Ana Sayfa Blog Sayfa 53

Dünya Müminin Cehennemidir! – İmanın Rükunları – Hz. Musa (A.S.) Ve Abit (Kıssa) – Reenkarnasyon Yalanı

0

Dünya Müminin Cehennemidir – İmanın Rükunları

Bunların hepsi Allah’ın lütfu. Diledi mi lütfeder. Dilemedi mi etmez.

Bir mümin zorluklarla karşılaşmıyorsa, o işten hemen vazgeçsin, o mümin için hayırlı değildir. Onda o mümin için hiçbir hayır yoktur. Mümin bir işe teşebbüs ettiği zaman zorluklarla mücadele eder. Orda hayır vardır. Aksilikler, zorluklar çıkıyorsa önüne onda sebat et, onda hayır vardır. Hiçbir zorlukla karşılaşmadan düğümler çözülüyorsa, orda senin için bir hayır yoktur. Bizde bunun tersini istiyoruz çağımızda, işte onda hayır yok!

Peygamberimiz ifade ediyor bu hadis-i şerifte; “Müminin teşebbüs ettiği bir yolda aksiliklerle karşılaşmıyorsa, o işte hayır yoktur” diyor. Ama nefis istemiyor. Hemen işimiz bitsin, öyle yağma yok. İptila ve belalar, zorluklar mümine uğrayan en değerli misafirlerdir. Ona sabrettiği zaman, o mümini tertemiz eder gider, ondan daha değerli bir misafir varamaz mümine.

Bir derviş, kemalata yöneldiği zaman Allâhu Teâlâ bir melek çağırır, “Gel bakalım.” Gelir. “Git, şu kulumun başından bir çuval bela, iptila dök gel!” der. Bir çuval bela, iptila getirir, tependen aşağıya indirirler.

Kafirde, “Ya Rabbi” dediği zaman; “Ver şunu, kov kapımdan. Onun sesini duymak istemiyorum. Hemen ver ne istiyorsa.”

Onun için kesinlikle bu dünyanın tantanasını kafanıza takmayın, onlar Allah’ın onlara verdiği beladır. Müminin cehennemidir bu dünya, zindanıdır. Sen cehennemde zindandaysan, beklentin neden onun üzerinde oluyor ki? Beklentin onun atmosferinde olacak, onun üzerinde olmayacak. Mümin, Karun kadar zengin olsa, elli tane iptilası olur, rahat edemez yani. Çünkü müminin zindanı o, müminin cehennemi bu. Kafirde rahat eder; çünkü kafirinde cenneti burası. Ayet-i kerimede öyle diyor; “Biz, layık olmayanlara öyle nimetler veririz ki, derler ki; ‘Allah, bunumu bu nimete layık gördü?’” Onu dedirtmek için.

Yani biz kalkarız Allah’a işini öğretiriz. Büyük yanlışlar. Her şey doğru, yanlış bir şey yok.

Ama biz, hele de Türk milletinde az bilen yoktur, hepsi çok bilir. Bir şeyin altındaki hikmeti görmezler, hikmetin altındaki sırrı da görmezler. Bunun altında bir nesne daha vardır, hiç haberi yoktur. Kesin hükümlerle hemen yargılarız, kararı da veririz yani. Ve onu da onaylarız. Yıllar sonra; “Haa!” deriz amma hüküm verildi.

Onun için Allah razı olsun. Mümin bocalayacak bu dünyada. Öyle veya böyle, şundan veya bundan. Ya, Peygamberimiz doyasıya üç gün buğday ekmeği yiyemedi diyor ömür boyu.

Ve istemiyordu da. “Ya Rabbi, Muhammed ailesine zar zor yetecek kadar ver” diyordu. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamber, buğday ekmeği yiyemeden bu dünyadan göçtüyse, e bizim sofralarımız firavun sofrası! En yokumuzda bile var.

Allâhu Teâlâ her şeyi görüyor, her şeyden haberi var. Allah sana bunu layık görüyorsa, sana düşen buna rıza göstermendir. Zaten Cenab-ı Hakk’ın kaderine, kazasına rıza göstermeyen kesinlikle iman etmiş olmaz.

Bunu yıllardır haykırıyorum, iman etmenin rükûnlarından biri Allâhu Teâlâ’nın kaza ve kaderine rıza göstermektir. Allâhu Teâlâ’nın azabından emin olmayıp rahmetinden ümit kesmemektir. Kelime-i Tevhid  ve akabinde bunlar şart.

Öyleyse ne eksik var ne fazla var. Ne oluyorsa en doğru olan o. Bütün tasarruflar kâinatta mükemmelliğin zirvesindedir. Biz küçücük aklımızla, şöyle olsaydı, böyle olsaydı deriz. Ya senin aklın ne, cürmün ne, ilmin ne, bilgin ne, nesin sen? Şu dünya,kâinatın içinde toz parçası değil. Bırak onun üzerindeki sen, ben ne oluruz! Allah’ın insanı muhatap alması, insanın gönlü var, hür irade ve gönlü var, sadece bundan! Mümin insanın gönlü Kâbe’den de büyüktür. Yani bir döngü büyükten küçüğe, küçükten büyüğe.

Bir kul bir villa yapar, önüne bir bahçe yapar, oturur verandaya her şey gözünün önündedir. İşte Allah içinde bütün kâinat böyledir. Bütün her şeyi senin o bahçeyi görmenden daha net görür. E şimdi Allah seni şu nimete veya buna, şu hastalığa veya ona layık görüyorsa, söyleyecek sözün yoktur. Çünkü Allah habersiz değil ki, her şeyden haberdar. Adam 40 yaşındadır. 40 bin defa imtihan geçirmiştir. 40 bininide kaybetmiştir, haberi bile yoktur. Ondan sonrada der; “Allah neden acaba böyle işlerimi terse yönlendiriyor? Bana verdiği de O’nun, ona verdiği de O’nunken acaba neden?” Daha evvel 40 bin tane imtihan geçirdin, haberin bile olmadı, oralarda kaybettin! Haa ona da yakınmayacaksın! Mümine yakınma yoktur, her halde rıza vardır.

Hz. Musa (a.s.) ve Abit (kıssa)

Dünya ömrü bir gecelik rüya kadar değil, gelip geçici. Hz. Musa bir gün Turi Sina’ya giderken bir taşın gölgesinde bir abit inzivaya çekilmiş, ibadet ediyor.

