Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Şefaat Hakkı – Vasıtasız Allah‘a Ulaşan İki Şey – Gökyüzünde Uçan Okyanuslar – Bir İnsanı Yüzüne Karşı Övmek – Kıyamete Az Kaldı – Hz. Mehdi’nin Zuhuru Uzak Değil – Tesadüf Yok Alemde – 2012’den Sonra Dünya Başka Bir Evreye Giriyor

0

Şefaat Hakkı

Peygamberimize kadar gelen hiçbir peygamberin şefaat hakkı yok. Ama bizim Peygamberimizin ümmetinin Veli’lerinin şefaat hakkı var.

Düşünebiliyor musun, Allâhu Teâlâ’nın bu ümmete verdiği değeri bir düşün. Hiçbir peygamber şefaat edemezken ki Ulü’l Azm peygamberler; Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Adem, Hz. Şit -ki bunların dahi şefaat hakkı yokken- Peygamberimizin ümmetinin Veli’lerinin şefaat hakkı var.

Gerçek alimlerin şefaat hakkı var, gerçek hacıların şefaat hakkı var, şehitlerin şefaat hakkı var, sabilerin şefaat hakkı var. Bu ümmetin sabileri öldü mü, doğru birinci seyri sülükte ulaştığımız 7. kat semavata, Hz. İbrahim (a.s.) onların hocasıdır, Kıyamet’e kadar onları yetiştirir, Kıyamet’te de onları peşine takar, Mahşer yerine gelir.

Her sabi, yetişkin olarak anasına, babasına şefaat eder. Yani, bir müminin küçük çocuğu ölmüşse o, onun için cennet biletidir. Yani, daha evvel peygamberlerin yokken, bu ümmetin Veli’lerinin, işte hacılarının yani gerçek gönlünü Allah’a bağlamış insanların şefaat hakkı var.

Bu da Allâhu Teâlâ’nın bu ümmete verdiği değerin ifadesi, çok açık bir ifadesi. Hani Allâhu Teâlâ öyle bir lütufta bulunmuş ki bizlere ne kadar şükretsek az… Ama biz bu lütufların farkında değiliz. Sanki, yani çok önemli değilmiş gibi, şuymuş gibi, buymuş gibi…

Zaruret hasıl olmadan, insanlar bir şeyin değerinin farkında olmuyor. Ancak, zaruret hasıl olacak, can yanacak şu veya bu nedenden. Bugün Allah razı olsun, dünya uzatmaları oynuyor. Yani, şöyle bir şey diyelim peygamberlere şeriat verildi. Peygamberlerin görevi bu dini mübini, Allâhu Teâlâ’nın emrettiği dini mübini, bugün kü toplumlara yerleştirmek.

La ilahe illallah” dedirtmek, “La ilahe illallah” biliyorsunuz cennet biletidir, imanın kapısıdır, daha birçok şey…

Vasıtasız Allah’a Ulaşan İki Şey

Bir de direk vasıtasız Allah’a ulaşan iki şey vardır; bunlardan biri “Kelime-i Tevhid”tir, diğeri de “Ayetel Kürsi” dir.

Diğer bütün ameller, bütün zikirler, bütün okuduğun Kur’ân, hadis belirli zamanlara kadar bekletilir, ondan sonra vasıl olur Allâhu Teâlâ’ya.

Ama bu iki şey, direkt hiçbir engel tanımadan Allâhu Teâlâ’nın huzuruna girer ve bunların ruhaniyeti vardır zaten. E şimdi, bakın peygamberlere daha evvelki…

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki hadis-i şeriflerinde; “Benim ümmetimin Veli’leri, Ben-î İsrail peygamberler mesafesindedir.” Yanlış anlaşılmasın, peygamber değil, peygamberler mesafesindedir. Ondan sonra… Benim ümmetimin Veli’leri… Eğer öyle olmasaydı Hz. Musa gibi Ulü’l Azm bir peygamber, bir Veli olan Hızır’a çırak olur muydu, talebe olur muydu?

Çünkü; Veli’lere “velayet ilmi” verilir, peygamberlere “şeriat ilmi” verilir ama bizim Peygamberimizde tamamı vardır, Velayet İlmi’de, Şeriat İlmi’de, Ledünni İlmi’de, Tevhid İlmi’de, Mengese İlmi’de, Batıni İlim’de, Sırlar İlmi’de…

Şöyle diyelim; bütün dünyadaki alimlerin ilmini, bilgisini, akl-i becerisini bir araya toplasak Peygamberimizin aklının bir çeyreği kadar olmuyor. Nasıl Ebu Bekir’in imanı, herkesin imanını toplasan bir araya, ondan ağır geliyorsa, Peygamber Efendimizin ilmi de bu şekil. Yani, ona bütün ilimler verilmiştir ama ondan öncekilere bu verilmedi. Onun için öyle yüce bir Peygamberin izinden giden insana ne yapıyor Cenab-ı Hak? Ona, şefaat hakkı tanıyor. Soyundan, sülalesinden kırk tane cehenneme gidecek adamı, kadını, neyse bunları alıp cennete götürebiliyor, bu büyük bir lütuftur. Hele ki, böyle elzem bir hale gelmiş dünya artık, herkes biliyor uzatmaları oynuyor. Ondan sonra…

Dünya sonuna doğru verimini arttırır ki sanıyorum bu evreye girdik, zaten 3,5 yıl sonra dünya başka bir şeye giriyor. Yani başka bir zaman dilimine giriyor, başka bir yere yönelecek bir yere gidiyor yavaş yavaş.

Dünyada evrimler başlar, atom silahları patlamaz, arkadan ateşli silahlar patlamaz, arkadan benzin yanmaz, yani bugünün teknolojisinin tamamen sonu.

Bir kuyruklu yıldız, Avrupa medeniyetini bitirir. Yani, bu çifte standardın cezasını fazlasıyla…

Muhyiddin İbni Arabi, Hazretleri; “Bir kuyruklu yıldızın kuyruğu, nükleer güçtür” diyor, “Avrupa’nın üzerinden bir gider, bir geri gelir hepsini melankoli eder” diyor. Hiç katkısız melankolidir. Çünkü “Çifte standardın cezasını görecekler” diyor.

Bir deyişte de Amerika için, “Evvelinde tamtam ola” Kızılderili Ülkesi ya. Dünya daha evvel ki buzul çağlarında Kızılderili’ler, Amerika’ya yürüyerek gittiler. Biliyorsunuz, kıtalar hareket halinde, dünya hareket halinde; çünkü hayat hareket zati…

Ya zaten bu dünyayı tahlil edebilse insanlar var ya Mevlana gibi sema yapmaktan başka çare bulamazlar.

Gökyüzünde Uçan Okyanuslar

Şimdi… Konudan konuya atlıyorum, birbirinin arasına parantez koyarak. Mesela, dünyada denizler var, dereler var, sular var, okyanuslar var.

Peki bu okyanusları taşıyan ne?

Toprak mı? Hayır. Toprağı taşıyan okyanuslar. Her kıtanın altında 60 km. kalınlığında levhalar var. Bu levhalar suların üzerine oturmuş, aynı köprülerin dubaları gibi. Bütün bak kıtaları bunların üzerine eklemiş Cenab-ı Hak. Yani şu, Küre-i Arz’ın yani mesela; “2/3’ü sudur, 1/3’ü topraktır” diyoruz ya, işte bu sular karaları taşıyor, karalar suları taşımıyor.

Şimdi, bir yağmur yağıyor, hele bu sene ki ağaçlar, ya gökte bizim okyanuslardan büyük okyanuslar uçup geziyor. Yağıyor, yağıyor, seller oluyor ya, bir okyanusta su tükenir mi? Okyanus tepende geziyor, bak şimdi Allah’ın kudretini görelim burada. Bu okyanus havada uçuyor! Bu Dünyanın okyanusları uçmuyor mu? Bunun direği mi var yani? Yok değil mi? Bu da 3400 km. sürat ile güneş etrafında turu, bunlar tamamen boşlukta bunları durduran gücü, kuvveti düşünelim. Bunlara bu hareketi veren gücü düşünelim.

Dünya kendi dengesinden yani kendisine çizilen rotadan 2,5 santim dışarı çıkarsa, 2,5 santim bak; -262° olur dünyanın her tarafı. Düşünebiliyor musun, 2,5 santim ile, 2,5 santim içeri kayarsa kendisine çizilen rotadan +180 derece oluyor. Ya bu dengeleri koyan Allâhu Teâlâ’yı bir düşünelim ya.

Meksika’da bilim adamları yetmiş küsur metre toprak açtılar, fosfordan hava meydanları buldular. Bakın… Fosfordan! Bugün, hiçbir teknoloji yapamıyor bu hava meydanlarını. Aya çıksan o fosforu, o hava meydanını görebiliyorsun. Ama ya elektrik ya aydınlatma bugünün belirli bir uzaklıkta yapılıyor.

Peki kim yapmıştı bunları? Okyanusun diplerinde piramitler bulunuyor. Peki, kim yapmıştı bunları? Ya bu dünya çok evrelerden geçmiş. Yani yaşlı, bugün bastonla gezen bir dünya.

Bismillahirrahmanirrahim…

Fakat Mahşer’in incisi bu ümmettir.

Mahşer’in incisi evvela Peygamberimizdir, sonra bu ümmettir.

Allâhu Teâlâ bu ümmete değer vermiştir. Bizde Allah’ımızın değerini bilelim, bununla iftihar edelim. Böyle bir Rabbimiz var, O’nu çok sevelim ve O’ndan korkalım.

Bir İnsanı Yüzüne Karşı Övmek

Şimdi efendim… Yok falan efendiymiş, yok falanın kerameti varmış, yok şu şuymuş, ya bunları bırakalım. Bunların bir anlamı yok, her şeyi veren Allah. Her şeyi veren Allah…

Yani alanda, verende, yaratanda, öldürende, zengin edende, fakir edende, nimet verende; Allah. Şimdi, birçok yerde bunu görürüz.

Nakşibendiler ile konuş; “Oo bizim şeyh Gavs’lardan.” Etme eyleme, ya Gavs’lardan 100 yılda bir tane gelir. Git Rufaiye; “Bizim şeyh Gavs’lardan, en iyi bizimkisi.” Yahu bunlar boş laf! Mürşit dediğin bir öğretmenden ibaret!

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, birinin çok övüldüğünü gördü Ashap tarafından. Onlara ne dedi, biliyor musunuz? “Siz, o adamı öldürdünüz” dedi. Yani, mutlaka insan Mürşit’ini sever ama bir hudut var, orda bitirir. Oradan sonra Resûlullah’ın hakkı başlar. Resûlullah’ın dahi hudutu var, biter. Allah’ın hakkı başlar, Allah’ın hakkına hudut yok!

Ben birçok tarikat ehliyle uzun sohbetler ettim. “E kardeşim, bizim Mürşit; Gavs’lardan. Bizim Mürşit; Kutbul Aktab. Bizim Mürşit; Zamanın İmamı…” e öbürleri ne? “Öbürlerini boş ver!” Etme eyleme!

Şimdi Allâhu Teâlâ’nın takdiri olmadan hiç kimse bu göreve gelemez. Allâhu Teâlâ bu göreve birini getirmişse, bunun yargısı sana düşmez artık! Bunu Allah onaylamış, bu emri vermiş, Resûlullah emretmiş, bu iş buluşmuş. Bunların hepsi Resûlullah’ın çıraklarıdır, hepsinin gayesi nedir? Ha ama az ama çok elinden ne geliyorsa Cenab-ı Hakk’ın ipine sımsıkı sarılalım, Peygamberin sünnetine sımsıkı sarılalım, şu üç günlük dünya, şu üç günlük ömrümüzü bitirelim.

Dünya çünkü kalınacak bir yer değil, kimler gelmiş geçmiş…

Kıyamet’e Az Kaldı

Cenab-ı Hak, Kur’ân’da birçok kavimleri nasıl batırdığını bize açık açık anlatıyor. Öyleyse, onlardan ibret almamız lazım.

“Siz hiç yeryüzünü gezip ibret almıyor musunuz?” diye soruyor Cenab-ı Hak bize.

Bak artık 400 türlü Kıyamet alameti yeryüzünde açık seçik görülüyor. Bir büyükleri kaldı, bunlara da sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Bir tesbihin ipi kopunca nasıl dökülüyorsa, öyle arka arkaya gelir” diyor.

Bugün mesela, yapılan ibadetin çok büyük ehemmiyeti var. Niçin? Âlem küfrün içinde, âlem nefsin peşinde, âlem Nefsin Emmare’sinin potasında gark olup gitmiş.

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Çarşıda, pazarda yalanın, şeytanın bol olduğu yerde hafi zikir; ‘La ilahe illallah’ veya herhangi bir zikri zikreder, her zikir yetmiş bin zikir olarak kaydolur.” Bak kazanca bak.

Çünkü orda yalan var, orda talan var, orda şeytan sahip olmuş akıllara. Orada sen ne yapıyorsun? Sen zikrediyorsun Yaradan’ı ve oradaki kazancın çok fazla oluyor.

“Dünya ahiretin tarlasıdır” diyor burada kazanacağız. Ne ile kazanacağız? Buna benzer birçok hal ile kazanacağız.

Şu halakayı zikre gelip, buradan bir tek insan yoktur ki; soldaki defterinde bu kadar bir şey kalıpta gitsin, mümkün değil! O tertemiz oluyor. Ha bu çöpe de atılmıyor. O günah yeşile dönüyor, buraya dönüyor (sağ omuzu işaret ediyor). Şimdi bunlar kazanç kapıları. Onun için Allah razı olsun.

Salatu selam Efendimiz, “Her nefsin bir himmeti ve bir gayreti vardır” diyor. Bir himmeti ve bir gayreti vardır… Eğer, bu gayret Allâhu Teâlâ’nın meşru kıldığı ve ucu O’na doğru giden yolda olursa, kazancı büyük ama bu gayret tersinde de kullanılıyor.

Akıl; çünkü insanlar kaypaktır, kalleştir, nefse de hizmet eder, ruha da hizmet eder. Eğer, nefse hizmet ederse “akl-ı maaş” oluyor, ruha hizmet ederse “Akl-ı maad” oluyor. Yani aklımızı, Akl-ı maaş noktasında tutmayalım. Çünkü biz yolcuyuz. Nereye gidiyoruz, hangi şehre, hangi köye, nereye gidiyoruz? Bunun muhasebesini yapalım. Gideceğimiz yer belli, gitmemek mümkün mü? Değil! Hayır zaten gitmek için mümin can atar. Niçin?

Salatu selam Efendimiz diyor ki; “Bir mümin için en büyük ödül ölmektir.” Ya onun için bundan büyük bir ödül yok! Neden? Dünya, müminin zindanıdır, cehennemidir. Bundan azad olur. Allah’ın rahmetine gider. Salatu selam Efendimiz:

“Bir mümin öldüğü vakit, ölen müminin ruhu, o kadar aydınlık, o kadar berrak görür ki âlemi” diyor. O kadar! “Ve cemaate seslenir durmadan; ‘Çabuk! Beni yerime yerleştirin, beni yerime götürün. Ben, bir an önce yerime kavuşmak istiyorum.’ Bir kafir öldüğü zamanda: ‘O kadar karanlık, böyle sıkıcı, berbat bir şekilde görür âlemi’ diyor. O da ‘Beni götürmeyin oraya, ben oraya gitmek istemiyorum,’ diye direnir!” diyor.

Ve mümin kabre indirildiği zaman Cenab-ı Hak; “Onun kabrini kırkar arşın genişletin, her tarafa, orayı cennet bahçesi yapın” diyor.

Bugün, bilim adamlarının büyük korkuları var. Üç buçuk yıl sonra bir başka döneme giriyor dünya, ondan sonra olacaklar olmaya başlıyor. Çok bir zaman yok.

Ha burada, insan yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi haşrolur, haşrolduğu gibi de kalkar. Onun için Elhamdülillah! Bu cemaatlere gelen insanlar için korkular yok! Azap korkusu da yok, cehennem korkusu da yok! Ama Allah korkusu her zaman olmalı çünkü; insan gönlünde çok şeyler akar gider. Düşünce akar, fikir de akar, birçok şey akar.

Tesadüf Yok Âlemde

Bugün insanda birçok telepatik güç vardır, bunlar da şeysiz yani, bunlarda vasıtasız akar.

E şimdi şöyle bir örnek verelim. Lisan yetmiyor bunları anlatmak için. Şimdi, hacı abi ile biz beraber yaşıyoruz. Bu, çalışmaya gidiyor başka bir yere. Ben gidiyorum başka bir yere çalışmaya. Ben gündüz kafamdan şöyle bir şey geçiriyorum ve unutuyorum arkadan “Ya akşam hacı abi ile falan yere güzel bir film gelmiş, sinemaya gitsek.” Yani kaynak yaparken böyle bir şey geçiyor aklımdan. Ve işime dalıyorum, onu unutup gidiyorum. Ondan sonra alışveriş başlıyor.

Ne hacı abinin haberi var ne benim. Bu sinyal, hacı abinin beynine gidiyor, telepatik olarak ulaşıyor, onun haberi yok şimdi. Bu teklif ona ulaşıyor. Teklife cevap veriyor; “Ya oraya gideceğimize, falan yere gidelim.” O tekrar telepatik olarak, bana ulaşıyor, benim haberim yok ama bak. Beyinler gidip, gelmeye başlıyor, arada. Pazarlık başlıyor. Bir şeyde mutabık kaldılar. Eğer kalmazlarsa, mesele yok. Eğer bir şeyde mutabık kalırsa, akşam ikimizin birden ağzından “Ya şuraya gitsek!” diye çıkıyor. “Ya ne tesadüf!” diyoruz. İkimiz aynı anda söyledik, bu tesadüf değil bak, bu gündüzden hazırlandı ama o gidiş gelişlerde mutabık kalınmadıysa, akşam o söz olmuyor. Mutabık kalındıysa, ikimizin ağzından aynı anda çıkıyor. Ya ne tesadüf! Tesadüf yok âlemde!

İnsan o kadar muhteşem bir varlık ki, küçültülmüş bir kâinattır. Çünkü Cenab-ı Hak:

“Ona ruhumuzdan üfledik” diyor.

İşte insan, Allâhu Teâlâ’nın bu dünya üzerindeki kader kalemidir. İnsan o kadar önemi bir varlıktır. Öyle olmasaydı, Cenab-ı Hak insanı muhatap almazdı. İnsanı muhatabı alıyor, insana peygamber yolluyor, insana kitap yolluyor, insana nasihatte bulunuyor, insanı korkutuyor, insana emrediyor. Yok mu başka? Âlemde neler var yarattığı. Bu da insana verilen değerden. Ya insanda çok muazzam merhumlar… Zaten, sen nefsini bilirsen, Rabb’ini bilirsin.

Senden içeri, sen kendine ulaştığın an birçok mesela, insan bilinçaltına ulaşıyor. Bilinçaltı da Cenab-ı Hakk’ın kudretine açılan bir penceredir.

Hz. Mehdi’nin Zuhuru Uzak Değil

Hatemül-Enbiya geldi ve o tarihten bu yana da birçok zaman geçti. Ayetlere, hadislere, birçok olaylara baktığımız zaman, artık dünya beli bükülmüş bir ihtiyar. Ha burada ne var? Hz. Mehdi’nin zuhuru var, o da çok uzak değil.

İnşaallah, hepiniz onun askeri olursunuz. Şimdi, birçok uğraşmamızın, gayemizin esas şahikası, hedefi bu yani. Yoksa nefsani bir istek, nefsani bir arzu veya nefsani bir hırs, şu veya bu değil. Ha gaye bu. Çünkü bunlar gelecek. Bugüne kadar, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadis-i şeriflerini tahkik ettiğimiz zaman milimi milimine bunlar zuhur ediyor. Ve onun Veli’leri, onun ümmetinin Veli’leri, Bosnevi Hazretleri, Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri- ki İslam’da iki tane “istidraç” yazan zât. Ne dediyse, onlar geldi.

Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri diyordu ki; “Osmanlı’dan sonra Türk’lere ‘Terkler’” diyor. “Terkler” diyor, “Fırat Nehri’ni keser, göletler yapar ve oradan bir altın tepe çıkar. Bu da büyük fitnelere sebep olur.”

Düşün, bin yıl evvel ki olay bu kağıt yok, ceylan derisi üzerine yazmış adam bunları. Bugün, Amerika altın tepeyi keşfediyor Fırat’ın yatağında. Yani, belki 10 milyon, belki 20 milyon ton saf altın. Artık sular incelip, yukardan gözle görülecek hale de gelmiş. Bakın, adam bin yıl evvel bunu söylüyor. Bin yıl sonra, bu iş bak zahir oluyor. Bu, bu kadar açık seçik. Tam kılı kılına dediği gibi çıkıyorsa, başka sözleri yalan mıdır?  Onlar yalan söyleyecek insan değildir.

2012’den Sonra Dünya Başka Bir Evreye Giriyor

Onun için Allah razı olsun. Onun için bundan sonra, Dünyada her an her şey olabilir.

Artık, Dünya beli bükülmüş bi ihtiyar, bastonla giden bir ihtiyar.

Cenab-ı Hakk’ın kâinatı büküp, düreceği zamana çok uzun zamanlar yok. Bugün içinde istikamet sahibi giden bir mümin kırk şehit sevabı alır.

Salatu selam Efendimiz; “Bir insanın imanının kurtulması, güneşin doğduğu yer ile battığı yerin içinde ne varsa, bunların hepsinden daha hayırlıdır” diyor.

İşte böyle ortamlarda tebliğ edeceğiz. Tebliğ… Kime? Arkadaşımıza, akrabamıza, dostumuza, aile bağları ile bağlı olduğumuz insanlara tebliğ edeceğiz. Allah, tebliğe çok büyük mükâfatlar veriyor, tebliğ edeceğiz. Nasıl? Onun anladığı bir dil ile ısrar yok, sadece tebliğ, Allah rızası için. Bütün peygamberler tebliğ ederlerken diyorlardı ki; “Yani, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Allah’a ait” diyor. “Ben Allah için sadece tebliğ ediyorum.”

Artık, bundan sonra ki dönem, zamanın sonu… Ha Kıyamet’i belki hiçbirimiz görmeyiz ama çocuklarımızın göreceği kesin. Yani, artık zaman bitiyor.

Bak Maya Takvimi, bizim Adem’den sonra ki bir dönemin takvimi. Maya takvimi 2012 yılında bitiyor. Bu Maya Takvimi ile Dünya üzerinde yapılmış birçok olaylar var, Maya Takvimi 2012’de bitiyor, bundan ötesi yok! Bundan ötesi yok mu, var! Ama işte, 2012’de Dünya başka bir evreye giriyor.

Not:2008 yılına ait sohbet

 

———————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#AyetelKürsi#kelimetevhit #HzMehdi #Mehdi #Mayatakvimi #terkler #evlatkaybı #şefahat #şefahathakkı #dinisobet#telepati #rastlantı #tesaduf #tesadüf #tebliğ #istidraç #kehanet #ibniarabi #muhyiddinibniarabihz #hatemülenbiya #okyanus #yagmur #dünya #rahmet #kıyamet#kıyametalametleri #kuyrukluyıldız #dünyanınsonu #2012 #KuranıKerim #Allahuteala

Hz. Musa Döneminde Komşusundan Dayak Yiyen Adam – Samimi Olarak “Hasbünallahu Ve Ni’mel Vekil” Demek!

0

Hz. Musa (a.s.) devrinde zalim bir zengin vardı, karısına kızsa gidip komşusunu döverdi. İşi ters gitse, gidip komşusunu döverdi. Komşusunun da üç oğlu var, babalarıyla birlikte hepsine dayak atardı. Ayağı taşa değse, gelir bunları döverdi. Bunlar, 15-20 yıl dayak yiyor böyle. Bir gün Musa (a.s.) Turi Sina’ya giderken, yoluna çıkıyor bu dayak yiyen baba:

“Ya Musa, senden bir ricada bulunsak” diyor.

“Söyle!” diyor Musa (a.s.).

“Rabbime sor, biz kaç sene daha dayak yiyeceğiz bu heriften, bunu öğrenelim de ona göre hazırlanalım.”

“Peki!” diyor Musa (a.s.) çıkıyor konuştuktan sonra… “İşte, falan kulun bana söyle bir ricada bulundu.”

Cenab-ı Hak diyor ki:

“Daha 15 sene dayak yiyecekler. On beş sene daha onları dövecek”. Dönüyor, Musa (a.s.) dönerken babası bekliyor yolda, merak ediyor, diyor ki:

“Ya Musa, kaç yıl dayak yiyeceğiz?”

“On beş sene!” diyor.

Hasbünallahu ve ni’mel vekil” diyor adam, geçiyor.

Büyük oğlu bekliyor:

“Ya Musa, kaç yıl dayak yiyeceğiz?”

“On beş yıl!”

Hasbünallahu ve ni’mel vekil” diyor o da.

Geçiyor, ortanca oğlu:

Ya Musa, kaç yıl dayak yiyecez?”

“On beş yıl!”

Hasbünallahu ve ni’mel vekil” diyor o da, geçiyor.

En son küçük oğlu:

“Ya Allah’ın Nebi’si, kaç yıl dayak yicez?”

“On beş yıl!”

Hasbünallahu ve ni’mel vekil. Ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr ğufrâneke Rabbena ve ileyke’lmasîr” diyor küçük çocukta.

Akşam oluyor, bu dayak yiyenler yemek yerken, yanı başında zengin komşusunun evinde bir gürültü kopuyor.

“Yahu ne oldu ki?” diyip gidip koşuyorlar:

“Ne oldu?”

“Adam öldü” diyorlar ona, 15 yıl dayak atacak olan adam!

“Ya, biz on beş yıl dayak yiyecektik, Allah yalan söylemez. Bu nasıl iştir?”

Musa (a.s.) bunu duyunca, doğru yolu tutuyor Turi Sina’nın!

“E Yarabbi, nasıl oldu bu iş? On beş sene daha dayak yiyecektiler!”

“Ya Musa, on beş sene dayak yiyeceklerdi, onların ömrü öyleydi! Adam sordu Ben’i vekil etti. ‘Hasbünallahu ve ni’mel vekil’ dedi. Büyük oğlu sordu, Ben’i vekil etti. Ortanca oğlu sordu, Ben’i vekil etti. Küçük oğlu da vekilliği tam manasıyla, dört başı mamur yaptı. Şimdi, Ben vekilken onlara nasıl dayak yedireyim, ödül verdim, canını alıverdim!”

Şimdi, samimi olarak “Hasbünallahu ve ni’mel vekil” (vekillerin en mükemmeli) deyince, Allah’tan gayrısından korkmak, kemalat ehli için şirktir ve günahtır. Sen Allah’tan korkarsan, bütün mahlukat senden korkar. Sen Allah’tan korkmazsan, bütün mahlukattan korkarsın. Onun için, Allah’tan korkacaksın, gayrıyı fazla kaleye almıcan!

 

———————————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#hasbunallah #Allahtankorkmak #tevekkül #dayak #kader #ömür #kıssa #Hz.Musa  #hasbünallahuvenimelvekil

“Allah’ı Seviyor musunuz?” Diye Sorulursa… İçindeki Doğru Mizan – Cebrail (A.S.) İle Sohbet Edersin! – Neden Hal Yok?

0

Büyük Veli’ler, Allah dostları öyle der:

“Size sorulursa ‘Allah’ı seviyor musunuz?’ diye sükut edin, ‘Evet’ derseniz yalancısınız. ‘Hayır’ derseniz fasık olursunuz.”

Yani, Cenab-ı Hakk’ı sevmek fazilettir, O’ndan korkmak da öyle.

Yani artık Allâhu Teâlâ’yı sevmeyi öğrenmemiz lazım. “Allah!” deyince içinizde bir yerler burkulmalı. Ne zaman? 15 yıl oldu. Elhamdülillah, derslerimiz aldı gitti bir yerlere kadar ama artık bu hali görmek istiyorum herkesin üzerinde. Artık hal ehli olalım, kal ehli değil. Gerek namazda gerek diğer şeylerde kemalat, hikmet, artık hikmet alnımızdan girmeli. Çünkü; hikmetle bakan göz baktığını görür.

Allâhu Teâlâ nereden “bak” diyorsa, oradan bakarsan, Allâhu Teâlâ’nın “gör” dediğini görürsün. Allâhu Teâlâ’nın “bak” dediği yerden bakmazsan, Allâhu Teâlâ’nın “gör” dediğini asla göremezsin. Çağımızın insanlarının hiçbiri Allâhu Teâlâ’nın “bak” dediği yerden bakmıyor. Ha bir avuç insan vardır koca memleketin içinde, o noktadan bakan, doğruları gören…

Onun için Allah razı olsun. Cenab-ı Hak’ı sevmeyi ve korkmayı öğreneceğiz. Benliği sorgulayacağız. Yani meyletmelere bir set koyacağız, nefis her şeye meyleder.

Nefis. Allâhu Teâlâ nefsi yarattı. Ve ona sordu; “Sen kimsin? Ben kimim?”

“Sen sensin. Ben benim!” dedi.

“Ene ene, ente ente.”

Ondan sonra, Cenab-ı Hak onu yaktı, kavurdu, cezalandırdı. Neler yaptı. İnadından vazgeçiremedi. Açlıkla yola geldi. Aç bırakınca “Sen, benim Rabb’immişsin” dedi. İşte böyle bir pisliği, biz içimizde taşıyoruz. İçimizde iki kardeş var; biri kafir, biri mümin. Ruh mümindir, nefis kafirdir. Biz nefsi büyük düşman olarak kâale almıyoruz. Halbuki; seni nefis, adım adım ebedi ateşe götürüyor. 

Peygamber salatu selam Efendimiz diyor ki:

“Hakiki mücahit, nefsiyle mücadele edendir.” Düşmanla savaşmaktan daha büyük savaş nefsinle savaşmak. Biz bunu kaâle almıyoruz. “Nasılsa biz istediğimizi yapıyoruz.” Biz istediğimizi yapmıyoruz. Biz o ne isterse onu yapıyoruz, biz Allah’ın bak dediği yerden, bakmıyoruz. Nefsin bak dediği yerden bakıyoruz, nefsin bak dediği yerden bakıyoruz. Onun içinde Allah’ın gör dediğini, göremiyoruz.

E şimdi Allah razı olsun. Bakın acıkınca, yemek için dört nala koşarız. Karımız varsa bir şeyler için dört nala koşarız. Bakın! Çalışmak için, para kazanmak için, bilmediğimiz etmediğimiz bir şey yok. Kendi hayatımızı sorgulayalım yani. Vakti gelince traş olmaktan, aynanın karşısında süslenmekten, güzel giyinmekten tutta…  Hepsi nefsin arzuları, bunların tamamı. Nefis güdüyor seni oralarda. Hadi namaz saati geldi, “Biraz sonra, biraz sonra…” Sonra keraat vaktine kalır. Ya sünneti terk eder, farzı kılarsın. Ya nefsin her istediğinden zevk alıyorsun da neden namaz zor geliyor? Neden zikir zor geliyor, bunu bir sorgulasana!

Nefis neyi istiyorsa, o yanlış. Nefis neyi istemiyorsa, doğru olan o. Mizan bu. Sendeki tartı bu. Doğru tartı da bu. Onun için Allah razı olsun.

Bugün biz… Şunu kesinlikle söylüyorum. Bugün biz benliğimizi sorgularsak, meyletmelere mani olursak aynen böyle Cebrail’le oturup muhabbet ederiz. Cebrail gelir, oturur karşına, muhabbet ederiz. Ama edemiyoruz. Çünkü bir insan 10 sene, 15 sene vird çekmişse ki o Allah’ın has kullarından oldu. O, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ev halkı gibi oldu. Ama o hali göremiyorsun üzerinde. Hiçbirimizde bu yok. Neden? Olması lazım, bu dersin karşılığı bu.

Bugün birinci seyri sülüğü bitiren kişi Veli’dir. Hem de baya babayiğit Veli’lerdendir. Bunun üzerinde birçok hal olması gerekir. Ha yine Veli, hal olsa da olmasa da. Kaybettiği bir şey yok ama o görüntüde değil, hikmeti yok!

İşte bu nedir? Nefsimize hep hicaplar iniyor, neden? Onun arzularından, isteklerinden, egosundan, hırsından, tamahından. Valla para olunca Everest’in tepesinin bilmem neresine tırmanıyoruz. Ama Allah rızası olunca…

“Ya bir başkası yapsında ben başka zamana inşallah, maşallah…” Ömür tükenip gider… Halimiz bu.

 

———————————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Allah #Allahuteala#Allahsevgisi #Allahısevmek #Allahıseviyormusun #Hz.Cebrail #Cebrail #Cebrailigörmek #dogrumizan #halehli  #seyrusuluk #seyrisuluk #tasavvufsohbetleri

Bu Beden Dünya Sezonu İçin – İkinci Yaratılış – Riyası Olmayan İbadetler – Tebliğ Her Müminin Görevidir

0

Bu Beden Dünya Sezonu İçin

Yunus’a has değil. Ondan içeri, bir o var… Ancak, senden içeri sene ulaştığın an, o gönül ve kalp Allâhu Teâlâ’ya giden yani; O’nun rahmetine giden, O’nun hikmetine, himmetine giden yani, bütün güzelliklerine giden yolun başı sana açılır; yol zordur, yol kolay değildir. Yol uzundur ama yol rahmettir; yol, zahmet değil! Ondan sonra, bu yolda zevkle yürünür.

Biz mesela; her şeyi şu göğsümüzün altındaki yumruk kadar et parçasında ararsak ve ona sığdırmaya kalkarsak, bu mümkün değil. Allâhu Teâlâ onu bildiği için, emaneti verdiği tek varlıktır insan. Ona, kendi ruhundan ruh üfledi ve onda çok müteharrik, çok muhteşem, çok muazzam bir gönül âlemi var, kalp âlemi var. Bu sana ait, yani seninki sana ait, onunki ona ait, herkesin ki kendisine ait. İşte bu zaten kemalat kazanmak, seyri sülük yapmak, nefis tezkiyesi yapmak, bu bütün gaye buraya ulaşmak, o kapıya ulaşmak. Biz hep o kapıyı çalıyoruz. Bu kapı aralandı mı bütün güzellikler sana aralanır, artık sen ağasın!

Hani Mevlana diyor ya:

“Çık!” diyor şu şeyden yani ölümü, ölüm anını anlatırken,

“Gel muştusu ulaştı cana” diye başlıyor, “Çıkalım göğe de orada ağa olalım” diyor.

Yani, ağa olmanın yolu, onun için, Allah razı olsun, her şeyi insanın şu geçici yaratılan yani nasıl bir sezonda bir ot, bir sezonda bir gül, bir sezonda meyve gelir geçerse, bu bedende bir sezonda geçmek için yaratılmıştır.

İkinci Yaratılış

Dünya sezonu ama Cenab-ı Hak bunun içinde bir sır saklamıştır, mercimek tanesi kadardır. Onunla da seni ebedi âlemde bu bedenin yerine yaratacak yani; senin tohumun. Nasıl bir susamı toprağa atınca bu kadar oluyorsa, bizim bedende Mahşer’den sonra o ne olacak? O büyüyecek, ondan büyüyeceğiz, bizi Allah’ın yarattığı sperm hücresi ne kadardır biliyor musunuz?

Bir toplu iğnenin başının on binde biri kadardır, bir iğnenin başını düşün, onun on binde biri kadar! Allah; seni beni ondan yaratmış. Sezonluk beden bu, dünya sezonu için yani nasıl bir meyve bir yaz gelip geçiyor veya bir gül, bir çiçek, bu da bir ömür için.

Dünya kısacık bir dünya ömrü için yani, sezonluk yaratılmış bu ama doğruları, yanlışları bununla yapacaksın yani; karı, zararı bununla ne yapacaksın, bununla kazanacaksın veya bununla kaybedeceksin! Onun için, bunun içinde bir cevher saklamış. Yani dünyaya yağdırıyor Cenab-ı Hak, erkek menisi gibi bir yağmur yağar üzerine, o toprak altında patlıyor, ondan sonra 40 arşın olarak büyüyorsun.

İkinci yaratılış, ikinci ana; topraktır.

Onun için, “Ettehiyyatü lillahi vessalavatü vettayyibat …”

Bak, “tayyibat”, tayyibat toprakta, tayyibatı açtığın vakit altı yıl sürer anlatması. Tayyibat! Bir ağaç, on senede on ton meyve verir, dibinden bir gram eksilmez. Nedir bunun sırrı? Tayyibat buna ekşi verir, ona tatlı verir, ona acı verir, ona şunu verir, buna kırmızı verir, ona mavi verir, nedir bunun sırrı?

Tayyibat nasıl anlatacağım, anlatmakla biter mi? Ha işte, bu tayyibat bizi anadan daha şefkatli bir şekilde, 40 arşın olarak ayaklarının altından köklenir, büyüyeceğiz 40 arşın. Ondan sonra, 36 metre mi, 34 metre mi ne yapıyor! Öyle yaratılacağız! Kaç yaşında, 33 yaşında. Kadınlar kaç yaşında, 18 yaşında.

Peygamberimize bir yaşlı kadın geldi:

“Ya Resullulah, ben cennete girecek miyim?” dedi, “Hayır, hiçbir yaşlı cennete giremez” dedi Peygamberimiz. Kadın başladı ağlamaya:

“Yahu niye ağlıyon? Yaşlı olarak girmeyeceksin, on sekiz yaşında olarak gireceksin!” dedi.

Riyası Olmayan İbadetler

Tayyibattan tekrar yaratacak. O uzun bir yol tabii Mahkeme-i Kübra, cennet cehennem, sorgu sual vesaire… Şimdi, zikrin riyası pek olmaz. Neden biliyor musun? Orucunda riyası olmaz, zikrin de pek riyası olmaz. Zikir, en az riya karışan ibadetlerdendir. 

Çünkü; bir kere sen Ayvalık’tan kalkıp buraya gelme mecburiyetinde değilsin. Sende bu aşk, sevgi olmasa buraya gelmezsinde gider bir gazinoya oturursun veya gider başka bir iş yaparsın. Demek ki, samimiyet var ki geliniyor. Eee geldik, burada bizi gören Allah’tan başka kimse yok. Burada adama cezbe gelir, bağırır, çağırır.

Bunda riya yok ki, gören yok ki, kimin için yapıyor? Riya değil ki bu, bu bir gerçek! Bir takım işte içtihatı göze alarak bir yere gidiyorsa, orda pek riya söz konusu olmaz.

Tabiki kalpten yapmak! Başta kalpten yapılmaz. Baştan, zikirde kalpten yapılmaz.

Baştan, Nefsi Emmare azgındır, yani zor gelir. Vird çekmek zor gelir ama onu çeke çeke, artık kalp ve gönül. Hangi kalp? Ruhun kalbi zaten bunla uğraşıyor ve bu kalbi yavaş yavaş yola getirmeye başlıyor. Bu kalp yola geldiği zaman ki, Mutmain’i geçmen gerekiyor, Raziye, Mardiye’de zaten “iman” yazılır içine, bu o fitne şeyini de kapatır. İşte o zaman, birleşme hasıl olmaya başlar. İkisinin arasında rabıta kurulur. Artık, onu Allah’tan gayrı- ki Allah’ın öyle bir adeti yok, “Adetullah” diyoruz- kimse onu bozamaz bak, kabil değil ne nefsin gücü yeter, ne şeytanın gücü yeter, hiç kimsenin gücü yetmez. Hiç kimsenin gücü yetmez! Şimdi mutlaka, yani “ihlas” çok önemli çok değerli bir şeydir.

Yani samimiyet ve ihlas yani gösteriş için değil, gösteriş için yapıldığı zaman kişi zaten ecir kazanacağı yerde münafık olur. Tam tersi olur yani münafık olur.

Allâhu Teâlâ münafıklara da bu tür yolları mutlaka çok uzun sürmeden önünü kapatır çünkü; biz güdülenleriz.

Allâhu Teâlâ bizim her halimizi görüyor ve bize şah damarımızdan daha yakın. Öyleyse, bir insanın gayesi gerçekten samimi değilse, Cenab-ı Hak çabuk onu koparıyor o cemiyetten, öyle veya böyle bir sebep halk ediyor koparıyor, uzaklaştırıyor. Yani, Allah samimi olmayanı barındırmıyor zaten bu tür toplumlarda. Ben nelerini gördüm kaç senedir, kırk senedir. Allah, samimi değilse muhakkak bir sebeple onu uzaklaştırıyor. Mutlaka samimiyet yani hurufunakat sıtk-ı sadakatle, bunlar değerli şeyler ama baştan, kişi bu vasıfları da kazanamaz yani belirli bir süre onu kazanmaması, ona kayıpta anlamına gelmiyor, kazanacak, yani o aday, mutlaka o imtihanı verecek, o ehliyeti alacak, yani daha sonra.

Bir de mesela; tamamen art niyetle gelenlerde olur nadirde olsa! Tarikatlara gelene “Niçin geldin?”, gidene “Niçin gidiyorsun?” denilmez. Canı isteyen gelir, canı isteyen gider. Yani, bir yaptırım gücü, tepeden inme şu veya bu yoktur çünkü; bu Allah rızası içindir. Samimiyet ihlasla düze indi mi bunlar değerli şeyler, bunlar olursa yol kısalır. Çabuk gidersin hedefe, çabuk ulaşırsın. Allah’ın rızasına çabuk ulaşırsın, yani getirisi çok olur ama kişinin kalbi çatallanıyorsa zaman zaman, yol uzar. Yani çelme takılır, oradan atılmaz, niyeti kötü değil acabaların içinde! Acabalar da yine nefis ve şeytanın tuzaklarıdır.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Miraç’a çıkıp döndüğü zaman:

“İşte, ben Miraç’a çıktım akşam!” dedi. Ebu Cehil ve o tür Kureyş kafirleri Ebu Bekir’e gittiler.

“Ya Ebu Bekir’i gördün mü? Senin Muhammed (s.av.) kalkıyor ben göklere çıktım, Allah’la konuştum!” diyor. Yani Peygamberimizi (s.a.v.) gözden düşürecek!

Ebu Bekir Sıddık Ebu Cehil’e dedi ki:

“Bunu Muhammed (s.a.v.)’den mi duydunuz?”

“Evet, ondan duydum!” dedi.

“Öyleyse, kesin doğrudur!” dedi.

Şu hale bi bak, tek şüphe etmedi bak! O zamanın insanı, ben göklere çıktım, uçak yok, şu yok, bu yok o dönemde yedi kat semavatı geçtim, Allah’la konuştum ve döndüm. Bu devirin insanını, nasıl inandıracaksın? Miraç olayını anlatıyor. Yani o gırgır etmek için Ebu Bekir’e gitti; “Bunu Muhammed (s.a.v.)’den mi duydun?”

“Evet!”

“Öyleyse, kesin doğrudur!” dedi.

Bak sadakata bak! “Sıddık” olmak kolay mı? Tabi onlar kendileri bozuldu. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Yani, o da onlara katılacaktı onlara göre. Yani, bugün sadakat, ihlas çok önemlidir. Şimdi, bugün içinde Ebu Cehil’in soyu da vardır, Ebu Bekir’in soyu da vardır. Ebu Leheb ömür boyu Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizle uğraştı ki, akrabasıyken ya! En sonunda Allah ne yaptı?

Tebbet yeda ebi lehebin ve tebb.” Bak, “Elleri kurusun” dedi ve kurudu hemen. 

Alıyor sahabi bir çocuk geliyor Peygamberimize (s.a.v.)’a; “Hadi, peygambersen buna itiraf ettir bakalım.”

Peygamberimiz yapamayacak sanıyor. Peygamberlerin mucizeleri var, yani onu mars edecek, yani aklınca kendi kafasına göre rezil edecek, üç aylık bebeği almış geliyor.

“Hadi buyur!” diyor.

Bir sürü millet içinde Peygamberimiz (s.a.v.) mahcup edecek. Diyor Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Ya bebek, ben kimim?”

La İlahe İllallah Muhammeden Rasullulah.

“Üff be, çok kuvvetli bir sihirbaz bu!” diyor. Gene, iman etmiyor arkadaş ya! Gene, iman etmiyor. Ya Peygamberimizin (s.a.v.) yakın akrabası ya, yani -ki el değil ki, bir kere geceden kalkıp, sabah namazında geçeceği yerlere diken serpmiş ki Peygamberimizin (s.a.v.) ayaklarının altına batsın diye! Amcası ya! Yani böyle bir kin, böyle bir nefret nasıl oluyor? Oluyor işte, kafirlik bu! Bugünkü kafirlerde aynı kini, aynı nefreti bizim için duyar.

Sakın sanmayın başka bir şey duyar. Eğer, ağız yapıyorsa takiyedir. Yani onlar, Müslüman’a yakıştırır takiyeyi ama esas takiyeyi onlar yapar.

Tebliğ Her Müminin Görevidir

Onun için, Allah razı olsun, samimiyet, ihlas tabii ki her şeyin başıdır. İnsan davasında samimi olacak, Allah’ın yolunda samimi olacak. Davul önünde oynayıp, kürsü dibinde ağlamayacak! O zaman münafık olur insan. Hangi grubun adamıysan, grubunda olacaksın. Güvercinle, karga bir arada uçmaz kardeşim. Güvercinler güvercinlerle, kargalar kargalarla uçar. Onun için, biz karga değiliz, yerimizi bileceğiz, davamızı bileceğiz. Davamız, Allah’ın davası! Allâhu Teâlâ bize emrediyor ayet-i kerimede:

“Bu dini yayın, yaşayın, yaşatın. İnsanlık nizamına perçinleyin.”

Minel müminine”, “Her mümin görevli” diyor, her mümin bu konuda görevli!

“Bu dini yayarken, yaşarken, yaşatırken, insanlığın nizamına perçinlerken, canınızdan, malınızdan, çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, ne kaybederseniz kaybedin. Sizin müşteriniz, Allah’tır” diyor.

Kaybedeceğiniz hiçbir şey yok! Ayağınızın altında cehennem ateşleri kaynasa, tepenizden cehennem ateşi dökülse, kaybedeceğiniz hiçbir şey yok! “Müşteriniz Ben’im” diyor Allâhu Teâlâ.

“Sizin bu kaybettikleriniz karşılığında, size cenneti veririm” diyor. Öyleyse, Müslüman ne kaybeder kardeşim ya? Müslüman davasından bir milim şaşmayacak. Müşterim Allah benim, ben ne kaybedeceğim? Ama tebliğ her müminin görevidir.

Birçok ümmetleri helak ederken, birilerini ayırdı Allâhu Teâlâ:

“Onlar tebliğ ettiler, ya Cibril onları ayır!” dedi.

“Onlar tebliğ ettiler!” Tebliğ bu kadar önemli bir olay, böyle olmasa bu ayette böyle tembihlemez bizi Cenab-ı Hak; “Bu dini yayın, yaşayın, yaşatın, insanlık nizamına perçinleyin, korkmayın ya sizin müşteriniz Ben’im” diyor. “Ne kaybedersen et, onu Ben satın alırım” diyor Cenab-ı Hak.

 “Bu senin kaybettiğin şeyi Ben satın alırım, sana cenneti veririm karşılığında, senin müşterin Ben’im, ne kaybedeceksin sen?” diyor.

Davan Allah’a ait, Allah’a ait davada, asla kayıp yoktur, hep kazanç vardır. Bunu, böyle bileceğiz.

 

———————————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Allah #seyrisülük #seyrisuluk #Allahrızası #Allaınrızasınaulasma #tebliğ #teblig #fizikbeden #zikir #zikr #beden #vucut #alemler #kıyamet #boyutlar #insan #dünyabedeni #dunyabedeni #Hz.Ebubekir #7katsema #7katsemavat #tayyıbat