Ana Sayfa Blog Sayfa 50

Allah Seni Ne Kadar Seviyor? – Kur’ân’ın 4 Hâdimi Nedir? – Seyri Sülük Namazı Nedir? – “Farz Değil!” Diyen Dinden Çıkar – Namaz Yoksa Din Yok!

0

Allah Seni Ne Kadar Seviyor?

Abdülkadir Geylani Hazretleri, bugünkü Veli’lerin en üst makamında bir zatı muhterem. Aynı zamanda Resullulah soyundan. Müritleri onu çok severdi ve övünürdü. Derlerdi ki; “Bizim kadar Mürşit’ini çok seven kim var?” 

Bir gün böyle, bir ay böyle, bir yıl böyle… Derken bir gün Hazret bir nazarla bunlardan sevgisini aldı hepsinden, kendi müritlerinden. Bak burayı hassasiyetle takip edin!

Abdülkadir Geylani Hazretleri dergâha girince müritleri; “Ya, bu kim?” dediler, yerlerinden bile kalkmadılar, “Kim yahu bu?” 

Deli gibi seviyorlardı. O tebessüm etti ve “Gördünüz mü, ben istemedikçe, siz beni sevemiyorsunuz?” dedi, tekrar nazar etti. Eski hallerine döndüklerinde “Ooo, bu bizim başımızın tacı!” dediler.

“Gördünüz mü? Ancak ben istersem, beni sevebiliyorsunuz. Ben istemedim mi, beni sevemiyorsunuz!” dedi. Bu bir örnek.

Hiçbir Mürşit bir müridini sevmedikçe, mürid onu sevemez, hiç kimse, hiç kabil değil! Bu sevgi Mürşit’ten başlar, Resullulah (s.a.v.)’dan, Allah’a kadar. Allah için içinize danışın, içinizde Allah sevgisi varsa ama az ama çok; o kadar da Allah da sizin için sevgi var, ölçü bu. Eğer içinizde Allah sevgisi kelimelerde değil bak! Riyasız içine soracaksın! Yoksa; ölçü odur. Eğer Allah’a karşı sevgi yoksa, Allah’ta da sana karşı sevgi yok. Resullulah içinde aynı şey geçerli.

Allah demin bahsettiğimiz ayetlerde diyor ki açık ve seçik, net:

“Biz sizi seversek, siz Bizi sevebilirsiniz. Yoksa sizin Bizi sevebilmeniz hiç kabil değil. Ancak Biz sizi seversek… Biz sizi hangi miktarda seversek, siz de Bizi” diyor, “O miktarda seversiniz.”

Bu Resullulah içinde geçerlidir, Mürşit içinde geçerlidir. Allah bizi sevmedikçe, biz Allah’ı sevemeyiz. Resullulah bizi sevmedikçe, biz Resullulah’ı sevemeyiz.

Mürşit bizi sevmedikçe, biz Mürşid’i sevemeyiz. Sevgilerin ölçüsü bu!  Bunu bilin, aklınıza yazın. Sık sık danışın. “Ben Allah’ı çok sevmeye gayret ederim, çok severim” demekle bu mümkün değil. Ancak Allah seni hangi miktarda seviyorsa, sende Allah’ı o miktarda sevebiliyorsun. Bu yukardan aşağıya, Resullulah’ta da böyledir. Mürşit’te de böyledir.

Ha, Allah müminleri seviyor, müminler de Allah’ı seviyor. Allah sevdiği için seviyor. Güç Allah’ta. Yani yoksa kulun Allah’ı sevmeye gücü yoktur. Allah o kadar büyük, o kadar muhteşem, o kadar muazzam. Hiçbir dilin, hiçbir gönlün, hiçbir aklın idrak edeceği gibi değildir. Ancak O bizi, bizim kaldırabileceğimiz miktarlarda sevdiği zaman, biz de O’nu o miktarlarda seviyoruz. Sevginin kaynağı yine Allah!

Şimdi Allah razı olsun. Yeni mürit olmuş insanlar için, yani yeni zikre ısınan insanlar için şunu derler:

“Boyunduruk iz çıkarmamış daha…” İz çıkarması için biraz zikirde ilerlemesi gerekiyor. İşte o zamana kadar “Size, ‘Allah’ı seviyor musun?’ diye sorsalar sükut edin” diyor bütün Allah dostları. “‘Evet’ derseniz yalancı olursunuz, ‘Hayır’ derseniz fasık olursunuz”.

Çünkü ikisi de sizde yok! Ama artık buradaki insanlar ki yıllarını bu işe vermiş insanlar. Mizan sende; bak içindeki Allah sevgisine, Allah’ta seni o kadar seviyor. Bak içindeki Resullulah sevgisine, Resullulah’ta seni o kadar seviyor. Bak içindeki Mürşit sevgisine, Mürşit de seni o kadar seviyor. Onlar bizi ne derecede seviyorsa, biz onları o derece sevebiliyoruz.

Ha başka şeyi severiz. İnsan mesela; karısını da sever, çocuğunu da sever, parayı da sever, malı da sever ama mal kadar. Ha güzel bir çiçeği de sever, güzel bir kokuyu da sever bu ayrı bir olay. Allah sevgisi öyle değil, Allah sevgisi; aşktır.

Resullulah sevgisi; aşktır. Yani o sevgi diğer sevgilerden çok bariz bir şekilde ayrılır, onun için ölçü budur. Abdülkadir Geylani Hazretleri bunu çok açık seçik müritlerine bildirmiştir. Deli divane olurken, bir nazarla sevgiyi aldı.

“Bu kim yahu?” dediler. Ki dedikleri şahıs Abdülkadir Geylani Hazretleri. Başkası değil yani, “Gördünüz mü?” dedi, “Ben sizi sevmedikçe, siz beni sevemiyorsunuz.” Yani yukarıdan aşağıya işte Allah’ın adeti; “Adetullah” deriz buna, Allah’ın adeti öyle olduğu için, Resullulah’ın adeti öyle oldu. Resulullah’ın adeti olduğu için  -Mürşit’ler Resullulah’ın çıraklarıdır- Mürşit’lerinde adeti böyle olur. Başka türlü olması mümkün değildir zaten. Zikir ibadetlerin en büyüğüdür, hiçbir ibadet zikrin yerini tutmaz.

Süleyman Çelebi diyor ki:

  Bir kez Allah dese şevk ile lisan

  Dökülür cümle günah misli hazan”

Ne diyor bu mübarek adam; “Hurufunakat sıtk-ı sadakatle kalpten gelerek bir kez ‘Allah!’ dese, bir sefer, bir kez ‘Allah’ dese şevk ile lisan -şevk yani riyasız- ve lisan bağırarak feryat ederek. Dökülür cümle günah misli hazan.” Yani misli hazan nedir? Kışa girerken ağaçların döktüğü yaprak. Hazan vakti. “İnsandan o şekilde günah dökülür” diyor ve doğru söylüyor.

