir Sıtkı Visali Hazretlerini.

Allah hepinizden razı olsun… İçtihatta yanılsan dahi, bir sevap alırsın. İçtihatta yanılmazsan 10 sevap alırsın, 700, 7000, 70.000 gider, onu Allah bilir. Yani doğruya içtihat edip, yapılanlardan kişiye vebal gelmez; fakat tarikat yolu hikmet yoludur. Hikmet yolunda; “neden”, “niçin”, “bu yanlış”, “bu doğru” diye bir şey asla, asla düşünmeyeceksin, eğer düşünürsen engel olur sana…

Sadakat Sınanır

Birçok Mürşit, dervişlerin arasından geçip odasına girmiştir fahişeyle. Ve dervişlere; “Bana su ısıtın!” demiştir, buğuz edenler elendi gitti. Sonra dedi ki, “Çocuklar gelin bakalım.” Dervişler içeri girdi, odanın penceresi yok ama ne kadın var ne başka bir şey. Bunlar imtihandır. Diğerleri öyle gördü, yanında bir fahişe gördü. Getirdiği fahişe kendi nefsiydi. Kendi nefsini onlara fahişe gibi gösterdi ve onları imtihan etti. Bu tür şeyler mutlaka olur.

Tarihte öyle olaylar vardır ki, Şeyh Muhyiddin Arabi Hazretlerine birçoğu “zındık” demiştir. O zındık mıdır? Zamanın Kutbu’ydu ama zındık denilmiştir. Neden? O kişiyi çözemedikleri, anlayamadıkları için… Aynı adama soruyorlar:

“Muhyiddin Arabi nedir?”

“Zındıktır” diyor. 10 gün sonra soruyor başka biri;

“Zamanın Gavsı!” diyor. Ya 10 gün önce zındık olan, 10 gün sonra nasıl “Gavs” olur.

“Allah dilerse, 10 saniyede de yapar, 10 günde de…” diyor. Verdiği cevap da doğru.

Hikmet yolunda mantığı devreye sokarsan, mantık yanılır. Mantık yeterli olmaz hikmete. Hikmet çok enteresandır. Akıl, fikir mutlaka dünya hayatında lüzumlu, gereklidir. Allâhu Teâlâ’nın lütuflarıdır. Ancak işe hikmet bulaştığı an; akıl, çırak kalır. Akıl artık onun terazisini tartamaz. Onun terazisi akla ağır gelir.

Dünyada Allâhu Teâlâ’nın adaleti yoktur. Allâhu Teâlâ dünyaya dahi hikmetle tecelli eder. Eğer; Allâhu Teâlâ dünyada adaletini tecelli ettirseydi, 10 gün sonra dünya bomboş kalırdı. Adalet cezayı hemen keser, oysa hikmet süre verir. Adaletle hükmetseydi, suç işlediğinde “küüt!” verirdi cezayı. O yüzden hikmetle tecelli eder. Ha Allah’ın cezası da gelir, gecikerek gelir, çok haddi aşarsan anında gelir. Bunlar nadirdir. Allâhu Teâlâ’nın Veli kullarının tamamı hikmetle tasarruf eder.

Yani, sağ olsaydı da ben sizi bazı Veli’lerle tanıştırsaydım, Sırrı Süleyman Hazretleriyle…

Hiç anlayamazsın. Adamın biri iyilik eder, beddua eder, başka adam kötülük eder, hayır dua eder. Bir araştırırsın ki, iyiliğin altında yüz bin tane desise var. Acı söz işittiğinde, ona dua eder. Hayret eder kalırsın. Bu nasıl ters orantılı bi iştir! Tefekküre bir dalarsın ki, o acı söz ilaçmış. Nefsinin bel kemiğini kırmış. Yani bu hikmeti anlamak çok zor bir olay. Ancak hikmet ehli olursan… 

İşte Yunus ne diyor:

“Dört kitabın manisi bellidir bir Elif’te.”

İşte bu hikmettir. Hikmet gözlüğü ile bakmada ben seni göreyim, bir Elif’te 4 kitap nasıl okuyacaksın? “Sen Elif dersin hoca, manisi ne demektir?” Hoca Elif diyor…

  Sen Elif dersin hoca

  Dilersen var bin hacca

   Hepisinden iyice

   Bir gönüle girmektir.”

Laflara bak inci, inci de değil daha fazlası. Kime demiş, anlayana demiş. Niye “Bilmeyenler ne bilsinler, bilenlere selam olsun” diyor mübarek insanlar? Bilenlerin de geleceğini biliyor Kıyamet’e kadar onlara selam olsun diyor. Yunus:

“Bilmez misin cahillerin nice geçer zamanesi?” diyor. Yunus kendine sesleniyor “Yunuuus bu cezbe sözleri cahillere söyleme, bilmez misin cahillerin nice geçer zamanesi.”

Rüya Yorumu – Uşşaki’nin Kerameti

(Dervişlerden birinin rüyasını yorumluyor.)

Daha evvelki bir âlemde oluşun ve ateşten oluşun İbrahim Aleyhisselam’dan himmettir. Yani ötelerde göze girmişsin. Deniz rahmettir. Demek ki, Ramazan ayında bayağı bir kazancın var. Orada himmet var. Diğerleri de senin halini ifade ediyor. O sesleniş yumuşak olmaz, mümkün değil. Hatta o seslenişte, yüreğinin “küt küt” atması lazımdı. Onun hikmeti var. Onları daha sonra öğreneceksiniz. Bir yerlerden sondaj yapıyorlar. Yalnız güzel bir himmet almışsın. Bu tür himmetler, ders geçmeden daha önemli ve değerlidir. 

Uşşaki’nin imtihanı ateşledir, Uşşaki’yi ateş yakmaz. Her tarikatın kendine özgü kerameti vardır. Uşşaki’nin kerameti ateşledir. Biz eskiden Çengeloğlu’nda halka açık gösteriler yapardık. O günün valisi dahi gelirdi. Binlerce insan gelirdi izlemeye. Körüklerde demirler kızartılır, ağzımızda soğuturduk. Yüz metre ilerden et kokusu duyarsın kebap pişiyor gibi ama hiç yanık yok. Bunu herkes görürdü yani. Uşşaki’nin böyledir.

Rufa-i’nin delici aletlerledir. Her birinin kendine özgü kerameti vardır. Kendini ateşte görürsen hem Uşşaki büyüklerinin gözüne girmişsin hem de İbrahim Aleyhisselam’dan himmettir. Nemrut ateşe atmıştı ya onu… Yani çok güzel maşallah durumun iyi… 

                              ——————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#keramet #manevirüyayorum #HacıKâzımKulevîHazretleri #uşşakininkerameti #keramet #dinisohbet