Hz. Musa oturup seyrediyor bunu. Gölge gidiyor, güneş vuruyor adama, sonra selam veriyor abite, Musa Aleyhisselam.

“Be mübarek, hoş güzel buraya inzivaya çekilmişsin, ibadetle meşgul oluyorsun başına bir kulübe yapsaydın ya!” diyor. O gün insanlar uzun yaşıyordu.

“Ya Musa, Levh’e baktım 317 sene ömrüm kalmış değmez ki! Değer mi, beni üç gün, beş gün Allah’tan uzaklaştıracak!” diyor.

E birde bize bakalım. Biz mümkün olsa firavunun saraylarını yapmaya kalkarız. Ya Rabbi, sana şükürler olsun. Biz mutluluğu saadeti ne sanıyoruz? Saliha bir kadın. Eee? Bol para. Eee? Yeter mi? Yook yetmez! Başka? Uzun ömür. Eee başka? Hastalık hiç istemeyiz! Bizden uzak olsun. Eee? Ya kardeşim, bunların hepsi bir arada olmaz. Böyle bir insan olabilmen için dinden imandan çıkıp, kafir olman lazım. Onun için bunlar olur, ee sen kafir değilsin ki!

Saliha kadın? Saliha kadını kim bulmuş ki. Hz. Ömer’e dar getiriyormuş karısı. Birde Emîrü’l-Müminin yani; devlet idare ediyor.  Kadın tozutuyor. Abdulkadir Geylani Hz. oklava ile dayak yiyor karısından. Biz dörtbaşı mamur kadın arıyoruz bu devirde. Abesle iştigal, mümkün değil ki. O gün bulamamış mübarekler, biz bugün arıyoruz.

Her türlü dert, iptila, üzüntü, bunlar insana uğrayan en değerli misafirlerdir. Bunlara sabredeceksin, tertemiz olur gidersin, seni arındırır, her türlü menfiden arındırır, çeker giderler. Onlardan uğurlu bir misafir yoktur, onlardan asla yakınmayacaksın.  Dünya sadece bir panayırdan ibaret, sadece bir uygulamadan ibaret. Başka bir şey değil, gelip geçiyor.

Reenkarnasyon Yalanı

Âlemi Berzah’tan ruhun çıkışı, hayatın sayılarının başlamasıdır. Ana rahmine kadar olan yolculuk 50 bin yıl. Ana rahminde 4 aylık bebek 50 bin yaşındadır. Sen bundan ibaret değilsin ki. Bu bir şey değil, çürüyecek zaten. Bak Allâhu Teâlâ’nın sistematik olaylarına. 50 bin yıl sonra Ahmet’le Ayşe evlenecek. Onlardan bir çocuk doğacak. 50 bin yıl evvel, o ruh yola çıkıyor oradan.  Ve takvim başlıyor.

Ayet-i kerimede diyor Allah; “Size tayin ettiğimiz ömür ne bir dakika uzar ne bir dakika kısalır. Vakti gelince sizi öldürür, yerinize benzerlerinizi getiririz. Ve sonradan sizi bilemeyeceğiniz suretlerde tekrar yaratırız.”

Vakıa Sûresi, 31-32-33-34. Ayet. “Ne bir dakika uzar ne bir dakika kısalır. Vakti gelince sizi öldürür, yerinize benzerlerinizi getiririz”. Benzerler kimler? Gelen tohum. Çoluk, çocuk. Ve sonrada sizleri bilemeyeceğimiz suretle yeniden yaratırız, bu cennet cehennem hayatı için.

Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîlleyl, ve Tuhricül Hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel Hayy ve terzuku men teşâu bigayri hisâb”

Bu ayet ile aynı kavşakta birleşir. Ölüden çıkan diri. Ölüden çıkan diri nedir? Ya cennet ya cehennem için. Ya Allah’ın rahmetine ya Allah’ın zahmetine giden yolun yolcusu olan. Bu iki ayet, aynı kavşakta birleşir. Allâhu Teâlâ bu ayet ile yol haritasını çizmiş müminlere. Biz bunların farkına varıp da bu yolu tutamıyoruz. Farkına varıp bu yolu tutmamız lazım.

50 bin yaşında dört şey ulaşıyor. Şimdi bu 4. Ayet’te birçok zamanın hikmeti olmayan hikmetten uzak kalmış kendini alim zannedenler reenkarnasyon ile karıştırıyor.

Sizi bilemeyeceğiniz suretlerde dediği, reenkarnasyon olayı ile bu işi aynı paralelde görmek istiyorlar. Öyle bir şey yok ama onlar öyle iddia ediyor. Cennet ve cehennemden bahsediyor. Kur’ân’ın bütün ayetlerine bak, reenkarnasyon ile ilgili en ufak bir ipucu yoktur, binlerce hadise bak yoktur. Eğer böyle bir şey olsaydı Allâhu Teâlâ, mutlak ama mutlak, ama üstü setrederek ama etmeyerek söylerdi. Ve bunun tersi olarak yüzlerce ayet var ki; “O kafirleri cehennemin kenarına dizeriz, onlar derler ki ‘Ya Rabbi, bizi tekrar dünyaya gönder, şöyle kul oluruz, böyle kul oluruz’ derler”. Bir daha dünyaya dönüşün olmadığını kesinlikle beyan ediyor.

Şimdi Kur’ân’ın yüzlerce ayetine iman eden bir insanın reenkarnasyon olayına inanması kadar büyük bir sapıklık hiç düşünülemez! Allah kesinlikle böyle bir şeyi reddediyor. Birçok hadiste beyan ediyor. Allah ve Resul’ünün, kesinlikle yok dediği şeyi, sen kalkar da var dersen, Allah korusun iman bile gidebilir. Allah’ın ayetine ne yapıyorsun? Zıt iddiada bulunuyorsun, bunlara çok dikkat etmek lazım.

Ayette dediği de Vakıa Sûresi 34’üncü Ayet’idir. İyide tekrar yaratma olmasa cennet cehennem olur mu?  Bu kadar gafillik olur mu? Allah tekrar yaratacak. Ya Allah’ın rahmetine ya zahmetine gideceksin. Bu beyan edilmiş Tevrat’ta, Zebur’da, İncil’de.