Bütün Allah dostları diyor ki; “Hurufunakat sıtk-ı sadakatle getirilen bir tek salavat ama samimi olarak Rasullulah’ı hayal ederek veya Ravza’yı hayal ederek “Allahümmesalli ala Seyidina Muhammedin ve ala Ali Seyidina Muhammed” dedi mi kalpten, duyarlı olarak; amel defterinden 10 bin büyük günah silinir” diyor. 10 bin günah!

“Günahı kebahir dediğimiz -ki hiçbir dervişin amel defterinde bu kadar günahı kebahir olmaz- dökülür diyor. Her gün yüzlerce defa her derviş bunu zikrediyor. Toplu zikirde bu yükselip gidiyor semavata. Arş’a kadar melekler taşıyor. Burada zikrin ehemmiyetini anlatacak ne bir dil, ne bir lisan yok, ne bir gönül yok onu idrak edecek.

Kur’ân’ın 4 Hâdimi Nedir?

İnsan Sûresi; (Ayet:24). Cenab-ı Hak orada diyor ki; “Ben’i sabah akşam, Ben’im isimlerimi zikret.”

“Eder misin?” demiyor, dikkat edelim bak! İşte, Kur’ân, açın, İnsan Sûresi (Ayet:24-25). Ayette devam ediyor; “Ben’i sabah akşam zikret, İsim’lerimi zikret.”

Peki buradaki hikmet ne? “Sabah akşam İsim’lerimi zikret.”

Cenab-ı Hak demiyor; “Sabah akşam Kelime-i Tevhid ile zikret” demiyor, “İsim’lerimi” diyor! Çoğaltıyor, peki buradaki hikmet ne ola?

Allah’ın hikmetsiz sözü yok bir kere.

Hz. Ali Efendimiz bir ayete 400 çeşit açıklama getiriyordu. Her 400 çeşitin, her çeşitine de 400 hikmet açıklıyordu.

Düşün, bak.  “Yahu Ali’de kim işte? O da Allah’ın kulu, o da bir insan!” falan gibi fikirlere kapılanlar olur, öyle değil bunlar özel yaratılmış insandı.

Şimdi Allâhu Teâlâ, “Sabah akşam Ben’im isimlerimi çoğaltarak” yani; birçok isimden. Adetlerini deyince, “4001 Esma’nın” olduğunu biliyoruz. Bundan ötesini, Allah biliyor.

Bini Tevrat’ta, bini İncil’de, bini Zebur’da, bin biri Kur’ân’da geçer bunların. Ama herkes görmez bunları.

Çünkü Allah ne diyor diğer bir ayette; “Bu Kur’ân müminler için şifadır. Kafirler içinse hastalık mazarrattır.” 

Her ayetin 4 hadimi vardır. Kur’ân 6666 ayettir. “124 bin Peygamber” derler ya bu 124 bin Peygamber 18 bin aleme gelmiş Peygamberlerdir.

Öyle hesaplar var ki Kur’ân-ı Kerim’de, biraz daha ileri gidersem anlamanız zaten mümkün olmaz, hiçbir şey de alamazsınız.

Allah kendini zikredene, birçok hayrın ulaşmasını murad ediyor. İnsana bütün hayırlar Allâhu Teâlâ’nın Esma’larından gelir.

Kelime-i Tevhid  “La İlahe illallah” zikrederiz, ondan başka bir hikmet gelir. “Allah” lafza-i Celal zikrederiz, ondan bir başka hikmet gelir. “Hu” esmasını zikrederiz, ondan bir başka hikmet gelir. Yararlar gelir.

Nasıl Kur’ân’da her ayetin 4 hâdimi var. İkisi kafiri ne yapıyor, buna göz gezdirse dahi, şerre götüren melekler devreye giriyor, onu biraz daha böyle cehenneme itiyor amelde. Ama mümine şifa hayır melekleri devreye giriyor, ona güzel duygular veriyor, gözünü yaşartıyor, günahların dökülmesine neden oluyor.

Esma’larda da bak, kafir zaten her Esma’yı zikredemez. Esmalarda çok daha güçlü haller vardır. Çünkü; Esma Allah’ın kendi isimleridir, Kur’ân ise sözüdür. Zikir onun için büyüktür, Allah’ın kendisi olduğu için.  Burada “İsim’lerimi” diyor, “Çoğaltarak”. İnsan ne kadar çok isim zikrederse ki, bu aksam 40-50 tanesini zikrettik. Bu 40-50 esmada, 40-50 çeşit hikmet ulaştı insanlara.

Bunlar yeni toprağa atılmış tohum gibidir. Şu anda onu hissedemezsin ama kırk gün sonra, ama on gün sonra, ama üç ay sonra, ama bir yıl sonra o yeşerir. Sen bozulmak istesen de mümkün ve kabil olmaz, bozulamazsın. Niyeti bozdun, Allah’tan razı olmadın, herkes Allah’tan razı değildir. Kıymet bilin yani…

Allah’ın varlığını bilir, O’na her türlü ibadeti tahatta, itaatte bulunursun fakat gönlünde dargınlık vardır Allah’a, razı değildir. Birçok sebep bulur kendi kendine. Der ki; “On senedir sürünüyoruz. On senedir hangi işe el atsak, batıyoruz, 10 senedir ne yapsak, çelme takılıyor”. Buralardan Allah’a biraz alınganlığı vardır. Bu alınganlık Allah’tan razı olmamaktır. Bu kulun şiârıdır, kulda vardır bu. Bu var diye, bu insan günahkar değildir. Bu adamın; “Yahu bu da yapılır mı?” falan denilmez. Bu Allah’la kul arasındadır.

Mevlana’da diyor; “Hey, kendine gel!” diyor Allah’a. “Kendine gel!” diyor. Mevlana’da Naz Makamı Veli’lerindendir. Naz ehli Veli’ler onlar, biz bunu diyemeyiz. Buna inanın ha, böyle diyenler de var. Ha şimdi Allah razı olsun.   

Allah’a karşı isyanı yok, küfrü yok, itaati var ama razı değil.

“Yarabbi, niçin beni burada, üç günlük dünyada yıllardır süründürüyorsun?”  Bu kul; “Sen benim Rabb’imsin, seni çok seviyorum, sen ne dediysen sözünden çıkmıyorum. Kalkıp şu üçkağıtçıya, şu beş kağıtçıya, şu sana isyan etmişe bu kadar nimet içinde yüzdürürken… Yani ben nereden tutsam ki senin ipine sarılmışken, sen beni tepetaklak ediyorsun…” gibi duygular taşıyor. Bunu çok insan taşıyor. Bu bariz belli oluyor. Kabul etse de, inkar etse de bu var.

