Ana Sayfa Blog Sayfa 10

Recep Ayında Nafile İbadetler 2024

0

Recep Ayında Nafile İbadetler

Resullulah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki; “Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır”. Allah’ın ayı olarak Resullulah (s.a.v.) Efendimiz tarafından adlandırılan ay bilinmeyen ne güzellikler bereketlerle dolu olsa gerek. Acizane bu güzelliklerden bildiğimiz bir kaç güzelliği Rabbimizin izni ile sizlerle paylaşmak isteriz Recep ayında ecir kapılarını.

Recep ayının başı, ortası ve sonunda 20 rekat nafile namaz kılmak. Bu nafile namaz:

İkişer rekat olarak kılınıp, iki rekatta bir selam verilir. Her iki rekatlık namazda:

1. Rekatta: Sübhaneke, Euzu Besmele, Fatiha, İhlas,

2. Rekatta: Besmele, Fatiha, İhlas okunup,

Oturuşta: Ettahiyyatü, Salli-Barik, Rabbena duaları okunur ve selam verilir.

Recep Ayının 14. günü teheccüd vakti kılınan 4 rekat nafile namaz: Bu namaz için Resullulah (s.a.v.) Efendimiz; “Recep ayının 14. gecesi kılınan 4 rekatlık nafile namaz, bir müminin geçmiş bütün günahlarını siler, önünde ki bir yıl içinde de işleyeceği günahları yazılmaz,” buyurmaktadır. Recep ayı 14. gecesi kılınan 4 rekatlık namazın kılınışı:

2’şer rekat olarak kılınıp, 2 rekatta bir selam verilir. Her iki rekatlık namaz da:

1. Rekatta: Sübhaneke, Euzu Besmele, 1 Fatiha, 10 İhlas, 3 Felak, 3 Nas,

2. Rekatta: Besmele, 1 Fatiha, 10 İhlas, 3 Felak, 3 Nas okunup,

Oturuşta: Ettahiyyatü, Salli-Barik, Rabbena duaları okunur ve selam verilir.

 

Not: 2024 yılı için Recep ayı 30 gün olup,

Recep ayı 1. gün (12 Ocak 2024– Cuma)

Recep ayı 14. gün (25 Ocak 2024 – Perşembe)

Recep ayı 15. gün (26 Ocak 2024 – Cuma)

Recep ayı 30. gün (10 Şubat 2024 – Cumartesi)

——————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Recep #recepayı#üçaylar #ucaylar #recepşabanramazan #nafileibadet #namaz #ücaylarnamazı #ibadet #din #islam #4rekatnamaz #2024recepayınafileibadetler #2024üçaylar #2024üçaylar #2024ucaylar #2024recepayinafileibadetler

Dünyadaki Su Dengesi – Kara Delikler Nedir? – Kainatı Okumak Lazım – Hz. Musa Ayarındaki İnsan Kimdir? – İnsan Ölümlü Mü?

0

Bu Dünya’dan her saniye bak, her saniye 16 milyon ton su buharlaşır. Her saniyede bak, dört unsurda Allah’ın kudretini gör. Dünya üzerinde her saniye, bak 16 milyon ton su buharlaşır ve 16 milyon tonda su iner. Burada yağmaz, orda yağar, Amerika’da yağar, bilmem nerde yağar 16 milyon ton her saniyede bak. Allah; Dünya’yı yarattığı zaman ne kadar su yarattıysa, bundan ne 1 gram eksilmiştir, ne 1 gram artmıştır.

Ha şimdi dengesiz yağmurlar var, onlar Kıyamet alametleri. Şurayı selleşiyo, anında iniyor, o selleşip gidiyor falan, yıkıp götürüyor ortalığı o ayrı konu ama yarattığından beri Allah’ın artan ve eksilen bir şey yok, şimdi bunları görmek lazım.

Bugün kara delikler var, hepiniz bunu duydunuz kara delikleri. Kara deliklerin saatteki hızı 3 milyon km bak, düşünebiliyor musun? En küçüğü, bizim Güneş’imizden 4 milyon defa daha büyük, en küçük kara delik. Bunlar kaç adet biliyor musunuz? 7 adet. Kara deliklerin adeti 7 adet, bunlardaki hararet, şimdi bunun kara deliğin ağzından bir büyük kaya atsan 80-90-100 yılda dibine ulaşır o, düşerken ve içindeki hararet 30 milyon derece. Cehennem işte bundan. Cehennemleri; “Esfeli safili”nde yarattı Allah. Esfeli safilinde.

İlliyin’de değil, İlliyin’de cennetler var. Bakın bu kara delikler kendinden milyarlarca büyük yıldızları yutarlar, yok ederler. Bir tane, iki tane, beş tane buna girer, yok olur. Ve o kara deliklerin bir çay kaşığı toprağı, 3 bin kilo geliyor.

Allah’ın kudretini düşün. Ben sana gökyüzünü anlatsam var ya, akıllara zarar bir sistem var ya, akıllara zarar bir şey var. Dünyamız mesela 3004 kilometre hızla gidiyor gece gündüz, yılda 95 milyon 700 bin kilometre yol kat ediyor. Bu Dünya’nın dışına çıksan, uçaktan 3 kat hızlı giden Dünya, ama fark etmiyorsun bak. Zelzele gelmeden ne üzerindeki yıkılıyor, ne şu, ne bu. 

İşte yerçekimi var, işte atmosfer, mesela her canlının üzerinde atmosferin 33 bin kilo basıncı var.

Yağmura döndüğü zaman 1000 kilo azalır, ağrılar tekrar başlar, kalp rahatsızlığı, işte damar falan, onlar, bunlar tansiyon oynar, şeker oynar, bu hava değişimlerinden bunlar olur. Bunlar tabiatın, Allah’ın “tabiat” diye var ettiği bir gücün eserleridir bunlar.

Yahu şu kâinatı okuyun, oku, oku…

Bakın bir kuşun ciğerine bak ya. Sen nefes alırsın ve geri verirsin. Kuşların nefesi nedir biliyor musun? Hem nefes verirken hem alırken oksijen alır. Ciğerinin arkasında balonlar vardır. Bu ciğere giren temiz hava, hiç işlenmeden, o balonlara geçer bir kısmı. Geri verirken o balonlarda temiz havada tekrar oksijenlenerek hem verirken hem alırken oksijen alır.

Bir kuş 16 bin km. uçabilir bir kalktığı zaman. Bakın, he sen kullansana bir kuş kadar, kullanamıyor musun oksijeni? Senin yaratılışın farklı ya bunları gör ya, gör bunları.

Bir meyve ağacına bak ya, bizim meyveler neydi bu sene. Korkunç siz görmediniz, bunlar gördü, dallar yerde, yerde böyle. O muşmuladan tut, armuttan tut, o erikten tut, akıllara zarar. Yahu her sene veriyor, dibinden bu kadar birşey eksilmiyor, ibretle bak ya.

“Altın oran” diye matematikte bir hesap vardır. Esas onun arkasındaki şeyi görsen var ya, vallahi sema edersin. O ağaçlardaki yaprakların diziliş şekilleri var, aman ya Rabbi! Hani bu inceliklere girdiğin vakit zaten insanların anlaması bile zor. “Altın oran” diye bir hesap var, gene konuşmayım bunları ben, bunların farkına varırsan var ya sema yaparsın Mevlana gibi.

He şimdi Allah razı olsun, yani bu Dünyaya geldik gidicez. İnsan ölümsüz mü, değil. Niye insanlar ölümsüzken, ölümden korkar bilmiyorum. Biz bu değiliz, bunun içindekiyiz. Biz bunun içine girmeden evvel 50 bin senedir yaşıyorduk. Bunla mı yaşadık 50 bin sene?

Ana rahminde 4 aylık bebek; 50 bin yaşındadır. Birinci kat semavata ulaşır, oradan bir “seyyalevi bağ” gelir enerjidir bu, annenin göbeğinden çıkıp, alnına değer, 120 günlükken bebek canlanır. Biz bu değiliz. Bu bizim için hapishane.

Bundan çıkış, Peygamberimiz diyor ki; “İnsanların ölüm dediği şey, bir mümin için Dünya’daki en büyük ödül” diyor. Zindandan çıkıyorsun, hapisten çıkıyorsun, kurtuluyorsun bundan. Bu kaplumbağanın kabuğu gibi sırtımızda yük. Ama 50 bin senelik yoldan geldik, burada küçük bir mola verdik.

Dünyanın bin yılı, Allah’ın bir günü. Allah bizi, yani 80 sene yaşayan Allah’ın zamanına göre 50 dakikadır, bir sınava soktu. Doğru mu, eğri mi? Şimdi “Sen cehennemliksin, sen cennetliksin” demedi. Yarın “Ben ne yaptım?” diyeceksin.

Bu Esfeli  Safili’ne, buraya gönderdi bizi. Burada yaptığımız herşey kayıt altında. Bu bedende nefis var, nefis şeytana bayılır, Allah’ı hiç sevmez, içimizde besliyoruz.

Artı şeytan var tebelleş olan bize, artı hannaslar var sadrımızda, bize vesvese veren.

Ayet-i kerimede ne diyor; “Min şerril  vesvasil  hannas” nerde bunlar? Sadrında.

Burada düşman çok ama “Hakiki mücahit kim?” diyor Peygamberimiz. “Nefsinle mücadele veren”. Her zikreden, nefsinle mücadele etmiştir. Çünkü nefis zikri sevmez, ibadeti sevmez. Bunu yapıyorsan, sen onunla savaştasın. Aferin sana, en doğruyu yapıyorsun.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#karadelik #su #dünyadakisudengesi #kainat #kainatıokuma #nefs #nefslemücadele #hayat #ölüm #insanölümsüzvarlık #kıyamet #ahirzaman #sel #afet #yerçekimi #atmosfer

İmam Gazali’nin Kitap Yazması – Allah’ın Arkasından Konuşma – Canı Yanandan Gayrısına

0

Namaz. Hepsini Cebrail’den (a.s.) öğrendi Peygamberimiz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hatem-ül Enbiya’nın Mürşid’i var, sen kimsin ki, yani şöyle diyorsun, böyle diyorsun…

Bütün evliya diyor, “Şeyh’i olmayanın Şeyhi; şeytandır” diyor. Mutlaka bir yerde olacaksın. Çünkü bir koruma kalkanın yok.

Allah sûfiler için ne diyor; “Onlar Ben’im özel kullarım” diyor. “Onların üzerinde o kadar şeytanın etkisi yok” diyor.

Peygamberimiz ne diyor; “Onlar benim ev halkım.” Şeytan sana ne yapabilir ya, sana bir günah işletse bile Allah hemen tövbeyi sana nasip ediyor. O günahtan kendini temizliyorsun.

Şimdi bakın İslam’ın kelam alimi gibi o büyük insanlar hepsi tasavvuf ehliydi. Allah; “Onları sevdirdik” dedi rüyasında Gazali Mürşid’e gitme konusunda nasıl iştahlandı.  Sonrasında adam namaz aralarında minareye kendini kilitliyordu, zikir, zikir, zikir, zikir, zikir… Kısa bir sürede aldı gitti, İmam Gazali oldu.

İmam Gazali “İhyâ’u Ulmû’id-Dini” yazmaya karar verdi, dört cilttir, şu kalınlıktadır o kitaplar. Annesine dedi ki; “Anne, ben kitap yazıyorum. Kapımı çalmadan sakın girme odama. Bir şey için girip, çıkman gerekirse mutlaka kapıyı çal” dedi.

Bir gün annesi yiyecek bir şeyler hazırladı; “Çoktan beri bu kitap yazıyor” dedi. Kapıyı açtı bir girdi. Dört rahle, dört İmam Gazali, dördü de yazıyor. Baktı, baktı hangisi oğlu, hangisi değil, hepsi aynı.

“Anne, ben sana ne dedim? Kapıyı çalmadan girme”.

İşte dört Gazali yazdı bütün kitapları. Bir insan hayatı nasıl insanlar akıl erdiremiyor ama bu benim anlattığım olayları bilmiyorlar, bilmeyince:

“Ya nasıl olur? Gazali ömründe her gün bin sayfa yazması lazımdı” diyorlar bir günde.

Şimdi yol budur. Yunus’un da dediği. “Yol odur ki doğru vara” dediği budur. Uydurulmuş şeyler tarikatlar hakkında, adam binlerce müridini tarlada, tapada çalıştırıyor. İşte şöyle süpürüyor, böyle bilmem ne yapıyor, daha sen bir tarikatın içine girmemişsin, adamlara bin tane iftira atıyorsun. Menzil’e her gün kırk otobüs, elli otobüs gider, binlerce insan, bir iğne götürüyor musun? Bir iğne götürsen, kabul ediyor mu adam? Bir de seni yediriyor, yıkanıyor, paklanıyor gidiyor, adam sana masraf ediyor, ee bu adamı sen nasıl karalıyorsun? Bilmiyorsun haberin yok, racon kesiyorsun, karşıdan iftira atıyorsun, şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım.

Adam benim tarikatta olduğumu bilmiyor. Gene bir yolculuktaydım, uzun bir yolculuk trenle. Adam bir tarikattan konu açtı, “Onlarböyle, onlar şöyle…” attı tuttu tarikat hakkında. Bende dinledim birkaç saat, ondan sonra dinledim hiç sesimi çıkartmadım, “üff” tarikat neymiş!

“Bitirdin mi?” dedim.

“Bitirdim” dedi.

“Ben Mürşid’im, tarikat Şeyh’iyim. Şimdi söyle bakalım, anlattıkların mesela bin kelime konuştuysan, kaç kelime doğru, kaç kelime yalan?”

“Valla Şeyh’im, hepsi yalan” dedi.

Rezil oldu, yerin dibine girdi. İki saat dinledim onu, ya böyle yapma işte, racon kesme, karalama, iftira atma, bak rezil oldun işte.

Biri de bana namaz kılmayı öğretmişti işte, Çanakkale’ye giderken. Yani insan hayatta neler görüyor neler geçiriyor, nelere muhatap oluyor. Ama yoldan taviz vermeyeceksin kardeş, yol doğru yoldur; Allah’a giden yoldur.

İnsan Allah’ın arkasından konuşmaz, asla. Bizim de arkamızdan bir dostumuz konuşursa, ağrımıza gider. Allah’ın da arkasından konuşma, Allah’a arz et halini.

De ki; “Ya Rabbi, biraz fazla oluyor, biraz ayarı hafiflet” de. Biz bazen kaçırıyoruz ipin ucunu, “Ne istiyorsun?” diyoruz. Bu da denilmemesi gereken bir şey.

Ama daha evvelkilerin dediği gibi:

“Bilirsin ki ben kulum Sen Sultan’ımsın dilde zikrim, kalpte tercümanımsın.”

Ondan evvel ne diyor:

“Noksanı tartarsın, sen noksancı mısın?” diye soran Azmi Baba hemen toparlıyor arkadan, sopayı yemeden:

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın

Evvel baharı sonra güzü yaptın

Mizanı iki göz terazi yaptın

Noksanı tartarsın sen noksancı mısın?

Mizan’da sevap, günah tartılıyor ya. Tartmasan da olur, yani tartma. Güya Allah’a akıl mı veriyorsun. Ama arkadan da çok ağır bir kelime. “Sen noksancı mısın?” diyor.

Allah’a, bu Allah’a denilmez, Allah ne yapıyorsa Hak’tır, doğrudur. İşin en doğrusunu Allah yapar. Ama hemen toparlıyor.

Bilirsin ben kulum sen sultanımsın

Kalpte zikrim dilde tercümanımsın

Allah’ın gönlünü alıyor. Allah’ın da dostlarına hırsı, kızgınlığı çabuk geçiyor. Çabuk yumuşuyor, öyle güzel bir Allah.

İnsanız, beşeriz. Gücümüz bir yere kadar.”

Allah’ta bunu bildiği için “Canı yanandan gayrısına, kötü sözü haram kıldık” diyor. Canı yanıyor artık. Kötü söz kullanamazsın Allah’a karşı ama biraz şeyin üzerine çıkıyorsun yani. Bu doğru mu, bu da doğru değil. Bunu da yapmamak lazım!

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#İmamGazali #İhyâuUlmûidDin #İhyauUlmuidDin #Allahınarkasındankonuşma #mürşit #mürşid #mürsidikamil #Şeyh #Şeyhiolmayanınşeyhişeytandır #canıyanan

Bedenin Halleri – Astral Yolculuk – Kainatın Şekli – 5 Bedenin Gözü – Kafirinde Beyni Allah’ı Anar – Veli’ler Nasıl Her Şeyi Bilebilir?