Artı kitap 4 değil ki, 104 tür! 100 tane de suhuf  var, iniyor yani.

40 tanesi Adem (a.s.)’a iniyor Suhuf’ların, Adem (a.s.) kitapsız değil ki!

Yer yer diğer Peygamberlere de Suhuf  iniyor.

Suhuf daha küçük kitap. 104 kitabın hiçbir satırında böyle bir olay yok, öyleyse bu yok! “Reenkarnasyon vardır” deyip çıkamazsın böyle bir şey yok!

Ama ben bunu yaşadım. Peki şimdi. Sen ne diyorsun? Hem yok diyorsun hem yaşadım diyorsun. Anamı sorguladım, babamı sorguladım, çevreyi sorguladım cevap arıyorum. Küçükken sol kulak arızasından öldüğümü çok net biliyorum. O kadar net, biliyorum yani. Ama bir daha varım. Bunu da biliyorum. Bunun cevabını 20 yıl aradım dünyada ve buldum. Bu şeytanın korkunç tuzaklarından bir tuzak. Ve sana ispat ediyor…

Hatay’da oldu böyle bir şey. Necati idi çocuğun adı. Te onları buldum. Hatay’da… Adam orak biçerken karısıyla, bir göl var aşağıda atlıyor, boğuluyor. Sonra bir çocuk doğuyor komşuda. Çocuk 7-8 yaşına geliyor, kadına gidiyor diyor:

“Sen benim karımsın.”

“Git ulan terbiyesiz.”

“Valla karımsın. Biz seninle orak biçiyorduk, ben serinlemek için falan göle atladım, orada boğuldum.” Vücudundaki bene kadar biliyor çocuk. İspat ediyor. Vücudun en mahrem yerindeki ize işarete kadar, her şeyi ifade ediyor. Dehşete kapılıyorlar.

“Ya doğru nasıl olur bu?”

Aynı şeyi ben yaşadım. Öldüğümü de çok iyi biliyorum. Ölümünde çok kötü bir şey olmadığını da biliyorum. E bir daha da varım! 20 yıl aradım. Sonunda anladım, şeytanın bir tuzağı.

Zeki insanların ana rahminde beyninin üzerinde oynuyor. Böyle bir program yüklüyor oraya. Ve doğruları kadının mahrem yerlerindeki izlere kadar yüklüyor sana. Sen onu yaşamış zannediyorsun, iblisin tuzağı. Çünkü reenkarnasyon olayı varsa, kimse günahtan çekinmez ki! Pervasızca günah işler insan. Ölüm hiiiç, vızıltı gelir. Soyar, tecavüz eder, her şeyi yapar. Vursan ne olacak, daha güzel bir yerden geri geliyor. Cennet yok, cehennem yok, yine geliyor. Şeytanın istediği bu ya! İnsanlara günah işletmek!

Reenkarnasyon olayında, o Necati hiçbir şeyden çekinmezdi. Hemen; “Çık meydana! Ya ben seni ya da sen beni öldüreceksin” derdi.

Adam, bir kere ölüp geldim zannediyor, bir daha ölmek önemli değil. Sinek kadar değeri yok. Onu da yola getirdim, çünkü çözdüm ben. Şeytanın bir oyunu. Böyle bir şey yok. Ya Allah açık açık ayette 50 yerde söylüyor. “Geri dönüş yok!” diyor.

İşte reenkarnasyon olayı sadece bir tuzaktan ibaret. Böyle bir şey yok! Onlar “Namaz satın alınabilir” diyor Adam. Namaz kılmayacaksın ömür boyu. Kaç rekat namaz lazım sana? Ölürken vereceksin parayı, namaz repertuarını tamamlayacaksın. Öyle ölüp gideceksin. Böyle şey olur mu? Bunlara sen alim …

Şimdi reenkarnasyon diye bir şey yok. Bu Budizm’in tarihteki bir felsefesi. Ben Budist rahiplerde de konuştum Çin’de. Böyle bir felsefe. Buda var, putları Hindistan’da. Bugün Japonya’da hâlâ Budizm var. Akıl alacak bir şey değil, teknoloji satıyor dünyaya,  hâlâ puta tapıyorlar.

Şimdi dünyada sapık dinler çok. Hindistan’da 6000 din var. Nehre, öküze, ağaca, şimşeğe, yıldızlara, kayalara, yılana tapanlar var. Yani ne varsa tapılıyor. İşte bazı zehirlenmiş beyinler, “Reenkarnasyon olayı vardır, bu setredilmiştir” gibi laflar ediyorlar…

 

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#reenkarnasyon #imanınrukunları #rukun #dünya #dinisohbet #kıyamet #ibadet #iman #mümin #müslüman #put #kıssa #hzmusa #hzmusa #Hzmuhammed #hzmuhammed

Allah Sevgisi Ne Zaman Başlar?

2

Büyük Veli’ler diyor ki; “Size sorsalar” diyor, avama diyerek bunu; “‘Allah’ı seviyor musunuz?’ diye sorsalar, sukut edin” diyor.  “’Seviyorum’ derseniz yalancısınız, ‘Hayır’ derseniz, fasık olursunuz” diyorlar.

Allâhu Teâlâ’yı kemaliyle sevebilmek için mutlaka nefis makamlarını aşmak gerekir. Ancak Mutmain Makamı’nda, “Allah’ı seviyorum” dersen doğrudur. Orda başlar Allah sevgisi, Resûllulah sevgisi, Allah’tan feyz gelme, türlü haller orda başlıyor.

Bir kutsi hadiste, Allâhu Teâlâ; “Ey kullarım, siz koynunuza aldığınız karınız kadar Ben’i sevseniz, sizi ateşe sokmam” diyor.

Birçok kişi imamın arkasında yerini kaptırmaz ama gerçek anlamda Allah sevgisinden haberi yoktur. Neden? Çünkü nefis afetlerle dolu. Yani Emmare, Levvame, Mülhime’den kurtulamamış. Bu müftü için bile geçerli… Eğer kurtulsaydı, İmamı Azam ki müştehid alim;“Yemin ederim ki, Numan Cafer-i Sadık’a intisap etmese cehennemlikti!” diyor. Düşünebiliyor musun?

İlim kurtarsaydı iblisi kurtarırdı, meleklere imamdı. Peygamber Efendimiz; “Ya Rabbi, ilmin hayırlısını ver!” diyor. Hayırlı ilim hangisi? Tevhid ilmi. Hangisi? Batînı ilim.