Cenab-ı Hakk’ın cevabı buna, sorulup da cevapsız kalan bir soru da yok.

Şimdi Cenab-ı Hak diyor ki; “Dünyada hastalık çeken, dünyada yokluk çeken müminler için, dünyada üzüntü çeken, üzüntünün altında kalan müminler için; Mahkeme-i Kübra’da soru, sual yok” diyor. 

“Bunlar Mahkeme-i Kübra’ya gelir, onlar üzerine Ben ecri yağmur gibi yağdırırım” diyor. Bunlar sorgusuz, sualsiz -50 bin yıllık süredir Mahkeme-i Kübra- “Onlara, ‘Cennete gidin, girin’ derim” diyor.  Şimdi hangisi değerli? Bizim alıngan tavrımız mı, Allah’ın onun karşılığında lütfu mu?

Yani burada şunu anlıyoruz ki, Cenab-ı Hak ne yapıyorsa en doğrusu o. Cenab-ı Hak ne söylüyorsa en doğrusu bu. Ha bize akıldan, ilimden çok az şey verilmiştir. Biz bu kadar az şey ile bu yargılara varıyoruz. İşte şöyle diyoruz, böyle diyoruz.

Dünya hayatı çok kısa. Öte de sonu olmayan bir hayat, yani hiç sonu yok. Milyarlarca, trilyonlarca yıl geçse sonu olmayan bir saltanata gidiyorsun. Niçin? Dünyada 3 gün üzüntü çektin, sıkıntı çektin, yoksunluk çektin, hastalık çektiğin için. Allah’ın sevdiği 3-5 insan grubundan bu grubun içine giriyor, dünyada hastalık çeken, yokluk çeken, yoksulluk çeken insanlar.

“Fakir-i sabirin” olarak anılıyor bunlar. Ve bunların defterlerinde kimi açıyor 400-500 hac var, kimisi açıyor Mahkeme-i Kübra’da amel defterini 50-100 tane cami yaptırmış… Dünyada zor geçinmiş adam:

“Yarabbi, bu defterler bize yanlış verildi, bu defterler bizim değil derler!” diyor, “Vallahi, biz dünyada fakirdik, nerde cami yaptıracağız?”

“Sen samimi olarak buna özenmedin mi?” diyor Cenab-ı Hak, “Özendin. Samimiydi, riya da yoktu, tamam” diyor.

Seyri Sülük Namazı Nedir?

“Farz Değil” Diyen Dinden Çıkar – Namaz Yoksa, Din Yok!

Onun için Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki; “Niyet, amelden üstündür.” Bak! Niyetleri temiz tutalım. Allâhu Teâlâ’nın insanda nazar edeceği ilk şey niyettir. Niyet temiz ise, akıbet kesinlikle hayır olur, temiz olur.

Ha şimdi darılmamızın, razı olmamamızın, kendi kendimizi dolduruşa getirmemizin hiçbir anlamı olmuyor, Allah’ın cevabına göre, Allah’ın lütfuna göre. Sadece yaptığımız şeyin saçmalıktan ibaret olduğunu anlıyoruz böyle olunca.

Ve 26. Ayet; ha bu ayeti şimdi ben, şurada bir sene otursak bitiremem ama bin defa özet yapmam lazım. Şimdi zamanlarımız bu kadar. Şimdi geçelim 26’ıncı Ayet’te de diyor ki; “Geceleyin Bana secde edin, uzun uzun Ben’i tesbih edin.” Yani; “Ben’i zikredin!” Tespih nedir? Zikirdir yani. “Uzun uzun geceleyin Bana secde edin ve uzun uzun tespih edin.”

Şimdi her zikrin önünde iki rekat zaten namaz var değil mi? Bu ayet ilk etapta dervişlere hitap ediyor. Dervişin halini anlatıyor bu ayet zaten. Ne yapıyorsun, evvela gece 2 rekat seyri sülük namazı kılıyorsun. Bak “Uzun uzun secde edin” demiyor.

Dervişin haline o kadar net anlatıyor ki. “Geceleyin”, bak “Geceleyin, Bana secde edin, sonra uzun uzun tespih edin.” Seyri sülük namazı kılıyorsun. Şimdi, biraz kemalat kazanmış bir dervişin 20 tane, 30 tane, 40 tane Esma’sı var. Ne yapıyor? Uzun uzun Yaradan’ı zikrediyor. Bu ayet ilk etapta; objektif olarak dervişlere hitap ediyor.

Sonrası var, sonrası var, sonrası var. Şimdi 27’inci Ayet’te diyor ki; “İnsanlar”, şimdi genele geliyor “İnsanlar kolay elde edilecek dünya nimetleri için canla başla koşuyorlar, ona ulaşmak için. Ama Kıyamet için, Mahkeme-i Kübra için, kendisine lüzumlu olan amelleri ertelerler, ertelerler, sonraya bırakırlar.” Şimdi genelin halini anlatıyor. İnsan Sûresi, 27. Ayet.

Şimdi genele bakıyoruz. Cenab-ı Hakk’ın dediği gibi; dünya nimetleri için herkeste bir koşuşturma var. Hepsinde, kimi ararsan… Adam 10 tane şirket kurmuş. 11-12’ınci olsun diye koşuşturma var ama Mahkeme-i Kübra için hakikaten hazırlığı yok, erteliyor gerçeği. “İşte sonra yaparız, bir gün gelir, ona da zaman ayırırız falanlar filanlar…” Sanki 500 yıl daha yaşayacak senedi var gibi bir tavra giriyor. “Buna da uzun amel!” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Cenab-ı Hak diyor ki; “İşte, Biz size bu sûreyi öğüt olarak yolladık”. “Öğüt bak bu sûre” diyor. İnsan Sûresi öğüttür. Bu öğüdümü aldıysanız Allah’a doğru bir yol tutarsınız.

Allah; hayır ve hikmet sahibidir. Bu öyle önemli bir sûre ki; Allah sevmedikçe siz sevemezsiniz. Allah severse, siz sevebilirsiniz. Allah hüküm ve hikmet sahibidir.

Konumuz neydi, burada ne anlıyoruz? Ayet-i kerimede; Allah sevmedikçe biz sevemiyoruz. Allah sevecek ki biz Allah’ı sevebilelim. Resullulah sevecek ki, biz Resullulah’ı sevebilirim. “Bu sûreyi size öğüt olarak gönderdi” diyor, İnsan Sûresi’ni öğüt olarak gönderdi. Eğer bu anlattıklarımdan öğüt aldıysan, bak zikir ehlinin de halini anlatıyor, zikir yapmayı emrediyor.

Demiyor bak, dönelim 25. Ayet’e geri; işte “Gece vaktiniz olursa Ben’i de tesbih edin. Yani ederseniz sizin için hayırlı olur” gibi bir şey demiyor Allah. Namaz için 58 yerde ne diyor? “Namazı dosdoğru kılın.” Aynen bak, aynen o söz.

“Ben’i çokça zikredin” diyor. “Ben’i uzun uzun zikredin.” Farz mı, değil mi? Şimdi buna değil diyen, farz değil diyen insan dinden çıkar. Şimdi “Ederseniz iyi olur” gibi bir şey demiyor, “edin!” diyor, emrediyor bak! Aynı namazı nasıl emrediyorsa!

Esteizübillah”; “Fesebbihbi Hamdi Rabbike vestağfirhu innehu kâne tevvaba.”

Bu ayette:

“Ya Habib’im, Ben’i zikret, Ben’i tesbih et, Bana tövbe istiğfar et!” diyor. Et!

Peki Allah’ın kesin kurallarla yap dediği şey, farzın dışında ne olur ya? Farz olur. Zikir farz mıdır, vacip midir, sünnet midir, şu mudur, bu mudur, bir sürü şey. Yahu Allah direkt, emrediyor, direkt namazı nasıl emrediyorsa, zekâtı nasıl emrediyorsa, aynen o şekilde emrediyor. Peki buna nasıl diyeceksin ki olsa da olur, olmasa da… Sen bir farzı terk ediyorsun. Allah’ın kesin “yap” dediğini, terk ediyorsun. Yarın Mahkeme-i Kübra’da diyecek Cenab-ı Hak! “Ben, sana bak gönderdiğim kitapta ne dedim? Ben’i çokça zikret dedim! Niye etmedin?”

“Ya Rabbi, ben binamaz” işte…

Bir namazla ebedi hayat, katrilyonlarca yaşayacağın bir saltanat kazanılır mı? Günde bütün namazları toplasan bir saattir. Günde bir saat çalışmayla cennetin en fakirinin mülkü bu Dünya’nın 40 misli cennette mülkü var ve 400 hanımı var.  Günde bir saat Allah’a ayırma ile hiç sonu olmayan bu şekilde saltanat kazanılır mı? İşte Cenab-ı Hak onun için ne diyor; Allah’tan gafil olmak! Birçok ayette ne diyor; “Siz Dünya’da Ben’i nasıl unuttuysanız, Ben’de sizi cehennemde öyle unuturum.”

Allah’tan gafil olmayacak insan. Allah’tan gafil olmamanın tek yolu da zikirdir. Dilini, gönlünü zikri alıştırırsan, gezerken, dolaşırkende artık döner dolaşır gelir “La ilahe illallah” dersin, “Allah” dersin,“Hu” dersin, “Hak” dersin, “Hayy” dersin, “Kayyum” dersin, “Kahhar” dersin. Dersin bir şey… Dil ile gönül ne yapacak, Allah ile olmayı öğrenecek. Allah’ı zikredenlerden olacak.

Namazı ben küçümsemek için, şunun için, bunun için demiyorum! Namazsız din yok. Namaz yoksa, din yıkılır. Namaz mutlaka olacak. Ama “Ben namazı kıldım yeter. Allah bereket versin!”

O da bir şey ama “Dünya ahiretin tarlasıdır” diyor salatu selam Efendimiz. Burada ne ekersen, orada onu biçeceksin. Herkes dünyada kalamayacağı yerde zengin olmaya uğraşırken, niçin ötede ağa olmaya uğraşmıyoruz ki Mevlana gibi!

Burada kazanacağın kısacık bir zaman bu. Burada kazanırsan, ne olacak? Orada onun karşılığını göreceksin.

——————————————-
NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz. 

#namaz #namazfarzdır #namaznedir #ibadet #zikir #Esma #Esmaülhüsna #kelimeitevhid #Hak #Hay #Hu #Kayyum #Allah #Kahhar #Kuran #İncil #Tevrat #zebur #dörtkitap #Allahsevgisi#mürit #mürşidisevmek #peygamberisevmek

Terzi Baba’ya İcazet Nasıl Verildi?

0

“Ya Allah Ya Bismillah…”

Terzi Baba’nın zikri… Ömür boyu her iğnede:

Ya Allah Ya Bismillah” diyor. Bu taraflarda bir yerde mezarı var mübareğin ama hatırlayamadım. Ömür boyu her iğnede; “Ya Allah Ya Bismillah” diyor.

Sonra bir gün, bir aylık yoldan iki atlı geliyor Terzi Baba’ya:

“Selamünaleyküm.”

“Aleykümselam.”

Okur yazar da değil.

“Terzi Baba’yı arıyoruz.”

“Valla burada bir terzi var. Kimisi ‘Baba’ der.”

“Biz onu arıyoruz!” diyor. Götürüyorlar.

Terzi Baba; “Ya Allah Ya Bismillah” diyor.

“Selamünaleyküm.”

“Aleykümselam. Hoşgeldiniz.”

“Bizi Bayazîd-i Bistâmi gönderdi. Sana hilafet verdi. Onu haber vermeye geldik!” diyor.

Bayazîd-i Bistâmi nerdeee, Terzi Baba nerde? Bir aylık yoldan gelmişler at ile.

“Ya bana nasıl hilafet verir? Bu nasıl iştir? Ben okur yazar bile değilim. Ben namaz kılmaktan başka bir şey bilmem.”

“Valla biz bilmeyiz. Biz emanetçiyiz. Bizi o gönderdi. Gidin felan yerde, felan bölgede ‘Terzi Baba’ diye bir zât var. Onu bulun. Benim hilafet verdiğimi kendisine bildirin.” Yazılıda vermiş, verip gidiyorlar.

Bu kıvranıyor. “Bu yükü ben nasıl kaldırırım, ben cahil bir insanım…” diye. Uyuya dalıyor, uykuda Bayazîd-i Bistâmi  Hazretlerini görüyor rüyasında.

“Evladım, neden endişe ediyorsun ki?Senin elinin üzerinde bizim elimiz var. Sen artık konuş!” diyor. Bir uyanıyor ki ufff…  Adam bilim deryası. Başlıyor sohbete, başlıyor etrafına mürit toplanmaya.

“Ulan bu nasıl iştir? Bu adam cahil, bir şey bilmez adam mürit topluyor!” diyorlar.

Bunu şikayet ediyorlar. O zamanda da münafıklar var. Padişaha şikayet ediyorlar.  “Böyle bir cahil mürit topluyor!” diyorlar.