0

Onlar daha evvel astral âlemde yaşanmıştır, yaşanan şeylerdir, mesela; astral hayatın birçok kanalı var, astral bedende uzak yakın yok, yani melek gibisin veya cin gibisin, yani düşünce hızıyla bir yerlere ulaşabiliyorsun. İnsan beş vakit namaz gibi beş tane bedenden oluşuyor. İnsan o kadar muhteşem bir varlık ki, onun için Allah:

Esteizübillah”; Lekad halaknal insane fi ahseni takvim” diyor.

Şimdi insan kendini tanısa var ya muazzam bir başarıya ulaştı demektir, nasıl beş vakit namaz, insan bedeni beş tane.

Birincisi “aura”, etrafında atmosferin senin şeklini alır.

Arifler auraya bakar. Bir insan 100 kelime konuşsun, bir kelime yalan konuşsun, o kelimenin yalan olduğunu bilir, o kafanın üzerindeki aura kararır, sigara dumanı gibi. Ama yüze vurmaz asla, insanı mahcup etmek insanın şiarı değildir. İnsan insanın tamamlayıcısıdır, kusurları örtücüdür, hani tembih nedir? “Gece gibi, toprak gibi örtücü ol.” Hani şey yapma, açma.

İkincisi “mantal bedendir”. Mantal beden, bu beden öldükten 24 saat içinde kaybolur, hani “Hortlak gördük” derler mezarlıkta gözükür bu, 24 saat sonra yok olur gider kâinatta. Bu ikinci bedendir.

Üçüncü beden “astral beden”dir. Her şey onda akıl, fikir, mantık, ilim, bilim hepsi onda. Astral beden ile yapılır bu seyahatler, astral beden ile uzaklara ulaşılır. Ne kadar uzak olursa olsun, istediğin yıldızlara gidersin, galaksilere gidersin, Güneş’e kadar gitsen ızdırap duymazsın. Fakat astral çıkınca bu bedene dönüş hiç hoşuna gitmez. Böyle kaplumbağanın kabuğuna girmiş kadar zor gelir. Bu bedene geri döndüğün zamanda soğuk, buz gibi bir suya atlamış gibi hissedersin.

Dördüncüsü “ruh”. Astral bedenin ikinci bir haline biz “ruh” diyoruz, yani ruhun daha gelişmiş halidir astral beden, o da vücut şeklini alır, zaten kâinatın şekli de “çıplak erkek vücudu” şeklindedir. Bu sonsuz olan kâinatın şekli de öyledir.

Ademiyet. Ademiyet çok farklı bir olaydır. Çok anlatılacak şey var ama sizin için daha lazım değil.

“Astral beden” müthiştir, Allah’ın büyük sanatıdır, Allah’ın büyük lütfudur, Allah’ın büyük kudretidir. Onun için insan çok değerli bir varlıktır, mümin olmak kaydıyla. Mümin değilsen hiçbir değerin yok.

Beşincisi de “fizik beden”dir.

Ha insanda öyle melekeler var ki böyle kendini keşfetsen, büyük hayrete düşersin. Bir insanın birşey istek duyması, arzu etmesi, can atması, o işe odaklanması, bunlar öyle enteresan şeyler ki, herbirinin içine girdiğin vakit 100 dosya, 200 dosya dolduracak ilim var bunlarda.

Tecelliler yine farklı birşeydir. Bütün insanların hayatını süsleyen, yaşanır hale getiren veya yaşanmaz hale getiren Allâhu Teâlâ’dır, Allâhu Teâlâ’nın Esma’ları, birçok Esma’dan yardım alırız biz, onlarla beslenir birçok halimiz, birçok şeklimiz.

Bugün rüya görürsün, nedir o? İnsan gözsüz birşeyi görebilir mi, nasıl görebiliyor? Şimdi bunun cevabını verebilir misin? Bedeni göz önüne koy, mümkün değil. Gözümü kapattığım zaman bir şey görmüyorum ki, gözsüz bir şey görülür mü? Ama öyle güzel rüyalar görülür ki hasret duyarsın, o kadar hoş yer görürsün.

Ha demek ki öbür bedenlerinde gözleri var, astral bedenin de gözü var; biz “kalp gözü” deriz. “İlham gözü” var, “kalp gözü” var, “vehime gözü” var. Bakın fizik bedenin gözü var ve astral bedenin gözü var, bu gözler sırayla açılır. Kalp gözünün açılması övüldüğü kadar müthiş birşey değil, hani “Kalp gözü açık bu adamın” deriz. Kalp gözü açık kişinin hisleri doğrulanır, hissettiği şey doğrudur, yanlış birşey hissetmez.

Ama astral bedenin gözü açıldığı vakit herşeyi görürsün, esas astral bedenin gözü açılacak, astral beden açıldı mı, kalp gözü zaten açılır. Astral bedenin gözü açıldığı vakit, senin aklından geçeni bilir adam, sen ne dersen de, senin şecereni saniyede okur, sadece senin değil, bir ağacın şeceresini okur. Kaç tane çalışan var, kaç tane profesör var, kaç tane laboratuvar var, ne kadar meyva yapacak, 10 sene sonra ne kadar meyve yapacak… Burada insanın aklının alamayacağı haller var. Bunu düşünebiliyor musun, peki nasıl? Bunun cevabı da var.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor  ki; “İnsan beyninde 6 trilyon hücre var. Her bir hücredeki ilmi kitap olarak yazsalar, sen 27 yılda okursun.” Senin beyninde 6 trilyon hücre var, sen 27 yılda okuyorsun. 6 trilyonu 27 ile çarp, ne kadar ömür gerekiyor sana? Milyarca, trilyonlarca yıl gerekiyor kendi beynindeki ilmi okuman için.

Ee şimdi bakın, insan beyninde 6 trilyon hücre var, her hücrede 27 yıl okuyacağın bir ilim var. Peki başka ne var? Beyinde her trilyon hücrenin başında bir Mürşid var. 6 trilyon hücrenin başında, ayrı 6 tane Mürşid var. Allah Kur’ân’da diyor ya; “Siz istesenizde, istemesenizde Allah’ı zikredersiniz, Allah’ı anarsınız.” Kafir de anıyor, peki nasıl? İşte onun cevabını veriyor şimdi, bunlar sır kısmı aslında da.

Bunlar 6 trilyon hücre, bir dakikanın 1/6 kadar zamanda buradaki Mürşid kendi bir trilyon hücresi ile; “La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah.” Bir dakikanın 1/6 kadar zaman dolduğu zaman, ikinci Mürşid’e geçiyor. Bir dakikada bir halaka dönüyor, bunu kafirin beyni de, müminin beyni de, cahilin beyni de yapıyor.

İşte Allah’ın Kur’ân’da dediği; “İstesenizde, istemesenizde Allah’ı yerde, gökte her şey anar” diyor  ya, anıyor ama sen kendi beynini bile bilmiyorsun, ondan bile gafilsin.

Ama bakın zikirde kemâlat kazandığın vakit, belirli bir noktaya geldiğin vakit, bir uyanırsın, bir güzel sesini duyarsın beyninin zikrini; “Allah, Allah, Allah” aynı bu kadar sesi duyarsın içinden. “Allah, Allah n’oluyor?” Benden ayrı ben, zikrediyorum ama benim elimde değil. Sen dinlersin, dışardan birini dinliyor gibi ama zikreden de sensin, dinleyen de sensin.

Ha bunlar da yaşanır yani, ben bunu çok yaşadım. Bir uyanıyorum; “Allah, Allah, Hu” çekiyor. “Tamam, kes, yeter” diyorum, yok. Bir sövüyorum, sayıyorum, günah işliyorum, “tıp” duruyor, başka türlü durduramıyorsun. E durma ya, neden durduruyorsun ki! İşte merak, bende ters adamım ya, bırak zikretsin. O kadar güzel zikrediyor ki ve ona hile karışmıyor, riya karışmıyor, hiçbir şey karışmıyor. Çünkü; başka duyan yok ki, sen duyuyorsun sadece. Yani bu yol çok güzel bir yol, kâinatta bundan daha güzel hiçbir şey yok.

Yunus diyor ki:

Şu karşıki dağları,

Meşeleri bağları,

Sağlık sefalık ile aştık Elhamdülillah.

Kuru idik yaş olduk,

Ayaydık baş olduk,

Kanatlandık kuş olduk,

Uçtuk Elhamdülillah.

Vardığımız illere,

Şu sefa gönüllere,

Baba Taptuk manisini saçtık Elhamdülillah.

Boşuna mı diyor yani.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#beden #fizikbeden #ruh #aura#mantalbeden #ilhamgözü #kalpgözü #vehimegözü #insan #kainatınşekli #astralseyahat #astralyolculuk #astral #beyin #kafir #kafirinbeynideAllahıanar