Onun için Allâhu Teâlâ’ya olan sevgi, aşk… Nefis makamları biter, sonra kapılar açılmaya başlar. Allâhu Teâlâ gönlüne nazar eder, gönlüne misafir olur. Ondan sonra kişi hal ehli olur, hal yaşamaya başlar. Ondan sonra zaten yollar açılır gider. Ama nefs makamlarında bunu beklemek abesle iştigaldir; çünkü insanların nefsinde %98 afet vardır.

Birinci seyri sülüğü tamamlıyorsun büyük Veli’lerden oluyorsun, hala nefsinde %48 afetler var. Büyük Veli’ler nefisten “El aman!” diyor.

Ne zaman ki ikinci seyri sülükte beşinci makama ulaşırsın, nefis bakire bir kız kadar ruhu sultana teslim olur. O da Ulûlelbab Makamı’dır. Orda Miraç yaparsın, Allâhu Teâlâ’yı benim seni gördüğüm gibi görürsün.

Allâhu Teâlâ sana orada birkaç şey bahşeder:

Birincisi; hakiki tövbeyi orda yaptırır. O söyler, sen tekrarlarsın.

İkincisi; “Ehli Hüküm” ve “Ehli Hikmet Makamları”.

Üçüncüsü; “İrşad Makamı” orda verilir. Ancak bir toplumun başına oraya ulaşan insana ruhsat verilir. Dördüncüsü de birçok şeyin sırrını kaldırır senden. Bir lahzada 100 milyon sene tahsil etmişsin gibi her şeyden haberin olmaya başlar.

Sonrada gönlüne mesaj gelir Cenab-ı Hak’tan. Yanlışı doğruyu çok iyi görür ama ondan sonra da kendini setredersin. Kalbin sövmezken, dilin sövmeye başlar. Dahası dahası ve dahası…

Kalp susar, dil konuşur. Halbuki sen o dilin adamı değilsin. Çünkü “Ben Veli’yim” diyen Veli, o anda zındık olur. Ne yaptı? Benliğe girdi. Bedenini, bok çuvalını put yaptı. Onun için Veli’lere bak, hepsi hakir ve fakirdir. Veli’ler kendisinde hiç güzel amel görmez. Onun için hakir ve fakirdir. Allâhu Teâlâ’nın kabul ettiği amel, o kul tarafından unutulur. Kendinde hayır görmez. Allâhu Teâlâ’nın, “aman” kapısından hiç ayrılmaz onlar. Dili konuşurken, kalbi zikreder yani; “devamlı zikir”, bir nokta gelir, devamlı zikir. Uyurken de uyanıkken de…

Devamlı zikirde; “Hayy” Esma’sını çeken Veli’ler vardır. Onlar çölde yürüsün, arkası yemyeşil olur. Bunlar ilerde bir çoğunuzun göreceği şeyler. Çocuklar şu kesin ve kesindir ki, “Allah” diyen insan mahrum kalmaz, hiç kabil değil. O’nu zikredelim çünkü en eftal ibadetlerdendir.

Namaz kılarsın, farzdır, borcunu ödersin. Namazda okursun Allah’ın sözüdür. Her türlü ayet Allâhu Teâlâ’nın sözüdür. Ama zikir, Allâhu Teâlâ’nın; Zât’ıdır. Allah razı olsun. Bu herkese nasip olmaz zaten.

Allâhu Teâlâ; “Ben’i zikreden zakirler, Ben’im has kullarım” diyor. Diğerlerinden Allah ayırıyor onları. Ya bu ne büyük bir devlettir ne büyük bir lütuftur. Bundan büyük ne olabilir şu dünyada?

Peygamber Efendimizde; “Onlar benim ehlim, ev halkım gibidir” diyor.

Daha ne istiyoruz kardeşim? Cenab-ı Allah’a, ağzımızı kendi ismiyle süslediği için ne kadar şükretsek ne lisan yeter ne şükür yeter. Biz, Allâhu Teâlâ’ya olan borcumuzu hiçbir zaman ödeyemeyiz. Allah ancak rahmetiyle bize lütfeder. Allah kullarını hele dervişleri çok seviyor. Bunu böyle bildiğimiz zaman huzursuz olmaya, endişe etmeye, yarını düşünmeye hiç gerek yok.

“Bismillahi tevekkel tealallahi la havle vela kuvvete illa billahi.”

“Kuvvet ve kudret Allâhu Teâlâ’ya ait.”

Bunun bilincinde olduğumuz zaman tamam! Ya, âlemlere tasarruf eden O! Kendini üzmüşsün, yırtmışsın, parçalamışsın akibet değişir mi? Hayır!

Ne geldiyse, Allâhu Teâlâ yaşam biçiminde ne sunduysa; “Amenna ve saddakna”; “Rabb’im bana bunu layık gördü, tamam, başım gözüm üstüne” diyeceğiz. Mutluluğun yolu bu! Kimi kime şikayet edeceksin? Allah’ı, Allah’a mı?

Allah bir taşın içindeki böceğin rızkını veriyor, ihmal etmiyor. Seni, beni görmüyor mu? Öyleyse, şikayet yok, imtihan dünyası! “Sizi canlarınızla, mallarınızla, çoluk çocuklarınızla imtihan edeceğiz” diyor. Haberde veriyor. Gizlice yapmıyor.

Dünyada üzülecek hiçbir şey yok. Üzülecek tek şey günahlarımızadır. Buna üzülelim, buna pişman olalım. Tövbenin de en makbulü; “Estağfurullah el Azim” değildir. Kalben pişman olmaktır. Kalben pişman olduğun an, tövbenin en makbulüdür. İçin için o seni yakmaya başladı mı? Yoksa burası pişman değil, dilin “Estağfurullah” diyorsa, hiçbir şey ifade etmez hatta yalancı oluyorsun.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#tövbe #dinisohbet #Allahsevgisi #estagfurullah #estagfurullahelazim #istiğfar

Hızır’ın Kızdığı Adam – İmtihan Olan Derviş Adayı – Hz. İsa (A.S.)’dan Allah Aşkı İçin Yardım İsteyen Adam

0

Hızır, bir gün cuma namazına geliyor, camiye bakıyor yanında bir ihtiyar uyukluyor. Hızır kızıyor; “Camide uyuklanır mı, kalk!” diyor, dürtüyor.

Adam şöyle bir bakıyor Hızır’ın yüzüne, Hızır yine ters ters bakıyor. “Allah’ın evi utanmıyor musun?” diyor. Adam Hızır’ın gözüne bakıyor yine uyukluyor.

Hızır tekrar dürtünce; “Bana bak, vallahi şimdi şu milleti üşüştürürüm başına, Hızır olduğunu söylerim” diyor.

Hızır şöyle bir listeye bakıyor, bu adam yok listede, nasıl iş bu diyor?

Dışarı çıkınca; “Yarabbi, bu nasıl olur?” diyor.

Allah; “Ya Hızır, Ben sana Ben’i sevenlerin listesini verdim, Ben’im sevdiklerimin değil” diyor.

İşte Allah’ın sevdikleri, Sırrul Zaman’da onların içindedir, Zamanın Gavsı da. Allah katında sevgiler vardır. Onu dilediklerine İhsan ediyor çok küçük dozlarla.

İki tane olay; vatandaştan birisi, iyi bir Mürşid’e gidiyor, diyor ki; “Ben ıslah olmak istiyorum, derviş olmak istiyorum.”

“İyi de oğlum, bizim yolumuz zordur” diyor.

“Olsun ben her zorluğa razıyım” diyor.

“O zaman seni küçük bir sınavdan geçireyim” diyor.

“İyi geçir” diyor.

“Büyük bir salon var, dört kapı var karşılıklı baştaki kapıdan sırayla gir içeri, içerde bir kişi var, her odadakine bir tokat at gel!” diyor. İmtihana bak!

“Peki” diyor. Kapıyı açıyor giriyor, biri namaz kılıyor geçiyor önüne bir tane çakıyor, namazdaki sol eline bırakmadan sağ eliyle bir tane buna çakıyor, duruyor duruyor başka bir şey yok. Bir tokat atıyor, bir tokat yiyor oradan çıkıyor.

İkinci odaya giriyor, orada da biri namaz kılıyor, geçiyor önüne bir tokatta ona çakıyor, gözlerini yumup bekliyor, o elini kaldırıyor ama vazgeçiyor vurmuyor. “Bu insaflı” diyor geçiyor.

Üçüncü odaya giriyor, biri tespih çekiyor çöküyor önüne bir tane çakıyor tespih çekene, gözünü de yummuş bekliyor, gözününde biri açık, nasıl çakacak diye, hiç umurunda olmuyor, iki üç dakika sonra şöyle bir yüzüne bakıyor, gözünü kapatıyor yine, devam ediyor tespihine, “Allah Allah bu uçmuş iyice…” diyor.

Dördüncü odaya giriyor, adam oturmuş tespih çekiyor, çöküyor bunun önüne bir tane çakıyor buna hiç duymuyor, bir tane daha çakıyor yine duymuyor, bir tane daha çakıyor yine duymuyor, hiç umurunda değil, zikre devam ediyor.

“Allah Allah! Bu nasıl iştir?” Çıkıyor geliyor.

“Çaktın mı birer tane?” diyor.

“Dördüncüsüne torpil yaptım üç tane çaktım duymadı” diyor.

“Oğlum, elli üç tane çaksan duymaz, o Fenâfillah’ta, Allâhu Teâlâ’nın aşkına gark oldu gitti, onu kessen duymaz!” diyor.

“Bak oğlum, birincisi; kısasa kısas yapar, bir tane attın bir tane yedin yolun başı. İkincisi; bir parça ilerlemeye başladı, geri çakacaktı ama ‘Vardır bir hikmeti’ dedi vazgeçti. Üçüncüsü de seyri sülüğü bitirdi, her şeyin Allah’tan geldiğini biliyor, sadece ‘Sebep kim?’ diye şöyle bir gözünü açıp, sebebe baktı. Dördüncüsü de Fenâfillah’da onu doğrasan duymaz” diyor. Allah’ın yanındayken duymaz. Zikir yolu koruyor.

İsa Aleyhisselam bir yere giderken birisi bahçe suluyor.

“Selamünaleyküm!”

“Aleykümselam!”

“Ya İsa, Allah’a dua et, kendi aşkından bana bir zerre ihsan etsin”.

İsa Aleyhisselam diyor ki; “Sen bir zerre kaldıramazsın.”

“O zaman yarım zerre.”

İsa Aleyhisselam dua ediyor “Yarabbi, bu kuluna yarım zerre kendi sevginden ihsan et”.

Geçip gidiyor, bir ay sonra oradan dönerken adam yok bahçede, soruyor soruşturuyor. “O dağlara çıktı, dua ediyor!” diyorlar.

“Ya Rabbi, beni ona ulaştır, yarım zerre ne hale getiriyor insanları.”

Allah açıyor önüne bir perde, dağlara çıkmış, bir kayanın üzerine dikilmiş, gözünü dikmiş semaya. Gidiyor İsa Aleyhisselam; “Hey hey falan filan! Hey, ben İsa’yım.”

Allâhu Teâlâ nida ediyor:

“Ya İsa, Biz ona yarım zerre aşkımızdan İhsan ettik, onu şimdi testereyle doğrasan duymaz.” Yani; Allah tarafından İhsan edilen aşk, sevgi böyledir. Biz şimdi kendi gönlümüzde uyanan bir sevgi, ateş, bir aşk buluyoruz, işte az önce dediğimiz gibi Allah’ı sevenler var, Allah’ın sevdikleri var. Allah’ın kendisi için ayırdıkları vardır kulların arasından, o insanlar yatağında da şehit olarak ölürler.

Yunus diyor:

  Senin aşkına dokunan meydana gelmez Allah’ım

  O meydana gelmez, o meydandan yok olur, inzivaya.

OKUDUĞUNUZ BU SOHBETİ SEYİD ALİ EFENDİ’NİN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTİYORSANIZ LÜTFEN ALTTAKİ VİDEOYA TIKLAYIN.

 

———————————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#hz.isa #peygamberler #hz.yunus #hızır #hızır(as) #dervisinsınavı #dervisinimtihanı #iman #fenafillah #dervisolma #seyrisülük

Üçler, Yediler, Kırklar Kimlerdir? – Gayrimüslimler Nasıl Cennete Gidebilir? – Allah’a Teslim Olmak! Ağır Hastanın Öleceğinin İşareti Nedir? – Ölüm Anında Görevli Melekler! – Hafaza Meleklerimiz Biz Ölünce Ne Yapar?

