MÜRŞİD NEDEN GEREKLİ? NEFİS MAKAMLARI NELERDİR?

0
73

Bir Kamil Mürşide varmazsan olmaz,

Cebrail delildir Hazret-i Ahmet Muhammed’e bile

Bir Kamil Mürşide varmazsan olmaz,

Hazreti Musa’ya “Hızır’a var” dediler

Bir Kamil Mürşide varmazsan olmaz.

Onun içindir ki; insanda Kamil Mürşid arama sevgisi, isteği Allah’a mülaki olmakla başlıyor. Tabi ki bu mülaki olmanın en asgari seviyesi; bir günde aklına gelen sevdiğin şeyler ya da meşgul olduğun şeyler yüzde kaç geliyor, mesela Allahu Teâlâ yüzde kaç geliyor aklına, diğer sevdiği şeyler, dünyada meşgul olduğun şeyler yüzde kaç geliyor?

Bu Allah sevgisi ya da Allah muhabbeti %51’lik seviyeye ulaştığı zaman işte bu mülakiliğin ilk alt seviyesi olmuş oluyor ki, ondan sonra Allahu Teâlâ senin kalbine 1 derece yazıyor. Ondan sonra kişide Mürşid arama duygusu başlıyor, sevgisi başlıyor. Ondan sonra bir Mürşide varıyor, bir Mürşid buluyor.

Ondan sonra Allahu Teâlâ ona 1 derece veriyor, mülaki olduğunda da 1 derece veriyor ve her nefis dersini geçtiğinde; kalbine Allahu Teâlâ 7 derece veriyor. 7.ci derse geldiğinde ise 7 kere 7; 49, 1’de Allahu Teâlâ’ya mülaki olduğunda 1 derece, 1’de Mürşide vardığında 1 derece daha alıyor. Sonra bu %49’a, 2 daha ilave ettiğimizde %51 olmuş oluyor, bu sayede kişi küçük Velilerden olmuş oluyor bu %51’lik seviyeyle. Ama yine nefis afetleriyle devam ediyor, yani %49 yine afet var. Yani günahlardan beri değil, lakin günah işlese de bunlarda ısrarcı olmaz derviş ve zakir olan bir kişi, tekrar tövbe istiğfar edip, eski seviyesine döner. Aynı bu bir saatin ibresi gibi devamlı bir noktada durmaz, aşağıda inebilir, yukarıda çıkar ama bellirli bir noktada kalmaz yani, hangi derecede ise o dereceye tekrar gelir. Onun içindir ki bu nefis makamlarını geçebilmek için illa bir Mürşid gerekiyor tabiki. Bunun içinde Peygamber Efendimiz diyor ki; “Herkes benimle övünür, ben ise Ebu Numan Hanefi ile övünürüm” diyor.

Ashab-ı Kiram Efendilerimiz soruyor; “Ya Resulallah, Ebu Numan Hanefi kimdir, gidelim onu ziyaret ederim, tebrik edelim.” diyor.

“O benden sonra gelecek olan müçtehid alimlerdendir benim ümmetimden” diyor, ki ondan sonra Ebu Numan Hanefi Hazretlerinin dünyaya teşrifi, annesinin babasının nasıl bir mübarek kişi olduklarını herkes biliyor zaten, o dahi en büyük müçtehid alimken, Hanefi mezhebinin kurucusu iken dahi son öleceğine 2 yıl kala Cafer-i Sadık’a intisap ediyor. Diyor ki; “Eğer ömrümden son 2 yıl olmasaydı Numan helaklık olacaktı” diyor, yani Cafer-i Sadık’a intisap ediyor ki ondan sonra nefis makamlarını geçiyor. Yani istediği kadar alimde olsa, Mülhime’den Mutmaine geçemiyor, Mutmaine Makamına erince anca kişi cenneti hak etmiş oluyor çünkü, ayetle de sabit; “Ey Mutmain olmuş nefis, sen Allah’tan razı, Allah’ta senden razı, mümin kullarımla beraber gir cennetime” diyor ayet-i kerimede.

Peki kişi niyet etti bu yola girdi, ömrü vefa etmedi, 3.cü derse geldi. Oradayken vefat etti ya da daha alt dersteyken, Mutmain Makamına gelmeden yani, Hakka yürüdü diyelim, bu niyetinden dolayı, “Niyetler amelden üstündür” düsturuna göre bu niyetinden dolayı yine cennet ehli olmuş oluyor.