Padişahta iki tane değerli alim yolluyor. Şimdi bu işler iftirada olabilir, gerçekte olabilir…

“Gidin bakalım inceleyin, nedir bu işin hikmeti?”

İki alim geliyor, değerli, gerçek alimler. Camide cemaatte toplanmış. Terzi Baba’yı çağırıyorlar.

“Padişah iki alim yolladı. Gel bakalım onlara hesap ver!” diyorlar. Terzi Baba gidiyor, oturuyor alimlerin önüne. Alimler soruyor, bu cevap veriyor. Bütün cemaatte hayret ediyor.

“Ya bu cahil adam, bunca büyük alimlere ne kadar mantıklı cevaplar veriyor.”

Sonra alimler utanıyor.

“Terzi Baba özür dileriz. Bizi affet!” deyip elini öpüyorlar.

Onun çok güzel bir cevabı var. O, benim çok hoşuma gider.

“Ey cemaat! Bu bölgeye Allah’ın sıfat-ı subutiyesi tecelli etmemişse ben ne yapayım?” diyor. Çok güzel bir cevap ama kim anlar ki? “Bu bölgeye Allah’ın sıfatı subutiyesi tecelli etmemişse, ben ne yapayım?” diyor. Fitneleyen millet için diyor.

Yani Allah diledi mi olmayacak hiçbir şey yok. Ama o mübarek zât; “Ya Allah Ya Bismillah…” Her iğnede… Bugün mezarı dahi keramet gösteriyor. Zaten Veli’ler dünyada iken kındaki kılıçtır, ölünce yalın kılıç olur. Şeyde öyle, Harranî Hazretleri de öyle, çok büyük kerametleri gözükür öldükten sonra. Onun için Allah, onları sevenlerden etsin bizleri… (Müritler; “Amin” diyor.)

“Çünkü kişi sevdiği ile beraberdir!” diyor salatu selam Efendimiz.

“Ya Allah Ya Bismillah!” diyelim Terzi Baba gibi.

——————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#TerziBaba #BeyazıtBistami #Beyazıdıbestami#sıfatısubutiye #alimolma #alim #bilge #icazet #fitne #keramet #veli #evliya   #YaAllahYaBismillah

Salihler Kimlerdir? – Vallahi Hiçbiri Senin Değil – Kıyamet Ne Zaman Kopar? – Gönül Alemi – Akıl Kaypaktır – Nefis Tezkiyesini Hafife Alma – Arkasında Kainat Var – Allah’tan Haya Etmek Lazım

0

Salihler Kimlerdir?

İyi de Allâhu Teâlâ’nın bize o kadar merhametine, o kadar lütfuna, o kadar rahmetine karşılık, biz acaba O’nu ne kadar zikir ediyoruz? Salatu selam Efendimiz diyor ki:

“Benim ümmetimin zakirleri, zikrettiği vakit, zikirdeki her kelime için 70 bin sevap alır ve her sevap 10’la katlanır, 700 bin olur.”

Yav, bu kazanç nerde olur kardeşim? Bir gecede burada alınan zikir, belki ömür boyu kıldığımız namazda alamayacağız. İyi de bu gaflet niçin?

Geçmişteki bütün peygamberler, Peygamberimizin soyundan, yani ümmetinin içindeki Allâhu Teâlâ’nın kendisi için seçmiş olduğu kullarıdır sufiler. Bunlara “Salihler” denir. Daha evvelki bütün peygamberler diyor ki dua ederken:

“Ya Rabbi! Bizi salihlerden et, salihlerle et.” Yani, o peygamberler bizden olmak için dua ediyor. Biz acaba bu hale ne kadar şükrediyoruz?

Cenab-ı Hak diyor ki; “Size, kulak verdim işitesiniz, dil verdim konuşasınız, göz verdim göresiniz. Siz, ne kadar az şükrediyorsunuz.” Bizi uyarıyor yani. “Siz, ne kadar az şükrediyorsunuz…” Ama nefsi zaaflar evvel Allah güdüyor bizi. “En güzel telefon bende olsun, en güzel araba benim altımda olsun, en güzel karıyla ben evleneyim, en güzel şu, en güzel bu. O masa benim, koltuk benim, halı benim, şu karı benim, mal benim, mülk benim…” Benlikten uzak durmak lazım.

Vallahi hiçbiri senin değil! Vallahi billahi hiçbiri senin değil! Senin hangisi biliyor musun? Allah için verdin mi, o senin. Yoksa, biriktirdiğin değil, onun hesabı kitabı var. Senindi de ne götürüyorsun öteye? Vebalinden başka ne götürüyorsun? Senin olan Allah için verdiğin. Onun dışındaki senin değil.

Cenab-ı Hak kaç yerde Kur’ân’da diyor ki; “Yerlerin, göklerin her şeyin mülkü Bana aittir” diyor. E her şey Allah’a ait, tabi sen n’apıyorsun?

Geldik 50 bin yıllık yolculuktan! Kimini villada, kimini gecekonduda, kimini dairede, kimini köyde, kimini kentte, burada bir iki dakika misafir ediyor, ondan sonra çekip gidiyorsun yine. Kalıcı değilsin…  E nerden senin oluyor? Senin değil işte! Ama, biz nefsi zaaflar, birde benlik. Mevlâna’nın çok tembihi var; “Benlikten çık!” diyor. Kolay mı? Hadi çık bakalım! Çünkü öyle bir alışkanlıkla gelmemişiz ki, aşağıdan yukarıya. “Aman oğlum ha doktor ol, avukat ol, para kazan, bilmem ne yap, şunu yap, bunu yap…”

Kıyamet Ne Zaman Kopar?

“Esteizübillah”; İza zülziletil erdu zilzaleha”.

Yer kuvvetli sarsıntılarla, yani, zelzeleler ile bir cuma günü akşam ezanından sonra, Dünya, yıldızlar bir paçavra gibi dökülür, Güneş parçalanır dökülür, dağlar hepsi toz bulutu gibi uçar gider. Kıyamet’in şeklini anlatıyor Cenab-ı Hak. “En son” diyor, “Yok olacak Medine” Medine, Mekke’den de kıymetlidir. Mekke’ye hacca gideriz, Kâbe vardır ama Medine’de de Resullulah vardır.

Gönül Âlemi

Bir kemâlat kazanmış derviş dâhi, Kâbe’den daha muhteşem bir hal alıyor. Yani Kâbe’nin çok çok fevkinde oluyor. İnsana verdiği değere bak Cenab-ı Hakk’ın. Ama biz, Allah’ın ipine bize bu kadar değer verdiği halde, ne kadar yapışıyoruz! Bunun muhasebesini kaçta kaçı yapıyor, hiç kimse yapmıyor. 