0

Üçler, Yediler, Kırklar Kimlerdir?  Gayrimüslimler Nasıl Cennete Gidebilir?

Bu konu çok enteresan bir konu.

Bak hep duyarız; “Bir”, “Üçler”, “Yediler” “Kırklar”.

Nedir bunlar? Bunların hepsi, Peygamberimizin ümmeti, ama bağlandığı yerler farklı. Her devirde, Peygamberimize varis bir kişi gelir, zamanın imamı. Her devirde aynı. Her devirde, Hz. İsa için; üç kişi gelir. Her devirde, Hz. Musa için; yedi kişi gelir. Her devirde, Hazreti İbrahim için; kırk kişi gelir. Her devirde bunlar var. Niçin? Hz. İbrahim hanif dini… Dünyaya tek bir din geldi, ikinci bir din gelmedi. Bugün, Tevrat’ta, İncil’de, Zebur’daki birçok ayet, Kur’ân’da da var.

Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî”

Bütün kitaplara iman ediyorsun. “… ve Resûluhi” bütün peygamberlere iman ediyorsun. Tek din geldi hanif, Hz. Adem’den Peygamberimize kadar bütün peygamberler “Lâ ilahe illallah” der.

Şimdi bakın, Hristiyan’lardan da cennete girenler var. Yahudi’den de var. Müslüman’danda var.

 “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” diyoruz. Âlemlerin, herkesin Rabbi. Burada incelik ne?

Şimdi, Amerika’nın ücra bir köşesinde veya bir yerinde veya Avusturalya’nın bir yerinde birisi doğdu (Allah adildir.) ve tahrif edilmiş İncil’e inandırıldı. Tahrif edilmiş Zebur’a inandırıldı. Bunun tahrif edildiğine asla ihtimal vermedi. Ve buna iman etti. Bununla amel etti adam. Büyük günahları da işlemedi. Ölüm anı geldi.

Ölümü anında, Hristiyan ise bu adam, Hz. İsa Aleyhisselam’ın ruhaniyeti gelir ve kendisine ait olan üç tane vekille, bunun başına gelir der ki:

“Bak, sen buna inandırıldın, sen de buna temiz inancın yüzünden iman ettin, bir ömür bununla amel ettin ama, hepsi batıl”. Allâhu Teâlâ seyyihatı, hasenata; hasenatı, seyyihata çevirir. “Ben’im mekrimden emin olmayınız”.

Şimdi canını vermeden, “La ilahe illallah Muhammed’in Resûlullah” de, senin o batıl amelini, Allah hasenata çevirir ve cennete gidersin.

Bu kişi, bu teklifi kabul ederde, “La ilahe illallah Muhammeden Resûlullah” derse, cennete gider. Demezde itiraz ederse, cehenneme gider.

Aynı şey Musevi içinde geçerli, Hz. Musa’nın ruhaniyeti gelir ve kendisinin bu devirde yedi tane ruhaniyeti var. Her devirde bunlar var. Aynı teklif yapılır.

Sadece Hz. İbrahim’e öyle güzel ki, hanif dinidir, tahrif edilmemiş dindir. İslam’dır. Zaten hanif dini, Hz. İbrahim’in dini İslam’dır.

“Bu teklifi kabul edenlerin seyyihatını, hasenata çeviririz” diyor Allah, etmeyenlerinde “Hasenatını, seyyihata çeviririz” diyor. Ha, o tarzda giderse, cehennemin dibine gider.

Şimdi, bu tür sorularda detaylı bilinmesi gereken şeyler var. Detaylı bilinmezse, bu kafirdir, bu cehennemliktir demek doğru bir olay değildir. Sen her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bilecen, dervişin hali budur, müminin hali budur. Müslümanlar, birinin derdini kendine dert edinendir.

Mesela bir Müslüman’a; “Sen iyi misin?” demek; “Sen manyaksın” demek, “Sen aptalsın” demek, “Sen kafasızsın” demektir. Müslüman asla iyi olmaz.

Niçin? Çünkü Filistin’deki Müslüman’ın derdi bana dertken, ben nasıl iyi olurum ya! Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “Müslümanların derdini, dert edinmeyen onlardan değildir” diyor.

Onun için, ana konumuz, her devirde, devrin imamı vardır, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin vârisidir. Allâhu Teâlâ’da, Kur’ân’da diyor ki:

“Biz, hiçbir kavme Resuller göndermeden onlara azap etmeyiz.”

Her kavimde, ne kadar kavim varsa yeryüzünde, Afrika’nın en ücra köşelerinde bile aklı başında bir iman ehli vardır. Bunları davet eder. Ha gelirsin, gelmezsin, o ayrı konu ve bunların bağlı olduğu tek merkezdir. Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin her devirde, bir “devrin imamı” vardır.

Hazreti İsa (a.s.)’nın her devrinde; 3 tane, Hazreti Musa’nın; 7 tane aynı devirde, Hazreti İbrahim’inde; 40 tane. “Birler”, “Üçler”, “Yediler”, “Kırklar” dediğimiz bunlar. Bunlar “Divan Ehli” Veli’lerdendir.

“Divan Ehli” nedir?

Her sabah fecr zamanı, Hira’da toplanan Veli’lerdir. Yedi bin kişiler bunlar, tayyi mekanla gelirler buraya.

Her sabah 24 saat içinde dünya üzerinde olacak bütün olaylara orada karar verirler. Asla “Yahudi bunu öldürdü!” deme, üzül ama deme.  O karar, orada verildi. Dünya üzerinde ne olacaksa, hayırda ve şerde burada karara bağlanır. Dilleri “Süryanice”dir.

 Allah’a Teslim Olmak

Onun için, müminin hali susmaktır, teslimiyettir. Mesela, dil ile ikrar, kalp ile tasdik İman, ama Allâhu Teâlâ’nın kaza ve kaderine rıza göstermeyen insan, iman etmiş olmuyor. Allâhu Teâlâ’nın kaza ve kaderine rıza gösterecek; yani bir tarafı yaparken bir tarafı yıkmayacağız. “Bu ayet işime geliyor da bu biraz…”  dediğin an iman etmiş olmuyorsun. İmanda külliyen teslim, kime teslim Allah’a teslim vardır.

Şimdi, tarikatlar için bir uydurma vardır. “Aklını birinin tekeline veriyor” diyorlar. Ya, böyle saçmalık olur mu? Allah diyor ki:

“Kim ki aklını kullanmadı, ona mesuliyet yüklerim. Kim ki aklını kullanmadı, onun üzerine pislik yağdırırım.”

Bir mürit aklını, külliyen Allah’a teslim etmeyi dilemedikçe, Allah onu Mürşit’e yollamaz. Her mürit aklını, Allah’a teslim etmiştir. Zaten Allah yolunda teslim etmek, Allah’a teslim etmektir.

Bakın birçok ayette Allah diyor ki:

“Ya Habib’im, sana tabi olmaları, Bana tabi olmalarıdır.”

Peygambere tabi olmak, Allah’a tabi olmaktır. E şimdi Mürşit’e tabi olmak, kime tabi olmaktır? Resûlullah’a tabi olmaktır. Resûlullah’a tabi olmak, Allah’a tabi olmaktır. Tabi insan ne yapıyor, aslında dördüncü kademedir, Akl-ı Allah’a teslim etmek. Allah’a teslim eden insan, zaten evvela namazda bir huşu hissetmeye başlar. O kadar rahattır ki namazda bütün dertler atılmıştır, acele işi kalmamıştır. Bunların hepsi bitmiştir. Allah’ın huzuruna büyük bir huşu ile gider. Niçin?

Hasbinallah ve nimel vekil dedi. “Hasbinallah” ne demektir? “Bana, Allah yeter!” demektir. Ahmet’e, Mehmet’e, Hasan’a, Hüseyin’e gerek yok demektir. “Ve nimel vekil”; O ne güzel vekil demektir. Bunu samimi olarak diyeceksin dille değil; kalpten, gönülden, bütün melekelerinle diyeceksin. Zaten, bir insana Allah vekil ise onun bütün dertleri bitmiştir. Burada da bitmiştir, ötede de bitmiştir. Ne yaptı bu? Aklını Allah’a teslim etti.

Bugün Veli’ler, bir saniye Allah’tan gafil olsun, bedeni cenabet biliyor, kalkıpta boy abdesti alıyor. Bu mümkün mü dersin, bu nasıl mümkün? Akla güvenmiyor, aklın sahibine güveniyor. Akıl biliyorsun nefse de hizmet eder, ruha da…

E şimdi, akıl iyiye de hizmet ediyor, kötüye de hizmet ediyor ama aklı Allah’ın tekeline verdiğin an hizmet etmiyor artık. Nefsin bütün istekleri, arzuları, orada bitmiş oluyor. Yoksa biliyorsunuz ki nefsin heva ve hevesine uymak gizli şirktir.

Resûlullah diyor ki; “Benim ümmetim, puta tapmaz ama ben onlar için gizli şirkten korkarım” diyor. Bu da nedir nefsin heva ve hevesi. Zaten seyri sülüğün ana gayesi nefsi arındırmaktır.

Neyden? Emmare’den.

Neyden? Levvame’den.

Neyden? Mülhime’den.

Bunlardan arındırmak, nefsi adam etmek. Nefis adam oldu mu?  Allah kalbine iman yazıyor sonra bir demir tozlarını, mıknatıs nasıl çekiyorsa, zikrin Nur’larını o kalp çekmeye başlıyor. O çektikçe, nefisteki afetler azalıyor. Nefis Nur’lanmaya başlıyor. Nefs nurlandığı zaman, tertemiz pırıl pırıl bir şey oluyor. Nefis tezkiyesi bu işte, tarikatların asıl gayesi budur, nefis tezkiyesidir.

Ha sarıldıkça zikre kişi, kendini kimseden üstün görmez. Hırsı, tamahı, gadabı, şehveti buna benzer birçok şeyi ortadan kaldırır. Neden? Nefis tezkiye olmaya başladı, nefis arınıyor, arındıkça biliyor ki, mal da benim değil, mülkte benim değil, can da benim değil, hiçbir şey benim değil… Hepsinin sahibi var! İşte o zaman, O’nun (Allah’ın) “aman” kapısında bulunur ve her zaman için O’nun aman kapısının dilencisidir.

Yatağa yattığı zaman çıkarır avucunu, yatağın dışında tutar. Niçin tutar? “Ya Rabbi, ben senin dilencinim”, para koy demiyorsun; hikmet koy, ilim koy, yumuşaklık ver, insanlık ver, senin sevdiğin kullarına verdiklerinden ver. “İhdinas sıratal müstekıym, Sıratallezine enamte aleyhim” bunu istiyorsun.

Ağır Hastanın Öleceğinin İşareti Nedir? Ölüm Anında Görevli Melekler

Şimdi, İslam dininin bir insanın boynuna borç alması için birincisi aklı başında olacak, ikincisi iman etmiş olacak. Ayet-i kerimede; “Dinde zorlama yoktur” diyor. Eğer adam “İslam” olmamışsa, “İslam ol” diye zorlayamıyorsun, ama, “İslam” olmuşsa; İslam olduktan sonra, “Ben namaz kılmam” diyemiyorsun, yapmam yok!

Aklı başında olmayan insan, hayvan mesabesindedir. Ötede onun için, cennet ve cehennem yok, mesuliyet yok. Bunlar ötede iptal ediliyor hayvanlar gibi… Başka bir deyişe göre de ne kadar doğrudur onu bilmiyorum, Araf’a gidiyor, dünya gibi bir yer. Diğer âlem sırf cennet cehennemle sınırlı değil.

Birde Azrail insanın canını almaz. “Azrail gelir, canımızı alınca…” der dururuz. Can alan Azrail değildir. Bir insanın ölümünü seyretsen, bir daha ömür boyu tebessüm edemezsin.

Bir ağır hastanın başına gidin, ilkin bakacağımız şey baş parmağını yummuşsa (deli ve çocuk hariç), baş parmağını içeri alıp yummuşsa, o gidicidir, hazırlık yapın, ama ne kadar ağır hasta olursa olsun, baş parmağı dışarıdaysa,  yumruk halinde defteri dürülmemiştir; yaşar, bu birinci.

İkincisi, bir insanın canını almaya dört grup melek gelir. Ayrıca, iki grup daha gelir. Grubun biri cennetten, Nur’dan bir şilte getirir, aynı yeni doğan bebek nasıl bir şeye sarılır. İkinci grup melekte, cehennemden zift şilte ile gelir. Ölen mümin ise nura sarılır, ölen kafir ise zifte sarılır.

Birinci grup melekler; ayak başparmağından canı çekmeye başlarlar dize kadar (Kafirse 70bin defa onu pırasa gibi doğrasalar razı olur.), birinci grup melek dize kadar alır çekilir. İkinci grup melekler bele kadar alır. Üçüncü grup melekler gırtlağa kadar alır,onlarda çekilir, Hazreti Azrail gelir başın canını alır, can çıktı.  Müminse nurdan değilse, ziftten şilteye sarılır. Ve Arşı Ala’ya Allah’ın huzuruna çıkartılır. Eğer kafirse, birinci kat Sema’nın kapıları kapanır. Allâhu Teâlâ:

“O zelili, çalın yere!” der.

Mümin ise, bütün kapılar açılır ve melekler; “Allâhu Teâlâ sana rahmet nazarı ile bakacak” müjdesini verir. Ondan sonra Allâhu Teâlâ’nın huzuruna kadar çıkarılır. Allâhu Teâlâ, ona rahmet nazarından bakar. Ve geri getirilirken, “Onun kabrini, her tarafa kırkar arşın açın, cennet bahçesi yapın!” der Cenab-ı Hak. Bak mezar ya cennet bahçesidir ya cehennem çukurudur, üçüncü bir başka hal yoktur.

Amel Defteri Kapanır Mı? Hafaza Meleklerimiz Biz Ölünce Ne Yapar?

Şimdi varsayalım ki mümin…  Esas önemli olan şudur; “Öldü amel defteri kapandı” derler, kimsenin amel defteri ölmeyle kapanmaz kardeşim… Bu bir yalandır, bu bir iftiradır. Sadece kimin kapanmıyor diyorlar; vakıf bırakanın ve hayırlı evlat bırakanındır. Ya olur mu öyle şey! Kimsenin amel defteri kapanmaz Kıyamet’e kadar, böyle bir şey yok. Bunu kim söylüyorsa yanlış… Amentü’deki yanlış gibi…

Allâhu Teâlâ her insana, iki tane “hafaza meleği” veriyor.

Hafaza meleğinin görevi nedir? Seni korumak, hafaza melekleri sadece seni korumak içindir. Yoksa; seni var ya, yarım saat yaşatmazlar seni bu dünyada…

Sen öldün, hafaza meleklerinin koruyacak kimsesi kalmadı. Melekler yükselir Arş’a derler ki; “Ya Rabbi, bizi görevlendirdiğin kişi öldü, biz artık boştayız, burada kalalım seni zikredelim.”

Allâhu Teâlâ der ki; “Ben’i, burada zikreden kullarım çok.”

“O zaman yeryüzüne inelim, orada seni zikredelim.”

“Ben’i orada da zikreden kullarım vardır.”

“Ne yapalım, Ya Rabbi?”

“Gidin yaşarken koruduğunuz kişinin mezarının üzerine otağı kurun.”

Ölen mümin ise; “Onun mezarının üzerinde Kıyamet’e kadar zikredin, sizin zikriniz onun amel defterine yazılır.” Hafaza melekleri gelir, o müminin mezarının üzerine otağı kurar, Kıyamet kopuncaya kadar zikreder. Senin defterine yazılır. Nasıl defter kapanıyor ölünce? Ölen kafirse, hafaza melekleri yine göğe gider, aynı cevapları alır.

“Ne yapalım, Ya Rabbi?”

“Gidin, onun mezarının üzerine oturun Kıyamet’e kadar onu azarlayın!” der Cenab-ı Hak.

Onlar giderler, mezarın üzerine otururlar derler ki; “Yazıklar olsun sana, Allah seni kahretsin, Allah sana ömür verdi, nimet verdi…” Ve Kıyamet’e kadar, melekler bunu azarlarlar ve Kıyamet’e kadar onun defterine yazılır.

Asla, ölünce defter kapanmaz. Bunu nereden bulmuşlar, nasıl bulmuşlar bilmiyorum. Zahirde büyük hatalar var. Yıllardır duyarım ben bunu, ölenin amel defteri kapanır. Allah o kadar büyük ki; Allah’ın büyüklüğünden haberleri yok!

Allah, hayırda ve şerde devamlılık kılıyor sana. Eğer, hayır işlediysen, hiç uğraşmadan Kıyamet’e kadar sevap yazıyor sana, şer işlediysen de günahını çoğaltıyor, haddini bildirmek için cehennemde. “O nasıl kötü bir dönüş yeridir” diyor Cenab-ı Hak.

İnsanlar farkında değil kardeşim. Nasıl farkında değil?

Onun için, zahirde hata her zaman var. Allah kendi ismiyle ağzımızı süslemişse, ne mutlu bize! Bundan büyük bir devlet yok! Zaten, zikredenlerden Allah çok büyük övgülerle bahsediyor. “Onlar, yanları üzerinde yatarkendeRab’lerini zikrederler” diyor, iftihar ediyor kardeşim onlarla.Yani; Hazreti Azrail yalnız başın canını alır. Asla ne müminin ne kafirin ölünce amel defteri kapanmaz. Hafaza melekleri bunu devam ettirir çünkü bakın “Siz nasıl yaşadıysanız, öyle ölürsünüz!” diyor Peygamber Efendimiz. Burada yine gizli bir sinyal var. Siz nasıl yaşadınız, zikrederek yaşadınız. Allah melekleri zikrettiriyor işte. Allah zikrettiriyor işte senin için, Allah’ın lütfu kesilmiyor. Allah’ın lütfu sadece dünya hayatı üzerinde yaşayan insanların üzerine değil. Bugün, bir Veli dünya hayatında iken kındaki kılıçtır. Ama öldüğü zaman yalın kılıçtır, gücü çok artar.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#Allahdostları #kırklar #üçler #yediler #dinisohbet #iman #Hafazamelekleri #ölüm #ölümünyaklaştığıanlamak #Azrail #kutsalkitaplar #Kuran #İncil #Tevrat #İslam #Müslüman #Yahudi #Hristiyan