Peygamber salat selam Efendimiz zamanında bir zat geldi, o da iman etti, Müslümanlığı kabul etti ve savaş zamanıydı. O kişiyi hiçbir ibadet etmeden direk savaşa gittiği için şehit oldu ve cennet ehli olmuş oldu tabii otomatikman. Çünkü neden şehit oldu, Allah yolunda kazada bulundu ama hiçbir ibadeti yoktu. “Niyette amelden üstündür.” Bu halis niyetinden dolayı yani İslam’ı kabul etmiş, ömrü vefa etseydi, İslam’ın hükümlerini yerine getirecekti. Ama şehit oldu ve cennet ehli olmuş oldu. Onun içindir ki niyet hayr olanın, akibeti de hayr olur elbette ki.

İşte Nefis Makamlarından Emmare, Levvame, Mulhime. Bunlar tehlikeli makamlar.

Emmare Makamı ayet-i kerimede de geçiyor, Yusuf Suresi’nde; “Kötülüğü emreden nefis, yani bunun karakteri vahşi hayvan olarak nitelendiriliyor temsili olarak, bu karakteri vahşi hayvan ne yapıyor, günlük yiyiyor, içiyor, dışkısını yapıyor, birleşeceği zamanı çiftiyle birleşiyor, işte günlük hayatta da bu meziyetlere sahip olan kişi; karakteri vahşi hayvan sıfatındadır.

Ondan sonraki 2.ci ders Levvame; yani kendini kınayan nefis, levm etmiş kendinden. Yani “Ben bu dünyaya ne için geldim, ne için yaratıldım?” deyip, kendini sorgulayan ve ona göre istikametini çizen kişi yani bu da diğer karekteri ehilleşmiş hayvan, yani rüyalarımızda gördüğümüz ehilleşmiş hayvanı ölü yada öldürüldüğünü görüyoruz.

1.ci derstekinde ise karakteri vahşi hayvanın ölü ya da ölmüş, öldürülmüş olarak görüyoruz. İşte bunların sebebi de bundan dolayı.

3.cü nefis makamı ise Mülhime, yani ilham alan nefis demek. Tabii bunun tehlikesi daha büyük çünkü; bundan insan yaptığı ibadete ve aldığı huşuya göre kibirlenme şeyine düşebilir.

Ondan dolayı, buna şeytanın makamı da deniyor. Çünkü “Şeytanın dünyadayken secde etmedik bir karış toprak dahi bırakmadı” diyor ama

Allahu Teâlâ, Hazreti Adem Aleyhisselam’ı yarattığında, ruhundan üflediğinde “Buna secde edin” dediğinde Azazil burada büyüklendi ve “Beni ateşten, onu topraktan yarattın” deyip, o kadar yapmış olduğu ibadetler, taatler kibrinden dolayı boşa gitmiş oldu ve yapmış olduğu şeyi de Allah’a atletti, “Beni azdırmana karşılık” dedi.

Hz. Adem; “Ben nefsime uydum ya Rabbil Alemin, beni affeyle” diye tövbe istiğfar etti ama şeytan ise yaptığı kötü ameli Allah’a atfederek; “Beni azdırmana karşılık, kıyamete kadar bunların önlerine ve arkalarına set koyacağım” yani “Ayaklarını kaydıracağım” deyip, Allahu Teâlâ’dan Kıyamet zamanına kadar mühlet istedi. 

Ama ne acıdır ki o zaman, Allahu Teâlâ’nın sadece bir secde emrine karşı gelen, şimdi Allahu Teâlâ günde beş vakit ezan okunuyor. Günde 5 vakit bu ezana, çağrıya kulak asmayıp, Allahu Teâlâ’nın namaz kıl emrine kulak asmayan, secde etmeyen kişinin hali bu şeytandan daha fazla günahkar olmuş oluyor. Ki Allahu Teâlâ kendine secde etmemizi istiyor, şeytandan ise başka bir yarattığı varlığa secde etmesini istemiş.

Yoksa şeytan zaten Allahu Teâlâ’ya secde ediyordu ama başka bir varlık yarattığından dolayı, kendinin üstün olduğunu ve yarattığından daha hakir olduğunu görüp, ona secde etmekten kaçındı. Bizden ise istediği, kendi Zat’ına secde etmek, ama ne var ki işte Allahu Teâlâ; tövbe kapısı bize açık bıraktı.