Allâhu Teâlâ insanı:

“Esteizü billah”; “Lekad halaknel’insane fiy ahseni takvim.”

Yani, “Biz insanı en mükemmel şekilde yarattık, en muhteşem şekilde yarattık, en muazzam şekilde yarattık ve o muhteşem yarattığımız insana kendi ruhumuzdan üfledik.” İnsanın değeri buradan. Allâhu Teâlâ insana kendi ruhundan üflediği için bizde gönül âlemi oluştu. Ne arıyorsan, gönülde arayacaksın zaten, eğer gönülde bir şey yoksa, ötelerde bir şey arama.

Akıl Kaypaktır

Akıl kaypaktır. Akıl nefse de hizmet eder, ruha da hizmet eder. Çünkü kafirde de akıl var. Müminde olan akıl kafirde de var.

İyi de aynı akıl ise müminde, Rahman’a hizmet ederken, kafirde ne yapıyor, Tâğutun yoluna hizmet ediyor. Akıl kaypaktır, akıl her yöne hizmet edebiliyor. Ruh ile nefsin mücadelesi. İçimizdeki iki kardeş; biri kafir, biri mümin.

Nefis Tezkiyesini Hafife Alma

Hadis-i şerifleri incelediğimiz zaman, nefisten nefise çok fark var. Yedi ila yetmiş şeytan gücüne kadar  nefis var. Yani öyle hafife alınacak bir şey değil nefis tezkiyesi… Onun için Peygamber salatu selam Efendimiz diyor:

“Hakiki mücahit kim? Nefsiyle mücadele edendir!” Yani, düşmanla savaşmaktan daha zor bir olay. Çünkü; öldüremiyorsun bunu, yok edemiyorsun. Gece gündüz, olmayacak yerde kalbine bir ilham veriyor, bir vehime veriyor, bi şunu veriyor, bi bunu veriyor. Ne yapıyor, niyetini zedeliyor. Allâhu Teâlâ kan yollarımızı, yani damarlarımızı şeytana otoban yaptı.

Allah’tan isterken ne dedi? “İşte onun kan yollarını da bana aç, işte şunu da ver, dört yönünü de ver, işte kadınları da ver…” Allah birçok şeyi verdi ona.

Ha şimdi, bunların bilincinde olduğun zaman bunun tuzağına düşmüyorsun. Ama bilincinde değiliz. Neden? “E ne gereği var canım…” Dünyada para kazandık mı, güzel bir evin, güzel de araban oldu mu, güzel de bir evlilik oldu mu daha ne istiyorsun ki dünyada? İyi de sonra ne yapacağız? Daha sonrası var.

Arkasında Kainat Var – Allah’tan Haya Etmek Lazım

Şimdi, bir kilo meyve alıp geliyoruz eve, çeşitli meyvelerden alıyoruz, ne diyoruz? “İşte çalıştım, uğraştım, didindim, para kazandım, benim paramla aldım ben bunu. Bu benim!” diyor yani. İyi de be mübarek! Biraz geriye doğru bak bu olaya, kör olma. Bak bir, geriye doğru bak! Allâhu Teâlâ çalışmadan, çabalamadan, sana o olaydan sadece belki binde bir pay vermiş. Şimdi, bir elmayı ele alalım, arkasında kâinat var. Bir muzu ele alalım, arkasında kâinat var. Kâinatı sen mi yarattın?  Bir kâinat var yani.

Şimdi, toprağı kim yarattı? Allah. Suyu kim yarattı? Allah. Isıyı kim yarattı? Allah. Işığı kim yarattı? Allah. İyi de şimdi bir de düşün! Sen, “Ben satın aldım, paramla aldım bunu…” diyorsun. Şimdi, bir meyve ağacının meyve verebilmesi için, evvela toprak lazım, toprağa ekilecek arkadan su lazım, arkadan sıcak lazım, güneş lazım, ışık lazım.

Güneş niçin lazım? Fotosentez için lazım. Yav, bir ısırdığın elmada, bir kâinat var arkasında.

Şimdi, “Bunu, ben kazandım, bu benim…” diyemiyorsun, diyemezsin!  Haya edersin Allah’tan sana orada küçük bir katkı payı, dünyada senin de bir şeyler yapman gerektiği için bir pay sana ayırmış.

Güneş olmasa, meyve olur mu? Güneş olmasa, ekmek olur mu? Güneş olmasa, çimen olur mu? Hiçbir şey olmaz. Bir güneşle de değil, toprağı da yaratan Cenab-ı Hak. Suyu da yaratan O, ışığı da yaratan O… 

Öyle ise işte, “Ben, çalıştım kazandım!” diyorsun, yav haya etmek lazım Allah’tan. Arkasında bir kâinat var. O olmasa sen uğraş bakalım ne yapabileceksin ne alabileceksin? Ne verebileceksin? Allâhu Teâlâ, sana hani biz doğmadan bebeğin beşiğini süsleriz ya, bir beşik vermiş, dünya işte bir beşik. Buyur demiş, işte her şey hazır!

 

——————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#akıl #zihin #beyin#ego #uyan #simulasyon #hologram #sanalalem #rüya #ruya #kafir #kıyamet #salihler #amel #mümin #zikir #zakir #şükür #ego #malmülk #dünyamalı #iman #islam #müslüman #ruh #insan #sanal #sufi #sofi #kiyamet #kıyametnezaman #kıyametnezamankopar #kainat #anakarnındayas #güneş #haya #dünyamalı#dünyahayatı

Osmanlı Döneminde Kabe’ye Tayin Olan Kadı – İhsanla İbadet Etmek Nedir? – Namazdaki Makamlar Nelerdir?

0

Önümüz Ramazan ayı, Cenab-ı Peygamberimiz:

“Hakiki oruç tutan bir oruçluya, iftar ettirenin bedeni cehennem ateşine haram olur” diyor. Bu fırsatı kaçırmayın. Yani; mutlaka, iftar sofranıza, her gün olmasa da arada oruçlu bir muhtaç insanı çağırın. 

(NOT: Bu Sohbet 2000’li yıllarda yapılmıştır.)

Az sadaka, çok belayı def eder. Kur’ân’a baktığımız zaman, üçte biri infaktır, verin; muhtaca, fakire, yetime, dula… Yani, muhtaç insana veriniz. Veriniz. Veriniz!

Sadaka deyince bir şey geldi aklıma. Osmanlı’da çok kaliteli idareciler, kadılar yetiştirilirdi. Bunların otağı, sultanın çalışma odasının yanı başındaydı. Böyle yetişmiş bir kadıyı, padişah Mekke’ye tayin ediyor.

Bak, çok enteresan bir şey yaşanacak.

Osmanlı’da bir adet vardır. Onu bir yere tayin ettiğin vakit, onun bir yıllık maaşını peşin verirlerdi. Bugün, bir aylığı da veremiyorlar da… Çağdaşlaştık, geliştik ya! O gün için toptan bir yıllık altın verilirdi eline. Oda, hiç sıkılmadan gideceği yere giderdi. Geçim derdini düşünmezdi. Kadı Efendiye bir yıllık aylığı da veriliyor, harcırahta veriliyor. Kadı Efendi hazırlığını yapıyor. Dışarı çıkıyor, birisi geliyor.

“Selamünaleyküm!” diyor yolda.

“Aleykümselam!”

“Kadı Efendi, ben çok zor, çok muhtaç durumdayım, yani zillete düştüm. Bana biraz yardım et” diyor. 

Kadıda dirayetli bir zât. Şöyle bir bakıyor.

“Mübarek, ben senin üzerinde zikir Nur’u, tefekkür Nur’u, rabıta Nur’u görüyorum. Senin ne derdin varsa, söyle, hepsine çare olayım” diyor.

“Yok kadı efendi, benim şu kadar borcum var, yirmi altına ihtiyacım var” diyor. Kadı hemen çıkarıyor, otuz altın veriyor. On altını geri iade ediyor.

“Yirmi altına ihtiyacım var” diyor, dua ederek ayrılıyor adam.

Kadının yolculuğu bitiyor. Mekke’ye kadı olarak geliyor. Mekke’nin kadısı.  “Gider gitmez ilk bir tavaf yapayım” diyor Beytullah’ı.

Hac zamanı değil, Ümre zamanı değil, boş. Tavaf yaparken bakıyor, birisi Kâbe’ye dayamış ayaklarını horul horul yatıyor. Kadı da o kadar güzel terbiyeyle yetiştirilmiş ki, içinden:

“Mübarek, biz İstanbul’dan Kâbe’ye ayak uzatmıyoruz, bu nasıl bir hayasızlık?” diyor. Gidiyor, dürtüyor onu. Bir tavaf yapıyor. Bir daha dürtüyor. Yine uyanmıyor adam. Yavaşça ayaklarından tutuyor, rahatsız etmeden ayaklarını kıbleden diğer tarafa çeviriyor. Çevirirken adam, şöyle bir gözünü açıyor, bakıyor. Bir daha uyuyor. Kafasını Kâbe tarafına getiriyor, hayasızlık olduğu için. Tavafını yapıyor. Gidiyor evine, ona tahsis edilmiş bir ev var.

İşte oraya, buraya gitmiş kendini tanıtmış akşamda eve gidiyor. Artık rahatlayacak adam, evine gelmiş tam oturacak, “Tak, tak, tak!” Kapıyı açıyor, iki tane zaptiye.

“Kadı Efendi, hakkında şikayet var! Seni götürmeye geldik.”

“Yahu, ben ne yaptım? Buranın yargı meclisi benim!” diyor.

“Kadılar kadısı yargılayacak seni! Bugün suç işledin. Yargılanacaksın!” diyor.

“Ya etme eyleme!”

“Yok, ya gönlün ile gelirsin ya da zorla götürürüz!”

“İyi!” diyor. Üzerine bir şeyler giyiyor, çıkıyor. Bu zaptiyeler bunu, doğru çöle götürüyorlar. “Ya Kardeşim, çölde ben nasıl yargılanacağım?”

“Yürü, bize emredildi, seni götüreceğiz.” 

Çölde büyük bir çadır ki, Nur saçılıyor, güneş gibi böyle. Kadı şaşırıyor “Bu ne ola ki?”

“Gir! Kadılar kadısı içerde seni yargılayacak.” İçeri bir giriyor ki, Resullulah Efendimiz tahta oturmuş. Kadı hemen geliyor elini öpüyor. Karşısına dikiliyor.

Efendimiz diyor  “Kadı Efendi, bugün suç işlemişsin, şikayet var hakkında.” Bir bakıyor yanında şikayetçi dikiliyor.

“Ya Resullulah, ben bir suç işlemedim. Ben bugün geldim. Kimseyle dalaşmadım, kavga etmedim, kimsenin malına ters bakmadım. Ben nasıl suç işledim?”

“Yok suç işledin! Hakkında şikayetçi var!”

Kadı düşünüyor, düşünüyor…

“Ya Resullulah, ben bugünü gözden geçiriyorum. Bugün ne suç işledim? Kâbe’yi tavaf yaptım. Birisi Kâbe’ye ayaklarını uzatmış uyuyordu. Biz Kâbe tarafına İstanbul’dan bile ayak uzatmıyoruz. Bu, bize ters. Bana ters geldi. Ben, onu rahatsız etmeden şöyle çevirdim. Sonra gözünü açtı baktı. Sonra yine uyudu. Vallahi, bu suçsa, ben suç işlemişim o zaman!” diyor. Davacıda yanına dikilmiş. Davacıya, Peygamberimiz:

“Ne diyorsun?” diyor, o da diyor ki:

“Ya Resullulah, iyi niyetle suç işlemiş, o zaman bende geri alayım” diyor. “E peki!”

Dava bitince şikayetçi çıkıyor, arkadan da kadı çıkıyor. Kadı diyor ki:

“Ya birader, ben sana kötülük etmedim. Beni rezil ettin Peygambere. Seni bir günahtan kurtardım!” diyor. Bir dikkatli bakıyor ki İstanbul’da altın verdiği adam.

“Ya ben seni tanıdım. Ben sana İstanbul’da da kötülük etmedim. Burada da seni günahtan korudum, ayağını çevirdim, iyilik ettim. Sen, beni Resullulah’aşikayet ettin” deyince, adam gülüyor.

“Kadı Efendi, ben Hızır’ım. Dünya gözüyle sana Resullulah’ı göstermek için yaptım, sen çabuk panikledin, çabuk çıktık huzurdan. Öyle yapmasaydın, biraz daha kalacaktık!” diyor.  

E şimdi kardeşim, böyle kadıların yargıladığı ülkeler nasıl olur, bir düşünün? Onu orda deniyor işte.  O cömertliğine karşılık, dünya gözüyle Peygamberi göstermeyi murat etmiş Hızır. Hızır biliyorsun hikmetlerle yapar. Peygamberlerin çoğu bile onu anlayamadı, Hz. Musa bile anlayamadı.

“Tasadduk” diyince, o geldi aklıma.

Derviş, namazın yarısı kılar. Avamın birçoğu namazın onda birini kılar. İmam, “Allahu ekber” demiş elini bağlamış. Namazdan sonra bağa gidecek. “Eşeği şu kazığa bağlasam, üzümü yer…” diyor, okuyor ama aklı orda. Onda birini kılanlardan. “Kiraz ağacına bağlasam, bu sefer fasulyeye yetişir, onu yer…” diyor, uğraşıp duruyor, zihninde eşek bağlayacak yer arıyor. Arkasında da keşfi açılmış derviş; “Ulan, bilmem nerene bağla!” diyor. Bırakıp gidiyor.

“İhsanı” iyi bilmek lazım. İhsan nedir? İhsan, sen Allah’ı görüyormuşsun gibi namaz kılmak. Sen onu görmüyorsun ama o seni görüyor. Allâhu Teâlâ, bize şah damarımızdan yakın. Kendisi Kur’ân’da bunu defalarca dile getiriyor.

Allah; Arş’ta, ama dünyadaki her insanın yanında. Bir sürü cahil insanın sorusu var. Allah öyle bir Allah ki bütün âlemleri kudretiyle ihata etmiş, kuşatmıştır bir güneş misali. Güneş doğar, dünya aydınlanır.

Her taraf güneşin ısısı, etkisi, fotosentez yapar bitkiler vs. ama güneş burada mı? Güneşin aslı nerde? Her yanımızda, bizi sarmış her tarafta. Vücudumuzu ısıtıyor, ensemizi ısıtıyor, bitkileri ısıtıyor. Hayat veriyor mülk âlemine ama aslı nerde? Orada. Aslı orada ama bütün etkisiyle üzerimizde yani, dünyayı sarmış durumda.  Allâhu Teâlâ’yı böyle telakki et.

Allah’ın Zat’ını, kendisinden gayrı kimse bilmez nerededir. Ama o güneş misali her şeyi kaplamıştır. Onun için bize şah damarımızdan daha yakındır.

İhsanı tam anladığımız zaman, namaza başlarken ilk tekbirde “Allahu ekber” dediğimiz an, kıble tarafından tecelli eder Cenab-ı Allah. Her zerrende hissedersin. Yiğitsen, hadi bakalım o namazı, namaz gibi kılma. O zaman namazı gibi namaz kılarsın.

“Salat-ı nefs”ten vazgeçersin.

“Salat-ı cisim”den vazgeçersin.

En az “salat-ı kalp” kılarsın.

Onun üzerinde de “salat-ı ruh” var.

Şekil hepsinde bir ama içerik çok farklı.

Salatı ruhu kılmak için, yüksek Veli’lerden olmak lazım çünkü yüksek Veli’ler “salat-ı ruh” kılar. Sadece bir tek başlangıç tekbirini hatırlar, başka bir şey hatırlamaz. Ondan sonra, onun bütün melekeleri çıkar, gider tee Arşı Ala’ya kadar, Kâbe’yi tavaf eder gibi, Arşı Ala’yı tavaf eder. “Lilla El Fatiha” dediği an, bütün melekeleri geri gelir.

Hz. Mevlana diyor ki; “Ben, namaza durduğum zaman, ne kendimi bilirim, ne ne okuduğumu bilirim, ne kaç rekat kıldığımı bilirim.”

Bilmez, bütün melekeler ayrılır, vücut burada yatar, kalkar, okur. Hiç yanılmaz. Ama bütün melekeleri gider, tee Arşı Ala’ya kadar. Yani, yedi kat semadaki her şeyi görür. Hisseder. İdrak eder. Hazmeder. Ve “Lilla El Fatiha” dediği an geri gelir. Bu, “salat-ı ruh”tur. Bunu, şimdilik kılmamız çok mahal değildir. Ama en azından “salat-ı kalp” ile kılalım. “Salat-ı kalp”te asla vesvese yoktur. “Salat-ı cisim”de, bazen vesvese gelir, bazen gider. Bir bakarsın, Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlar, bir bakarsın serçe kuşu gibi bağa, tarlaya, ağaca, işe, fayansa, makinaya gider. Gider de gider ama yine geri gelir. Birkaç hamleden sonra geri gelir, hoop “Allah’ın huzurundayım, namazdayım” der. Ha bu da makbul namazdır.

Hz. Ali Efendimize Peygamberimiz dedi ki:

“Ya Ali, vesvesesiz namaz kıl, sana bir deve vericem.”

“Kılarım, Ya Resullulah.”

Hz. Ali Efendimiz namazı baştan sona vesvesesiz kıldı, son rekatta “Acaba sarı deveyi mi, açık renk deveyi mi verecek?” diye düşündü. Bitirdi namazı.

“Kıldın mı ya Ali?”

“Neredeyse başarıyordum. Ta sonunda sarı deveyi mi, açık renk deve mi verecek diye düşündüm, hemen geldi” dedi, şimdi kolay değil.

“İhsan” çok önemli bir olay. İhsanı tanıdığımız zaman, Allâhu Teâlâ’yı görüyormuş gibi ibadet eder kişi, çünkü; dünya üç günlüktür. Ne malın, ne şirketin, ne makamın, ne zenginliğin hiç bir anlamı yok Allah katında, bunlar çok değersiz şeyler. Seçilmiş ümmet bu ümmet, torpilli ümmet, çünkü; salatu selam Efendimize ümmet olmak, aklın alamayacağı kadar büyük bir devlet.

Kıyamet’in kopuşu nedir bilir misiniz? Kıyamet’in kopuşu Hz. İsrafil’in Sur’a birinci defa üfürmesidir. Bir meleğin üfürmesiyle, dünya üzerinde Kıyamet kopar. Dağlar, hallaç pamuğu gibi, kül gibi dünya dümdüz olur. Bir meleğin üflemesiyle.

Hz. Cebrail’in altı yüz bin kanadı vardır. Efendimizin yanına ilk mağarada geldiğinde, Peygamberimizin ödü koptu. Bir baktı ki, kanadının bir ucunun sonu yok. Diğer ucunun da sonu yok.

Bunlar, Peygamberimizin Nur’uyla yaratıldı, düşünebiliyor musun? Ehlibeyt’in Nur’undan yaratıldı. Melekler Peygamberimizin Nur’undan yaratıldı, Nur’dan yaratıldı.

Cinlileri, zehirli ateşten yarattı Cenab-ı Hak. Şeytanlarda dumansız ateşten. Dumansız ateş nedir? Elektrik, şimşek gibi dumansız ateş. Cinlileri, “zehirli ateşten” diyor. Cinlerin bir kategorisi de cinler, yılanlar, akrepler, çiyanlar, vs… Üç cins. Cinin üçüncü cinsi.  Hepsi zehirlidir.

 

————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Ehlibeyt #melek #Cebrail #cin #seytan #çıyan #akrep #yılan #nur #elektrik #şimşek #Allah #namazmakamları #namaz #ibadet #ihsanlaibadet #ihsan