Peygamber Efendimizde zaten öyle diyor; “Günah işleyen helak olmaz, tövbeyi geciktiren helak olur” diyor. Yani kişi ne zaman tövbe edip, Allah’a dönerse kurtuluşa erenlerden olacaktır elbette ki.

“Siz günah işlemeyen bir kavim olsaydınız, hepinizi toptan yok eder, yerinize günah işleyip, tövbe eden kavimler yaratırdım” diyor Allahu Teâlâ. Çünkü öyle bir şey olsa Allahu Teâlâ’nın birçok Esması o zaman iptal olması lazımdı. 

Mülhime’den sonra gelen nefis makamı; Mutmain Makamı, yani mutmain, tatmin olmuş nefis, huzura kavuşmuş olan nefis demek. Zaten ayet-i kerime de ne diyor; “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur”, yani tatmin olur, huzura kavuşur. Yani bu kişi Allah’ın emrettiklerinden de, yaptıklarından dolayı huzur bulmuş, men ettiklerini de yapmadığı için huzur bulmuş olan nefis makamı demek. 

Ondan sonra gelen nefis makamı; Radiye Makamı, yani Allah’tan razı olma makamı, başına gelen musibete ve iyiliğe de, her şeye razı olan kişi.

Yunus Emre’nin dediği gibi:

Narında hoş, nurunda hoş

Senden gelen her şey hoş

demek.

Mardiye Makamı ise, Allah’ın razı olduğu, yani; “Onlar Benim elim, ayağım, kulağım, gözüm” gibidir diyor, razı olduğu kullar için.

Ondan sonra gelen 7.ci nefis makamı; Safiye Makamı. Safiye zaten adı üstünde saf, arı, duru, katışıksız, yani yaptığı her şey Allah için, sadece Allah için yapan kişi demektir. 

İşte bu nefis derecatlarını geçmek için ne yapıyoruz, biz Allah’ı zikir ediyoruz. Her zikrettiğimizde bu Esmaların nurlarını kalbimiz çekiyor. Aynı bu demir tozlarının mıknatısın çektiği gibi, bizim kalbimizde bu nurları çekiyor ve kemalat buluyor ve vücut azalarına ne yapmış oluyor, tekamül etmiş oluyor ki vücut azaları kötü şeylere gitmiyor. Yani neyden haz alıyor, iyilik, Allahu Teâlâ’ya ibadet ve taatten, zikirden tat, Allah bizden ne istiyorsa, onlardan zevk alıyor.

İşte bu nefis makamlarını geçerken, tabi ki bu ilk bu yola tekabül ettiğimiz zaman ne niyetle de tekabül ettik, yani ne amaçla, ne niyet ettikte girdik, “Uçayım, kaçayım”, işte ne bileyim “Keramet ehli olayım” diye mi, yoksa Allah rızası için mi, eğer uçmak içinse, o niyetle girdiyse, keramet ehli olmak için girdiyse gökteki kuşlarda uçuyor ama Allahu Teâlâ bizim dilimizi, gönlümüzü kendi Esmasıyla süslemiş. Bundan büyük keramet olmaz.

İşte; niyet, ilim, amel; bu sıralamayla Allahu Teâlâ bize bakıyor. Niyetimize bakıyor. Ondan sonra neye bakıyor, amele bakıyor.

Ne diyor Yunus Emre:

İlim hilim ilim bilmektir. (Hilim, yumuşak huy, tevazu, alçakgönüllülük

İlim kendin bilmektir. (Kendini bilen Rabbini bilir diyor. Yani kendini bu aldığın bilimler karşısında senin tevazunun, alçak gönüllünün artar daha çok, her ilim aldığında daha çok sen küçülürsün, tevazun artar.

İlim kendini bilmektir. Eğer sen kendini bilmezsen, alınan ilim insanın nefsini Kaf Dağı yapmışsa, bu insana daha çok kibir vermişse, o zaman niye bu halin nice okumaktır, yani ordinaryus profesör olsan neye yarar? Senin almış olduğun ilim, senin himini yükseltmediyse, bu halin nice okumaktır, boş yere dirsek çürüttün demektir.

“Yol odur ki Hakka vara

Göz odur ki alçaktan baka

Yukarıdan bakan göz değil” diyor Yunus Emre başka bir dizelerinde.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#mursid #nefsmakamları #nefismakamları #seyrusuluk #mursidikamil #mürşidikamil

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız